title mobile

Bölüm 8: 2. Sahne — Başkahraman II

⏱ Tahmini okuma süresi: ~6 dakika  •  İyi okumalar!

[<Sponsor Seçimi> sona erdi.]

Havada süzülen mesajları okurken derin bir nefes aldım.

[Bazı takımyıldızları seçiminiz karşısında büyük şok yaşıyor.]

Evet, işte başlıyor.

[Takımyıldızı 'Boşluğun Kara Alev Ejderhası' seçiminize öfkelendi.]

["Kara Bulut" bulutsusuna ait takımyıldızları, Boşluğun Kara Alev Ejderhası'nın öfkesiyle sarsıldı. Bir süre "Kara Bulut" takımyıldızlarından hiçbiri size sponsor olmayacak.]

Bu tepkiyi beklediğimden pekte şaşırmadım.

Sırf reddedildiği için kendi bulutsusunu bile bana sırt çevirtecek biri ha… Orijinalde Kim Namwoon'un sponsoru olması boşuna değilmiş. Sponsor nasılsa cisimleşen de öyle.

[Takımyıldızı 'Alevin İblisvari Yargıcı' hayal kırıklığına uğradı.]

[Gelecekte adalet anlayışınızı azimle takip edecek.]

Başmelek Uriel'in tepkisi sadece hayal kırıklığıydı. Mutlak İyilik hizasındaki takımyıldızları, ağır bir günah işlenmediği sürece birinden nadiren nefret ederdi.

[Takımyıldızı 'Gizemli Entrikacı' seçiminize hayran kaldı.]

[200 jeton sponsor oldu.]

Gizemli Entrikacı'nın tepkisi tamamen beklenmedikti. Bir takımyıldızının doğası sıfatından çıkarılabildiğine göre, muhtemelen tedbirli davranışımı takdir etmişti.

[Takımyıldızı 'Altın Başlığın Esiri' seçiminizi eğlenceli buluyor.]

Cennetin Dengi, Yüce Bilge'ye gelince…

Kararsızdım. Doğru seçimi mi yaptım? Hiçbir fikrim yoktu. Tam önümdeki muazzam bir fırsatı kaçırmış olabilirdim.

[Takımyıldızı sponsoru seçmediniz.]

Belirli bir takımyıldızını seçmek olasılıklarımı kısıtlamak demekti çünkü bir "sponsor"la yapılan sözleşme asla adil bir anlaşma değildi.

Hayatta kalacağım, ama sizin oyuncağınız olarak değil.

Teorilerim doğruysa, şu anda sponsor seçmeden güçlenmenin bir yolu vardı. Hatta en güçlü takımyıldızlarının cisimleşenlerinden bile güçlü olmanın.

[Haha, vay canına… Biri ilginç bir karar vermiş ha? Neyse, başka fırsatlarda olacak.]

Dokkaebi'nin hilal ay gözleri bir anlığına üzerimde kaldı.

[Herkes bitirdiyse, burada biraz dinlenin. Bir sonraki senaryoyu hazırlamak için kısa bir süreliğine ayrılmam gerekecek. On dakika sonra görüşürüz!]

<Sponsor Seçimi> sona erdikten sonra bu son sözlerle kayboldu. Dinlenmemizi söylemişti, ama bu on dakika gerçekten kritikti. Bu süre içinde durumu toparlayıp gelecek senaryoya hazırlanmam gerekiyordu. Yeteneklerimi zihnimde gözden geçirdim.

[Karakter Listesi] ve [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]. Kullanımlarını henüz tam olarak anlamıyordum, ama ne tür beceriler olduklarına dair genel bir fikrim vardı. Bunlarla idare edebilirdim.

"Millet, lütfen toplanın."

Hayatta kalanlar sözlerim üzerine tereddütle yaklaştı. Elini ilk uzatan Lee Hyunsung oldu.

"Merhaba, ben Lee Hyunsung."

"Ben Kim Dokja."

"Tanıştığıma memnun oldum… gerçi bu durumda söylenecek doğru şey mi bilmiyorum. Daha önce söylediğim gibi, ben bir askerim… ya da askerdim demeliyim sanırım."

"Birliğinize ulaşamıyorsunuz, öyle mi?"

"…Evet."

Ne güçlü bir kavrayış! TWSA'nın erken aşamalarında ortaya çıkan tankçıdan beklenecek bir şeydi.

[Tankçı, oyun jargonunda büyük miktarda hasar absorbe edip hayatta kalacak şekilde tasarlanmış, genellikle düşman saldırılarını diğer oyunculardan üzerine çeken karakter veya birim için kullanılır.]

Onu kesinlikle takımımda tutmalıyım. Şu anda pek etkileyici görünmese de, Lee Hyunsung TWSA ilerledikçe giderek daha vazgeçilmez bir karakter olacaktı.

"Ah, bir de Dokja-ssi."

"Efendim?"

"Daha önceki için teşekkür ederim. Sen olmasaydın hepimiz ölmüştük."

"Yok, o—"

"Ya da daha kötüsü, hayatta kalırdık ama insanlığımızı kaybederdik. Gerçekten minnettarım. Ve… utanıyorum."

Derince eğildi. Biraz karmaşık duygular hissettim. Aslında ben hiçbir şey yapmasaydım da hayatta kalacaktı. Sonra biri omzumu kavradı.

"Haha, taşeron işçimiz büyük iş çıkarmış. Dokja-ssi, beni tanıyorsun, değil mi?"

Arkamı dönmeden kimin olduğunu anlayabildim. Eli omzumdan silktim.

"Tanıyorum, Han Myungoh-ssi."

"Hadi ya, 'Han Myungoh-ssi' mi? 'Departman Müdürü' demen gerekmez mi?"

Bu durumda bile unvanına yapışması çok Han Myungoh'çaydı. Dede zihniyetinin cisimleşmesi ve Mino Soft'un otoriterlik final bossuydu.

"Burası şirket değil."

"Ha, bak sen. İşinden mi olmak istiyorsun? Nereden öğrendin bu terbiyeyi?"

Hırlamasını izlemek, bir zamanlar tanıdığım dünyanın gerçekten sona erdiğini tuhaf bir şekilde hatırlattı. Bu adam, senaryo başlayana kadar bir "yırtıcı"ydı ve ben de onun gibi tipler için "av"dan başka bir şey değildim. Kısa bir süre öncesine kadar kesinlikle böyleydi.

"Ne kadar düşünsem de, daha önce yaptığın şey çok yanlıştı, ha? Önce bana söylemeliydin o böcek gibi şeylerin olduğunu. Nasıl olur da düşüncesizce öyle fırlatırsın?"

"…"

"Kim Dokja-ssi, bana iyi davransan iyi edersin. Sözleşmen bitmek üzere, değil mi?"

Birden her şey gülünç geldi. Yaşadığımız dünyanın yapısı ne kadar kırılgan bir şeymiş.

"Han Myungoh-ssi."

"Hm?"

"Lütfen çenenizi kapatın."

"Ne…Ne?"

"Hâlâ anlamadınız mı? O sıçmık veledden dayak yemek mi lazımdı aklınız başınıza gelsin diye? 'Mino Soft' mu? Bu kargaşada o şirketin hâlâ var olduğunu mu sanıyorsunuz?"

Yüzü şokla bembeyaz oldu, ağzı sessizce açılıp kapandı. Gözlerimi diğerlerine çevirdim. Madem başladım, herkes için de söyleyeyim.

"Sorun sadece o değil. Hepiniz kendinize gelin. Dokkaebi'nin dediği gibi, bu bir oyun değil."

"…"

"Kimse söylemese de, artık ortamı kavramış olmanız gerekir, değil mi? Nitelik pencereleri ve özel beceriler, oyun benzeri bir arayüz. Hâlâ anlamayan var mı?"

Tahmin ettiğim gibi kimse elini kaldırmadı. Kore bu açıdan gerçekten kolaylık sağlıyordu. İnternet ve teknoloji Kore'de günlük hayatın büyük bir parçasıydı, bu yüzden çoğu insan en az bir kez RPG oynamıştı. Oynamamış olsalar bile, en azından bir fantazi web romanı okumuşlardı.

Lee Hyunsung iç çekti ve dedi ki: "Nöbette gizlice okuduğum romanlardan fırlamış gibi, ama hâlâ gerçek gelmiyor. Gerçekten rüya değil mi?"

"Bu kesinlikle gerçek."

Sakin cevabım gözlerinde bir şeyleri hafifçe değiştirdi.

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung size belli belirsiz güveniyor.]

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung hakkındaki anlayışınız arttı.]

Başını salladı.

"İyi. Peki şimdi ne yapmalıyız? Aklında bir şey var mı, Dokja-ssi?"

"Gitmemiz gerekiyor," diye tereddütsüz cevap verdim.

"G-Gitmek mi? Deli misin?!" diye bağırdı Han Myungoh.

"Dokja-ssi, bence de bu…" diye çekinerek ekledi Yoo Sangah.

Bu sefer Han Myungoh'la bile hemfikir olmuştu. Herkes durumu hâlâ kavrayamamış gibiydi.

"Peki ne kadar burada kalmayı planlıyordunuz?"

Dışarıda bir canavar cenneti varken bunun mantıksız bir tutum olduğunu biliyordum. Ama daha iyisini biliyordum. Gitmemiz gerekiyordu.

"Hiçbiriniz ailenizi merak etmiyor mu? Bütün bunlar olurken onların güvende olduğunu mu düşünüyorsunuz?"

"T-Telefonlar bir süredir çalışmıyor, KakaoTalkda çökmüş…"

[KakaoTalk, Güney Kore'de yaygın olarak kullanılan bir anlık mesajlaşma uygulaması.]

Yoo Sangah'ın yüzü düştü. Konfüçyüsçülük Güney Kore'de hâlâ güçlüydü.

[Konfüçyüsçülüğün temel erdemlerinden biri ebeveyne bağlılık ve saygı. Kim Dokja bunu burada kullanıyor.]

"Aile" kelimesi karşısında Lee Hyunsung ve Han Myungoh'un bile ifadesi karardı. Lee Gilyoung'un başı hâlâ sessizce eğikti. Omuzlarına sıkıca kolumu doladım.

Uzun bir sessizliğin ardından ilk tavrını ortaya koyan Yoo Sangah oldu.

"…Gidelim. Gitmemiz lazım."

"H-Hayır! O lanet şeyin az önce ne dediğini duymadınız mı? Yerinde kalın dedi! Kımıldarsak kafamız patlayacak!" diye çaresizce bağırdı Han Myungoh.

"Oylama yapalım."

Yoo Sangah ilk elini kaldırdı, ardından ben ve Lee Gilyoung. Ve bu kadardı.

Lee Hyunsung dedi ki: "…Birliğime gitmem gerekiyor, ama bu durumda dışarı çıkmak tehlikeli görünüyor. Sonuçta uyarıldık."

"Siktirin gidin, tek başınıza gidin! Ben gitmiyorum! Bir adım bile dışarı çıkmıyorum!"

Han Myungoh zaten hiçbir işe yaramadığından umurumda değildi, ama Lee Hyunsung'un gelmemesi sorundu. Ne olursa olsun onu yanıma almam gerekiyordu, ama—

Güüng!

Kalın metal plakaya bir şeyin çarpmasıyla yüksek bir gümbürtü yankılandı, plakayı içeri doğru büktü. 3707 numaralı vagona bağlanan kapı yavaşça içeri doğru eğiliyordu.

"Bu da ne?!"

Han Myungoh'un bağırışı görmezden gelindi ve metal kapıya bir kez daha vuruldu.

Güüng!

Birinin kapıyı diğer taraftan kırmaya çalıştığı açıktı. Beklenmedik bir durumdu, düşünmem gerekiyordu.

Sonraki senaryo mu? Hayır. Dokkaebi henüz dönmedi. Öyleyse…

Düşüncelerim çılgınca dönüyordu. Vücudumdaki ince tüyler diken diken oldu ve ince bir ürperti bedenimde gezindi.

O herif.

"N-Ne duruyorsunuz?! Herkes, kapıyı tutun!"

Han Myungoh bağırıp kapıdan uzaklaştı. Lee Hyunsung kapıya doğru koştu, ama onu durdurdum.

"Tutamazsın."

"Ha?"

"Hemen buradan gitmemiz gerekiyor."

Kapıya vakur gözlerle baktım.

"Ha? Ama—"

"Şimdi gitmezsek…"

O kapının ötesinde kimin olduğunu çok iyi biliyordum.

3707 numaralı vagonun tek hayatta kalanı.

"…bir sonraki senaryo gelmeden hepimiz öleceğiz."

Evet, o herif nihayet geldi. Bu hikâyenin gerçek başkahramanı.



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 8
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!