title mobile

Bölüm 9: 2. Sahne — Başkahraman III

⏱ Tahmini okuma süresi: ~8 dakika  •  İyi okumalar!

Lee Hyunsung ve Han Myungoh'un tereddütlü bakışlarıyla karşılaştım.

"Kapının ardındaki herif tarafından öldürülmek mi istiyorsunuz, yoksa dışarıda şansınızı denemek mi? Hangisini seçeceksiniz?"

"Ugh, uhh…"

"Dokja-ssi, kapının arkasındaki şeyin mutlaka düşman olduğunun garantisi yok, değil mi?"

Çelik Kılıç en kritik anlarda yumuşar. Lee Hyunsung'un asla grubun lideri olamamasının bir nedeni vardı.

"Başka bir vagondan geldiklerine göre, muhtemelen bir hayatta kalan. Belki en azından tanışmalıyız…"

Cevap vermek yerine vagonun içindeki katliama göz gezdirdim. Bakışlarımı takip edince sessizleşti.

"… Benim akılsızlığım. Çıkış yolu bulalım."

"H-Hadi gidelim! Çabuk buradan çıkmamız gerektiğini söylemiştim!" diye bağırdı Han Myungoh.

İkisi de sonunda durumu kavramıştı. Diğer vagonlardaki hayatta kalanlar da bizimle aynı çileyi çekmiş olacaktı. Ve bizden farklı olarak, böcek bulma şansları olmayacaktı.

"Bu kapı bozuk!"

"Lanet olsun, bu da kıpırdamıyor!"

Lee Hyunsung ve Han Myungoh'un bağırışlarını dinlerken ben de kapıları kontrol ettim. Görünmez bariyerler kalkmıştı, artık onlara serbestçe dokunabiliyorduk. Geçitleri birbirine bağlayan erişim kapıları dışında, metro vagonunda toplam sekiz çıkış vardı. Şu ana kadar üçü kontrol edilmemişti.

Güüng!

Metal kapı bir dakikadan fazla dayanacak gibi görünmüyordu. Başkahraman olsa bile, bu kadar erken bir aşamada Güç istatistiği böyle bir şey için yeterli olmamalıydı.

O kalın metal kapıyı kırmaya çalışması… Açıkçası hayret verici.

"Dokja-ssi! Buraya!"

Yoo Sangah çalışan bir manuel açma kolu bulmuştu.

"Açıyorum!"

Kol sorunsuz hareket etmesine rağmen, kapı yolun yaklaşık beşte birinde takılıp kaldı.

"…Bu da bozuk galiba."

"Diğerleri?" diye sordum.

"Çalışma ihtimali olan tek kol buydu."

Bir çocuk sığabilirdi, ama aralık herhangi bir yetişkinin kaçması için fazla dardı. Han Myungoh ve Lee Hyunsung kapının kanatlarını birer birer kavrayıp tüm güçleriyle ayırmaya çalıştı, ama kıpırdamadı.

[Mevcut Jetonlar: 4.700J]

Jetonların kullanımlarından biri genel istatistikleri yükseltmekti. Dayanıklılık seviyemi 10'a çıkarmak için zaten 2.700 jeton harcamıştım. Kalan jetonları Güç'e yatırsam işi çözebilirdim belki, ama bundan sonra ne olacağını bilmezken erken aşamada pervasızca para harcayamazdım. Geriye güvenebileceğim tek bir seçenek kalıyordu.

"Lee Hyunsung-ssi, becerinizi kullanın."

"Ha? Beceri derken ne…?"

Sessizce [Karakter Listesi]'ni etkinleştirdim.

[Özel beceri "Karakter Listesi" etkinleştirildi.]

[Karakter Profili]

İsim: Lee Hyunsung

Yaş: 28

Takımyıldızı Sponsoru: Çeliğin Efendisi

Özel Nitelikler: Adaletsizliğe Göz Yuman Asker (Yaygın)

Özel Beceriler: [Süngü Ustalığı Sv.2], [Kamuflaj Sv.1], [Tahammül Sv.1], [Adalet Duygusu Sv.1]

Stigma: <Yüce Dağ İtişi Sv.1>

Genel İstatistikler: Dayanıklılık Sv.8, Güç Sv.8, Çeviklik Sv.7, Büyü Gücü Sv.5

Genel Değerlendirme: Genel istatistikleri oldukça iyi. Adaletsizliğe göz yummasına rağmen yine de bir takımyıldızı tarafından seçildi. Bu onu başka bir fırsata götürecek.

[Yüce Dağ İtişi ismi, Çin'deki kutsal dağ Tai Dağı'na bir gönderme.]

Lee Hyunsung'un bilgileri hiçbir kısıtlama olmadan önümde belirdi. Neyse ki sponsoru ve nitelikleri romandan hatırladıklarımla uyuşuyordu.

"Daha önce Nitelik Penceresi'ni açtığınızda görmüş olmalısınız. Asker olduğunuz için, Lee Hyunsung-ssi, bu durumda işe yarayabilecek en az bir beceriniz olmalı."

"Şey… Bir tane var, ama nasıl—"

"Kullanmayı düşünün yeter."

"…İşe yarar mı?"

"Yarar. Ben daha önce yaptım."

Şüpheci görünüyordu, ama kendini toparlamak için derin bir nefes aldı.

"Hiyuuup!!"

Kapıları kavradığında, zaten büyük olan pazıları daha da büyüyerek neredeyse gömlek kollarını yırttı. <Yüce Dağ İtişi> başarıyla etkinleşmiş gibiydi.

Bu arada, aslına bakarsanız <Yüce Dağ İtişi> bir "beceri" değil, bir "stigma"ydı — yani takımyıldızı sponsoru tarafından bahşedilen bir güç. Şüpheleri önlemek için bilerek "beceri" kelimesini kullanmıştım.

Dududududu.

Kapı, devasa bir yay kuruluyormuş gibi bir ses çıkardı ve sonunda kayarak açıldı.

lee hyusung breaking open the door

* Resmi Roman Görseli

"Ne ya—? Adamın dibii!" diye bağırdı Han Myungoh.

"İşe yaradı! Gerçekten işe yaradı!" dedi Lee Hyunsung hayretle.

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung size daha fazla güvenmeye başlıyor.]

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung hakkındaki anlayışınız arttı.]

Benden şüphelenmek yerine güven seviyesi artmıştı. Düşündüğümden daha saf biri.

"Hadi çabuk inelim!"

Rahatlamak için henüz erkendi. Lee Gilyoung'u kaldırıp Lee Hyunsung'a uzattım.

"Lee Hyunsung-ssi, lütfen onu sırtınıza alın."

"Tamam."

Bu sırada metal kapı neredeyse tamamen içe çökmüştü. Ama tahminlerim doğruysa, asıl sorun henüz gelmemişti.

[… Ah, hadi ama. Böyle Olacağını biliyordum. Bir yere gitmeyin demedim mi? Kahretsin! Senaryo henüz hazır değil!]

Gözle görülür şekilde sinirlenmiş bir dokkaebi Dongho Köprüsü'nün üzerinde süzülüyordu.

Han Myungoh, "Uagh! Olacağını biliyordum! Dışarı çıkmayın dedim!" diye bağırıp kafası patlayacakmış gibi şakaklarını kavradı.

Ama boşuna bir endişeydi.

[…Haah. Neyse, yapacak bir şey yok. Gerçekten şanslı bir grup insansınız.]

Gerçek şuydu ki kapıyı açtığımız an tam olarak "ikinci senaryo"nun başladığı andı.

[İkinci senaryo geldi!]

[Yan Senaryo — "Kaçış"]

Kategori: Yan

Zorluk: E

Tamamlama Koşulları: Kırık köprüyü geçip Oksu İstasyonu'na girin.

Süre Limiti: 20 dakika

Ödül: 200 jeton

Başarısızlık: ???

"Dokja-ssi. Bir tuhaflık var. 'Kırık köprü' yazıyor, ama köprü hâlâ—"

"Onu boş ver ve koş! Hadi!"

"T-Tamam!"

Aslında Yoo Sangah haklıydı. Köprü henüz kırılmamıştı. Bu da kesinlikle "kırılacağı" anlamına geliyordu.

"Dokja-ssi, acele et!"

"Geliyorum!"

Köprü henüz çökmemişti çünkü trenden çok erken çıkmıştık. Dokkaebi kurulumun on dakika süreceğini söylemişti, ama biz üç dakika erken kaçmıştık. Bazıları buna korkakça diyebilir, ama bu açık olmadan senaryoyu tamamlamamız kesinlikle imkânsızdı.

Özellikle Yoo Sangah ve Lee Gilyoung gibi yüklerle takılıyorsam.

"Huff… Huff… Lee Hyunsung-ssi'nin dayanıklılığı inanılmaz. Asker olduğu için mi acaba?" dedi Yoo Sangah hayretle, yanımda koşarken.

"…Nefesini koru."

Grubu önden yönlendiren, çocuğu sırtında taşıyan Lee Hyunsung'du. İstatistiklerine tek bir jeton yatırmamış olmasına rağmen Güç, Dayanıklılık ve Çeviklik toplamı 23'ü aşan bir canavar olduğundan şaşırtıcı değildi.

Ardından telaşla peşinden koşan Han Myungoh, en arkada da Yoo Sangah ve ben vardık. Ucu ucuna olacaktı, ama hâlâ yetişebileceğimizi düşünüyordum.

Sonra Han Myungoh çığlık attı: "Aaah! O da ne?!"

Han Nehri'nin ortasında devasa bir girdap dönüyor, dalgalar etrafa saçılıp köprünün kenarlarına çarpıyordu. Bir su hortumu yukarı fışkırdı ve azgın dalgaların ortasından dev bir canavar yükseldi.

Bir ihtiyozor daha. Ve daha kötüsü, metro penceresinden gördüğümüzün iki katı büyüklüğünde gibiydi.

Bu boyutta, sadece bir Deniz Yılanı değil… "Deniz Komutanı".

Normal bir Deniz Yılanı sadece 7. Sınıf bir canavardı. Yer Sıçanı gibi 9. Sınıf bir canavarın bile sıradan bir insan için zor olduğu düşünülürse, 7. Sınıf bir canavar sıradan birini parçalara ayırırdı.

Başka bir deyişle, bu kadar erken bir aşamada hiçbir cisimleşenin yenemeyeceği bir canavardı.

Yenmemize de gerek yoktu zaten. Savaşılacak bir şey değildi.

Grrrrr!

İhtiyozorun çenesi açılırken Han Nehri bir gelgit dalgası gibi kabardı. Ne olacağı açıktı.

"Köprüyü yıkacak!"

"Koşun! Hâlâ yetişebiliriz!"

Yaklaşık iki yüz metre kalmıştı. Hesaplarım doğruysa, mevcut hızımızla köprü çökmeden karşıya geçebilirdik.

[Fazla kolay bir oyunun neresi eğlenceli?]

Tabii, bu sadece değişken olmadığında geçerli olan hikâyeydi.

[Senaryo zorluğu ayarlandı.]

[Senaryo zorluğu: E → D]

Dokkaebi'nin güldüğünü duydum.

Kahretsin.

[Öylece kaçıp gitmeniz hiç eğlenceli değil! Biraz baharat ekleyelim!]

[Ölülerin hınçları yüzeye çıkıyor.]

[Çevredeki toprak kara eterle kabarıyor.]

["Yozlaşmış İnsanlar" uyanıyor!]

Gwoooaahh!

Arkamızdan bir şey inledi. Bir şey bizi kovalıyordu. Yoo Sangah omzunun üzerinden bakıp inanamayarak mırıldanırken yüzü bembeyaz oldu.

"Z-Zombi mi?"

Zombi benzeri cesetlerden oluşan bir sürü bize doğru akın ediyordu. Bazıları bizimle aynı metro vagonunda olan insanlardı.

"Neredeyse geldik! Acele edin!" diye bağırdım.

İhtiyozor artık köprüye yüz metreden az uzaklıktaydı. Neyse ki Lee Hyunsung, Lee Gilyoung'u güvenli bölgeye taşımayı başardı. Sorun ben dahil geri kalanımızdı.

Han Myungoh çığlık attı: "B-Bu herifler!"

Bizi kovalayan çok fazla Yozlaşmış İnsan vardı. Sadece metrodakilerle uğraşsaydık kurtulabilirdik belki. Sorun şuydu…

Gwoooaahh!

Köprüde hayatını kaybeden sürücüler bile yozlaşmıştı.

Lee Hyunsung'un açtığı yol anında mavi gözlü ölü yaratıklarla kaplandı. Yolumuzu kesen o varlıklara ve yaklaşan ihtiyozora baktım.

"…Herkes yere yatsın."

Çok geç.

Kwaaaang!

İhtiyozorun devasa çeneleri Dongho Köprüsü'nü parçalarken yer şiddetle sarsıldı. Kalın tozun arasından canavarın pulları bir anlığına parıldadı ve Han Nehri'nin suyu yağmur gibi yağdı. Havayı kan ve balık kokusu kapladı.

Toz yatışmaya başlarken sendeleye sendeleye ayağa kalktım. Etrafımdaki manzara yeniden görünür oldu. Önümde kopmuş çelik kirişler, çökmüş beton ve ihtiyozorun temiz bir ısırıkla ikiye böldüğü Yozlaşmış İnsan kalıntıları vardı.

Köprü kopmuştu.

"…Dok…-ssi! …yi misiniz?"

Yoo Sangah benden kısa bir mesafede, Han Myungoh'u destekleyerek duruyordu. Sarsıntıda bacağını incitmiş gibiydi ve şimdi aksıyordu. Lee Hyunsung ve Lee Gilyoung köprünün karşı tarafından sesleniyordu, ama sesleri güvenli bölgenin bariyeri tarafından engelleniyordu.

Şimdi ne olacak?

Köprünün çökme ihtimalini düşünmemiş değildim, ama Han Myungoh ve Yoo Sangah'ın benimle birlikte kalacağını hiç hesaba katmamıştım. O sırada havadan bir ses geldi.

[Birisi bir takımyıldızının lütfunu aldı.]

[Bir takımyıldızının lütfu aracılığıyla bu senaryoda "Deus Ex Machina" etkinleştirildi.]

Duyurunun ardından kırık Dongho Köprüsü'nün boşluğunda parlak bir ışık köprüsü oluştu. Sonra önümüzde bir mesaj penceresi belirdi.

[Deus Ex Machina — "Çift Sayı Köprüsü"]

Açıklama: Bir takımyıldızının lütfuyla yapılmış bir ışık köprüsü. Üzerinden sadece çift sayıda kişi geçebilir. Tek sayıda kişi geçmeye kalkarsa köprü derhal kaybolur.

"Dokja-ssi. Bu… Kafamda birden—!"

Gözlerim saçmalayan Yoo Sangah'a kaydı. Kabaca neler olduğunu tahmin edebiliyordum. "Deus Ex Machina", takımyıldızlarının büyük bir bedel karşılığında bir senaryoya doğrudan müdahale etmesini sağlayan bir yetkiydi.

"…Sponsorunuz, değil mi?"

Hangi takımyıldızı olduğunu bilmiyordum, ama onu cisimleşeni olarak seçen her kimse, gerçekten yaşamasını istiyordu. "Deus Ex Machina", TWSA kadar geniş ve uzun bir romanda bile nadir bir olguydu. Üstelik Yoo Sangah aslında şimdiye kadar ölmüş olması gereken biriydi.

Aklıma aniden bir soru geldi.

Ona kim sponsor oluyor?

[Bu karakterin bilgileri "Karakter Listesi" kullanılarak okunamıyor.]

[Bu karakter "Karakter Listesi"nde kayıtlı değil.]

Biraz şaşırdım. Becerimle görüntüleyemediğim bir karakter mi? Neden? Özel bir sponsoru olduğu için mi? Yoksa zihinsel bir bariyer mi? Ama bu kadar erken bir aşamada bu mümkün olmamalıydı…

Hayır, dur. Ya…?

"Dokja-ssi, şimdi ne yapacağız?"

Yoo Sangah'ın panikli sesi beni gerçekliğe döndürdü. Düşünecek fazla vakit yoktu.

Güüüm.

Han Nehri altımızda çalkantılıydı. İhtiyozorun devasa gövdesini uzaklardaki sularda döndürdüğünü görebiliyordum. Dudağımı ısırıp köprünün açıklamasını tekrar okudum.

Sadece "çift" sayıda kişi geçebilir.

"Deus Ex Machina" sonuçta trajedileri seven lanet takımyıldızlarının yaptığı bir oyuncaktı. Herkesin hayatta kalmasının yolu yoktu.

Han Myungoh'un bedeni bakışlarımız buluşurken belli belirsiz titriyordu.

Sonuçta birinin ölmesi gerekiyor.



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 9
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!