title mobile

Bölüm 73: 15. Sahne — Kralsız Dünya III

İlk Masalımı yarattım. Böylece dördüncü senaryonun ana hedefi tamamlanmış oldu.

"Şimdi ne halt olacak böyle?"

"Hayır… Tahtı niye kırdın?!"

Kalabalık bir sonraki adımın ne olması gerektiğinden emin değildi; öfkelenmiş dokkaebinin nasıl bir intikam alacağı korkusu aralarında hızla yayıldı. Onların gözünden ben, gelecek beşinci senaryoyu daha da zorlaştırmak için göğü ve yeri kızdırmış bir günahkârdım. Hatta bazıları dokkaebiye yalvarmaya başladı.

"Mutlak Taht'ı yeniden inşa et! Senaryoya tekrar katılacağız!"

"Bu sefer Tahtın gerçek sahibi mutlaka belirlenecek!"

[Tamamlanmış senaryoları değiştirme gücü kimsede yoktur. Bundan sonra başınıza ne gelirse o insanın suçu sayılacak,]

dedi Orta Düzey Dokkaebi soğukça, beni işaret ederek.

Sağanak yağmur, toplanmış insanların omuzlarını ıslatıp onları titretti.

[Kralsız bir dünya, ha? Pekâlâ. İçinde yaşamayı deneyin. Bir odak noktanız olmadan ne kadar hayatta kalabileceğinize bakalım.]

Parmaklarını şıklattı. Sonra Gwanghwamun'daki insanlar duman gibi kaybolmaya başladı. Hepsi haykırarak kaçışmaya koyuldu.

"Bu da ne?! Ne oluyor?!"

…Bu olay, planlarımda yoktu.

Jung Heewon, Yoo Sangah, Lee Gilyoung ve diğerleri bana seslendiğinde dönüp baktım.

"Dokja-ssi!"

Bir an sonra Yoo Sangah yok oldu. Ardından Lee Gilyoung ve Jung Heewon. Sonunda Jung Minseob ile Lee Sungkook bile gitti. Şıklatmasından bir dakika bile geçmemişken, koca Gwanghwamun'da bir tek ben kaldım.

Orta Düzey Dokkaebi ürkütücü bir gülümsemeyle bana baktı.

[Şunu aklında tutun lütfen: bu dünya yok olursa, sebebi sensin.]

Cevap vermek üzereyken — şık! — etrafım büküldü, bedenim bir yere taşındı. Hemen ardından şiddetli bir bulantı ve baş ağrısı geldi. Enerjim zaten tükenmiş olduğundan, tek bir mesajın sesiyle bilincimi tamamen kaybettim:

[Dördüncü senaryonun ödül ödemesi olarak 10.000 jeton elde edildi.]



Düşündüğümden daha yorgun olmalıydım, çünkü uzun süre baygın kaldım. Belki son zamanlarda takımyıldızlarıyla aşırı temasım yüzündendi. Derin uykumun içinde rüya bile gördüm. Kıyamet başlamadan önceki günlerin bir rüyasıydı.

–「"Hey, gözlerini açmayacak mısın?"」

O ses, bunun lise günlerime ait bir şey olduğunu fark etmemi sağladı. Okul kabadayıları tarafından dövüldüğüm zamanlardan bir öyküydü.

…Doğru ya, böyle zamanlar da olmuştu.

Çocukça bir rüya olabilirdi ama bunları tekrar hatırlamak beni kahretti.

「"Vay? Bu bakış da ne? Birini mi öldürmek istiyorsun?"」

Tokatından başım yana savruldu. Yarılan dudağımdan kan aktı, yanan yanağımdan utanç hissi nabız gibi atıyordu. Kollar, bacaklar, omuzlar — her uzvum, beni delip geçen acıyla zonkluyordu. Sadece bir rüyaydı ama gerçeklikten daha çok acıyordu. Belki de [Dördüncü Duvar] burada olmadığı içindi.

–「"Ne oldu? Bu kadar öfkeliysen geçir bıçağı bana, piç kurusu. Suratının da annen gibi gazetelere düşmesini istemez misin?"」

Sıkılmış yumruklarım titriyordu ama ona vurmaya kendimi getiremedim. O zamanlar ne düşünüyordum acaba?

「…Yoo Joonghyuk olsam…」

Evet, doğru. Ne kadar acınası olursa olsun, sefaletimde tam olarak bunu düşünüyordum. O zamanlar bile TWSA'yı okumakla iyiden iyiye saplantı haline getirmiştim.

Okul üniformasının yaka etiketindeki adı gördüm.

Song Minwoo.

O orospu çocuğu şimdi ne yapıyordu acaba? Gençliğinde serseri olmasına rağmen üniversiteye girdiğini, hatta iyi bir işe yerleştiğini duyduğumu hatırlıyorum. Dünyanın ne kadar adaletsiz olabileceğini ilk o zaman fark etmiştim. Şimdi ise hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum.

[Özel Beceri "Dördüncü Duvar" etkinleştirildi!]

Küçük rüyam dağıldı, yeniden karanlığa bırakıldım.

[Özel Beceri "Bilge Okuyucunun Bakış Açısı" 3. Aşama etkinleştirildi!]

Zihnimde sesler birbirine karışmaya başladı.

「"Alo? Beni duyabiliyor musun? İyi misin?"」

「"Temsilci-nim?"」

「"Dokja-ssi, neredesin?"」

Yakın olduğum insanların tanıdık sesleriydi. Sözler, [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]'nın 3. Aşaması olan Üçüncü Şahıs Gözlemcinin Bakış Açısı aracılığıyla aktarılıyordu. Onların kim olduklarını tam olarak biliyordum.

「"Ah… Niye burası olmak zorundaydı…? Dokja-ssi? Beni duyabiliyor musun?"」

Çeşit çeşit şarapla dolu bir bar. Jung Heewon iç çekerken kaşlarını derinden çatmıştı.

「"Aşk mektubu olmalıydı… Bir dahaki sefere o ahjussiyle karşılaştığımda var ya…! Lanet olsun, niye okulda buldum kendimi ki?"」

Lee Jihye, biri tarafından vurulmuş gibi şişmiş yanağını yavaşça dürtüklüyordu.

「"Nasıl olur… Neden… onca yer varken burası…?"」

Lee Hyunsung yakındaki bir askeri üste kapana kısılmıştı.

…Herkesin tepkilerine bakarak ne olduğunu kabaca tahmin edebiliyorum.

Gwanghwamun'da toplanmış olan tüm insanlar, kendileriyle kişisel bağlantısı olan yerlere taşınmıştı. Bu yüzden Lee Jihye gibi bir öğrenci okula gönderilmişti, Lee Hyunsung ise askeri üsse aktarılmıştı. Bu açıdan bakınca, en büyük mağdur belki de odur.

Bu büyük ihtimalle o lanet Orta Düzey Dokkaebi yumurcağının işiydi. Cisimleşenleri dört bir yana dağıtarak, ayrıldıklarında tek tek yenilmeleri için bir senaryo kurmuştu. Ama bunu biraz tuhaf buldum. Bu olay ana senaryolarla ilgisiz olsa bile, böyle hilelerden ötürü kınanması gerekirdi.

Şaşkın insanlara bakıp mırıldandım, "Ben iyiyim, siz kendinize iyi bakın. Yakında sizi bulmaya geleceğim."

Beni duyamıyor olsalar da yine de sözlerimin onlara ulaşacağını umdum.

[Özel Beceri "Bilge Okuyucunun Bakış Açısı" 3. Aşama devre dışı bırakıldı.]

Bilincim bedenime döndüğünde göz kapaklarım yavaşça açıldı. Siyah bulutlar hâlâ kara delik gibi Seul'un üstünde dönüyordu. Ayağa kalktım ve Seul'un engelsiz panoramik manzarasını içime çektim. Yüksek binalar ufuk boyunca düzensiz bir gök hattı oluşturuyordu.

Bu, benim de kendimle bağlantılı bir yere taşınmış olmam gerektiğini hatırlattı. İlk bakışta, Seul'daki yüksek katlı binalardan birinin çatısı gibi görünüyordu…

"Dur, burası…?"

Lanet olsun. Olasılığını düşünmedim değil ama gerçekten burada bulacağımı beklemiyordum.

[Birkaç takımyıldızı monoloğunuzu sabırsızlıkla bekliyor.]

"…Mino Soft."

Burası çalıştığım şirket olan Mino Soft'un çatısıydı.

[Birkaç takımyıldızı hayal kırıklığına uğradı.]

[Daha yavaş tempodan hoşlanan bir takımyıldızı memnun.]

Kafamda çınlayan gürültülü dolaylı mesajlar, Mutlak Taht'ı yok ettiğimden beri pek çok takımyıldızının bana ilgi duymaya başlamış olduğunu fark ettirdi.

[Takımyıldızı 'Altın Başlığın Esiri' yeni gelen takımyıldızlarını tehdit ediyor.]

[Takımyıldızı 'Gizemli Entrikacı' boğazını temizleyerek kendini bir OG ilan ediyor.]

[OG, "original gangster" ya da "original gangsta" (orijinal gangster) ifadesinin kısaltmasıdır. Olağanüstü, otantik veya "eski tarz" birini tanımlayan bir argo terimdir; aslen Amerikan çete kültüründe kullanılırken günümüzde belirli bir alanda uzman olan veya alanında zirveye ulaşan ilk kişiyi övmek için genel bir terim olarak kullanılır. Burada ise sadece akışın "orijinallerinden" biri oldukları anlamına gelir. Yeni gelmedik, geri geldik. ]

Niye onca yer dururken buraya taşındım…?

Seul'un ana caddesi gelip geçen tek bir arabadan bile yoksundu. Ofisler karanlıkta yatıyordu. Binalar ise kısmen yıkılmıştı.

Çöken binalara bakarken burnumun ucu soğuktan garip bir şekilde karıncalandı. Bir aydır işe ilk gelişimdi.

Takım Lideri tarafından fırçalandıktan sonra Vekil Yun'la birlikte çatıya çıktığım günler sanki dün gibiydi. Gerçekten tuhaf hissettiriyordu. Yeni oyunları test ediyordum, derken bir bakmışım kılıçla insanları doğruyorum.

…Vekil Yun hâlâ hayatta mı acaba?

Başımı çevirdim, havada parlayıp sönen mesajları gördüm.

[Beşinci senaryo başlamasına 10 gün kaldı.]

Senaryolar tahmin ettiğim gibi akıyordu. Mutlak Taht'ı kırmak Seul Kubbesi'ne on günlük bir nefes alma süresi tanımıştı.

Beşinci senaryo. [Büyük Salon]…

Bu süre zarfında beşinci senaryoyu Mutlak Taht olmadan tamamlamanın bir yolunu bulmam gerekiyordu.

[Senaryo aralığını desteklemek için bir alt senaryo başladı.]

<Alt Senaryo — "Hayatta Kalma Faaliyetleri">

Kategori: Alt Senaryo

Zorluk: C+

Tamamlama Koşulları: Yıkık şehirde 10 gün hayatta kalın. Her gün 3 öğün yemek yemeli ve en az 6 saat uyumalısınız. Uyumadan önce günlük 500 jetonluk hayatta kalma ücretini ödemeyi unutmayın. Bu üç kuralın herhangi birine uymazsanız ceza alacaksınız.

Süre: 10 gün

Ödül: —

Başarısızlık: Ölüm

* Bu senaryo süresince "Jeton Etkinliği" aktiftir.

* Senaryoda görülen tüm canavarların jeton düşürme ihtimali vardır.

İşlerin neden bu hâle geldiğini tahmin edebiliyordum. Önceki senaryo tamamen yıkılmıştı, bu yüzden alelacele bir alt senaryoyu yama gibi yapıştırmak zorunda kalmışlardı. Üstelik bir jeton dağıtım etkinliğiyle çakışıyordu. Yakında yapacaklarını tahmin etmiştim ama beklediğimden erken oldu. Bir de günlük 500 jetonluk hayatta kalma ücreti… Jeton etkinliği olmadan bu senaryoyu tamamlamak imkânsızdı.

Her neyse, harekete geçmeliyim. Jetonlarımı tazelemek için bu mükemmel fırsatı kaçıramam.

"Sürükleyin onları! Çabuk olun!"

Aşağıdan ansızın insan sesleri duydum. Çatıdan aşağıya baktım, silahlı insanların başkalarını bağlı vaziyette ardından sürükleyerek binaya girdiğini gördüm. Mino Soft, Seocho İlçesi yakınlarındaydı ama hafızama göre bu bölgede hiç Kral doğmamıştı.

…O zaman bu piçler kim?

Bir süre dikkatle gözlemledikten sonra kafamda taşlar yerine oturdu.

Anladım. Bu adamlar Gezgin olmalı.

Kıyamet sırasında bile her insanın farklı bir yaşam tarzı vardı. Bazıları "Kral" oldu, bazıları "Tebaa". Hiçbirine bağlı olmayanlar ise "Gezgin" oldu. Seocho İlçesi Gezgin bölgesiydi.

Bölge bilgisine bakmak için telefonumu açmaya çalıştım. Maalesef şarjı bitmişti.

Şarj edebileceğim bir yer ya da yedek bir taşınabilir şarj cihazı bulmam gerek…

Aşağı inmeden önce çatı kapısını açtım. Başkanın ofisinin önünden geçtim, ardından planlama ve finans departmanlarının önünden. Çalıştığım QA ekibi ofisinin önünden geçerken adımlarım yavaşlayıp durdu.

İsterseniz buna ucuz bir nostalji nöbeti diyebilirsiniz.

Ofise girdim, çekmeceleri tek tek açtım. Yedek bir bataryanın geride kalmış olabileceğinden epey emindim. Sonra ansızın üzerime bir el feneri ışığı vurdu. Refleksle kılıcımı çekmek üzereydim, ama karşımdaki beklenmedik bir ses çıkardı.

"Ha?"

"…?"

"D-Dokja-ssi? Gerçekten sen misin, Kim Dokja-ssi?"

İşte o zaman adamın yüzünü gördüm.

"…Yun Vekil-nim?"

"Ahh, hayattasın! İnanamıyorum!"

QA ekibinden Vekil Yun'du.



"Berbat bir şeydi."

Vekil Yun bana Mino Soft'ta olanların hikâyesini anlattı. Daha doğrusu, ben işten çıktıktan sonra olanları.

"Mesai yapan herkes için ilk senaryo başladı."

Konuşurken burnunu sıkıyordu. Şirketin koridorları artık bakımlı değildi, bu yüzden çürüyen cesetlerin kokusu ve dört bir yana kıvranıp duran kurtların manzarasıyla doluydu. Yerde yatan cesetlerden bazılarını tanıyorduk ama Vekil Yun'un yüzünde matem ya da hüzün izi göremiyordum.

"Biliyon mu? O bok parçasını öldürdüm. Takım Lideri Kim'i kendi ellerimle öldürdüm. Hani bilirsin onu. Hep bize zorluk çıkaran o pislik var ya…? Tükenmez kalemle boynuna sapladım, kan oluk oluk aktı… Sahiden lanet olası bir oyun gibiydi."

"…Yun Vekil-nim."

"A-Affedersin. Bu tür şeylerden konuşmayı sevmiyor musun? Haha."

Beklemem gereken bir şeydi ama yine de ne kadar değiştiğini görmek bana acı verdi. Ya da… belki hep böyleydi.

"Burada yalnız mısın?"

"Ha? Ahh. Yo, yo. Birkaç kişi daha var. Neyse, sen nerelerdeydin?"

"Şey, ben–"

"Şirkette hiç görmedim seni. Hangi gruptansın? Bir ana senaryoyu tamamlayıp mı geldin?"

"Eh, az çok öyle. Aslen Gwanghwamun civarındaydım ama bir şey–"

Vekil Yun dinlemeden başını salladı ve sözümü tekrar kesti.

"Aha, anladım. Şansın her zamanki gibi bok, ha, Dokja-ssi?"

"…Pardon?"

"Şu senaryo işi yok mu? Onların hiçbirine girmek zorunda değilsin yani. İyi saklanıp birkaç numara çevirirsen çoğu senaryonun başkaları tarafından tamamlanacağını bilmiyor musun? Hayatını riske atmaya gerek yok. Haha, gevşe yani. Dünya zaten dağılmış bir kere."

Doğruydu. Hiç kimseye bağlı olmayan bir Gezgin olursan, esasen arka planda gizlenip ana senaryoların büyük kısmının başkalarınca tamamlanmasını bekleyebilirdin. Sadece birkaç tanesi mutlaka tamamlanması gereken senaryolardı. Seul Kubbesi, sanılandan çok daha fazla bu zihniyetteki insanı barındırıyordu.

Sorun şuydu ki, gizlenerek yaşar ve çevredeki gruplarca yakalanırsan, doğruca öbür dünyaya gönderilirdin. Yalnız bir Gezginden daha iyi bir av yoktu.

"Endişelenecek bir şey yok, gevşe yani. Gezginlerin de düzgün bir hizbi var. Bir grup kurmak için Kral'a falan gerek yok, di mi?"

Mino Soft'un dışına çıktık. Önündeki alan, etrafına pek çok insan toplandığı için Gezginlerin bölgesi olmuş gibiydi. Aralarında daha önce kaçırılmış insanlara eşlik ederken gördüklerim de vardı.

O sırada silahlı bir adam bize seslendi, "Yun Seongho-ssi, kim bu?"

"Ah, sadece iş arkadaşlarımdan biri. Tesadüfen karşılaştık."

"Hmm… Gezgin mi? Gruptan olanları kabul etmiyoruz, biliyorsun di mi?"

Vekil Yun hafifçe başını salladı, adam yanımızdan geçip gitti.

Ona dönüp sordum, "Kimdi bu?"

"Bir Jeton Çiftliği'nin yöneticisi."

"'Jeton Çiftliği' mi?"

"Ah… Bilmiyorsun galiba."

Bir an yüzünden kasvetli bir parıltı geçti.

Jeton Çiftliği… Tanıdık geliyor. Bu piçler bir tane başlatmışlar mı gerçekten?

"Şuraya bak."

Polis karakolundan ya da hayvanat bahçesinden alınmış kafesler düzenli aralıklarla yerleştirilmişti, her birinin içine ikişer kişi kilitlenmişti. Etraflarına toplanmış Gezginler heyecanla bağırıyorlardı.

"Hey, hey! Dalga mı geçiyorsun lan? Daha sıkı dövüş! Bu kadar tembelken kim sana jeton verir?"

İçeride iki kişi birbirini hunharca dövüyordu. Kan saçıldı, gözler oyuldu, bağırsaklar döküldü; tutsak ruhlar canavarlar gibi uludu.

['Kolezyum'u seven bir takımyıldızı keyiflendi.]

Yakından bakınca, insanların birkaç farklı sahnede dövüştüğünü gördüm. Ama hepsinde değil. Başka bir tema da mevcuttu.

Kafeslerden birinde çıplak bir kadın ve birkaç erkek vardı, bir başkasında ise bir erkek sırayla kadınlarla çevriliydi. Kafeslerin etrafına toplanmış Gezginler kıkırdayarak kendilerine dokunuyorlardı. Çiftliğin her köşesinden acı dolu inlemeler ve haykırışlar yankılanıyordu. Görüş alanımın hemen dışında daha korkunç eylemlerin yaşandığı başka kafeslerin de bulunduğundan emindim.

İnsan hayal gücü, çoğu insanın sandığından daha karanlıktı.

"Nasıl?" Gezginlerden biri seslendi. "İyi mi? Çabuk çık da sıra bana gelsin!"

"Çıldırdın mı? Sevimli görünebilir ama o piç yine de erkek."

"Kimin umurunda! Yaparsak jeton kazanırız, salak."

[Egzotik röntgencilik zevkleri olan bir takımyıldızı heyecanlandı.]

[Birkaç takımyıldızı 200 jeton sponsor etti.]

Lanet olsun, bu dünyada böylesi hayallerle beslenen takımyıldızları vardı.

Vekil Yun güldü ve dedi, "Tanıdık manzara, sence de değil mi?"

"…"

"Oyun sektöründe krallar tüketicilerdi, Mino Soft'taysa şirket başkanıydı. Peki Dokja-ssi, sence bu yeni dünyada kral kim?"

"…Takımyıldızlarının sponsorluğuna mı bel bağladın?"

"Aynen öyle. Bazı çılgın takımyıldızları bu tür şeyleri çok seviyor. Sahne ne kadar uyarıcı olursa o kadar çok jeton veriyorlar. Yıldız Balonları gibi. Bu insanlardan jeton alıyoruz, karşılığında onlara yiyebilecekleri kadar leziz yiyecekler atıyoruz."

[Yıldız Balonları, kullanıcıların bazen ek mesajlarla birlikte para bağışlayabildiği Güney Kore video yayın sitesi soop'a (eski adıyla afreecaTV) gönderme yapıyor. Twitch'e ve onun "bits" sistemine benzer.]

Kafesin içinde dövüşen iki kişiden biri çatırdayarak yere düştü. Vekil Yun hemen içeriye bir çikolata fırlattı. Hayatta kalan üzerine atlayıp aldı. Yüzünden yaşlar süzülürken, gözlerinde hiçbir hayat ışığı kalmadan ambalajını yırttı.

Her dünyada, sistemi önce anlayıp sonra sömürmeye çalışan insanlar bulunurdu. Bu Jeton Çiftliği, bu dünyanın ekonomik sistemini herkesten önce kavrayan kapitalistlerin tasarladığı nihai sömürü sistemiydi.

[Pek çok takımyıldızı kafeslerdeki manzaradan sıkıldı.]

Ne var ki Çiftlik henüz ilk aşamalarında olduğu için jeton girdisi pek büyük değildi. Evreni röntgencilik sahnesi olarak gözleyen takımyıldızlarının böylesine sıradan bir şeye pek heyecanlanmamaları gayet doğaldı. Ama Vekil Yun'un ifadesi, aklında bir şey olduğunu söylüyordu.

"Zamanlaman süper, Dokja-ssi. Gerçekten ilginç bir şeye tanık olmak üzeresin," dedi.

Tam zamanında, bir grup insan Çiftliğin ortasındaki büyük bir kafese zorla sokuldu.

"Hey, kıçlarınızı sokun şuraya!"

Kafese sürülen insanlara boş gözlerle baktım ve sordum, "…O insanlar bizim şirketten değil mi?"

Vekil Yun bir sigara yaktı.

"Şirketimizdendiler."

Soğuk tonunu duyunca emin oldum.

Tanıdığım o "Vekil Yun" bu dünyada artık yok…

Kafeste altı kişi vardı, hepsi de Mino Soft çalışanıydı.

"Lütfen bizi kurtarın! Çıkarın bizi!"

"Açın! Lütfen kapıyı açın!"

Hatta bazıları departman müdürü ya da üstü seviyesinde mevkilerde bulunmuştu. Bu ufacık kafese kilitlenmiş halde ağlıyorlardı. Bu manzara son çiviyi tabuta çakmıştı.

…Mino Soft da öyle.

"Modern oyunlarda aciliyet hissi olmadığını söylediğini hatırlıyor musun, Dokja-ssi? Oyuncular fabrikadan çıkma kalıp hikâyelere para vermez," dedi Vekil Yun.

Bir keresinde onunla buna benzer bir şeyi konuşmuştum.

"Üstüne kafa yorduğumda aslında bayağı mantıklı geldi."

Bunu şimdi neden ortaya attığını merak ediyordum — ta ki kafesin içinde olanları görene kadar.

"Hey, yakala," dedi bir Gezgin, kafese bir bıçak fırlatırken.

Ucuz, en alt sınıftan bir hançerdi. Yeni alınmış çaylaklardan biri onu yerden aldı.

[Bazı takımyıldızları durumu merak ediyor.]

"Hey, çaylak, ne yapacağını biliyor musun?"

Karşılığında yalnızca boş bir bakış aldı. Vekil Yun çenesiyle kafesteki diğer insanları işaret etti.

"Oradakilerin kim olduklarını biliyorsundur, di mi?"

"B-Biliyorum…"

"Kim onlar?"

"Lee Müdür-nim, Kang Şef-nim, Shin Direktör-nim ve…"

Çaylak titrek bir sesle cevap verdi ama Vekil Yun onunla alay etti.

"Hâlâ kapmadın mı?"

[Birkaç takımyıldızı 'Kolezyum'un başladığını duyuruyor.]

"Şu an nerede tutsak olduğunu sanıyorsun?"

Etraf dalgalandı, kafestekiler dönüşmeye başladı. Çok geçmeden çaylak kendini gladyatör kıyafetleri içinde buldu. Gözlerini kırpıştırdı, gözlerinin önünde bir sistem mesajı belirdi.

İntikamını al.

İntikam. Sözcüğe bakarak gözlerini kırpıştırdı. Bakışları, titreyen elindeki hançere kaydı.

Vekil Yun onu cesaretlendirdi, "Ne bekliyorsun? Müdür Lee'nin sana yaptığı bütün boku unuttun mu?"

Müdür Lee sonunda kendisine kimin konuştuğunun farkına vardı ve kekeleyerek konuştu, "V-Vekil Yun! Şu an ne diyorsun…?!"

Çaylağın gözleri irice açıldı; Vekil Yun, çaylağın sunumunu çalmış olan Müdür hakkında şimdiye kadar kimsenin söze dökmeye cesaret edemediği şeyleri ifşa etmeye başladı. Kendi hatalarını astının üstüne yıkan Şef hakkında. Ve hatta her taşındığında çalışanları kişisel asistanı gibi kullanmaya zorlayan İcra Direktörü hakkında.

Hepsi yaygın olaylardı — herkesin yaşayabileceği ve dünyanın işleyişi böyle deyip katlanabileceği şeyler.

Ama o dünya değişmişti, bazılarının suistimal ettiği ayrıcalıklar artık onlara tanınmıyordu.

[Bazı takımyıldızları çaylak çalışanın duygularına ortak oluyor!]

"Şimdi ne yapman gerektiğini biliyorsun sanırım," dedi Vekil Yun.

Çaylak çalışan başını kaldırdı.

[İntikam hikâyelerinden zevk alan bir takımyıldızı daha fazla intikam için sabırsızlanıyor!]

[Birkaç takımyıldızın gözleri yeni bir hikâye ihtimaline parıldıyor!]

Sonunda takımyıldızları tepki vermeye başladı.

[Birkaç takımyıldızı intikam hikâyesi için jeton bağışlamaya hazırlanıyor.]

Kafesteki üst düzey yöneticiler panikle bağırmaya başladılar.

"D-Dur! Bekle, biz–!"

Sessiz kaldım. TWSA'da da Jeton Çiftlikleri vardı ama hiçbiri durumları böyle yönlendirmezdi. Ama işte burada Vekil Yun tam da bunu yapıyordu.

[Birkaç takımyıldızı intikamın gerçekleştirilmesini görmek istiyor!]

['Kolezyum'u tutan takımyıldızları jeton hediye etmeye hazırlanıyor!]

[Birkaç takımyıldızı bu hesaplaşmayı kazanan cisimleşene sponsor olacaklarını vaat ediyor…]

Çaylağın titreyen elleri hançere sıkıca kavrarken, kanlanmış gözlerinin cinayet niyetiyle dolduğunu gören patronları dehşet içinde geri çekildi. Atmosfer ısınmaya başladı, Gezgin kalabalığı tezahürat etmeye başladı. Sayılarını sakince saydım. Onu kafesin yanında konuşlanmıştı, on dördü ise sahne arkasında bir sonraki oyuna hazırlanıyordu.

"Hey! Yeni köleler geldi! Kilitleyin! Bir sonraki ağıla götürün!"

"Emredersiniz, efendim!"

Bu "intikam hikâyesi" onlar için sıradan bir geçit sahnesinden ibaretti. Takımyıldızları ucuz eğlenceyi izleyecek, Gezginler ise jetonları toplayacaktı.

Vekil Yun gülümsedi.

"Vay, taze etler mi geldi? Hey! O herifi atın da onun yerine kızı koyun içeri!"

Bilinçsiz köleler büyük hücreye taşınırken aralarında tanıdık bir yüz gördüm. Kar beyazı tenli, hafifçe yukarı kalkık gözleri olan, ipeksi yumuşaklıkta kara saçları omuzlarına ulaşan ufak tefek biriydi. Emin olmak için gözlerimi ovuşturdum ama şüphe yoktu.

Birinci Havari, İntihalci Han Sooyoung buradaydı.



RoS: Şimdi yakalandın Han Sooyoung. Bu bölümde Dokja'nın travmaısna ve dünyanın bu tarz bir kıyamette nelere yeltenebileceğine göz atmış olduk. Ama işin kötü tarafı, bunlardan çok daha kötüleri günümüzde yapılıyor, referans vermeme gerek yok sanırım...

Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!