title mobile

Bölüm 47: 10. Sahne — Gelecek Savaşı V

Sinemadan döndükten sonra Lee Hyunsung ve Yoo Sangah ile birlikte doğruca Myeongdong İstasyonu'na gittim. Dongmyo İstasyonu önemliydi ama önce ilgilenmem gereken başka bir şey vardı. Myeongdong Temsilcisi'ni öldürüp Bayrağını almıştık, boş kalan istasyonu acilen ele geçirmem gerekiyordu.

Lee Hyunsung endişeyle sordu. "Sadece bizimle gerçekten sorun olmaz mı?"

"Savaşmaya gitmiyoruz ki. Öylece bırakırsak ölecekler, onlara ne yapacağımıza karar vermemiz lazım."

Grubunu kaybetmiş "başıboşlar", olağanüstü şanslı değillerse tıpkı Chungmuro İstasyonu'ndan ayrılan Koalisyon üyeleri gibi diğer grupların avı olurdu.

Ama vardığımız an şok edici bir manzarayla karşılaştık. Myeongdong İstasyonu'ndaki insanlar çoktan biri tarafından katledilmişti. Hem de son derece vahşice.

Bayrak Direğinin yakınında özel kuvvet üniforması giyen bir grup adam oyalanıyordu. Beni görünce irkildiler ve hızla Hoehyeon İstasyonu yönüne kaçtılar. Motosikletleri yüzünden peşlerinden gitmemiz zordu.

Geleceğimi biliyorlarmış gibi. Çok fazla garip tesadüf oluyor.

Lee Hyunsung sordu. "O adamlar kimdi? Burada ne olmuş?"

"Emin değilim," dedim.

"Sen bile bilmiyorsan, Dokja-ssi…?"

Gergin bir şekilde yutkundu. En azından istasyonun Bayrak Direği hâlâ boştu.

["Myeongdong İstasyonu"nu şu anda ele geçiren bir grup bulunmamaktadır.]

[Bu istasyonu ele geçirmek ister misiniz?]

Sırtımda taşıdığım Bayrağı Bayrak Direğine taktım ve çıkardım. Yerinde birebir bir kopya belirdi.

["Myeongdong İstasyonu" ele geçirildi.]

[Ele geçirilen istasyon, "ana üs"ünüz zapt edilmedikçe veya Bayrağınız çalınmadıkça elinizden alınamaz.]

[Şu anda ele geçirilen: Chungmuro (Ana Üs), Myeongdong.]

[Kırmızı Bayrağınızın başarı puanları arttı.]

Bayrağımın tonu derinleşti.

[Yeni bir istasyon ele geçirerek etki alanınız genişledi.]

[Gizli bir senaryo geldi!]

[Gizli Senaryo — "Kral Yolu" başladı!]

<Gizli Senaryo — "Kral Yolu">

Kategori: Gizli

Zorluk: A

Tamamlama Koşulları: Süre sınırı içinde en az 10 istasyonu ele geçirin.

Süre Sınırı: 10 gün

Ödül: "Kral"ın özel niteliği

Başarısızlık: Günde en az bir istasyon ele geçiremezseniz siz ve grup üyelerinizin tamamı ölecektir.

Bu korkunç gizli senaryo sonunda gelmişti. Bu göreve başladıktan sonra geri dönüş yoktu. Bir "Kral"ın kaderi her zaman ikisinden biriydi:

Ya Kral ol ya da öl.

[Yeni bir "Kral Adayı" yolunda yürümeye başladı!]

Gerçek <Bayrağı Yakala>'nın başlangıcıydı bu.



Chungmuro'ya döndükten sonra ekip üyelerimi toplayıp aldığım gizli senaryoyu anlattım.

Jung Heewon meraklı görünürken Lee Hyunsung endişeliydi. Yoo Sangah ise her zamanki gibi kaygılı yüz ifadesindeydi.

"Kulağa çok zor geliyor… İyi olacak mısın, Dokja-ssi?"

"Sorun yok."

Gizli senaryo aldığım için kıskanmak yerine gerçekten endişelenmesi… Ya melek ya da salak bu kız.

Lee Hyunsung, "Yine de Kral Adayı olanın sen olman beni rahatlattı," dedi.

"Teşekkürler."

"Bundan sonra size 'Majesteleri' mi demeliyiz?"

Ciddi sorusunu elinle savdım.

"…Lütfen yapmayın."

"Ah, Majesteleri. Bu gizli senaryoya bakılırsa, şu an acilen başka bir istasyonu ele geçirmek için harekete geçmemiz gerekmez mi? Sadık tebaanızın hayatını düşünün lütfen," diye Jung Heewon alaycı bir tonla takıldı.

Başımı salladım.

"Önce bize saldıran şerefsizleri araştırmalıyız. Doğruca Dongmyo İstasyonu'na gideceğiz. Jung Heewon-ssi ve Lee Hyunsung-ssi, benimle gelir misiniz?"

Sözlerim üzerine Yoo Sangah çekinerek elini kaldırdı.

"O zaman ben de–"

"Sen burada kalacaksın, Yoo Sangah-ssi."

"Ah, doğru… Benim kalmam daha…"

Kederli sesini duyunca hatamı fark ettim. Muhtemelen işe yaramadığını sorguluyor olmalıydı. Jung Heewon kadar hasar veremiyordu, Lee Hyunsung gibi yüksek Dayanıklılığı yoktu, hatta Gilyoung-ie gibi güçlü bir tek atımlık becerisi bile yoktu.

"Yoo Sangah-ssi."

"…Evet?"

Bir zamanlar sahip olduğu tüm "özellikleri" bu yeni dünyada artık geçersizdi. Ama başkalarını kıskanmayacak kadar iyiydi, bu yüzden güvensizlikleri sessizce içinde çürümüştü.

"Herkes aynı şeylerde başarılı olamaz."

"Evet, farkındayım."

Güçsüz bir gülümsemeyle cevap verdi.

Ders veriyormuş gibi hissettirmemek için sonraki sözlerimi dikkatle seçtim.

"Metroda sana söylediğimi hatırlıyor musun? 'Bir Dokja'nın dokja hayatı vardır, Sangah'ın da–'"

"Sangah hayatı. Evet, hatırlıyorum. Telefonumun notlarına bile yazdım."

Bu kadar kolay toparlayınca ne diyeceğim…? Neden yazdığını sormak istedim ama yine, bu da tam ona göre bir şeydi. Gururlu ifadesini görünce ona kızılması imkânsızdı.

Hafifçe iç çekip devam ettim. "Senin burada önemli bir görevin var. Gilyoung-ie'yi baygın hâlde öylece bırakamayız. Ayrıca her ihtimale karşı Gong Pildu'yu gözetleyecek, kaygılı grup üyelerini yönetecek birine ihtiyacım var."

Gözleri kararsızca titredi.

"Üstelik Hoehyeon kuvvetlerini de kontrol altında tutmalıyız. Biz yokken saldırabilirler. Gong Pildu burada ama duruma göre senin <Bağlayıcı İplik>'in de gerekebilir."

"B-Böyle bir role gerçekten uygun muyum emin değilim–"

Daha yenilgici bir şey söyleyip kendinden şüphe duyma sarmalına girmeden sözünü kestim.

"Peki, o zaman… Millet, Yoo Sangah-ssi'ye resmî bir pozisyon versek nasıl olur? Fikirler?"

Lee Hyunsung ve Jung Heewon bir an düşündükten sonra başlarını salladı.

"İyi fikir. Sana güveniyorum, Yoo Sangah-ssi."

"Ey Kralım… Buyruğunuz başımız üstüne, tebaanız itaat edecektir…"

Jung Heewon'a kısa bir bakış attım.

Komik mi olduğunu sanıyorsun şu an?

[Bir "Temsilci"nin özel yetkisini kullandınız.]

[Chungmuro İstasyonu Temsilcisi Kim Dokja, yetkisinin bir kısmını grup üyesi Yoo Sangah'a devretti.]

[Grup üyesi Yoo Sangah, Chungmuro İstasyonu'nun "Temsilci Yardımcısı" oldu.]

[Grup üyesi Yoo Sangah artık Temsilci adına "Ceza" uygulayabilir.]

Yoo Sangah afallamış gözlerle bana baktı ve kekeledi. Dehşete düşmüş görünüyordu.

"B-Ben mi? B-Böyle bir g-göreve…"

"Sana emanet ediyorum çünkü sensin."

Gerçekten öyle kastediyordum. Tekrar söylüyorum, herkes aynı şeylerde başarılı olamazdı. Ama hatırladığım Yoo Sangah bu rol için mükemmeldi. Sonuçta sıradan biri değildi. Tüm İnsan Kaynakları departmanındaki en yetenekli kişiydi.

"Ah… O zaman elimden gelenin en iyisini yapacağım."

Eğildi ve yavaşça başını kaldırdı. Göz kenarları dökülmemiş gözyaşlarıyla hafifçe parlıyordu.



Hemen Dongyeoksa tüneline yöneldik. Dongmyo'ya varmadan önce geçmemiz gereken üç istasyon vardı.

Baygın Kang Ilhun'u yanımızda götürmeye karar verdik. Onu taşımak açıkçası zahmetliydi ama bunun arkasındaki şerefsizleri teşhis etmek için bu adama ihtiyacım vardı.

Yoo Sangah'ın sesini duyunca Chungmuro'ya doğru arkamı döndüm.

"Millet, lütfen bir anlığına toplanın!"

Beklediğim gibi, kimse izlemiyorken daha çok çalışıyor. Talimatlarını alırken insanlar kendi aralarında fısıldaşıyordu. Personel düzenlemesini çoktan bitirmiş olmalıydı. İstasyonun her sektörü için nöbetçiler ve gözetmenler bile yerleştirilmişti.

Onu dinlemek istemeyecek bazı toprak ağalarından tepki gelmesi kaçınılmazdı ama…

[Chungmuro İstasyonu Temsilci Yardımcısı Yoo Sangah bir "Ceza" uyguladı.]

Uzaktan birinin inlediğini duydum.

…Sorun olmaz, değil mi? Evet, olmaması lazım.

Jung Heewon ifademi fark edip, "İyi iş çıkardın. Yoo Sangah-ssi'nin biraz morali bozuktu, anlayabiliyordum," dedi.

"Aslında duyguları yüzünden değildi. İşe uygun olacağını biliyordum sadece."

"Aa, öyle mi? O zaman bana da bir şey seç sonra. Bana uygun olacak bir şey."

"Cellat nasıl olur?"

[Mangnani (망나니) — İngilizce karşılığı olmayan bir terim. Günümüz argosunda kabadayı/hovarda/haylaz anlamında kullanılır ve kişinin saldırgan, saygısız davranışını eleştirir. Ancak Joseon döneminde infazları gerçekleştiren görevliye verilen isimdi.]

"…Boş ver," diye söylenip başını çevirdi.

Bu kadar takıldıktan sonra hak etti. Oh olsun.

"Ama şey, çatıdaki o herif ne olacak? Öylece bırakmak sorun olmaz mı?"

"Ah, Yoo Joonghyuk'u mu diyorsun?"

"Adı öyle bir şeydi galiba."

"Büyük ihtimalle sorun olmaz."

"Onu çok iyi tanıyormuşsun gibi konuşuyorsun. İlişkiniz ne?"

"Şey…" Bir an düşündükten sonra sordum. "Heewon-ssi, kardeşin var mı?"

"…? Evet, neden?"

"Erkek mi kız mı?"

"Erkek."

"Kaç yaşında?"

"Ortaokul birinci sınıf."

"Nasıl bir şey?"

"Sinir bozucu. Zahmetli, fırsat buldukça laf yetiştiriyor… Okulda başını belaya soktu, annemin yerine ben gitmek zorunda kaldım…"

Bir süre kardeşinden şikâyet ettikten sonra sustu. Boşluğa bakan gözlerine baktım.

Sonra sordum. "Ama şu an yine de onun için endişeleniyorsun, değil mi?"

"Şey… Sonuçta aile."

"Benim için de benzer bir şey."

"Senin de kardeşin mi var?"

"Hayır, Yoo Joonghyuk'tan bahsediyorum."

"Ah…"

Bana bakıp anlamış gibi başını salladı.

"Yani seviyor musun sevmiyor musun?"

"Sevmiyorum. O velet yüzünden bir sürü insanla kavga etmek zorunda kaldım."

TWSA'nın ilk yayın günlerinde tek okuyucu ben değildim. Meraktan onuncu bölüme kadar takip eden epeyce insan vardı, hatta ellinci bölümde bile hâlâ okuyan on iki kişi kalmıştı. O zamanlar Kim Namwoon kadar pisliğin tekiydim… Gerçekten değişmişim ha. O dönem yorumlarda benimle kavga eden adamlardan birinin hâlâ sağ salim olup olmadığını merak ettim. Belki de yakalayacağım şerefsiz onlardan biriydi.

"İkiniz epey yakınlaşmışsınız," diye Lee Hyunsung araya girdi.

Sözleri kafama oturdu ve Jung Heewon'a biraz fazla yakın yürüdüğümü fark ettim.

Kıkırdayarak sordu. "Neden, asker ahjussi? Kıskandın mı?"

"Hmm. Tam öyle değil…"

Düşününce, o erkek ortaokuldan sonra erkek lisesine, sonra da mühendislik fakültesine gidip ardından doğrudan askere katılmamış mıydı? Ona acımadan edemedim.

"Dongyeoksa'ya varmış gibi göründüğü için söyledim."

Gerçekten de uzakta istasyonun platform girişi görünüyordu.

Bizi bekleyen bir pusu ihtimaline karşı tünel duvarına yapışıp yavaş yavaş içeriyi koladık. Ama endişelerimiz yersiz çıktı.

Jung Heewon mırıldandı. "Garip. Nöbetçi yok."

<Bayrağı Yakala> devam ederken burada kimsenin olmaması, istasyonun çoktan başka bir grup tarafından ele geçirildiği anlamına geliyordu. İnsan belirtisi olmadığını teyit ettikten sonra Dongyeoksa Bayrak Direğine yaklaştık.

[Bu istasyon "Dongmyo İstasyonu" tarafından ele geçirilmiş durumda.]

[Bu istasyonu ele geçirmek istiyorsanız "Dongmyo İstasyonu"nun Bayrağını çalmanız veya "Bayrak Direği"ni zapt etmeniz gerekir.]

Tam düşündüğüm gibi.

Kang Ilhun'un bedeni aniden seğirip öyle şiddetli sallanmaya başladı ki ilk başta yine nöbet geçiriyor sandım ama durumu farklı görünüyordu. Ağzındaki yumağı çıkardım; bağırdı. "H-Hayır…!"

"…Ne oldu?"

"D-Dongdaemun… Dongdaemun İstasyonu…!"

Kekelerkeen ağzından salya damlıyordu. BİR anlığına inanmadım be elimi omzuna koydum.

Tam o an—

[Kurgusal karakter Kang Ilhun artık bir başıboş oldu.]

Dongdaemun'a olan bağlılığı değişmişti.

Jung Heewon sordu. "Ne oluyor?"

"Görünüşe göre Dongdaemun İstasyonu ele geçirilmiş."

"…Ha?"

Anlıyorum. Her şey birden anlam kazanıyor. Bilgiyi sızdıranlar bunu en başından planlamıştı.

"…Çifte tuzak."

Chungmuro'daki saldırı kuvvetinin öleceğini bildikleri için Myeongdong ve Dongdaemun gruplarını Chungmuro'ya saldırmaya kışkırtmışlardı. Sonra savunmaları zayıfladığında o şerefsizler her iki istasyonu da almaya geçmişti. Myeongdong'da gördüğümüz özel kuvvet üniformalı o kimliği belirsiz adamlar muhtemelen onlardandı.

Ama… kazanacağımızı nereden bildiler?

Beni bilmeleri imkânsızdı ve 3. Regresyon'da Chungmuro İstasyonu'nun Temsilcisi olması gereken kişi…

…Ah, doğru. O lanet velet. Ona mı bahse giriyorlardı?

Artık emindim. Bu planın arkasındaki o Kâhinler…

Tam o sırada Lee Hyunsung tepki verdi. "İnsanlar geliyor."

Haklıydı. Dongdaemun tünelinden bir grup insan bize yaklaşıyordu. Bir bakışta, ortalama C sınıfı ve üstü eşyalarla oldukça iyi silahlanmış ve zırhlanmış bir grup olduğu görülüyordu. Normal başarılarla bu seviyede donanmak kolay olmazdı… Bu tür bir güç olağanüstüydü.

Grubun ortasındaki adam ilk konuştu. İnce yapılıydı ve tepeden tırnağa her türlü eşyayla donatılmıştı.

"Oh? Kang Ilhun-ssi? Ya, bana bir sürü gereksiz yük getirmiş."

Kang Ilhun hâlâ titriyordu ama şimdi ağzından köpük de geldi ve yine bayıldı. Bu da demek ki…

Bu adam acaba…?

[Özel beceri "Karakter Listesi" etkinleştirildi.]

Bir an sonra şaşırtıcı bir mesaj duydum.

[Bu karakterin bilgisi "Karakter Listesi" kullanılarak okunamıyor.]

[Bu karakter "Karakter Listesi"nde kayıtlı değil.]

Bak sen şuna.

Gözleri bize takıldı.

"Siz kendinizi tanıtacak mısınız, yoksa…?"

Gruptaki adamlar aynı anda silahlarını hazırladı. Cevap vermek için öne çıktım.

"Chungmuro'danız."

"Chungmuro mu?"

O anda—çatırt!—havada kıvılcımlar patladı.

[Birisi üzerinizde "Nitelik Tarama" özel becerisini kullandı.]

[Dördüncü Duvar "Nitelik Tarama Sv.2"yi engelledi!]

Adam zihinsel bir şok yemiş gibi sendeledi. Bir an tereddüt edip şaşkın gözlerini bana çevirdi.

"…Kusura bakmayın ama adınızı sorabilir miyim?"

Jung Heewon ve Lee Hyunsung'la bakıştım. Sonra sırıttım ve adama en soğuk, en ağır sesimle cevap verdim.

"Ben Yoo Joonghyuk."



RoS: İşte buyu. "Kimlik Hırsıplığı Kardeşliği" (The Identity Theft Brothers) bu bölümle kendini göstermiş oldu. Romanın dinamiklerine bayılıyorum.

🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 46
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!