Bölüm 48: 10. Sahne — Gelecek Savaşı VI

Hayal görmemiştim. Bu adamın gözleri adımı duyunca bir anlığına kocaman açılmıştı.
"Siz…?"
Yüzümü dikkatle inceledi.
Düşününce, tam görünüşü o kadar detaylı anlatılmasa da Yoo Joonghyuk'un birkaç tasviri vardı ve "yakışıklılığı" üzerine epeyce vurgu yapılmıştı. Benim yüzüm ise… Şey, bu sanatsal özgürlük kapsamına giremez mi?
"Ne oldu?" diye sordum.
"H-Hiç."
Sesi birden fark edilir derecede kibarlaştı. Emin değildim ama şu an kafasının karmakarışık olduğu kesindi.
En azından bir şey kesindi: bu herif kesinlikle TWSA'yı okumuştu. [Karakter Listesi]'nde kayıtlı olmaması ve "Yoo Joonghyuk" adına gösterdiği tepki bunu doğruluyordu.
Gözleri aceleyle yanımdaki Lee Hyunsung'a kaydı.
[Nitelik Tarama]… Anlıyorum. Bilgi kazımaya mı çalışıyor?
Lee Hyunsung'u gözlemlemesi için kasten biraz zaman tanıdım, sonra dedim. "Küstah herif. Nereye baktığına dikkat etsen iyi olur."
"…Hik."
Lee Hyunsung'un adını teyit etmiş, artık becerisiyle benim Nitelik Pencereme bakamadığını da anlamıştı. TWSA'nın ne kadarını okuduğunu bilmiyordum ama neye benzediğini bilmeden Yoo Joonghyuk'u teşhis etmek için elinde yalnızca birkaç ipucu vardı.
En açık işaretlerden biri, kullanıcıya evrensel algı kazandırırken onu başka algılama becerilerinden de koruyan SS sınıfı [Bilgenin Gözü]'ydü. Ve şimdi bu herif, bende de bunun bulunduğuna iyice kanaat getirmişti.
"Cılız B sınıfı becerinle gözetlesen fark etmeyeceğimi mi sandın?"
Titremesi gözlerinden başlayıp yüzünün tamamına yayıldı.
Dolaşan gözleri sonunda sırtımda taşıdığım Kırmızı Bayrağa takıldı.
Elindeki bilgi, Yoo Joonghyuk'un kimliğini doğrulamaya ancak bu kadar yetiyordu.
"Seni orosp—!"
Grubun önündeki adamlardan biri durumu geç kavramış olmalıydı ki mızrağının ucuyla beni tehdit etti.
Jung Heewon'la Lee Hyunsung tam öne atılacakken—Şlak!—adamın kafası koyu kızıl bir kan fışkırışıyla patladı.
Grup anında çığlık atarak birkaç adım geri tökezledi.
Kan yağmurunun ardından ciddi ve sert ifadeli bir adam gördüm.
…Bak sen şu velete.
Adam kalabalığın arasından yavaşça bana doğru yürüdü.
"Derin özürlerimi sunarım. Size yakışıksız bir manzara göstermiş olduk, efendim."
"Sen kimsin, herif?"
Soğuk tonumun altında ifadesi gerildi. Sakin kalmak için elinden geleni yapıyordu.
Yerinde ben olsam muhtemelen kalbim patlayacakmış gibi hissederdim.
"Kendimi resmen tanıtmama izin verin. Adım Lee Sungkook.
Dongmyo İstasyonu'ndan sorumlu Temsilci Yardımcısıyım."
Hızla yaklaşıp önümde derin bir eğilişle selam verdi.
İşte böylesi hoşuma gidiyor.
Yoo Joonghyuk cosplay'ine tam gaz devam etme zamanı.
Ona sert bir bakış atıp buz gibi bir sesle, "Dongmyo mu? Güzel. Şimdi defol," dedim.
"…Ha?"
"Burası artık benim istasyonum. Devret ve kaybol."
Herifin ağzı açık kaldı.
"Ne demek ist—?"
"Kulakların çalışmıyor mu?"
Dongmyo Bayrağının dikildiği Bayrak Direğine baktım.
Ancak o zaman Lee Sungkook ne kastettiğimi anladı.
"O-O imkânsız. Zaten ele geçirilmiş bir istasyonu devredemezsiniz—"
"Beni salak mı sanıyorsun? Sen Temsilci Yardımcısısın."
"…Evet?"
"O yetki ya da daha üstü sendeyse istasyonu istediğin gibi devredebilirsin. Bunu bile bilmiyor muydun şerefsiz?"
"…!"
"Teslim etmen için üçe kadar sayacağım. Aksi halde kafanızı alırım. Bir."
Lee Sungkook'un ifadesi gerildi. Adamlar yavaşça beni çevreleyerek nahoş bir düşmanlık havası yaydı.
Jung Heewon ve Lee Hyunsung, neden aniden böyle çılgınca bir şey yaptığımı bilmedikleri için gergin görünüyordu.
Devam ettim. "Şaka gibi mi geliyor? İki."
On yıl sonra hafızan biraz bulanıklaştı mı?
Yoo Joonghyuk'un ne tür bir herif olduğunu unutmuşsun galiba. O zaman izin ver, hafızanı bizzat tazeleyeyim.
[Özel beceri "Işıltılı Kılıç Aurası Sv.2" etkinleştirildi.]
[İnanç Kılıcı aktifleştirildi!]
Kiinnnng!
Kılıcımın beyaz parıltısını görünce Lee Sungkook'un yüzü bembeyaz kesildi. Bu artık bir korkaklık oyunuydu.
Yoo Joonghyuk'un adını hatırlaması onun hakkında bir şeyler bildiği anlamına geliyordu.
Yoo Joonghyuk'un erken dönemde ne kadar acımasız olduğunu hatırlıyorsa, işlerin tırmanmasına asla izin vermezdi.
Hatırlamıyorsa? Farketmezdi. Gerekirse savaşırdık, durum kötüye giderse kaçardık.
Artık bu kadarı için bile fazlasıyla yeterli gücüm vardı.
"Üç…"
Kelime ağzımdan çıktığı an gerilim zirveye ulaştı ve—
"D-Durun! V-Vereceğim!"
Bu velet gerçekten TWSA okumuş. Ama yeterince iyi değil.
"Boş ver."
"…Ha?"
"Cevabın çok yavaştı, herif."
"Ne?"
"Bu istasyon yetmez. Dongdaemun'u da ver."
Jung Heewon yanımdan hayret dolu bir bakış fırlattı.
Gözleri sanki, Bu kadarını zorlaman gerçekten doğru mu? diye soruyordu.
Ama zorlayabileceğimden emindim. Hayır, bu kadar zorlamam gerekiyordu çünkü şu an Yoo Joonghyuk'tum.
Rolümü gerçekten inandırıcı kılmak için akıl almaz ölçüde ileri gitmem gerekiyordu.
Kılıcımı Lee Sungkook'a doğrultup ilan ettim. "Reddedersen anlaşmayı geçersiz sayarım."
"A-Ama…!"
"Tekrar üçe kadar sayacağım. Bir."
İfadesi anbean değişti.
Benim gerçekten Yoo Joonghyuk olduğuma inanmaya başladığı için sinirleri muhtemelen içten içe paramparça oluyordu.
Ve sebepsiz değildi. Başkahramanın düşmanı olursa hikâyesinin sonu belliydi.
Bu herif bu dönüşü nasıl idare edecek? Buradaki doğaçlaması bu adamlarla gelecekteki ilişkimi belirleyecekti.
"D-Dongyeoksa'ya kadar tüm istasyonları verebilirim! Ama…"
"Ama?"
"Dongdaemun'un kendisini devretme kararını verme yetkim yok. İzin verirseniz Temsilci-nim'le görüşebilir misiniz?"
Mükemmel bir cevaptı. Daha doğrusu, tam da aradığım türden bir avdı.
Lee Sungkook durmadan geveliyordu. "Yoo Joonghyuk-nim, şöhretinizi çoktan duymuştuk. Temsilci-nim sizinle tanışmaktan onur duyacaktır. Lütfen grubumuza bir görüşme ayrıcalığı bahşedin."
"Beni tanıyor musunuz?"
"Büyük Yoo Joonghyuk-nim'i nasıl tanımayız?"
Lee Sungkook aniden nefesini tutup elini ağzına kapadı. Söylediklerinin ne kadar garip göründüğünü fark etmiş olmalıydı.
Yoo Joonghyuk bu kadar erken bir dönemde ünlü olamazdı.
"H-Her halükârda, bize eşlik ederseniz ömrümüzün onuru olurdu."
Yeter. Kabul ediyorum.
Ona dikkatle baktım ve cevapladım. "Peki. Yolu göster."
İfadesi anında aydınlandı ve gereksiz yere ekledi. "Lütfen hiçbir şey için endişelenmeyin. Hizmet ettiğim Kralın şerefi üzerine yemin ederim ki size en ufak bir zarar gelmeyecektir!"
[Dongmyo İstasyonu Temsilci Yardımcısı Lee Sungkook "Kralın Şerefi" üzerine yemin etti.]
[Bu yemin bozulursa Lee Sungkook cezasını bizzat çekecek.]
Ne aceleci adam.
Ama gerçekten Yoo Joonghyuk olduğuma inanıyorsa doğru olanı yaptı.
Anlayışı düşündüğümden iyi değil mi? Onu uygun şekilde ödüllendirmeliyim.
"Bana zarar mı? Siz mi?"
"Tabii ki hep birden saldırsak bile hiçbirimiz size parmak bile süremezdi. H-Haha. Şey, o zaman… Bu taraftan, lütfen."
"Dur."
"Efendim?"
Bayrak Direğini işaret ettim.
"Gitmeden önce şunu vermelisin."
"…"
[Dongdaemun Tarih ve Kültür Parkı'nın devri alındı.]
[Şu anda ele geçirilen: Chungmuro (Ana Üs), Myeongdong, Dongdaemun Tarih ve Kültür Parkı.]
[Kırmızı Bayrağınızın başarı puanları arttı.]
İstasyonun Bayrağı gözlerimin önünde isim değiştirdi.
Harika bir başlangıçtı. Gerçekten bu kadar kolay olabilir mi?
"Gidelim."
Lee Sungkook'un omuzlarının titrediğini görmek garip hissettirdi.
Yoo Joonghyuk gibi yaşamayı sürdürsem fena mı olurdu?
Kısa süre sonra Lee Sungkook rehberliğinde Dongmyo İstasyonu'na doğru yola çıktık.
Kimliğimle ilgili fısıltılar istasyon üyeleri arasında yayıldı ama Lee Sungkook bizi getirme konusunda bu kadar kararlıyken açıkça itiraz edemediler.
Şu an grubun arkasında ekibimle birlikte yürüyordum.
Lee Hyunsung bir süredir bir şey konusunda tereddüt ediyordu ve sonunda bana bakarak konuştu.
"Şey, Dok—Kuk!"
Jung Heewon hiç duraksamadan böğrüne bir dirsek indirdi.
Nefesi boğuk bir iniltiyle dışarı kaçtı. Tam ondan beklenecek hareketti.
Durumun tamamını kavramasa bile ortamı okumayı biliyordu.
Dudaklarımla söyledim. 'Ne yapman gerektiğini biliyorsun, değil mi?'
'Aşağı yukarı.'
Ona, sonra Lee Hyunsung'un omzunda asılı Kang Ilhun'a baktım.
Şu an göz önünde tutulması gereken en önemli kişi oydu.
'Bu herifin ağzını kapalı tut. Anlaşıldı mı?'
Jung Heewon belli belirsiz başını salladı ve ardından en hafif tabirle tartışmalı bir şey yaptı.
Önümde diz çöküp abartılı bir sesle, "Emredersiniz, Joonghyuk-nim! Buyruğunuz başım üstüne!" dedi.
Gören herkes onu ortaçağ şövalyesi sanırdı.
İşin komiği, bu tavrı Lee Hyunsung'u da paniğe sürükledi ve o da apar topar onu taklit etti.
"H-Hizmetinizdeyiz…!"
Lee Sungkook grubun en önünden seslerini duymuş olmalıydı ki şaşkınlıkla kafasını çevirdi.
Utanç vericiydi ama sonuç lehimize işledi.
Düşüncelerini okuyamazdım ama okuyabilseydim kesinlikle şöyle bir şey olurdu:
「Kesinlikle Yoo Joonghyuk.
Şüphe yok.」
Gözlerimiz buluştu ama hızla kafasını geri çevirdi.
Demek başkahraman olmak böyle hissettiriyor.
Çok geçmeden Dongmyo İstasyonu'na vardık.
Oldukça güçlü bir grup olmalılardı; platformda toplanmış çok sayıda insan vardı.
Bazıları Lee Sungkook'un grubu gibi silahlıydı ama çoğu değildi.
Muhtemelen grubunu kaybetmiş diğer istasyonlardan gelen başıboşlardı.
"Kıpırda!"
"E-Evet, efendim!"
Dongmyo grubu onları gözetim altında tutuyor, bir yandan Yer Sıçanlarını et için kestiriyor, bir yandan da öteki canavar cesetlerini parçalattırıp ekipman yaptırıyordu.
Bunlar "köle" sınıfı denilen kesimdi. Krallar çağında yaygın bir manzaraydı.
Jung Heewon kaşlarını çattı.
"Sanki gerçek bir krallıkmış gibi…"
Ona dedim. "Düşüncesizce hareket etme. Burada kal ve durumu gözle."
"Ye ye ye
[Daha doğrusu "yeyeye" diye, hecelerini birbirine yutarak söylüyor. Buradaki kullanım heyecan değil, alaycı bir umursamazlık ifadesi.]
…" diye mırıldandı.
Onu görmezden gelip etrafı taradım. Beklenmedik değişkenleri hesaba katmam gerekiyordu.
Dongmyo, orijinal romanda bile oldukça önemli bir üstü.
Doğru hatırlıyorsam… Buranın Temsilcisi o İnzivacıydı.
Ama Kâhinler müdahale ettiyse hikâyenin yönü muhtemelen değişmişti.
Lee Sungkook'un ensesini uzaktan izledim.
Bu noktada iki kilit sorum vardı.
Bir, Lee Sungkook'un da kendi ham metni
[Ham metin, bir hikâyenin orijinal/işlenmemiş metin dosyasını ifade eder.]
var mıydı? İki, onun gibi kaç "Kâhin" vardı?
Üçüncüsünü de eklemem gerekirse, benim sahip olduğum "becerilere" sahip miydi…?
Öyle görünmüyordu; yoksa [Nitelik Tarama] yerine [Karakter Listesi]'yle başlardı.
Ayrıca [Dördüncü Duvar]'ı da yok gibiydi çünkü ona [Karakter Listesi]'ni kullandığımda özel bir savunma mesajı çıkmamıştı.
Kısacası Yoo Sangah ve Lee Gilyoung'la aynı durumdaydı.
Ne de olsa üç binden fazla bölüm okuyan tek kişi bendim.
Sadece birkaç düzine bölüm okuyanların benimle aynı avantajları elde etmesi haksızlık olurdu.
Yani ham metne de sahip olmadıklarını varsaymak mantıklıydı. Ama yine de belli olmaz.
Neyse, o velet neye bu kadar takılmış?
Lee Sungkook'un gözleri bir süredir telefonuna kilitlenmişti.
[Çevikliğe 5.000 jeton yatırıldı.]
[Çeviklik Sv.20 → Çeviklik Sv.30]
[İnanılmaz bir çeviklik tüm bedeninize yayılıyor.]
Neredeyse doğaüstü bir hızla Lee Sungkook'a yaklaştım.
"Ne okuyorsun öyle dikkatle?"
"H-Ha? Hiçbir şey!"
Adam hızla telefonunu kapatıp sırtının arkasına sakladı.
Sadece bir an sürdü ama ekrana gözüm ilişti.
Sarı arka plan üzerinde tanıdık sohbet baloncuklarıyla doluydu.
Bir şey çok tuhaf hissettiriyordu burada.
Gözlerim beni yanıltmıyorsa… bu kesinlikle bir sohbet odasıydı.
…İnternet mi? Burada mı?
RoS: Umarım Discord'a erişebiliyorlardır.