title mobile

Bölüm 46: 10. Sahne — Gelecek Savaşı IV

"Bayrak Direğine giden yolu açın!"

Geldikleri yöne bakılırsa Myeongdong Grubu'nun Temsilcisi olmalıydı. Dongdaemun'la işbirliği yapmış olmalılar.

[Myeongdong Temsilcisi Kim Hyuntae Kırmızı Bayrağın bonus etkisini kullandı!]

Bu adam Bayrağının rengini çoktan değiştirmişti, üstelik "kırmızı"ya.

Aslında <Bayrağı Yakala>'nın özü Bayrakların renginde yatıyordu. Beyazla başlıyor, kırmızıya, ardından laciverte, kahverengiye, mora ve son olarak siyaha dönüyordu. Renk değiştikçe Bayrak giderek daha faydalı etkiler sağlıyordu.

[Myeongdong Grubu "Kırmızı Bayrak" güçlendirmesini aldı!]

[Herkesin saldırı ve savunması %5 arttı!]

Bayrağının kırmızı olması ya bir veya daha fazla istasyonu ele geçirdiği ya da başka bir Temsilciyi öldürdüğü anlamına geliyordu. İlk bakışta savaş güçleri fena görünmüyordu ama…

Sadece bununla Chungmuro'yu hedef almak mı? İmkânsız.

[Kurgusal karakter Gong Pildu "Silahlı Bölge Sv.6" stigmasını aktifleştirdi!]

[Kurgusal karakter Gong Pildu "Özel Mülk Sv.6" özel becerisini aktifleştirdi!]

Gong Pildu tam zamanında harekete geçiyordu.

"Sizi değersiz serseriler…!"

Tereddüt belirtisi gösterse Emir Hakkı'nı kullanmayı planlamıştım ama neyse ki gerek olmadı. Şu an Chungmuro'nun savunmasını güvenle ona bırakabilirdim.

Sekiz mini taret, Bayrak Direğine saldıran Myeongdong Grubu'na aynı anda ateş açtı.

"N-Bu da ne?!"

"Uaaaargh!"

Tududududu!

Et parçaları havada uçuştu. Beklendiği gibi, Gong Pildu'nun dengesi bozuk olmasının bir sebebi vardı.

"Öhö! Toplanın!"

Myeongdong grubu aceleyle sıkı bir savunma formasyonunda toplandı ama Sv.6 <Silahlı Bölge>'nin bombardımanına dayanmaya yetmedi. <Acil Savunma> senaryosunu tek başına tamamlaması için onu bırakmayı haklı çıkaran tatmin edici bir manzaraydı.

Güm! Güümm! Gü-güm!

Sayısız mermi ateşlendi. Güçlendirilmiş büyü mermileri Myeongdong Grubu'nu bombaladı; petek gibi delik deşik olup yere yığıldılar.

Gong Pildu düşman olunca korkutucuydu ama müttefik olunca inanılmaz güvenilirdi.

"B-Bu istihbaratta yoktu!"

"Geri çekilin!"

Ama o şerefsizlerin kaçacak yeri yoktu.

"Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz?"

[Yıldız Yadigârı "Kırılmaz İnanç"ın özel etkisi aktifleştirildi.]

[Eter özelliği ateşe dönüştürüldü.]

Şırraaaak!

Kılıçtan uzanan ateş eteri bir alev duvarı oluşturup kaçışlarını engelledi. O kısa panik anında Gong Pildu onları kurşuna dizdi.

Tududududu!

"D-Delin geçin! Çabuk–öhö!"

Bir büyü mermisinin kafasına isabet etmesiyle Myeongdong Temsilcisi'nin Bayrağı açıldı. Gong Pildu onu fark edince gözleri parladı.

Cidden, bu herif.

"Bir daha ezilmek mi istiyorsun?" diye sordum.

Gong Pildu koşarken olduğu yerde heykel gibi dondu.

"Kahrolası herif…"

Ray boyunca koşup düşen Bayrağı kaptım. Yere yığılan Temsilcinin gözlerindeki ışık söndü.

["Myeongdong Grubu"nun "Bayrağı" elde edildi.]

[Beyaz Bayrağınız Kırmızı Bayrağın birikmiş başarı puanlarını emdi.]

[Beyaz Bayrağınız, Kırmızı Bayrağa evrildi!]

Bedenimde daha da güçlü bir kuvvetin döndüğünü hissettim.

["Kral Yolu"na bir adım daha yaklaştınız.]

Kırmızı Bayrağın ötesindeki Bayraklar yalnızca Temsilcinin değil, yakındaki grup üyelerinin de yeteneklerini geliştiriyordu. Genel istatistikler ve S sınıfı ya da üstü eşyalar dışında temel savaş gücünü artırmanın çok az yolundan biriydi. Grupların "hedef" istasyonları dışındaki istasyonlara da saldırmasının sebebi buydu.

Diğer "Kral Adayları" muhtemelen çoktan Bayraklarının rengini değiştirmek için tam kapsamlı bir savaşa girişmişti. Çünkü bu dünyada ne kadar güçlüysen o kadar çok fethedebilirdin.

["Myeongdong Grubu"nun kalan üyeleri kararınızı bekliyor.]

Sorgulamak için yerdeki Myeongdong grubu üyelerinden birini yakaladım.

"Neden Chungmuro'yu hedef aldınız?"

Kang Ilhun'un ilk sözlerinden beri bir terslik hissediyordum. Chungmuro'nun yeni açıldığını bilmelerini kabul etsem bile, bekliyorlarmış gibi dalmaları mantıklı değildi. Ekibime attığı tuhaf bakışlar, Temsilci olduğumu öğrenince yaptığı garip ifade…

Bu şerefsizler istasyonda ne olduğunu en başından biliyordu.

Kılıcımı adamın boynuna dayadım. "Konuş. Chungmuro hakkında size bilgi veren kim?"

En muhtemel suçlular Kâhinlerdi. Sinema Zindanı'ndaki adamlar, başkalarının bilmediği "gizli bilgileri" bilenler olarak onlardan bahsetmişti. Her ihtimale karşı TWSA'yı baştan sona araştırmıştım ama "Kâhinler" diye bir grup hiç ortaya çıkmamıştı.

Peki kim bunlar?

İki hipotez vardı.

Bir, bilinmeyen bir değişken Anna Croft dışında yeni bir [Kâhin] ortaya çıkarmıştı.

Ya da iki… Benden başka bir "okuyucu" daha vardı.

Açıkçası ikincisine meyilliydim. [Kâhin] niteliği o kadar kolay uyanacak bir şey değildi. Üstelik "Kâhinler"deki çoğul eki de…

Neyse, ne olursa olsun ilerledikçe çözeriz.

Gong Pildu'ya baktım. "Bu arada… Biraz kendini tutamaz mıydın?"

"Gözü dönmüş gibi dalan delilere neden merhamet göstereyim?" diye sinirli bir ifadeyle sordu.

Ne yazık ki Myeongdong Grubu adamları fazla mermi yemiş ve cevap verecek durumda değildi. Ne zaman bir şey sormaya kalksam kan kusup ölüyorlardı.

Sonunda sorgulanacak tek kişi kaldı.

Gözleri sinirli sinirli sağa sola kayan Kang Ilhun'a baktım. <Bağlayıcı İplik>'le bağlanmış, Lee Hyunsung'un omzunda çuval gibi taşınıyordu.

Yoo Sangah bana sordu. "Bunların hepsi en başından planlanmış mıydı?"

"Büyük ihtimalle. İstasyonumuz açılır açılmaz iki grup saldırdı. Kesinlikle önceden tasarlanmıştı."

"Öyle güler yüzle yaklaştı ki, sonra da…"

İfadesi karardı.

"İttifakın suya düşmesine hayal kırıklığına mı uğradın?"

"…Biraz."

"İnsanlara bu kadar kolay güvenme. Bundan sonra işler düşündüğün kadar basit olmayacak, Sangah-ssi."

"Biliyorum. Ama yine de… Mümkünse inanmak istiyordum. İnsanlara güvenip inanmak beni buraya kadar getiren şey."

Bana baktı.

"Hey, ikiniz daha ne kadar sohbet edeceksiniz? Çabuk şunu sorgulayın," diye Jung Heewon azarıyla araya girdi.

Haklı. Şimdi hayat dersi verme zamanı değil.

Kang Ilhun'un ağzını tıkayan iplikleri çözdüm. Sakin kalmaya çalıştığı belli oluyordu.

"…Bana ne yapacaksınız?"

"Ne kadar işe yarar bilgi tükürdüğüne bağlı."

"Neyin işe yarar olup olmadığına siz mi karar veriyorsunuz?"

Bu adam bu durumda bile laf yetiştiriyorsa düşündüğümden çok daha cesurmuş.

Madem öyle, zor yoldan yapmaktan başka çarem yok…

Jung Heewon, "Zaten takımyıldızları onu 'kötü' olarak etiketledi, işkence deneyelim mi?" dedi.

"Neden uğraşalım ki? Konuşmazsa öldürürüm."

"Ha?"

Tereddüt etmeden kılıcımı çektim.

Kang Ilhun titreyerek yukarı, bana doğru baktı.

"Üçe kadar sayacağım. Sessiz kalırsan ölürsün. İkinci bir şans olmayacak."

Kasten [Işıltılı Kılıç Aurası]'nı tetikledim ve kılıcımı yerin derinliklerine sapladım.

"Bir."

Çatırrt!

[Işıltılı Kılıç Aurası]'nın gücüyle yer yarıldı; kılıç boğazına doğru ilerlemeye başladı. Zemin parçaları suratına sıçradı.

"İki."

Kılıcın ısısı burnuna yaklaştıkça yüzünü anında ısıtmaya başladı. Biraz daha ve eter kılıcı göz yuvarına gömülecekti.

"Ü—"

"Dongmyo İstasyonu!"

Sırıttım.

İşkence mi? Buna gerek yok.

Kang Ilhun nefes nefese bağırdı. "…B-Bize Chungmuro hakkında bilgi verenler Dongmyo İstasyonu'nda!"

Dongmyo mu? Dongmyo'da kim vardı yine?

"Kimler bunlar?"

"K-Kendilerine Kâhinler diyorlar…"

Aslında bu herifin durumu garipti. Gözleri yavaşça kayıyordu ve dili bir cesedinki gibi dışarı sarkıyordu. İçime kötü bir his düştü.

[Telkin] altında mı?

"Yoo Sangah-ssi, iplikle bu adamın ağzını tıka!"

Neyse ki Yoo Sangah'ın iplikleri çenesi kapanmadan hemen önce ağzını mühürledi. Hafifçe ürperdim.

Bilgi kontrolü için [Telkin] kullanacaklarını hiç beklememiştim… Düşündüğümden daha titizlerdi.

Ama öte yandan bu işleri kolaylaştırabilir. [Telkin] yalnızca yüz yüze kullanılabilen bir beceriydi.

Kang Ilhun'a baktım ve mırıldandım. "Şanslı adammışsın sen de."

En azından birini kesin olarak teşhis etmek için onu kullanabilirim.



Tam kapsamlı aramaya çıkmadan önce sinema çatısına son bir kez uğradım.

"O velet hâlâ uyanmadı mı?"

Lee Jihye beni beklemiyormuş gibi irkildi. Yoo Joonghyuk'un başı dizinde, hâlâ baygındı.

Bir başkahraman için bu velede iyi bakılıyor ha. Ben, okuyucu, şu an yorgunluktan gebermek üzereyim.

"Aşağıda durum nasıl?" diye sordu.

"Dert etme, dinlen."

"Usta… iyi olacak, değil mi?"

"İyi olur, gerçi biraz travma kalabilir."

"…Travma mı?"

"O veledin zihinsel durumu göründüğünden daha kırılgan. İyi bir uyku çekerse biraz daha iyi hisseder, o yüzden biraz daha katlan."

"Onu çok iyi tanıyormuşsun gibi konuşuyorsun."

"Onu, bu dünyadaki herkesten daha iyi tanıyorum."

Dalgın dalgın cevap verirken göğüs cebimden bir not defteri ve kalem çıkarıp birkaç kelime yazdım.

Sayfayı doldurup küçük bir kare şeklinde katlayıp ona uzattım.

"Okuma. Yoo Joonghyuk uyandığında ver. Anlaşıldı mı?"

"…Tamam."

Kesinlikle okuyacaktı. Önemli de değildi.

Yoo Joonghyuk dışında kimsenin anlayamayacağı, hele onun gibi geç anlayan birinin hiç çözemeyeceği birkaç anahtar kelimeyi kasten yazmıştım.

Bu arada, notun içeriği takımyıldızlarına da ■■■ olarak mı görünüyor acaba?

[Takımyıldızı 'Altın Başlığın Esiri' ■'den nefret ediyor.]

Cevabımı aldım.

Arkamı dönmek üzereydim ki Lee Jihye aniden seslendi. "Hey, bir şey sorabilir miyim?"

"Ne?"

"Şey, şafakta… Daha önce… Sen ve Usta, yani…"

Ne söyleyeceğini biliyormuş gibi hissettim.

Kahretsin, o da mı duydu? Jung Heewon yetmedi mi?

Gerçekten salakça davranmışım. Takımyıldızlarına o kadar odaklanmıştım ki yakındaki insanları düşünmedim bile. Yoo Joonghyuk muhtemelen aptallığım yüzünden dalga geçerdi.

Bundan nasıl sıyrılırım?

"Şey, yani. Biliyorsun, ikiniz…"

Bilmiyormuş gibi davranmaya karar verdim.

"Ne?"

İfadesi ciddileşti.

"Yani daha önce şöyle bir şey söyledin, ahjussi."

"Ne gibi?"

"'Kendine gel, seni velet! Böyle duygulara kapılmayacağımıza anlaşmıştık!'" diye sesimi taklit ederek bağırdı.

Sözlerimin bana tekrar edilmesini duymak utançtan ölmek istemememe neden oldu.

"'İlk sefer o… o yaptığımızda! Sözümüzü çoktan unuttun mu?'"

"…?"

Dur, bir terslik yok mu? Bu çocuk bir şekilde filtrelenmiş hâlini duymuş olmalı, değil mi?

"'Ne için peşinden geldim? Nasıl yalnızsın? Biz beraberiz!'"

"Hayır, bir saniye—"

"'Her zaman yanındayım! Umudunu kaybetme! Çocuğumuzu düşün!'"

"Ben öyle deme—"

"'Senin için değilse bunca yolu ne diye geldim…?!'"

Ağzım açık öylece ona baktım.

…Bu kız bunu nasıl böyle yorumladı?

"D-Demek gerçekten öyle? Sen ve Usta… Yani…"

İç çektim.

"Ne istiyorsan onu düşün, çocuk."

"…Biliyordum. Merak etme, aşk mektubunu kesinlikle ileteceğim!"

Omuz silkip arkamı döndüm.

Arkamdan saçmalıkları yüksek sesle devam etti. "Dur! Çocuğu nasıl doğurdunuz?"

"Yoo Joonghyuk'a sor."

Evet, her şeyi sana bırakıyorum, Yoo Joonghyuk.

Bir an sonra kafamda dolaylı mesajlar patladı.

[Birçok takımyıldızı filtrelenen içerik karşısında büyük şok yaşıyor.]

[Takımyıldızı 'Altın Başlığın Esiri' zevkinize saygı duyuyor.]

[Takımyıldızı 'Alevin İblisvari Yargıcı' yoldaşlığınızı beğeniyor.]

[Takımyıldızı 'Gizemli Entrikacı' afalladı.]

[600 jeton sponsor edildi.]

…Kahretsin. Etrafım salaklarla çevrili.

Her neyse, böylece Yoo Joonghyuk'a mesajımı iletmiş oldum.

Fazla zamanım yoktu, bu yüzden sinema merdivenlerinden aceleyle indim. Yoo Joonghyuk Uyuyan Güzel'i oynarken tüm ganimetlerini toplama zamanıydı.



RoS: "Onu, bu dünyadaki herkesten daha iyi tanıyorum." favori repliklerimden biri. Ve bu bölüm ile birlikte bir kesim için "Joongdok" füryası başlamış oldu. 😐

Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!