title mobile

Bölüm 3: 1. Sahne — Ücretli Hizmetin Başlangıcı II

⏱ Tahmini okuma süresi: ~6 dakika  •  İyi okumalar!

「"Bir dokkaebi¹." İlk ortaya çıktığında birinin ona böyle seslendiğini hatırlıyorum.」

[1] Dokkaebi, Kore kültüründeki mitolojik yaratıklardır; Kore cinleri olarak da bilinirler.

Nedense o cümle birden aklıma geldi.

Metronun aniden durması. Karanlığa gömülmüş bir vagon.

Bu déjà vu hissi için yeterli bir ayrıntı değildi. Acil duruşlar nadir olsa da duyulmamış şeyler değildi. O zaman neden romanın o tanıdık açılışını düşünüp duruyordum?

Saçmalık. Olan bu olamaz, değil mi?

Bir sonraki an ışıklar yandı ve 3807 numaralı vagonun ön kapısı açıldı.

Yanımdaki Yoo Sangah fısıldadı: "…Bir dokkaebi mi?"

Kafamda gümbür gümbür bir ses çınladı ve kulaklarım uğuldamaya başladı. Bildiğim romanın sahneleri, titreyen gözlerimin önündeki gerçeklikle örtüşüyordu.

「Tüylü bir kürkle kaplı tuhaf bir yaratık, iki küçük boynuzu ve üzerindeki kaba bir kumaşla havada süzülüyordu.」

「Peri demek için fazla grotesk, melek demek için fazla kötücül, şeytan demek için fazla masumdu.」

「Ve bu yüzden ona "dokkaebi" dendi.」

Dokkaebi'nin söyleyeceği ilk şeyi zaten biliyordum.

「&아#@!&아#@!…」

[&아#@!&아#@!…]

Kurgu ve gerçeklik birebir örtüşmüştü.

"Ne diyor bu?"

"Bu AG² falan mı?"

[2] AG, Artırılmış Gerçeklik'in kısaltması.

Çene çalan insanların arasında yapayalnız başka bir dünyaya fırlatılmıştım.

Bu tartışmasız bir dokkaebi'ydi — TWSA'da binlerce regsesyonunun trajik açılışını simgeleyen dokkaebi'nin ta kendisi.

Yoo Sangah'ın sesi beni düşüncelerimden kopardı.

"İspanyolca gibi bir şeye benziyor. Konuşmayı deneyeyim mi?"

Ne cevap vereceğimi bilemiyordum.

"…Ne olduğunu biliyor musun onun? Gidip borç para mı isteyeceksin?"

"Yok olarak öyle değil…"

Tam o sırada, kusursuz telaffuzlu Korece kulaklarımıza ulaştı.

[Ah. Ah. Şimdi hepiniz anlıyor musunuz beni? Ya, hangıl³ yaması çalışmadığı için sıkıntı yaşıyordum. Herkes duyabiliyor mu?]

[3] Hangıl, Kore alfabesi.

İnsanların tanıdık bir dil duyunca ifadelerinin yumuşadığını görebiliyordum. İlk öne çıkan, şık bir takım elbiseli iri bir adamdı.

"Affedersiniz, bu da ne oluyor?"

[…Ha?]

"Film mi çekiyorsunuz? Bir seçmeye yetişmem gerek, acele etmeliyim."

Yabancı bir yüzdü, isimsiz bir aktör olmalıydı. Yönetmen ben olsam, sadece sesindeki tutku için bile anında işe alırdım. Ama ne yazık ki karşısındaki varlık da yönetmen değildi.

[Ahh, seçme ha. Anladım. Demek bu saatte bile seçmeler yapılıyor. Haha, yeterince araştırmamışım. Ücretli hizmeti akşam 7'de başlatmak en çok itaati sağlar demişlerdi.]

"Ne? Ne diyorsunuz?"

[Haydi, haydi. Lütfen sakin olun herkes. Oturun ve beni dinleyin. Size çok önemli bir şey söyleyeceğim!]

Göğsüm sıkıştı.

"Bu da ne! Çabuk metroyu çalıştırın!"

"Biri operatörü çağırsın!"

"İzin bile almadan ne saçmalık yapıyorsunuz?!"

"Annee, o ne? Çizgi film mi?"

Hiç şüphe yoktu. Bu bildiğim hikayeydi. Bunu durdurmam gerekiyordu ama imkânı yoktu. Küçük, sevimli bir CG yığınını kimsenin dinlemesi için bir neden yoktu. Yapabildiğim tek şey Yoo Sangah'ın yerinden kalkmaya çalışmasını engellemekti.

"Yoo Sangah-ssi, burada kal. Tehlikeli."

"Ha?"

Gözleri büyüdü. Ağzımdan kaçırmıştım ama bunu nereden bildiğimi ona açıklayacak halim yoktu.

Ama zaten açıklamam da gerekmiyordu.

[Haha. Ne gürültücü insanlarsınız.]

En ikna edici güç, tam karşımdaydı.

[Sessiz olun dedim.]

Dokkaebi yavaşça gözlerini kapadı ve tekrar açtığında, tehlikeli bir kırmızılıkla parlıyorlardı. Çat diye bir şey patladı ve metro sessizliğe büründü.

"Uh, ugh. Ugh…"

Aktör adayının alnında kocaman bir delik açılmıştı. Ağzı birkaç kez sessizce açılıp kapandı, ardından gözleri büyümüş hâlde yere yığıldı.

[Bu bir film çekimi değil.]

Yine bir çatlama sesi geldi, karpuz yarılır gibi. Bu sefer, az önce operatörü çağırın diye bağıran ahjumma'ya⁴ isabet etmişti.

[4] Ahjumma, olgun ya da yaşça büyük kadınlara hitap şeklidir. Akrabalık ilişkisi olmasa da "teyze" gibi kullanılır.

[Rüya da değil. Roman da değil.]

Bir, iki — İnsanların kafaları patlayarak havaya kan fışkırdı. Dokkaebi'ye karşı çıkan, bağıran ya da olay çıkaran herkesin sonu aynıydı. En ufak bir itaatsizlik emaresi gösteren herkesin kafasında bir delik açılmıştı. Metro bir anda kan gölüne dönmüştü.

[Bu, bildiğiniz "gerçeklik" değil. Anlıyor musunuz? Şimdi susun ve beni dinleyin.]

Vagonda bulunan insanların yarısından fazlası ölmüştü. İşten dönen yolcularla dolu akşam metrosu, artık onların kanıyla ve etiyle doluydu. İnsanlar artık çığlık atmıyordu. Hepsi bir üst avcıyla yüz yüze gelen primatlar gibi dehşet içinde donmuş hâlde dokkaebi'ye bakıyordu. Korkudan hıçkıran Yoo Sangah'ın omzuna sıkıca basarak nefesimi tuttum.

Bu gerçek.

Tuhaf mesajı duyup dokkaebi'yi gördüğümde bile bir yanım inanmayı reddetmişti. Ama gözümün önündeki vagonun kan gölüne dönüşüne tanık olunca, durumun gerçekliği nihayet oturmaya başladı.

[Millet, hayatınız şimdiye kadar güzeldi. Öyle değil mi?]

Dokkaebi öncelikli koltuklara göz attı. Orada oturan yaşlı bir kadın, göz göze geldiğinde altına kaçırdı. Onunla alay edercesine, dokkaebi konuşmasına devam etti.

[Çok uzun süre bedavadan yaşadınız. Hayat fazla cömert olmadı mı? Hiçbir bedel ödemeden dünyaya doğup istediğiniz gibi nefes alıp, yiyip, sıçıp, çoğaldınız! Ha! Buradaki herkes ne güzel bir dünyada yaşamış!]

"Bedava" mı? Bu metroda kimse bedavadan yaşamamıştı. Burası, hayatta kalmak için umutsuzca para kazanmaya çalışanların toplandığı yerdi. Ama şu anda kimse sözlerine itiraz etmiyordu.

[Ama o güzel günler artık bitti. Ne sandınız, sonsuza dek bedavacılık mı yapacaktınız? Mutluluk istiyorsanız, bir bedel ödemek gerekir. Bu sağduyu değil mi?]

Kimse bir şey söylemedi. Vagon yalnızca ağır nefes sesleriyle doluydu. Sonra biri çekinerek elini kaldırdı.

"İ-İstediğiniz para mı?"

Bunca şeyin ortasında bunu kim söyleyebilir diye merak ettim. Ama şaşırtıcı bir şekilde tanıdığım biriydi.

"Yoo Sangah-ssi, şu Finans'tan Departman Müdürü Han değil mi?"

"…Evet, o."

Hiç şüphe yoktu. Şirketin meşhur torpilli ataması⁵ ve yeni çalışanların en çok kaçındığı bir numaralı üst: Finans Departman Müdürü Han Myungoh⁶.

[5] "Torpilli atama", bir kişinin liyakat yerine bağlantılarıyla bir pozisyona yerleştirilmesi.

[6] Standart yazılış: Han Myeongoh

Bu tür bir insan metroda ne arıyordu?

"Eğer istediğiniz paraysa, istediğiniz kadar veririm. Alın. Bir de bilin diye söylüyorum, b-ben bu tür bir insanım."

İnsanlar, cesaretini toplayıp kartvizitini çıkardığında onu cesaretlendirdi. Sanki bir kahramanın teröriste karşı ayağa kalkışını izliyorlardı.

"Gördüğünüz gibi, para benim için sorun değil. Ne kadar istiyorsunuz? Bir büyük⁷? İki?"

[7] "Büyük", büyük miktarda paraya atıfta bulunan argo bir ifade.

Sıradan bir holding yan kuruluşunun departman müdürü için bu kadar rahat teklif edilemeyecek bir meblağdı. Bir bağlı şirket başkanının küçük oğlu olduğu söylentisinin doğru olup olmadığını merak ettim. Yoksa bu pozisyondaki birinin cüzdanında o tür banknotlar taşıması mümkün olmazdı.

[Hmm, para birimi mi vereceksiniz?]

"D-Doğru! Şu anda üzerimde fazla nakit yok… ama buradan çıkarmama izin verirseniz, istediğiniz kadar veririm."

[Para güzel şey. İnsanların öznelerarası uzlaşısıyla anlam kazanmış bitki lifi.]

Departman Müdürü Han'ın ifadesi aydınlandı. Yüzünde "Gördünüz mü? Para her şeyi çözer" yazıyordu.

Ne acınası.

"Ş-Şimdilik elimde bu kadar var, ama lütfen al–"

[Bu hikaye sadece sizin uzay-zaman sürekliliğinizde geçerli.]

"Ha?"

Bir sonraki an, yoktan bir ateş topu belirdi. Departman Müdürü Han'ın elindeki banknotların hepsi alevlere teslim oldu. Çığlık atarak korkuyla alevlerden geri çekildi.

[O kağıt, makrokozmik alemde hiçbir değer taşımıyor. Bir daha denersen kafanda delik açarım.]

"Ugh, uhhh…"

İnsanların yüzlerine tekrar korku yayıldı. Düşünceleri yüzlerine yazılmıştı, tahmin edilebilir bir roman kadar kolay okunuyordu.

「Şimdi ne olacak?」

Bundan sonra ne olacağını sadece ben biliyordum.

[Haah… Siz böyle yaygara koparırken borçlarınız birikiyor. Neyse, tamam. Yüz kere açıklayacağıma, para kazanmayı kendiniz tecrübe etseniz daha hızlı olur, değil mi?]

Dokkaebi'nin boynuzları anten gibi uzadı ve bedeni vagonun tavanına doğru yükseldi.

Ardından bir mesaj duyuldu.

[Kanal #BI-7623 açıldı.]

[Takımyıldızları giriş yapıyor.]

Herkesin inanamayan gözlerinin önünde küçük, yarı saydam bir pencere belirdi.

[Ana senaryo geldi!]

[Ana Senaryo #1 — "Değerin İspatı"]

Kategori: Ana

Zorluk: F

Tamamlama Koşulları: Bir veya daha fazla canlıyı öldür.

Süre Sınırı: 30 dakika

Ödül: 300 jeton

Başarısızlık: Ölüm

Dokkaebi'nin bedeni şeffaflaştı ve bir sonraki vagonun duvarından geçerek kaybolurken gülümsedi, geride yalnızca şu sözlerini bırakarak.

[O hâlde, herkese iyi şanslar. Lütfen bize ilginç bir hikaye gösterin.]



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 2
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!