title mobile

Bölüm 2: 1. Sahne — Ücretli Hizmetin Başlangıcı I

⏱ Tahmini okuma süresi: ~6 dakika  •  İyi okumalar!

"Ben Dokja¹."

[1] Dokja, Korecede "tek çocuk", "yalnız çocuk", "okuyucu" ve "birey" anlamına gelir.

Kendimi insanlara genellikle böyle tanıtırdım ve ardından şu yanlış anlaşılma yaşanırdı:

"Ah, tek çocuk musun?"

"Öyleyim ama demek istediğim o değil."

"Ha? O zaman…?"

"Adım Dokja. Kim Dokja."

Kim Dokja. Babam bu ismi, tek başıma kalırsam bile güçlü bir adam olayım diye vermişti.

Ama bunun sayesinde sıradan ve yalnız bir adam olarak yaşıyordum. Kısacası, hayatım şöyleydi:

Kim Dokja, 28 yaşında, bekar.

* Resmi roman görseli

Hobim, işten eve dönerken metroda web romanı okumak.

"Böyle devam edersen telefona emileceksin."

Tanıdık bir ses, gürültülü metroyu delip geçti.

Refleksle başımı kaldırdığımda, bana dikkatle bakan bir çift meraklı gözle karşılaştım. İnsan Kaynakları departmanından bir çalışan, Yoo Sangah'tı².

[2] Standart yazılış: Yu Sangah

"Ah, merhaba," diye selamladım.

"İşten mi dönüyorsunuz?"

"Evet. Ya siz, Yoo Sangah-ssi³?"

[3] -ssi, Korecede bir saygı ekidir. Biriyle konuşurken veya birinden bahsederken kullanılan resmi hitap şeklidir.

"Bugün şanslıydım, departman müdürümüz iş gezisine çıktı."

Yanımdaki koltuk boşalır boşalmaz oturdu.

Omzu omzuma değdi ve hafif bir parfüm kokusu yayıldı. İstemsizce gerildim.

"Normalde metroyla mı geliyorsunuz?" diye sordum.

"Şey…"

İfadesi karardı.

Düşününce, onunla metroda ilk kez karşılaşıyordum. Ve bunda şaşılacak bir şey yoktu.

Ofiste herkesin bildiği bir söylenti vardı: İK Müdür Yardımcısı Kang'dan Finans Departman Müdürü Han'a kadar erkekler, her akşam Yoo Sangah'ı arabayla eve bırakmak için sıraya giriyordu.

Ama en beklenmedik sözler onun ağzından çıktı.

"Biri bisikletimi çalmış."

Bisiklet mi?

"Bisikletle mi geliyorsun işe?"

"Evet! Son zamanlarda fazla mesai yüzünden yeterince spor yapamıyordum. Başka sorunlar da vardı… Diyelim ki bir taşla iki kuş vuruyordum."

Aha, demek öyleymiş.

* Resmi olmayan hayran görseli

Parlak bir şekilde gülümsedi.

Bu kadar yakından görünce, çoğu erkeğin ona kolayca kapılmasını bir nebze anlayabiliyordum. Yine de benimle alakası yoktu.

Her insanın kendi hayat türü vardı ve o benimkinden farklı bir türde yaşıyordu.

Konuşma tuhaf bir sessizlikle sona erince telefonlarımıza döndük. Ben daha önce okumakta olduğum roman uygulamasını açtım, Yoo Sangah ise…

Bu da ne?

"¿Puede prestarme dinero?"

"Ha?"

"İspanyolca."

"…Anlıyorum. Ne anlama geliyor?"

"'Bana borç verebilir misiniz?'" diye gururla cevap verdi.

Eve dönerken metroda ders çalışmak… Gerçekten benimkinden farklı bir türde yaşıyor. Böyle bir cümleyi nerede kullanmayı planlıyor?

"Çok azimlisin."

"Peki sen neye bu kadar dikkatle bakıyorsun, Dokja-ssi?"

"Ah, ben…"

Gah! Gözleri çoktan telefonumun ekranına yapışmıştı.

"Bu roman mı?"

"Evet, şey… Korece çalışıyorum diyelim."

"Vay, ben de roman okumayı severim! Okumaya fırsat bulamayalı epey oldu ama ben…"

Beklenmedikti.

Roman mı seviyor?

"…Murakami Haruki, Raymond Carver ve Han Kang seviyorum…"

Ah, tabii ki.

"Senin favori yazarın kim, Dokja-ssi?"

"Söylesem de muhtemelen tanımazsın."

"Görünüşümün aksine, çok roman okumuşumdur. Kimin eseri?"

İşte bu tür anlar, web roman hobimi gerçekten utanç verici kılıyor.

Uygulamadaki romanın başlığına göz attım.

[Düşüşten Sonraki Dünya]

Yazar: singNsong

"singNsong'un Düşüşten Sonraki Dünya'sını okuyorum" diyemezdim.

"Sadece bir fantazi romanı. Şey… Neydi o? Doğru; Yüzüklerin Efendisi. Ona benzer bir şey."

Gözleri büyüdü.

"Ah! Yüzüklerin Efendisi. Filmlerini izledim."

"Evet, filmler güzel."

Kısa bir sessizlik oldu.

Hâlâ bana bakıyordu ve bir şey söylememi bekliyor gibiydi.

…Tuhaflaşıyordu. Konuyu değiştirmeye karar verdim.

"Düşününce, şirkete gireli bir yıl oldu, değil mi? Zaman gerçekten çabuk geçiyor."

"Aynen öyle. İkimiz de o zamanlar ne olduğunu anlamıyorduk, değil mi?"

"Doğru. Daha dün gibi ama sözleşmelerimiz neredeyse bitiyor."

Yanlış konuyu seçtiğimi ancak onun ifadesini gördükten sonra fark ettim.

"Ah, ben…" diye kesildi.

Geçen ay yabancı bir yatırımcı sözleşmesini garantileyerek terfi aldıktan sonra kadroya geçtiğini unutmuştum.

"Ah, doğru. Daha önce tebrik etmeliydim. Kusura bakma. Haha, ben de yabancı dil çalışsaydım keşke."

"H-Hayır, hiç de değil, Dokja-ssi! Daha performans değerlendirmesi var, ve…"

Kabul etmek istemiyordum ama konuşan Yoo Sangah'ın görüntüsü oldukça çekiciydi.

Yüzü, dünyanın spot ışığı yalnızca onun üzerine düşüyormuş gibi ışıl ışıl parlıyordu.

Eğer bu dünya bir roman olsaydı, başkahraman muhtemelen onun gibi biri olurdu.

Aslında mantıklı bir sonuçtu.

Ben hiçbir çaba göstermezken… O göstermişti.

Ben internette web roman okurken… O azimle ders çalışmıştı.

Bu yüzden onun kadroya geçmesi ve benim sözleşmemin feshedilmesi doğaldı.

"Şey… Dokja-ssi."

"Evet?"

"Sakıncası yoksa… Kullandığım uygulamayı öğrenmek ister misin?"

Birden sesi uzaktan geliyormuş gibi oldu.

Dünya benden sonsuza dek uzaklaşıyor gibiydi.

Sürüklenen zihnimizi toparlamak için gözlerimi sıkıca kırpıp dosdoğru önüme baktım.

Karşımdaki koltukta bir erkek çocuğu oturuyordu. On yaşından büyük olamazdı.

Annesinin yanında oturuyor, kucağındaki böcek kutusuna kasvetli gözlerle bakıyordu.

"…Dokja-ssi?"

Farklı bir hayatım olsaydı nasıl olurdu?

Daha doğrusu, hayatımın türü farklı olsaydı?

"Kim Dok…"

Eğer hayatımın türü "gerçekçilik" değil de "fantazi" olsaydı…

Başkahraman olabilir miydim?

Kim bilir.

Muhtemelen asla bilemeyeceğim bir şey.

Ama bildiğim bir şey varsa, o da…

"Sorun yok, Yoo Sangah-ssi."

"Ha?"

"Uygulamayı söylesen de bir işime yaramaz."

…hayatımın türünün tartışmasız bir şekilde "gerçekçilik" olduğu…

"Çünkü bir dokja'nın dokja hayatı vardır, görüyorsunuz."

"Hım? Ne demek isti–?"

"Hayatta bazı insanlar böyledir."

…ve bu türde "başkahraman" değil, "okuyucu" 'ydum.

"Dokja hayatı…"

Yoo Sangah endişeli göründü, ben de gerçekten iyi olduğumu göstermek için elimi hafifçe salladım.

Nedenini tam bilmiyordum ama benim için içtenlikle kaygılanıyor gibiydi. Şey, İK'dan olduğu için… değerlendirme öncesi düşük performansım hakkında bir yanılsaması olamazdı.

"Dokja-ssi, gerçekten söz cambazısın."

"Ne?"

"O zaman benim de kendi hayatım var herhâlde. Bir sangah⁴ hayatı."

[4] Korecede Sangah, "fildişi" anlamına gelir ve bu anlamı taşır. Fildişinin güzelliği ve zarafetiyle ilişkilendirilen bir isimdir.

Bir sonuca varmış gibi kararlılıkla İspanyolca çalışmasına geri döndü. Bir süre ona baktıktan sonra ben de web romanıma döndüm.

Her şey olması gerektiği hâline dönmüştü ama garip bir şekilde romanımda eskisi kadar kolay yukarı kaydıramıyordum.

Belki gerçekliğin ağır yükünü hatırlatan şey, ekranın dibine demir atmıştı.

Tam o sırada telefonumun üst kısmında bir bildirim belirdi.

[Bir yeni e-postanız var.]

TWSA'nın yazarından geliyordu. Postayı açtım.

–Okuyucu-nim⁵, ücretli hizmet bugün saat 19:00'da başlayacak. Bu işine yarayacak. İyi şanslar.

[5] -nim, Korecede saygı göstermek için kullanılan bir hitap ekidir.

[1 ek]

Düşününce, hediye göndereceğini söylemişti. Bu muydu?

…Tek bir e-postaya bu kadar heyecanlanmam, gerçekten doğuştan bir okuyucu olduğumun kanıtı…

Şey, okuyucu olarak yaşamak o kadar da kötü değil.

Saate baktım.

19:00. Roman tam 19:00'da ücretli hâle gelecekti, tam beş dakikam vardı.

Uygulamadaki favoriler listemi açtım.

Tek okuyucu ben olduğuma göre yazarı yüreklendirmek için bir tebrik yorumu bırakmalıydım. Ama…

–Bu eser mevcut değil.

Arama kutusuna defalarca "kıyamet" yazdım ama sonuçlar aynıydı. TWSA'nın tartışma panosu da izini bırakmadan kaybolmuştu.

Tuhaf.

Ücretli hâle gelecek bir romanın uyarısız silindiği hiç olmuş muydu?

O anda metronun ışıkları söndü ve vagonun içi karanlığa gömüldü.

Cıırrrrt—!

Metro şiddetle sallandı ve metal gıcırtısı kulaklarımı deldi. İnsanlar vagonun içinde savruldu.

Yoo Sangah küçük bir çığlık atarak koluma yapıştı. O kadar sıkı kavradı ki acısı etraftaki kaosu bastırmaya yetiyordu.

Acil frenlerin treni tamamen durdurması düzinelerce saniye sürdü. Her yandan şaşkın sesler yükseldi.

"Şey, ne oldu?"

"N-Bu da ne?"

Karanlıkta telefon ışıkları birer birer yandı. Yoo Sangah sol koluma sıkıca tutunmaya devam ediyordu.

"N-Ne oluyor?" diye sordu.

Umursamıyormuş gibi davranarak dedim ki: "Merak etme. Bir şey yoktur."

"Gerçekten mi?"

"Evet. En kötü ihtimalle intihar girişimi. Eminim operatör birazdan anons yapacak."

Sözlerimi bitirir bitirmez, sanki planlanmış gibi operatörün anonsu duyuldu.

— Dikkat tüm yolcular. Dikkat tüm yolcular.

Gürültülü ortam sessizleşti.

İç çekip dedim ki: "Gördün mü? Bir şey yok. Şimdi bir özür yayınlanacak ve sonra elektrik gelecek–"

— H-Herkes, kaçın…! Kaç–!

Ne?

Yayın bir cızırtıyla kesildi ve metro kaos yerine döndü.

"D-Dokja-ssi? Bu da ne–?"

Vagonun ön tarafından parlak bir ışık parladı. Ardından bir tuvalin ikiye yırtılması gibi yüksek bir ses geldi.

Karanlıkta bir şey bize doğru geliyordu.

Tam bu anda, saate göz atmam tamamen bir tesadüftü.

19:00.

Tık.

Dünya durmuş gibi hissettirdi. Ve sonra bir ses yankılandı.

[Gezegen sistemi 8612'nin ücretsiz hizmeti sona erdi.]

[Ana senaryo başladı.]

Bu, hayatımın türünün değiştiği andı.



Ros: Ve hikayelerin hikayesi başlar... Sonraki bölümde görüşmek üzere!



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 1
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!