Bölüm 186: 35. Sahne — 73. İblis Kralı V
—Dur! Dur artık, siktiğimin herifi!
Aynı anda ana senaryo, Yönetim Bürosu'nun Seul şubesindeki holografik panelde yayınlanıyordu. Birkaç dokkaebi, ekranda kükreyen Büyü Gücü fırtınasını izlerken iç çekti. Birazdan gözler önüne serilecek sahnenin Seul Kubbesi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir hikaye olacağını içgüdüsel olarak biliyorlardı.
Ekranı sembolik suretiyle izleyen Bihyung da onlardan biriydi.
—Yoo Joonghyuk! Seni lanet ■■■■■■■■■ piç…! Lütfen!
—Herkes durdursun onu! Yoo Joonghyuk-ssi'nin önünü kesin!
Bazıları filtrelemeden şikâyet ediyordu; Bihyung içinse durum başkaydı. Artık filtrelemeye rağmen söylenenleri bir ölçüde anlayabiliyordu. Bazı sözcükler açıkça yazılmasa bile okunabiliyordu.
Kanalı en başından beri izleyen takımyıldızları için de muhtemelen aynısı geçerliydi; aksi takdirde şu mesajlar belirmezdi.
[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı, bu trajedi karşısında kahroluyor.]
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri saçlarını tutam tutam yoluyor.]
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası huzursuzlanıyor.]
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı durumu sessizce izliyor.]
.
.
.
[Bazı takımyıldızları bulutsuların gaddarlığına derin bir öfke duyuyor!]
[Takımyıldızlarının çoğu, olayların öngörülemez akışına kendini bütünüyle kaptırıyor.]
Bihyung, Yoo Joonghyuk'un iblis kralına dönüşmenin eşiğinde olduğu, Kim Dokja'nınsa onu durdurmaya çabaladığı ekrandan gözlerini alamıyordu.
Bu sahne Bihyung'a henüz çaylak bir dokkaebi olduğu günleri hatırlattı. O zamanlar <Yıldız Yayıncılığı>'ndaki her olay karşısında duyguları bir coşar bir durulurdu. Her hikayeyi sever, sırada ne olduğunu merak etmekten kendini alamazdı. Kanalında çarpışan cisimleşenlere kendini bütünüyle kaptırdığı o günler, saf, çocuksu bir hayranlıkla doluydu…
Bihyung, içinde kabaran duygulardan sıyrılmak için kendi kendine aynı şeyi tekrarlayıp duruyordu:
— 'Bu sadece bir hikaye.'
Ne kadar trajik ya da hüzünlü olursa olsun, bir hikaye yalnızca hikayeydi. Kim Dokja'yla Yoo Joonghyuk'un hikayesi de <Yıldız Yayıncılığı>'nda tekrar tekrar sahnelenen sayısız hikayeden biriydi. Bihyung bunların çoğunu zaten görmüş, içlerinden birinin ona en son ne zaman bir şey hissettirdiğini bile unutmuştu. Bildiği tek şey, izleyiciye duygusal bir arınma yaşatmak için özel olarak kurgulanmış abartılı, basmakalıp yapımlardı.
Öyleyse Bihyung neden bir Yumurta'yı bağrına basıyor ve…
— 'Siktir! Kim Dokja, bir çaresini bul! Her zamanki gibi beklenmedik bir ters köşeyle hepsinin ağzına sıç!'
…Kim Dokja'nın her zamanki gibi cebinde bir koz sakladığını yürekten umuyordu? Bir dokkaebi olmasına rağmen aptalca tam da bunu diliyordu.
Seul Şube Başkanı Baram, hemen yanı başından konuştu:
[Olay örgüsü tam bir trajediye sürükleniyor, sence de öyle değil mi?]
Bihyung, amirine çaktırmadan yan gözle bakıp cevap verdi:
[…Bir yarı takımyıldızı için fazlasıyla acımasız bir trajedi.]
Bu müdahale bulutsulara çok ağır patlayacaktı. Bu ölçekte bir Deus Ex Machina kullanmanın bedeli, düşük Mertebeli takımyıldızlarının hayatlarıyla sınırlı değildi. Her takımyıldızı, Tutarlılığı kendi bulutsusu üzerinden paylaşıyordu; bu olay muazzam bir Tutarlılık kaybına yol açmıştı. Şu an bulutsular arasında bir savaş çıksa Kim Dokja'nın yol açtığı bu kayıp, yenilgilerinde belirleyici bir etken bile olabilirdi.
Baram bir süre sonra cevap verdi:
[Kim Dokja'nın ölümünün buna fazlasıyla değeceğine kanaat getirmiş olmalılar. ‘Her Şeyin Sonu’ söz konusu olduğunda ne kadar hassas olduklarından zaten bahsetmiştim. Üstelik Kim Dokja'nın potansiyelini de bir hayli yüksek görüyorlar.]
[…O hâlde emeklerine yazık olacak.]
[Hımm? Neden?]
Bihyung, neden böylesine cüretkâr bir iddiada bulunduğunu kendisi de bilmeden sözünü sürdürdü:
[Çünkü Kim Dokja ölmeyecek. Yoo Joonghyuk sıradaki iblis kralı olsa bile Kim Dokja'yı öldürmez.]
Yeniden ekrana döndü.
Bulutsuların planı büyük olasılıkla Yoo Joonghyuk'u iblis kralı seçtirip onun eliyle Kim Dokja'yı öldürmekti. Ne var ki bu, Yoo Joonghyuk'u anlayamayan takımyıldızlarının kibrinden başka bir şey değildi.
—Yoluma çıkma!
Bihyung, ekranda haykıran Yoo Joonghyuk'u izlerken boğazına düğümlenen kederi yuttu. Yoo Joonghyuk eninde sonunda orada ölecek, Kim Dokja ise hayatta kalacaktı. Böylece takımyıldızlarının Kaderi onu bir kez daha teğet geçecekti. Her defasında ölümden sıyrılıp yaşamaya devam edebilirse, bir gün…
Baram gülümsedi.
[Kader'i henüz pek kavramış sayılmazsın.]
[…Efendim?]
[Bulutsuların bunu bilmeyeceğini mi sanıyorsun? Geleceğini okuyamasalar bile Kim Dokja'nın kişiliğini analiz etmediklerine mi inanıyorsun? Öyleyse onun Kaderinin ağırlığını hafife alıyorsun.]
[Ne…]
Bihyung'un sözleri, ekrandan çakan kör edici parıltının içinde kaybolup gitti.
[<Yıldız Yayıncılığı>, henüz adı olmayan takımyıldızının Mertebesini duyuruyor.]
Bütün holografik panel, Uzman Dokkaebi Baram'ı bile büyüleyen görkemli bir ışık seliyle yıkandı.
[Bak. Kader tecelli etmek üzere.]
"Dokja-ssi! Ne yapıyorsunuz? Kendinize gelin!"
Olduğum yere mıhlanmış gibi kalakalmış, bedenine iblis enerjisi dolan Yoo Joonghyuk'u izliyordum.
–'Ben regresyona geçtikten sonra bu dünyaya ne olacağından mı endişeleniyorsun?'
–'Ben gidince bu dünyanın da yok olacağından korkuyorsun, değil mi?'
Kafamın içi vızıldıyordu; sanki binlerce böcek kulaklarıma doluşmuş, duyularımı allak bullak ediyordu.
"Kyaaaaak!"
Ekip üyelerim çığlık çığlığaydı; hemen yakınımda—KVAANG, KVAANG, KVAANG—sağır edici patlamalar yankılanıyordu.
–'Regresyona geçsem bile bu dünya yok olmayacak. Benim ölümüm onu sıfırlamayacak.'
Yoo Joonghyuk'un sözleri içimi kemiriyordu.
「 Yoo Joonghyuk regresyona geçse bile bu dünya yok olmayacak. 」
Bir türlü anlayamıyordum.
Yoo Joonghyuk'un sponsoru, TWSA boyunca hiçbir şeye yanıt vermeyen o varlık… ona cidden cevap mı vermişti?
Neden? Başka zaman değil de neden tam şu an?
"Dokja-ssi!"
Bilmiyordum.
["Yer İmi" özel becerisi etkinleştirildi!]
[Beşinci Yer İmi "Işıltılı Paradoks Kyrgios Rodgraim" seçildi!]
["Elektriklenme Sv.11(+1)" özel becerisi etkinleştirildi!]
["Küçülme Sv.3" özel becerisi etkinleştirildi!]
Bedenim bir anda küçülüp Yoo Joonghyuk'a doğru açık mavi bir yay çizerek fırladı.
Yoo Joonghyuk hırladı: "Kim Dokja!"
Kılıcımın ışıltılı hamlesi, kulakları sağır eden bir çınlamayla onun kılıcıyla buluştu. [Elektriklenme] ile [Işıltılı Kılıç Aurası]'nın birleşimi, [Devleşme] ile [Gök Yaran Kılıç Aurası]'nın gücüyle kafa kafaya çarpıştı.
KVAAANG!
Patlayan eterin yarattığı fırtınayı izlerken aklımdan bir düşünce geçti.
「 Yoo Joonghyuk haklıysa artık onun regresyona geçmesinden endişelenmeme gerek yok. Regresyona geçse bile bu dünyanın çökmeyeceği garanti; ben de burada öylece yaşamaya devam edebilirim. 」
"Bir düşün, Kim Dokja. Böyle bir fırsat insanın eline sık geçmez."
Çarpışmamızın muazzam şiddeti altında bedenimdeki her bir kas gerim gerim geriliyordu. Yoo Joonghyuk da ben de gücümüzü son kertesine kadar ortaya döküyorduk.
Kagagagak!
Avucuma gömülen kılıç kabzası bana bir şeyi fark ettirdi. Benim acımı [Dördüncü Duvar] hafifletiyordu; oysa Yoo Joonghyuk bütün bunlara hiçbir Duvar olmadan göğüs geriyor olmalıydı.
"Hayır, bunu kabul edemem."
Sırf regresyonundan sonra dünya aynı kalacak diye her şey yolunda mı sayılacaktı yani?
Kendini feda edip bu senaryoyu şu an öylece bitiriverebilir miydi?
"Benim arzuladığım sonda böyle bir gelişmeye yer yok."
"Hâlâ anlamadın mı? Ancak ben iblis kralı olursam—!"
"İblis kralı olacak kişi benim."
"Saçmalama! Bunu yaparsan ölümün kesin. Senaryolardan sürüldüğün an diriliş de dâhil her şey hükümsüz kalır!"
Muhtemelen beni anlayamayacaktı. Aramızda devasa bir duvar vardı; hiçbir köprünün aşamayacağı bir uçurum. Ama onu bunca zamandır izleyebilmemi sağlayan da tam olarak bu duvardı.
[Buradaki "izlemek" sözcüğü, "okumak" anlamında da yorumlanabilir.]
Pişmanlıkları, umutsuzluğu, hayalleri. Asla boyun eğmeyen o demir iradesi.
Ben bütün bunları okuyarak büyümüştüm.
"Asıl sen bir düşün. Başkahramanı olmayan bir hikayeyi kim okur ki?"
Sayısız anı zihnimde dönüp durdu. Hayatımdaki her trajediyi tek bir hikayeye tutunarak aşmıştım. Ben, ne olursa olsun asla ama asla pes etmeyen tek bir adamın hikayesiydim. Beni o hikaye var etmişti ve sonunda, işte buradaydım.
"Borcumu ödüyorum."
"…Borç mu? Ne diyorsun sen?"
"Bir zamanlar sen beni kurtardın. Şimdi de ben seni kurtaracağım."
"Ne saçmalıyorsun sen…!"
Cebimdeki gizli kozu hazırlarken sesine kulak verdim. Yalnızca bir an sürecek ve bedenimi bütünüyle tüketecek bir teknikti. Daha önce hiç denememiştim ama teoride mümkün olmalıydı.
"[Küçülme]'yi devre dışı bırak."
Sözlerimin hemen ardından, [Elektriklenme]'nin ışıltısına bürünmüş bedenim asıl boyutuna dönmeye başladı.
[Şu anki beden yapın, kurgusal karakterin fiziksel yapısından farklı.]
[Şu anki beden yapınla "Elektriklenme"yi kullanamazsın.]
[Güçlü bir beceri cezası bedenini istila ediyor!]
Çuçuçuçuçu!
[Elektriklenme]'yi yalnızca soinler kullanabilirdi. Ama [Elektriklenme] etkinken [Küçülme]'yi devre dışı bırakarak onu asıl bedenimle kullanabilir, beceriye bir anlığına muazzam bir güç artışı sağlayabilirdim. Bunun bedeliyse ölümün eşiğine sürüklenmek olurdu.
"Kim Dok—!"
Yoo Joonghyuk'un gözleri ancak şaşkınlıkla büyüyebildi; hemen ardından [Elektriklenme]'nin bütün gücü infilak etti. Göz kamaştıran eterim bütün salonu süpürüp onu duvara çarptı; Yoo Joonghyuk öksürerek bir ağız dolusu kan kustu.
Birkaç adım ötede Lee Gilyoung'un, Yoo Joonghyuk'un düşürdüğü yeşim taşını yerden aldığını gördüm.
"Gilyoung-ah, onu bana ver."
Çocuk çekinerek benden geri geri uzaklaştı.
"Vermem. Her şeyi duydum. Onu sana verirsem, hyung…"
Lee Gilyoung tereddüt ederken Han Sooyoung ona bağırdı: "Kim Dokja'dan uzaklaş, salak!"
Çok geçti. Aradaki mesafeyi bir anda kapatıp mücevheri elinden kaptım.
"Özür dilerim, Gilyoung-ah."
[Elektriklenme]'den yükselen yeni bir güç dalgası, etrafımda toplanan bütün ekip üyelerini savurdu.
GVAAAH!
["Yer İmi" özel becerisi zorla devre dışı bırakıldı.]
Bedenim aşırı yüklenmişti. Burnumdan, kulaklarımdan, gözlerimden, ağzımdan kan fışkırdı. Bulanıklaşan bilincime güçlükle tutunup mücevheri sımsıkı kavradım. Ardından mücevherden sızan iblis enerjisi etrafımı sarmaşık gibi sarmaya başladı.
Kırrk.
[<Vedas> bulutsusunun takımyıldızları muzaffer bir edayla gülümsüyor.]
「 Evet, istediğiniz tam da buydu. 」
[73. İblis Kralı olmak için gereken şartları sağladınız.]
[Mücevher potansiyeliniz karşısında hayrete düştü.]
[Yeni bir ana senaryo elde edildi!]
"Dokja-ssi!"
Ekipten yükselen belli belirsiz sesler, ardı ardına beliren sistem mesajlarıyla kesildi.
[İblis Kralı yolunu seçerseniz Karanlık Kale'nin üçüncü katındaki bütün varlıkları yok etmelisiniz.]
[Başarısız olursanız bu senaryodan kalıcı olarak sürüleceksiniz.]
Senaryolardan Sürgün, "ölüm" kadar basit değildi. Sürülmek, zamanın ötesindeki <Yıldız Yayıncılığı>'nın hükmettiği akıştan ebediyen kovulmak ve ne takımyıldızlarının ne de dokkaebilerin gözlerinin erişebildiği, hiçbir hikayenin barınmadığı bir hiçlikte ağır ağır yok olmaya terk edilmek demekti. <Yıldız Yayıncılığı>'ndaki hiçbir varlık o boşluğa dayanamazdı. Hiçbir takımyıldızı senaryolar olmadan var olamazdı.
O bulutsu piçlerinin neyin peşinde olduğunu artık adım gibi biliyordum. Bu lanet Kader'in neyi işaret ettiğini çok ama çok iyi biliyordum.
"İblis kralı olacağım."
[Mücevher, 73. İblis Kralı olmak üzere yeni bir aday seçti.]
[Yeni 73. İblis Kralı seçildi.]
Heybetli bir iblis enerjisi bedenimdeki her bir siniri zapt etti.
[Yeni bir Hikaye kazandınız!]
[Bir iblis kralının gücünü miras aldınız.]
Hırpalanmış bedenim muazzam miktarda iblis enerjisini emip göz açıp kapayıncaya dek toparlandı. Hayır, bu iyileşmenin de ötesindeydi. Daha önce hiç tatmadığım bir güç etimde ve damarlarımda çağlıyordu. Öncekinden bambaşka bir varlık olarak yeniden doğuyordum.
[<Yıldız Yayıncılığı> Mertebenizi duyuruyor.]
[Mertebeniz Hikaye sınıfı.]
.
.
.
[Stigmanız açıldı!]
[Yoğun iblis enerjisi yıldızınızı yozlaştırdı.]
[Düşmüş bir takımyıldızı oldunuz!]
Düşmüş takımyıldızları, <Yıldız Yayıncılığı>'nın iblis krallarına verdiği addı.
[Takımyıldızlarının çoğu seçiminiz karşısında büyük bir şaşkınlık yaşıyor.]
[Mutlak İyi safındaki takımyıldızları size karşı şiddetli bir düşmanlık sergiliyor.]
Karanlık iblis enerjisi yavaşça dağılırken bütün ekip üyelerimin bana baktığını gördüm; yüzlerinden ne denli yıkıldıkları apaçık okunuyordu. Dizlerinin üzerine yığılmış, gözlerinin önündeki manzarayı idrak edemiyormuşçasına titriyorlardı.
Biraz daha geride, Yoo Joonghyuk'un da dipsiz bir umutsuzluğa gömüldüğünü görebiliyordum.
[Ana senaryo güncellendi.]
[Ana Senaryo #10 — "73. İblis Kralı" başladı!]
Bakışlarımı hepsinin üzerinde gezdirdim.
"Hepiniz ayağa kalkın," dedim, ortada endişelenecek hiçbir şey yokmuşçasına. Ne de olsa son üç günde yaşanan her şey tam da bu an içindi. "İblis kralıyla nasıl başa çıkacağınızı hatırlıyor musunuz?"
Bulutsular muhtemelen her şeyin planladıkları gibi tıkır tıkır işlediğine inanıyordu. Nihayet, Kader'in buyurduğu üzere Kim Dokja burada ölecekti.
Ama onlar burayı Kaderimin tecelli edeceği senaryo olarak tasarlarken, benim de son üç günü o Kader'den kaçmaya hazırlanarak geçirdiğimi asla bilemeyeceklerdi.
Parçalanmış tavanın yarıklarından içeri solgun bir güneş ışığı süzülüyordu. Başımı kaldırıp o göz kamaştırıcı aydınlığa bakarak gülümsedim.
"Şimdi son senaryoya başlayalım."
Bugün, Cisimleşen Kim Dokja'nın öleceği gündü.