Bölüm 185: 35. Sahne — 73. İblis Kralı IV
Yoo Joonghyuk'a doğru koşarken telaşla bağırdım: "Hey! Ne bok yemeye çalışıyorsun?"
Mücevheri elinde tuttukça kara aura teninde sürünerek bedenini giderek daha fazla sarıyordu.
[Mücevherin seçtiği varlık, bir iblis kralına evriliyor!]
Mücevher, 73. İblis Kralı olacak kişiyi seçme gücüne sahipti.
–'Gelecekte ne olursa olsun bundan vazgeçmeyeceğine bana söz verebilir misin?'
Zihnim, Yoo Joonghyuk'un birkaç gün önce sorduğu o soruya döndü. O vakit ona amacımın bütün senaryoların sonuna ulaşmak olduğunu söylemiştim…
Yoksa bu yüzden mi…? Hayır, olamaz.
Çıldırmış gibi haykırdım: "Yoo Joonghyuk, seni orospu çocuğu!"
VIŞŞŞT!
Kıvrılan ipler havayı ıslık çalarak yardı. Arkamdan fırlayan onlarca ip Yoo Joonghyuk'a yöneldi; içlerinden biri mücevheri elinden kapıverdi.
[İblis kralı veraseti iptal edildi.]
Yüzünü şaşkınlık kapladı.
"Dokja-ssi!"
Arkamı dönünce bütün o ipleri eliyle yönlendirenin Yoo Sangah olduğunu gördüm. Herkes olduğu yerde kalakalmışken o soğukkanlılığını yitirmeden harekete geçmişti. <Bağlayıcı İplik> şimdi İblis Kralı'nın mücevherini bana doğru çekiyordu.
Yoo Joonghyuk, kan dondurucu öldürme niyetini salıverip kükredi: "Yoluma çıkma!"
Yoo Joonghyuk'un şiddetli Büyü Gücü dalgası Yoo Sangah'a çarpmak üzereyken [Yer İmi] aracılığıyla [Rüzgârın Yolu]'nu etkinleştirip saldırıyı yana saptırdım.
Trururururu!
[Rüzgârın Yolu] en üst seviyede olmasına rağmen saldırıyı saptırmak hiç de kolay değildi. Yoo Joonghyuk aşkınlığa ulaştıktan sonra işte bu kadar güçlenmişti.
Dişlerimi sıkıp bağırdım: "Yoo Sangah-ssi! Sımsıkı tutun onu! Sakın kullanmayın!"
"Tamam!"
Ekibin geri kalanı neler döndüğünü bile kavrayamadan bocalıyordu.
Han Sooyoung onlarca kopyaya bölünürken bağırdı: "Böyle olacağını biliyordum! Kim Dokja, sana demiştim! O piç Yoo Joonghyuk son ana kadar yalnızca kendini düşünür!" İşin aslından hâlâ habersiz, avazı çıktığı kadar bağırıyordu: "Kim Dokja! Onu durdurmalıyız! O pislik herif besbelli iblis kralı olup hepimizi gebertecek, sonra da senaryoyu tek başına tamamlayacak—!"
PAT! PAPAT! PAT!
Yoo Joonghyuk'u durdurmaya çalışan klonlarının hepsi tek hamlede patladı; Han Sooyoung'un asıl bedeni ise salonun duvarına çakıldı. Diğerleri bana ulaşmasını engellemek için telaşla önünü kesti.
"Usta! Neyin var senin böyle?! Kyaaah!"
"Yoo Joonghyuk-ssi!"
KVAANNG!
Lee Jihye'yle Jung Heewon da havaya savruldu. Artık bütün gücünü ortaya koymuştu; tek bir vuruşunu bile savuşturamıyorlardı. Amacına ulaşmaya dönük derin saplantısı, onu yoluna çıkan herkesi biçip geçmeye sürüklüyordu.
Diğerlerini geriye itip öne çıkarak emrettim: "Üstüne gitmeyin!"
Yoo Joonghyuk'un alev alev yanan gözleri bana dikildi.
"Yolumdan çekil, Kim Dokja. İblis kralı ben olacağım."
"Ne diyorsun sen?! Sana ne oldu böyle?!"
"Zaten biliyor olman gerekmez mi? Bu senaryoyu tamamlamanın tek bir yolu var."
Havada asılı duran senaryo penceresine göz attım.
<Ana Senaryo #10 — "73. İblis Kralı">
Kategori: Ana Senaryo
Zorluk: SS+
Tamamlama Koşulları: İki yoldan birini seçebilirsiniz: Mücevheri ele geçirip 73. İblis Kralı olmak ya da yeni seçilen 73. İblis Kralı'nı öldürmek. Senaryo yalnızca bu iki seçenekten biriyle tamamlanabilir. İlerlemek için başka bir yöntem yoktur.
Süre Sınırı: 30 dakika
Ödül: 200.000 jeton, ???
Başarısızlık: Ölüm ve senaryolardan derhâl sürgün.
Daha önce karşılaştığımız Günah Keçisi Senaryosu'na benziyordu. Ya bir kişi herkes uğruna ölecekti ya da herkes ölürken tek bir kişi yaşamaya devam edecekti.
Dudağımı sertçe ısırıp sordum: "Kendini feda mı edeceksin?"
"Beni avlayıp bir sonraki senaryoya geçin."
"Durup dururken neden böyle bir şey yapıyorsun?"
"Doğru olan bu."
Cevabında zerre kadar şüphe yoktu. Yalnızca kendisinin haklı olabileceğine gerçekten inanıyordu.
Yoo Joonghyuk kendine has o tonuyla devam etti: "Acıya alıştım. Ölüme de. Bunu zaten bilmiyor musun?"
Onun hakkında her şeyi bildiğimden emin bir tavırla konuşuyordu. Ama Yoo Joonghyuk yanılıyordu. Onu tanımıyordum. Benim tanıdığım Yoo Joonghyuk asla böyle bir şey yapmazdı.
Her neyse, hâlâ pazarlık payı var gibiydi; ben de şu lanet güneş balığını yatıştırmaya karar verdim.
"Ne demek istediğini anlıyorum ama kendini feda etmene gerek yok. Regresör olmak, birden fazla canın olduğu anlamına gelmez. Diriliş yeteneği olan benim; iblis kralı sen değil, ben olmalıyım."
"Diriliş iyi bir yetenek ama bu senaryoda işe yarayacağını mı sanıyorsun? Bu seferki başarısızlık cezasını gördükten sonra seni kurtaracağından nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
Söyleyecek söz bulamadım. Yoo Joonghyuk haklıydı; bu senaryoda başarısız olmak yalnızca "ölüm"le bitmiyordu.
Bu velet… Harekete geçmeden önce bunu bile mi hesaba katmıştı?
"Yeter. Çekil, Kim Dokja."
GÜMMMM!
Kırılmaz İnanç'ım haykırdı; onun Yüce Gök Yırtan Kılıç'ı ise bana doğrultulmuş hâlde durdu. Nefes kesen bu restleşmede birbirimize kilitlenmişken zihnim harıl harıl bir cevap arıyordu.
Bu herifi nasıl ikna edeceğim lan?
Kafamı ne kadar patlatsam da bir çıkar yol bulamıyordum. Böyle giderse bu herif iblis kralı olup o lanet regresyon yolunu seçecekti.
["Bilge Okuyucunun Bakış Açısı" özel becerisinin 2. Aşaması etkinleştirildi!]
Düşünceleri, bir süngerin suyu çekmesi gibi benliğime işledi.
「 Bu senaryoda başarısız olmanın bedeli sürgün. 」
「 Senaryolardan sürülen hiç kimse hayatta kalamaz. Kim Dokja'nın diriliş yeteneğine sahip olması anlamsız. 」
「 Kaderinin işaret ettiği ölüm bu olmalı. 」
「 İblis kralı olursa mutlaka ölecek. 」
Ağır düşünceler üzerime bir şelale gibi dökülürken kalbim zonkladı.
「 Dolayısıyla burada feda edilmesi gereken kişi benim. 」
Gerçekten de burada ölmeyi planlıyordu. O kibirli ve mağrur Yoo Joonghyuk, bunu kendi için değil, bir başkası uğruna yapıyordu.
İçimde açıklayamadığım duygular kabardı.
"Peki ya sen? Sana ne olacak? Burada ölürsen o lanet amacına ne olacak?!"
"Benim yerime sen başaracaksın."
"Ne?"
Yoo Joonghyuk arkamda toplanan ekibe baktı.
"Bu dünyayı kurtarabilecek kişi… ben değil, sen olabilirsin."
Lee Hyunsung, Lee Jihye, Shin Yoosung, Lee Seolhwa… Yoo Joonghyuk her birini süzerken gözleri derin bir pişmanlıkla doldu. Aklından muhtemelen neler geçtiğini biliyordum.
「 Aramızdan hiç bu kadar çok kişi buraya kadar ulaşamamıştı. Belki de bir daha asla ulaşamayacak. 」
Ne Yoo Joonghyuk'un geçmişteki bütün regresyonlarında ne de hakkında önceden uyarıldığı 41. Tura uzanan yolculukta böyle bir durum yaşanmıştı. Bunu fark etmek onu sarsmıştı.
İçimdeki panik giderek büyüyordu.
Bu güneş balığı piçini bundan nasıl vazgeçireceğim lan…
"Yolumdan çekil. Fazla vakit kalmadı."
GÜMMMM!
[Devleşme]'yi etkinleştirdiğinde Kudreti çarpıcı biçimde arttı. Yaydığı enerji bile bütün ekibin kaskatı kesilmesine yettiğine göre son üç günde daha da güçlenmiş olmalıydı. Yoo Joonghyuk bedenini büyütmek yerine gücünün yoğunluğunu artırmış, yalnızca bir devin kuvvetini kuşanarak mücevhere doğru yaklaşıyordu.
Sonunda İnanç Kılıcı'nı etkinleştirdim.
"Dur! Dur artık, siktiğimin herifi!"
ÇINNN!
Göz kamaştıran ışıltılı eter, Yoo Joonghyuk'un [Gök Yaran Kılıç Aurası]'yla çarpıştı. Bu çarpışmadan tek taraflı bir hezimetle çıkan elbette bendim. Ona karşı en ufak bir şansım olsun istiyorsam en azından [Elektriklenme]'yi kullanmalıydım.
…Regresyona geçmesine asla izin veremem.
Tam [Yer İmi]'ni açmak üzereyken Yoo Joonghyuk sordu: "Ben regresyona geçtikten sonra bu dünyaya ne olacağından mı endişeleniyorsun?"
"Ne?"
"Ben regresyona geçince bu dünyanın yok olup gitmesinden korkuyorsun, değil mi?"
Şaşkınlıktan dilim tutuldu. Bunu nereden biliyordu lan? Acaba [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]'na sahip olan ben değil de o muydu?
Ardından söyledikleri, bu düşünceyi bile kafamdan söküp attı.
"Buna gerek yok. Sponsoruma çoktan sordum."
…Ne?
"Ben regresyona geçsem bile bu dünya yok olmayacak. Ölümüm onu sıfırlamayacak."
Çuçuçuçuçu!
Yoo Joonghyuk, Yoo Sangah'ı kolayca alt edip mücevhere uzandı. Koyu bir iblis enerjisi, onu arzularcasına uzanıp parmaklarına dolandı.
Yüzünde bana yabancı gelen bir ifadeyle konuştu: "Yaşamaya devam et, Kim Dokja. Bu dünyayı kurtarmak artık sana düşüyor."
GÜMMMM!
Karanlık Kale'nin ikinci katına gökten yıldırımlar düşüyordu. Kalenin çöküşünü haber verircesine vahşi ve meşum bir fırtına kopmuştu. Lee Sookyung, insanları düzene sokan Gezginlere emir vermeyi bırakıp olduğu yere çakılı kaldı; başını kaldırıp göğe baktı.
Oğlu muhtemelen o göğün ötesinde bir yerlerdeydi.
"Huhu, kafan epey dolu gibi."
Bunu söyleyen Lee Boksun'du. Sıralamadaki yerini Jung Heewon'a devrettikten sonra burada kalmayı seçmişti.
Lee Sookyung bir süre ona bakıp cevap verdi: "Sanırım anne olmaya bir türlü alışamadım."
"İnsan böyle bir şeye alışabilir mi hiç? Koskoca bir ömür bile yetmez buna. Ben de—"
"Evet, evet. Yine altı kardeşinizi büyütme hikayenizi anlatmayacaksınız, değil mi?"
"Huhu, terbiyeden eser yok. Oğlun da gerçekten tıpkı senin gibi."
Yaşlı kadın kahkahayı bastı. Lee Boksun'un tek başına büyüttüğü altı kardeşinin hikayesini bilmeyen tek bir Gezgin bile yoktu.
Lee Sookyung'un omzuna hafifçe vurup sıcak bir sesle konuştu: "O çocuk mutlaka sağ salim dönecektir. Fazla endişelenme."
"Umarım öyle olur… Kaderi aynı fikirde olmasa da."
"Kader dediğin aşılmak içindir, bilirsin. Bana bak. O zamanlar sofraya yemek koyacak parayı bile zar zor bulurdum, bir de…"
Sonunda Lee Boksun, karşılaştıkları onca zorluğa rağmen altı kardeşini nasıl büyüttüğünü bir kez daha anlattı. Lee Sookyung acı acı gülümsedi.
Kader bu kadar kolay aşılabilseydi kimse bunca acı çekmek zorunda kalmazdı.
「 Cisimleşen Kim Dokja, bir sonraki senaryoya ilerlemediği takdirde yaşamaya devam edebilir. 」
Ömrünün yirmi yılı pahasına Kader'in bu pasajını okumayı başarmıştı. Kim Dokja, bir sonraki senaryoya gitmediği müddetçe yaşayabilirdi. Başka bir deyişle, oraya giderse mutlaka ölecekti.
…Dokja-ya.
Ama bütün işaretler oğlunun ölümünü gösterse bile son umut ipliğini elinden bırakmayı reddediyordu. Bırakamazdı.
Fıssst.
Yere dökülen kum tanelerinin hafif hışırtısını duyunca Lee Sookyung bakışlarını ellerine indirdi. Bedeni ağır ağır iyileşiyordu. Sürekli ufalanıp yeniden bir araya geliyor, bir türlü bütünüyle kaynaşamıyordu. Bütün bunlar [Dördüncü Duvar]'a girmiş olmasının sonucuydu.
Onu yuttuğu anı bütün canlılığıyla hatırlıyordu. Varoluşunun biçimbirimlere ayrıldığı o an, tek kelimeyle dehşet vericiydi. Belki de o zaman gerçekten ölmüştü. Hiçbir insanın deneyimleyemeyeceği bir şey yaşamış, parçalanmış bir hikaye gibi Duvar'ın içine çekilmişti. Kendi oğlunun içinde böyle bir Duvar'ın var olmasından dehşete kapılmaktan, o Duvar'ın içinde birinin yaşadığı gerçeği karşısında ürpermekten başka elinden hiçbir şey gelmemişti.
…O şey de neyin nesiydi öyle?
Lee Sookyung orada "Duvar'ın içindeki varlık"la karşılaşmıştı. O zamandan beri varoluşu paramparça edilip yeniden yaratıldığı için o karşılaşmaya dair anıları bulanıktı. O varlığın ne olduğunu da Duvar'ın içinin nasıl göründüğünü de hatırlayamıyordu. Yine de zihninde berrak kalan bir şey vardı: Belli bir sorunun cevabı.
「 Oğlumun hayatta kalmasının yolu ne? O lanet Kader'den nasıl kaçabilir? 」
Lee Sookyung silinip giderken sormuştu bunu. "Duvar'ın içindeki varlık" ise eğlenircesine gülümseyip ona cevap vermişti.
「 Kader'den kaçmanın tek bir yolu vardır. 」
Gülümsemesi tekinsizce genişti; sanki bütün bunlar bir şakadan ibaretti.
「 Kim Dokja bunu nasıl yapacağını zaten biliyor. 」
🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:
📖 Manhwa Bölüm 214