title mobile

Bölüm 183: 35. Sahne — 73. İblis Kralı II


Yoo Joonghyuk'un tek taraflı duyurusu ortalığı ayağa kaldırmıştı.


"Kimseyi umursamadan kafana göre nasıl böyle bir karar alırsın?!"


O gittikten sonra ilk bağıran Jung Heewon oldu. Hem yüz ifadesini hem sesini ona uydurarak taklit etti: "‘Üç gün sonra yola çıkacağız. O zamana kadar sıralamanızı yükseltin!’"


Lee Jihye kahkahaya boğuldu.


"Tıpatıp onun gibi oldu! Bir daha yap!"


Jung Heewon devam etti: "Üstüne bir de çekip gidiyor! Biz de burada kendi başımıza kıçımızı mı yırtacağız?!"


"Bunu o buradayken söyleseydin ya," dedim.


"…Siz söyler miydiniz, Dokja-ssi?"


"Yok."


Jung Heewon burnundan soluyor, bir türlü yatışmak bilmiyordu; bu yüzden onu sakinleştirmeye çalıştım: "Yine de dediğini yaparsak hayatta kalma şansımız artar."


"Siz kimin tarafındasınız?"


"Elbette…"


Gözlerim, uzaktan bana ters ters bakan Yoo Joonghyuk'a kaydı. Omuz silkip gülümsedim.


"Öncelikle hepinizi görmek güzel. Bu, üçüncü dirilişim."


Yoo Joonghyuk'un ezici heybeti yüzünden oldukları yerde kalakalan ekip üyeleri ancak o zaman birer birer mahcupça gülümsemeye başladı. Lee Gilyoung'la Shin Yoosung iki bacağıma birden yapışırken Lee Hyunsung boynu bükük, mahzun bir ifadeyle başıyla onayladı.


"Yeniden dirilişiniz hayırlı olsun. Gerçi birkaç kez oldu ama insan bir türlü alışamıyor."


"Alışsan asıl o zaman üzücü olurdu. Neyse, önce durumu toparlayalım."


Yoo Joonghyuk planı şöyle ortaya koymuştu:


–'İki ekip olacak: benimki ve Kim Dokja'nınki. Her birine dört kişi ayrılacak.'

–'Benim ekibim Lee Hyunsung, Gong Pildu, Lee Jihye ve Lee Seolhwa'dan oluşacak. Dört kişi.'

–'Kim Dokja'nın ekibi Jung Heewon, Shin Yoosung, Lee Gilyoung ve Yoo Sangah olacak. Diğer dört kişi de bunlar.'


Sonuçta kadro, bugüne dek senaryoları tamamlayan ana grupla hemen hemen aynıydı. Temel fikir, alışık olduğumuz ekip düzeniyle onuncu senaryoya meydan okumaktı. Belki beni kolluyordu, belki de böylesi kendi işine daha çok geliyordu. Ama o piç Yoo Joonghyuk'un huyunu suyunu bildiğimden, ikinci ihtimal açık ara ağır basıyordu.


Kadronun kendisine dair kimsenin ciddi bir itirazı yoktu. Bir tek Lee Hyunsung'un yüzü düşmüştü.


"Dokja-ssi'nin ekibinde olmak istiyorum…"


"Hepimiz birlikte gireceğiz, ekiplerin önemi yok."


"…Tamam."


Anlaşılan Yoo Joonghyuk şimdiden adamın pestilini çıkarmış.


Omzuna birkaç kez hafifçe vurup diğerlerine döndüm. İlk gözüme çarpan Yoo Sangah oldu. Son görüşmemizden bu yana öyle çok şey yaşanmıştı ki onunla göz göze gelmek bile içimde tuhaf bir çekingenlik uyandırıyordu.


Bir süre öylece dikilip kalınca Jung Heewon böğrümü dürttü.


"Ne o? Kafanızda cheongsam'larla jartiyer kemerleri mi fink atıyor?"


"…Hâlâ onu mu konuşuyorsunuz?"


"E, çok sarsıcıydı da. Bunu her yıl düzenlenen bir etkinliğe çevirmeyi düşünüyoruz: Herkesin cheongsam giyip jartiyer kemeri taktığı Kim Dokja Gizli Fetiş Günü."


"…Benimle uğraşmayı bırakın."


"Ha, haberiniz olsun, ben o şeyi giymektense ölmeyi tercih ederim."


"Sanki ben çok meraklıyım senin giymene."


Lee Jihye'nin eli havaya fırladı.


"Bence harika bir fikir! Eşya etkileri iyiyse sizin için o kılığa girmeye hazırım! SSS Sınıfı falan olsun yeter!"


"Sen de başlama hemen."


"O jartiyer kemerinin savunması beklediğimden daha yüksekti. Ben de giyerim."


"Ne? Hyunsung-ssi, neden…"


"Teçhizat ne kadar çok ten gösteriyorsa koruma gücünün de o kadar yüksek olduğuna dair dolaşan bir teori var. Hep birlikte bunu sınamamız fena olmaz; Gizli Fetiş Günü de biçilmiş kaftan. Sonuçta asker teçhizat beğenmez. Askerliğimi yaptığım dönemde dağıtılmaya başlanan o vücudu sımsıkı saran tişörtler bile—"


Askerlik ruhunu fena hâlde yanlış yere çektiğini söyleyecektim ki Uriel'in mesajı havada belirdi.


[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı, jartiyer kemerini yapan takımyıldızının da erkek olduğunu söylüyor.]


Şaka olmalı bu, kahretsin. Bir de takımyıldızı ha?


[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi, bir ara onu davet edeceğini söyleyerek gülümsüyor.]


Düşününce bütün bunlar o kadının başının altından çıkmıştı. Yeraltı Dünyası'na bir dahaki adım atışımda hesabını ondan sormayı kafama koydum.


"Bu konuyu kapatalım artık… Sıralamada kaçıncısınız? Listeye girmek için ilk onda olmanız gerektiğini biliyorsunuz."


Jung Heewon'dan başlayarak ekip üyeleri sırayla cevap verdi.


"Ben dördüncüyüm. Lee Boksun-halmeoni sıralamasını bana devretti."


"Hyung, Yoosung'la ben sekizinci ve dokuzuncuyuz. Ha, ondan önde olan benim ama!"


"Ben beşinciyim. Gong Pildu-ssi sıralamasını yükseltmek için gitti, Han Sooyoung-ssi de öyle."


Doğru ya, bir de Han Sooyoung var.


Düşüncelerimi okumuş gibi Yoo Sangah konuştu: "Han Sooyoung-ssi listede yoktu. Onu geride mi bırakacaksınız?"


"Hayır, onu da yanımıza almam gerek. Epey faydası dokunuyor."


"…Anladım."


Yoo Sangah bana burukça gülümsedi. Diğer ekip üyeleri Birinci Havari'nin kim olduğunu hâlâ bilmiyordu. Onun gözünden bakınca Han Sooyoung'dan söz etmek yalan söylemek gibi geliyor olmalıydı; bunun hoş bir his olmadığı da belliydi. Ne zaman fırsat bulacağımı kestiremesem de bir noktada herkese gerçeği anlatmam gerekecekti.


Yanımızda dinleyen Jung Heewon söze girdi: "Ama yukarıya yalnızca on kişi çıkabiliyor. Onu nasıl dahil edeceksiniz?"


"Teknik olarak evet, yalnızca on kişinin çıkmasına izin veriliyor. Ama işin içinde bir gizli parça var. Karanlık Kale'de elde edilebilecek eşyalardan birinin adı [Altıncı Adam Kartı]. Ekip dışından fazladan bir kişinin bir sonraki senaryoya katılmasını sağlıyor."


"…Hep şu gizli parçalar. Açıkçası kafanıza göre iş yapma konusunda Yoo Joonghyuk'tan pek farkınız yok. Bize anlatmaya değer başka bir şey yok mu? İkiniz de bir sonraki senaryo için bu kadar yaygara koparıyorsanız bizim de daha fazlasını bilmemiz gerekmez mi? İkiniz hep baş başa kalıp birbirinizin kulağına tatlı sözler fısıldıyorsunuz."


"‘Tatlı sözler’ mi? Bu tabir hiç içime sinmedi."


[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı burnundan buhar püskürtüyor.]


Jung Heewon bana ışıl ışıl gülümsedi.


"Hadi o zaman, Dokja-ssi. Yoo Joonghyuk-ssi'den farklı olduğunuzu gösterin."


Bütün ekip, ninelerinden masal bekleyen bir avuç çocuk gibi ışıldayan gözlerle bana bakıyordu. Bir hikaye anlatıcısı olsaydım söze, "Evvel zaman içinde, güçlü mü güçlü bir kahraman yaşarmış," gibi yakışır bir girişle başlardım. Ama ben Kim Dokja'ydım, Kim Jakka değil.


[Jakka, "yazar" demektir. Dokja ise "okur" anlamına gelir. Yani o Kim Okur'dur, Kim Yazar değil.]


"Aranızda iblis kralı denen bir varlığı duyan var mı?"


Bu unvanı andığımda herkes bakıştı.


"Ne…? Bütün iblislerin kralı gibi bir şey mi? Onu mu kastediyorsunuz?"


"Ben biliyorum! Animelerde hep çıkıyorlar!"


Lee Gilyoung'un heyecanlı çıkışını başımla onayladım.


"Aşağı yukarı öyle."


TWSA'nın kurgusunda durum biraz farklıydı, ama şu an konuyu dallandırıp budaklandırmaya hiç niyetim yoktu.


"Onuncu senaryo, o iblis krallarından biriyle savaşmakla ilgili."


Lee Hyunsung düşünceli bir ifadeyle başıyla onaylayıp mırıldandı: "Dokkaebiler, Geri Dönenler, dokunaçlı canavarlar… İblis kralı gibi bir varlığın ortaya çıkması da an meselesiydi."


Lee Jihye söze girdi: "Kral dediğin deli gibi güçlü olmaz mı? Karşılaştığımız o İblis Markisi bile o kadar güçlüydü… İblis Kralı onun yanında kim bilir nasıldır?"


Bir an düşünüp cevap verdim: "Hemen hemen bir takımyıldızı kadar."


TWSA'da onları anlatan bir tabir vardı: İblis kralları, göğe yükselmemiş takımyıldızlarıdır. Kelimenin tam anlamıyla, ölümlüler dünyasına kök salmış takımyıldızları.


Rengi atan Lee Jihye cevap almak için üsteledi: "Peki öyle bir şeyi nasıl alt edeceğiz? Ah, yoksa yine Ustamla ikiniz mi tek başınıza halledeceksiniz, ahjussi?"


"Hayır, bu kez birlikte çalışacağız."


"…Ben şimdiden pes etsem olmaz mı?"


"Kazanmak için herkese ihtiyacımız var. Yoo Joonghyuk'la o dışsal tanrıyı yenebilmemiz tamamen şans eseriydi. Böyle şeyler iki kez olmaz."


"Yine de…"


"Merak etmeyin. İblis krallarının takımyıldızları kadar güçlü olduğu doğru, ama bizi bekleyen o kadar dişli bir rakip değil."


"Öyleyse?"


Tereddüt dilimi bağladı. Bu kadarını bir çırpıda anlatmam doğru olur muydu? Söyleyeceklerim yalnızca iblis krallarıyla ilgili değildi; <Yıldız Yayıncılığı>'nın takımyıldızlarına dair bilgileri de kapsıyordu.


Her şeyi Grup Sohbeti üzerinden anlatmaya karar vermiştim ki…


[İzin verin, onu ben anlatayım.]


…birinin, aklımı neyin kurcaladığını çok iyi biliyormuşçasına bir teklifte bulunduğunu duydum.


[Millet, görüşmeyeli uzun zaman oldu. Haaah, konuşamamak beni ne kadar bunalttı, bilemezsiniz… Hıhı, bir sonraki senaryoya hazır mısınız?]


Bihyung'du.




Aslında <Yıldız Yayıncılığı>'nda iblis kralı olarak tanınan yalnızca yetmiş iki varlık vardı. Tıpkı takımyıldızları gibi onların da niteleyicileri bulunuyordu; her biri İblis Diyarı'nın ayrı bir bölgesine hükmediyordu. Bu bölgeler bir bulutsuyla boy ölçüşemezdi, ama yine de tek bir varlığın sancağı altında toplanmış güç odaklarıydı.


Yıldızlarının görkemine sımsıkı tutunan takımyıldızlarıyla alay ediyor, dokkaebilerin bile yüz çevirdiği topraklarda hüküm sürüyorlardı. Belki de bu yüzden takımyıldızları, dışsal tanrılardan tiksindikleri kadar iblis krallarından da tiksiniyordu. İblis kralları ile Mutlak İyi safındaki takımyıldızları adeta yeminli düşmandı.


<Karanlık Kale> senaryosu bu nefret hesaba katılarak tasarlanmıştı. Takımyıldızları bu senaryo sayesinde cisimleşenlerin bir iblis kralıyla çarpışıp onu katletmesini seyredebilecekti. Kısacası, onların içini ferahlatacak buz gibi bir gazozdu bu.


[Not: Korece web roman jargonunda "gazoz", okurun içini ferahlatan, birikmiş gerilimi gideren tatmin edici gelişmeleri anlatır.]


"Ah, Allah aşkına! Gelmiyorum dedim ya!"


Sürrt, sürrt.


Karanlık Kale'nin dış kesimlerinde saklanan Han Sooyoung'u ancak üç günlük bir aramanın ardından bulabilmiştim. Öyle iyi gizlenmişti ki Dokkaebi Çantası'ndan aldığım [Kısıtlama İpi] ve [İsimle Konum Tespiti] olmasa eli boş dönerdim.


Var gücüyle direnip bağırdı: "Ben artık savaşmıyorum! Siz o senaryoyu bitirene kadar burada takılıp sonra dışarı dönerim!"


"Tıpış tıpış geleceksin."


"İblis kralıyla falan kapışmak istemiyorum!"


"73. İblis Kralı'nın yarım yamalak bir taklit olduğunu zaten bilmiyor musun?"


Az önce de söylediğim gibi, koca <Yıldız Yayıncılığı>'nda İblis Kralı Mertebesine sahip yalnızca yetmiş iki varlık vardı. Ama bu senaryonun adı <73. İblis Kralı>'ydı. Kısacası üst kattaki herif, resmen onlardan biri sayılmıyordu.


"Kuşkusuz bir iblis kralı olduğu için şimdiye dek karşılaştığımız en çetin düşmanlardan biri olacak. Yine de Hikaye sınıfı bir takımyıldızından daha zayıf. Dövüşmeye değer."


"Zorluk değişmiş olabilir. Senin yüzünden ilk kez başımıza gelmeyecek ya."


"Dokkaebiler ana senaryonun zorluğunu keyiflerine göre değiştiremez. Bu, <Yıldız Yayıncılığı>'nın yetkisinde."


"Tehlike dokkaebilerden mi gelecek sanıyorsun? Üç gün önce olanları şimdiden unuttun mu ne?"


Han Sooyoung'un her şeyden bıkıp usanması boşuna değildi. Şu anki gidişatla orijinal olay örgüsü arasında üst üste binen farklar onu diken üstünde bırakmış olmalıydı.


"Senaryoları böyle bitirmeye devam edersen hepimiz kökümüzden kazınırız. Artık bütün bulutsuların senin peşine düştüğünü biliyorsun, değil mi?"


"…Biliyorum. O yüzden ben de hazırlığımı yaptım."


"Hazırlık mı? Şu saatten sonra üç beş hazırlığın yeteceğini mi sanıyorsun? Bir sonraki senaryoda karşımıza ne çıkacağını nereden biliyorsun ki?"


O sırada kampa varmıştık. Tek kelime etmeden, savaş düzeni talimi yapan ekip üyelerini işaret ettim. Becerilerini uyum içinde kullanmayı çalışıyor, varsayımsal bir düşmanın yerine konmuş bir rakibe karşı dizilişlerini değiştirip duruyorlardı.


"Gilyoung, Yoosung, geri çekilin! Yoo Sangah-ssi, öne geçin; arkanızı ben koruyacağım!"


"Anlaşıldı!"


Soğukkanlı ve uyumlu saldırıları eskisiyle kıyas kabul etmezdi. Element özelliklerinden yararlanıp hasarı üst üste bindiriyor, mesafeyi ayarlayıp rakibin sınırlı menzilini kendi lehlerine çeviriyorlardı.


Han Sooyoung manzarayı izleyip konuştu: "Yok artık… İblis Kralı'nın saldırı kalıplarını mı çözdün sen?"


Başımla onayladım.


"Evet."


"Ne kadarını?"


"Neredeyse hepsini."


İmkânsız değildi. TWSA'nın bir kopyası elimin altındaydı; içinde Yoo Joonghyuk'un 73. İblis Kralı'yla dövüşlerine dair hatırı sayılır bir veri birikimi vardı. Üstelik bu Yoo Joonghyuk da o herifle 2. Turda bizzat karşı karşıya gelmişti. Pratik deneyimle teorik bilgi bir araya gelince bir sonraki senaryonun stratejisini çözmek hiç de olmayacak iş değildi.


Han Sooyoung sahiden de afallamış görünüyordu.


"…Sen harbiden kafayı yemiş bir piçsin."



Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!