title mobile

Bölüm 182: 35. Sahne — 73. İblis Kralı I


[Öldünüz.]


Bu ölümün yan etkileri ağırdı. Muhtemelen Rüya Yiyen'in Hikayelerimin bir kısmını koparıp almasının yarattığı sarsıntı yüzündendi. Hikayelerim [Dördüncü Duvar] sayesinde çabucak toparlanmıştı, ama kırılan bir şeyi yeniden bir araya getirmek, onun eski hâline döneceği anlamına gelmiyordu.


Of, başım…


Üç gündür hezeyanın eşiğindeydim. Ruh formundayken bilincim gidip geliyor, zihnim her berraklaştığında o ana dek yaşananları gözden geçiriyordum.


「 Bu senaryodan sonra ana hikayenin akışı normale dönmeli. 」


Dokuz senaryo boyunca TWSA'nın olay örgüsü büyük ölçüde rayından çıkmıştı. Orada burada birkaç kurgusal karakteri kurtarmak gibi ufak tefek şeylerden, belirli senaryoların gidişatını saptırmak gibi köklü müdahalelere dek sayısız değişiklik yapmıştım.


Elbette bu değişiklikler hikayeye dair bilgimi işe yaramaz kılmıyordu. Yoo Joonghyuk yüzü aşkın regresyon yaşamıştı. Senaryolar değişse bile kullanabileceğim hâlâ bolca bilgi vardı.


Yine de ana anlatıdan yararlanabilmek için bazı olayların hâlâ orijinalle örtüşmesi gerekiyordu. Neyse ki Seul Kubbesi'ndeki senaryolar kapalı türdendi. Fazladan bir silahlı çatışma ve kelebek etkisini tetikleyebilecek birkaç başka olay yaşansa da <Yıldız Yayıncılığı>'nın genel gidişatı hatırladığım gibiydi. Üstelik karakterler beklentilerin ötesinde serpilmiş, bundan böyle olay örgüsünü sırtlayabilecek kıvama gelmişti.


Onları Üçüncü Şahıs Bakış Açısı'yla tek tek izledim. İlk baktığım kişi Kötülüğün Yargıcı Jung Heewon'du.


Beyaz alevlerini geri çekerken mırıldandı: "Kontrol etmek hâlâ kolay değil. Sponsorum, buna tam hâkim olursam o dokunaçlı canavarın bile hakkından gelebileceğimi söyledi, ama… Ne zaman becereceğim lan bunu, bilmiyorum."


Orijinalde neredeyse esamesi okunmazdı, ama yanıma aldığım bütün kurgusal karakterler arasında en yüksek savaş gücüne o ulaşmıştı. TWSA'da adı geçen nitelikler arasında kendisinden güçlüsü bir elin parmaklarını geçmeyen [Kötülüğün Yargıcı]'nı uyandırmakla kalmamış, Uriel'in <Cehennem Alevlerinin Azabı>'nı da miras almıştı. Böyle giderse TWSA'nın en güçlü yüz cisimleşeni arasına girmesi yalnızca bir başlangıç olur, ilk ona adını yazdırması da an meselesi olurdu.


Onunla antrenman dövüşü yapan Lee Hyunsung konuştu: "Yine de adım adım gelişiyorsunuz, Heewon-ssi."


"Bence siz de gelişmişsiniz, Hyunsung-ssi. Hem de fersah fersah. Bütün bedeninizi çelikle ustaca kaplayabiliyorsunuz."


Jung Heewon işin aslını bilmeden konuşuyordu, ama yanılmıyordu. Lee Hyunsung'un daha Seul Kubbesi açılmadan <Çelikleşme>'yi miras almaya başladığı tur pek azdı.


Ama elde ettiklerinden tatmin değildi; kendine güvenmekten de uzak görünüyordu.


"Çabalıyorum. Gerçekten çabalıyorum, ama… Dokja-ssi'ye faydalı olabilmem için önümde daha uzun bir yol var."


Bazı insanlar ancak iyi iş çıkardıkları söylendiğinde parlamaya başlar; Lee Hyunsung da tam öyle biriydi.


[Takımyıldızı (henüz adı yok), Cisimleşen Lee Hyunsung'a 100 jeton sponsor oldu.]


Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırıp kekeledi: "D-Dokja-ssi?"


Jung Heewon dilini şaklattı.


"Vay, cidden izliyormuş. Şu röntgenci huyları da… Ama yüz jeton biraz pintilik değil mi?"


Bakışlarımı [Terbiye Etme] alıştırması yapıp dev ejderhaya durmadan komut veren iki çocuğa çevirdim. Shin Yoosung baktığımı sezmiş olmalıydı; boşluğa utangaç bir gülümseme yolladı.


[Takımyıldızı (henüz adı yok) sıcacık gülümsüyor.]


TWSA'da bir takımyıldızıyla cisimleşeni arasındaki ilişki çoğu zaman ebeveyn ile evlat arasındakine benzetilirdi. Hiç çocuğum olmamıştı, ama Shin Yoosung'a her baktığımda bunun nasıl bir his olduğunu anlar gibi oluyordum. Sponsor ile sponsoru olduğu kişi arasındaki bağ kandan da güçlüydü; içinde öylesine narin, öylesine kıymetli bir sevgi barındırıyordu ki onu nereye koyacağımı bilemiyordum…


Elbette dünyadaki her baba iyi bir baba değildi; her takımyıldızı da benim gibi hissetmiyordu. Cisimleşenlerin kendi sponsorlarınca sırtından bıçaklanması sık rastlanan bir manzaraydı.


KRAAAA—!


Evrilmiş bir tür olan 2. Sınıf Kimera Ejderhası derinden bir kükreme koyuverdi. Henüz sözümüzü pek dinlemiyordu, ama o herif aramıza katıldığından beri ekibin gücü tavan yapmıştı. Ejderha şimdilik 2. Sınıftı; bir gün 1. Sınıfın da ötesine geçerse takımyıldızlarının bile korkacağı aşkın bir türe dönüşecekti.


Lee Jihye, Kimera Ejderhası'na imrenerek bakıp iç çekti.


"Kahretsin, daha iyi bir sponsor seçmeliydim. Chungmugong-harabeoji'yle turnayı gözünden vurduğumu sanmıştım, ama…"


En çok sızlanan hep en çok kaytarandır. Bu kız, sponsorunun Chungmugong olmasının ne büyük bir nimet olduğunun farkında bile değildi. Bir gün şunu karşıma oturtup güzel bir ders vermeliydim.


Bütün ekip üyelerini tek tek gözden geçirip hafifçe iç çektim, ardından düşüncelerimi toparlamaya koyuldum.


Bir sonraki senaryo için bu kadarı yeterli olmalıydı. Lee Jihye ile Gong Pildu'nun gelişimi biraz hayal kırıklığı yaratmıştı, ama durumumuz fena değildi. Üstelik olay örgüsüne plansız bir ek olan Yoo Sangah da fazladan el uzatıyordu; Seul Kubbesi'nden çıktığımızda senaryolarda ilerlemek epey kolaylaşacaktı.


"Usta! Sponsor gerektirmeyen güçlü becerilerin var mı? Lütfen bana öğret!"


"Şimdilik senin boyunu aşar."


Yoo Joonghyuk da Regresyon Depresyonu'nu bir ölçüde atlatmıştı. Onun izinden gitmeyi sürdürdükleri sürece hayatta kalmaları pek dert olmazdı. Asıl dert bendim.


[Büyük bir Kader ölümünü diliyor.]


Hâlâ kaybolmamış olan Kader mesajına baktım. Annem yüzünden öldüğümde gerçekleşmiş olabileceğini ummuştum, ama elbette öyle olmamıştı. Belki de sonumu kimin getireceği bilmecesini çözmek o kadar da önemli değildi. Şu an en göze batan sorun, dirilerek bu Kader'i atlatamıyor oluşumdu.


Lanet olası bulutsu piçleri…


Neticede bütün bunlar senaryoları fazlasıyla değiştirdiğim için başıma gelmişti. Takımyıldızı olduktan sonra üzerime gereğinden fazla dikkat çekmemin de bunda payı büyüktü. Dirilerek kaçınılmazı ertelesem bile önüme daha da büyük engeller fırlatılıp duracaktı.


Bir daha böyle bir duruma düşemeyiz.


Rüya Yiyen'le yaşananlara bakmam yeterliydi. Bir dışsal tanrının inmesine ramak kalmış, bütün ekibim az kalsın silinip gidecekti. En kötü ihtimalle dirilebileceğim için benim açımdan o kadar önemli değildi, ama diğerleri için aynı şey söylenemezdi. Aralarında ölümden dönebilecek kimse yoktu. Üstelik ölen Yoo Joonghyuk olursa her şey biterdi.


En başta ben burada olmasaydım bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.


[Bulutsu <Vedas> dirilişini bekliyor.]

[Bulutsu <Papyrus> dirilişini bekliyor.]

[Bulutsu <Olympus> dirilişini bekliyor.]


Ben ne yapacağımı kara kara düşünürken bulutsular nefeslerini tutmuş, pusuda bekliyordu. Dikkatlerini çoktan üstüme çekmiştim; onlara karşı koyamayacak kadar da zayıftım. Ekip üyelerimi nasıl koruyup bu piçleri başımdan savabilirdim…?


Tek çıkar yol bu olacak.


Tam o sırada önümde bir sistem mesajı belirdi.


[Diriliş için bütün koşullar karşılandı!]

["Sekiz Hayat" özel niteliği etkinleştirildi!]


Artık geri dönme vaktiydi.


[Bedeniniz diriliyor.]




Huuup.


Ciğerlerime derin bir nefes çektim.


Hayata dönerken alışması en zor an, dirilir dirilmez alınan o ilk nefesti. Gözlerimi açtığımda beni zifiri bir karanlık bekliyordu. Ekiptekiler bedenimi kapalı bir tabuta koymuş olmalıydı.


Kahretsin. Birazdan dirilecek adamı niye illa tabuta tıkıyorlar ki? Benimle dalga mı geçiyorlar?


["Sekiz Hayat" özel niteliğinin avantajı etkinleştirildi.]

[Yılanın üçüncü başı kurban edildi.]

[Bu başın gücü "savaş ruhu".]


Niteliğin özel etkisini bir kez daha kazandım. [Sekiz Hayat]'ın avantajları diğer yüksek seviyeli kutsamalara kıyasla mütevazıydı, ama hiç yoktan iyiydi. Kopmuş bacaklarım da bütünüyle yenilendiğine göre geriye bir tek tabutu tekmeleyip açmak kalıyordu.


"Ooo! Söylentiler doğruymuş!"


"Cidden dirildi!"


Kapağı gıcırdayacak kadar sert ittiğim anda etrafa toplanan kalabalık tezahürata başladı. Görünüşe bakılırsa yeteneğimin lafı yayılmış, bunu kendi gözleriyle görmek isteyen envaiçeşit cisimleşeni buraya çekmişti.


Tabuttan çıkarken alkışlarla karşılanmak harbiden tuhaf bir histi.


[Art arda dirilmen, cisimleşenler arasındaki şöhretini artırdı.]

[Merteben biraz yükseldi.]


PAAANG! PAAPANG!


Jung Heewon, <Cehennem Alevlerinin Azabı>'nı bir havai fişek gibi göğe ateşleyerek beni karşıladı.


<Eden> takımyıldızları buna fena küplere binecek.


"Dirilişin kutlu olsun."


"…Bir dahaki sefere beni tabuta koymasanız olmaz mı?"


"Biraz burada bekle. Gidip diğerlerini getireyim."


Daha yeni ayrılmıştı ki takımyıldızlarının dolaylı mesajları kulaklarımı bombardımana tuttu.


[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı dirilişine seviniyor.]

[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri dönüşünü kutluyor.]

[Takımyıldızı Goryeo'nun En Büyük Kılıcı cesaretini övüyor.]

[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası ceplerini boşaltırken söyleniyor.]

[Takımyıldızlarının çoğu başardığın şey karşısında hayrete düşüyor.]

[90.000 jeton sponsor olundu.]


90.000 jeton ha…


Muhtemelen iki gün önce kimsenin bana yardım edemeyişi hepsinin içine oturmuştu. Biraz hayal kırıklığına uğramıştım, ama anlıyordum. Hatta diğer bulutsuları karşılarına alma pahasına bana yardım etselerdi, asıl o çok daha şüphe çekici olurdu.


[Başarımının değerlendirmesi tamamlandı.]

[Yarı Efsane sınıfı bir Hikaye kazandın!]

["Dışsal Bir Tanrıyı Öldüren" Hikayesi elde edildi!]

.

.

.

[Birkaç dışsal tanrı yeni Hikayen yüzünden sana düşman oldu.]

[Bazı dışsal tanrılar yeni Hikayen yüzünden seni merak ediyor.]

[Büyük Eskiler'den birkaçı yeni Hikayen yüzünden seni yakından izliyor.]

[Güncellenen Niteleyicin yakında duyurulacak.]


Yarı Efsane demek…


Hikayenin Efsane sınıfında olmaması biraz üzücüydü; yine de tatmin ediciydi. Büyük Eskiler'den biriyle savaşsaydım Efsane sınıfı bir Hikaye kazanırdım, ama daha yüz yüze konuşma fırsatı bile bulamadan varoluştan silinip giderdim.


[Değerlendirme sırasında yeni bir Hikaye elde ettin.]

[Mevcut Hikayelerinden üstün bir Hikaye elde ettiğin için Merteben yeniden değerlendirilecek.]

[Merteben bir sonraki senaryoda duyurulacak.]

[Beşinci Hikayen hâlâ devam ediyor.]


Tarihi takımyıldızlarının en alt basamağından başlasam bile kendimi şanslı sayardım; oysa bu gidişle aralarında epey yüksek bir Mertebede olduğum ilan edilebilirdi.


Demek bir sonraki senaryoda açıklayacaklar. Zamanlaması iyi.


Bu, uzun zamandır beklenen onuncu ana senaryo <73. İblis Kralı> sırasında olacaktı. Seul Kubbesi'nde düzenlenecek son senaryoydu; katılım son derece kısıtlıydı. Yalnızca Karanlık Kale sıralamasının birincisi ve ikincisi bu senaryoya meydan okuyabilirdi. Elbette bunu tek başlarına yapmak zorunda değillerdi; her biri, üst sıralardakilerden en fazla dört kişiyle ekip kurabiliyordu.


[Karanlık Kale sıralamasında şu an 2. sıradasın.]


Ekipten dört kişi benimle gelebilirdi, ama bir sonraki kattaki düşmanlarla baş etmeye bu yetmezdi. Kısacası, <Karanlık Kale> senaryosunu tamamlamak için sıralamanın birincisinden yardım almam şarttı.


Peki, birinci kim?


Düşüncem biter bitmez arkamdan bir ses geldi: "Kim Dokja."


Burnumdan kısa bir gülüş kaçtı.


…Başka kim olabilir ki?


"Yoo Joonghyuk, şu an sıralamada birinci sen misin?"


"Karanlık Kale sıralamasından mı söz ediyorsun?"


"Başka hangi sıralamayı soracağım?"


"Elbette birinci benim. Bu, Seul sıralamasına benzemez."


O zaman birinci olamamasını hâlâ kafaya takıyor harbiden. Amma da hazımsız herif, diye içimden söylenirken yüksek sesle devam ettim: "Yardımına ihtiyacım var. Bir sonraki senaryoya götürebileceğimiz kişi sayısının belli olduğunu biliyorsun, değil mi? Kontenjanı seninle paylaşmazsak…"


Tam o sırada diğerlerinin uzaktan bize doğru koştuğunu gördüm. Özellikle Shin Yoosung'la Lee Gilyoung öne geçmek için birbirlerini itip kakıyordu. Birinci gelene ödül verilecek değildi ya; neden böyle yaptıklarına akıl sır erdiremiyordum.


Uzun uzun çenemi yormama rağmen Yoo Joonghyuk tek kelime etmedi. Bir terslik olduğunu sezip başımı kaldırdım; yüzünde ciddi bir ifadeyle gözlerini bana dikmişti.


"Kim Dokja, neyin peşindesin?"


"Neyin peşinde miyim? Ne demek istiyorsun?"


Konunun birden değişmesine şaşırıp ona baktım. O ise başını ekibe çevirdi.


"Nihai amacın senaryoların sonuna ulaşmak mı?"


Kısa bir tereddüdün ardından cevap verdim: "Eh, aşağı yukarı öyle."


"Gelecekte ne olursa olsun bundan vazgeçmeyeceğine söz verebilir misin?"


…Bu herife birden ne oldu böyle?


Önce gülüp geçmek istedim, ama yapamadım. Yüzündeki kaskatı ifadeyi görünce ben de ciddileştim.


"Elbette vazgeçmeyeceğim. Neden soruyorsun?"


"Yok bir şey."


Bakışları benden ekip üyelerine kaydı. Sol kaşı bir tırtıl misali kıvranarak seğiriyordu. Gözüm ona iliştiği anda göğsüm sıkıştı.


"Hey, sen…"


TWSA'yı sonuna dek okumuş biri olarak Yoo Joonghyuk'un sol kaşının yalnızca ciddi bir karar verdiğinde seğirdiğini biliyordum. Bu herif böyle bir karar verdi mi, ardından çoğu zaman regresyon gelirdi.


Yine ne aptalca bir şey tezgâhladığını görmek için [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]'nı etkinleştirmek üzereydim ki diğerleri yanımıza vardı. Ama ben ağzımı açamadan Yoo Joonghyuk benden önce davrandı.


"Onuncu senaryonun katılımcılarını açıklayacağım."



RoS: En sevdiğim kısım başlıyor. Bugün bu cildin çevirisini bitirmem lazım yoksa uyuyamam :*)


🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 211
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!