Bölüm 181: 34. Sahne — Asla Yenmemeli III
Nitelik Penceremi görebiliyor muyum?
Daha önce anlam veremediğim birkaç şey yerli yerine oturmaya başladı. Bunca zamandır Nitelik Pencereme erişemememin sebebi [Dördüncü Duvar]'dı. Beni diğer varlıklardan koruyordu ama aynı zamanda kendimden de yalıtıyordu.
[Nitelik Penceresi kontrol ediliyor.]
[Sistem yapılandırması hâlâ istikrarsız. Bazı beceri adlarının ve seviyelerinin görüntülenmesi kısıtlandı.]
Ve işte o an Nitelik Pencerem ilk kez gözlerimin önünde belirdi.
<Karakter Profili>
Ad: Kim Dokja
Yaş: 28
Takımyıldızı Sponsoru: Yok
Niteleyici: En Çirkin Kral (Geçici)
Özel Nitelikler: Sekiz Hayat (Kahramansı), Senaryonun…
CIZIRT!
Pencere bütünüyle beliremeden ekran ansızın bir cızırtıyla bozuldu; yerini art arda gelen acil mesajlara bıraktı.
[Birkaç takımyıldızı zihinsel bariyerine yaklaşıyor.]
Hapı yuttuğumu birden anladım. Takımyıldızları tam da böyle bir fırsatı, bilgilerimin dünyaya ifşa olacağı günü kollayıp duruyordu.
[<Vedas> bulutsusunun takımyıldızları sana yaklaşıyor.]
[<Olympus> bulutsusunun takımyıldızları sana yaklaşıyor.]
[<Papyrus> bulutsusunun takımyıldızları sana yaklaşıyor.]
Varoluşumu kendi iradelerine göre yeniden yontmanın çoktandır peşindeydiler; şimdi de bu fırsattan yararlanıp zihnimi kanırtarak açmaya çalışıyorlardı.
Ama tam o sırada—
["Dördüncü Duvar" özel becerisi iradenden bağımsız olarak yeniden etkinleştirildi!]
Çuçuçuçuçu!
Özel Beceriler: [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı Sv.?], [Yer İmi Sv.?], [Karakter Listesi Sv.?], [Dördüncü Duvar Sv.?], [■■■■ Sv.?], ■■■■■■■■…
Genel Değerlendirme: …■■ sen ■■■■■■…?
Bütün bilgiler "■" işaretlerinin ardına gizleniyordu. Harfler, önlerine kat kat tuğla örülüyormuşçasına, şiddetli kıvılcımların arasında asıl mahiyetlerini saklıyordu.
Çuçuçuçuçu!
[Takımyıldızı İnsanlığın Atası inliyor.]
[Takımyıldızı Kendi Gözlerini Oyan elleriyle gözlerini kavrayarak geri çekiliyor.]
[Takımyıldızı Akrep Tanrıçası kuyruğunu koruyarak geri adım atıyor.]
.
.
.
[Sana yaklaşan takımyıldızlarından bazıları hasar alıp geri çekildi!]
Çuçuçuçuçu!
Sayısız harf, bana güven verircesine etrafımda dönüp duruyordu. [Dördüncü Duvar] hırçın kıvılcımlar saçarak beni takımyıldızlarından koruyordu. Bana karşı takındığı o asi tavır hiç yaşanmamış gibi, takımyıldızlarına yırtıcı bir aura salıyordu.
["Dördüncü Duvar" <Yıldız Yayıncılığı>'na dişlerini gösteriyor.]
Sersemlemiş bir hâlde [Dördüncü Duvar]'a bakakaldım. Aldığım son mesaj, çok iyi tanıdığım birinden gelmişti.
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı sana belli belirsiz gülümsüyor.]
Diğerlerinden bambaşkaydı.
…O herif o kısacık anda bilgilerimi görmüş olamazdı, değil mi?
Görmüş olsa bile hepsini inceleyemezdi. Pencereyi açan kişi ben olduğum hâlde ben bile hepsine göz atamamıştım.
Kıvılcımlar yatıştı; Duvar bakışlarını yeniden bana çevirdi.
["Dördüncü Duvar" sana kızgın.]
Duvar'la yüz yüze geldim.
Uzun zamandır bu Duvar'ın kurmacayla gerçekliği ayıran sınır olduğunu düşünüyordum. Yeni dünyaya ayak uydurabilmem, türlü korkunç durumlarda bile olağanüstü bir muhakemeyle hareket edebilmem onun sayesindeydi. Ama biri bana bu "Duvar"ın aslında ne olduğunu sorsa kesin bir cevap veremezdim.
Yine de epeydir beni koruduğu su götürmez bir gerçekti. Sayısız krizle burun buruna gelmiş, hepsini onun varlığı sayesinde atlatmıştım. Buraya kadar gelebildiysem, bunu ona borçluydum.
Elimi, bana küsmüşçesine harflerini kabartıp duran Duvar'a koydum.
"Özür dilerim."
["Dördüncü Duvar" titriyor.]
Parmaklarıma dolanan harflerin dokusu tuhaftı. [Dördüncü Duvar]'a dokunmak böyle bir şey miydi? Yazı satırları, kırmızı garra balıkları gibi parmak uçlarıma üşüşmüştü. Yalamakla ısırmak arası bir şey yapıyorlardı sanki.
[Garra rufa; doktor balığı ya da kemiren balık olarak da bilinir. Sıklıkla "balık pedikürü" uygulamalarında kullanılır, ayaklardaki ölü deriyi kemirir. Türkiye'de Sivas Kangal'daki kaplıcalar sayesinde "Kangal balığı" adıyla da tanınır.]
Düşüncelerimi ancak kabataslak benzetmelerle anlatmaya çalışabiliyordum. [Dördüncü Duvar] yağmurda sırılsıklam olmuş bir yavru köpek gibiydi; terk edilmiş bir çocuk gibi, asi çağını yaşayan bir ergen gibi, tıpkı…
Bir bakıma [Dördüncü Duvar] bana benziyordu.
Tam o sırada Duvar'da bir cümle belirdi.
「 Kim Dok ja bir ap Tal. 」
[Editörlerin Notu: Bu tür satırlarda ham metnin e-kitap sürümündeki biçimlendirmeyi olabildiğince aynen aktarıyoruz. Duvar Kim Dokja'yla böyle konuştuğunda kalın ve italik yazı, fazladan boşluklar ve farklı yazı boyutları kullanılıyor.]
Hangul'u yeni söken küçük bir çocuğun ilk deneme yazısına benziyordu. Beni ya da dünyayı betimleyen bir anlatı değildi bu; [Dördüncü Duvar] yalnızca o cümlenin ağzından konuşuyordu.
Hafifçe gülüp Duvar'ı usulca okşadım.
「 …$#^#$^#$%@#$… 」
Şaşkına dönmüşçesine anlaşılmaz karakterler döktü ortaya. Bir süre sonra toparlanıp yeniden anlamlı bir cümle kurdu.
「 Kim Dokja düşündü: [Dördüncü Duvar] gerçekten de kendi iradesi olan bir varlıktı. 」
…Yine başladı.
「 Az önce parantez içinde beliren bütün o sözleri [Dördüncü Duvar] mı yazmıştı? Ama ona ait olamayacak kadar derli topluydular… Öyleyse kim yazmıştı? Bu cidden bir Duvar'sa, ardında ne halt olabilirdi lan… 」
"Milletin düşüncelerini okumayı bırak."
["Dördüncü Duvar" küskün bir edayla başını öbür yana çeviriyor.]
["Dördüncü Duvar" sana kendisini bir daha zorla devre dışı bırakmamanı tembihliyor.]
Elimi Duvar'a dayalı tutarak devam ettim: "Tamam. Buna karşılık bir isteğim var."
["Dördüncü Duvar" sana bakıyor.]
Kısa bir nefes alıp konuştum: "Annemi bana geri ver."
Duvar, samimi olup olmadığımı tartarcasına titreşip bir cümleyle karşılık verdi.
「 Kim Dokja annesinden nefret ediyordu. 」
"Doğru."
「 Kim Dokja, annesinin yıllar boyunca başına gelenleri öğrenmişti. Annesinin neler çektiğini, nasıl bir hayat sürdüğünü ve neleri sakladığını öğrenmişti. Ama bunları artık biliyor olması, her şeyi anladığı anlamına gelmiyordu. 」
"…Bu da doğru."
「 Bu yüzden Kim Dokja annesinden hâlâ nefret ediyordu. İnsan duyguları böyle işlerdi. Birinin de seninkiler kadar derin yaralar sakladığını öğrenmek, seni sihirli bir değnek dokunmuşçasına iyileştirmezdi. 」
"Bayağı derin bir tespit. Katılıyorum."
「 Dolayısıyla Kim Dokja şunu da anlayamıyordu: Annesini neden kurtarmaya çalışıyordu? 」
"Açıklayamam."
「 … 」
"Her şey cümlelere sığmaz."
Bir an duraksayıp gözlerimi Duvar'a diktim.
"Pek mecalim kalmadı. O yüzden bana yardım et. Lütfen."
[Dördüncü Duvar] uzun bir sessizliğin ardından şu cümleyi gösterdi:
「 Kim Dokja… 」
[Dördüncü Duvar]'ın içine çekilen bir varlık bir daha dışarı çıkabilir miydi? Bunun mümkün olup olmadığını bilmiyordum. Ama ne olursa olsun denemek zorundaydım.
Glup.
Sonra Duvar kıpırdanıp çok geçmeden bir yığın harf kustu. Harfler toplanıp sözcüklere dönüştü. Sözcükler bir araya gelip cümleleri, cümleler kenetlenip paragrafları oluşturdu; o paragraflar da birleşip tek bir hikaye oldu. Derken o hikaye bir insana dönüştü.
Harf kusmuğunun ortasında yatan annemi kollarıma alıp [Dördüncü Duvar]'a seslendim.
"Teşekkür ederim."
Gövdesi boydan boya titreyip dağılmaya başladı.
「 Uy, ku, Lu. 」
Ardından çevremdeki mekân azar azar çözülmeye başladı.
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı seni gözetleyen Büyük Eskiler'i defediyor.]
Dışsal evrenin karanlığı dağılıyordu. Uzay-zaman parçalandı; etrafımdaki manzara silinip yerini yeniden Karanlık Kale'nin ikinci katına bıraktı. Derken birikmiş mesajlar sağanak gibi üzerime boşaldı.
[Karanlık Kale sıralaman değişti.]
[Karanlık Kale sıralamasında şu an 2. sıradasın.]
.
.
.
[Ana senaryonun gizli hedefini yerine getirdin.]
[Karanlık Kale'nin son senaryosuna meydan okumaya hak kazandın.]
Ovada cereyan eden savaşın üzerinden iki gün geçmişti. Hiç yoktan beliriveren tanrının karşısında bütün ölümlüler savaşma iradesini yitirmişti. Bir bakıma Gezginlerin ve Cennet'in kuvvetlerine barışı getiren şey, her şeyden daha büyük bir umutsuzluktu.
İki tarafın komutanları ölüleri tasnif etmiş, durumu yavaş yavaş kontrol altına alıyordu. Gereksiz kargaşa yatışınca Karanlık Kale'nin ikinci katı yeniden istikrara kavuşuyordu. Bir sonraki kata geçecek üst sıralardaki katılımcılar seçilmişti. İnsanlar hiçbir itirazda bulunmadan Karanlık Kale'nin geleceğini onlara emanet etmeyi kabul etmişti.
Şimdi ise o üst sıralardakilerin çoğu, küçük bir tabutun başında omuz omuza toplanmıştı.
"Ahjussi'nin işi gücü ölmek. Sanki mesleği bu."
Kim Dokja, dışsal tanrıyı alt edip döner dönmez nefes almayı kesmişti. Böylesine akıl almaz güçte bir varlıkla savaştığı düşünülürse, ekip bunu zaten bekliyordu.
Jung Heewon sordu: "Yarına kadar döner, değil mi? Geçen sefer de üç gün sürmüştü."
Kim Dokja'nın ikide bir ölmesine alıştıklarından pek sarsılmamışlardı.
Yoo Sangah belli belirsiz dudağını ısırdı.
"…Onu cidden tabuta koymamız şart mıydı?"
Jung Heewon mazeret sunarcasına konuştu: "Cesedi yatakta öylece bırakmak da bir o kadar tuhaf kaçıyordu…"
Tabuta kilitlenen bakışların her biri ayrı bir anlam taşıyordu. Lee Hyunsung kararlı, Shin Yoosung suçluluk dolu bir ifadeyle bakıyor; Yoo Sangah'ın gözlerinde ise huzursuz ve karmaşık bir ifade okunuyordu. Bir de…
"Bir sorun mu var, Usta? Kesin çoktan başka bir gizli parçanın peşine düşmüşsündür sanıyordum…"
Ekip üyeleri, bakışlarını aynı anda tabuttan çekip belli bir noktaya çevirdi.
Yoo Joonghyuk, üstüne çevrilen bakışlara kaşlarını çatıp cevap verdi: "Geriye kalan gizli parçaların hepsi beş para etmez."
"E bu yine de neden burada olduğunu açıklamıyor ki…"
"Bir sonraki kata geçmek için Kim Dokja'ya ihtiyacım var."
"Hımmm… Son zamanlarda ikiniz biraz fazla yakınlaşmadınız mı? Hatta iki gün önce ikinizi şey yaparken gördüm…"
Yoo Joonghyuk'un bakışları iyice keskinleşince Lee Jihye irkilip lafını yuttu.
Jung Heewon kızın omzuna iki kez hafifçe vurup onu tatlı sert uyardı: "Joonghyuk-ssi'ye takılmayı bırak. Şu ikisinin sonunda iyi geçinmeye başladığını görmek güzel; burnunu sokma."
"…Ya, hadi ama."
"Üstelik buraya neden geldiğini sen de bal gibi biliyorsun. Hepimiz aynı sebepten buradayız."
Bu sözlerin ardından herkesin yüzü ciddileşti; sessizce yeniden Kim Dokja'nın tabutuna baktılar.
Jung Heewon devam etti: "Bu dünyada sırf dirilebiliyor diye ölümden korkmayı bırakacak kimse yok."
Birinin birden fazla hayatı olması, onları başkaları için kullanacağı anlamına gelmiyordu.
Shin Yoosung, tabutu usulca okşamayı bırakıp konuştu: "Dokja-ahjussi olmasaydı herhâlde çoktan ölmüştüm."
Aralarından kim aksini söyleyebilirdi? Lee Hyunsung, Jung Heewon, Lee Gilyoung ve Lee Jihye için de durum aynıydı. Hepsini Kim Dokja en az bir kez kurtarmıştı.
"Böyle cıvık bir laf etmek istemezdim ama…"
Lee Jihye iç çekti.
"İki hayatım olsa muhtemelen birini ona verirdim."
"Noona'nın sevgi puanı topu topu altıydı bir kere. Bence hyung kabul bile etmezdi."
"Bu velede bak hele… Jartiyer kemeri taksak hepimiz aynı puanı alırdık."
Ekip, Lee Jihye ile Lee Gilyoung'un atışmasını gülümseyerek izledi. Daha iki gün önce kanlı rüzgârların süpürdüğü bir savaş alanında umutsuzluk içinde gözyaşı dökenlerin bunlar olduğuna inanmak zordu. Bu tabloya pek uymayan tek kişi olan Yoo Joonghyuk ise onları uzaktan seyrediyordu.
Kim Dokja'nın ortaya çıkışıyla planları epey değişmişti. Kolayca tamamlanabilecek senaryolar zorlaşmış, yalın hikayeler arap saçına dönmüştü. Ölmesi gereken insanlar hayatta kalmıştı.
Başını eğip ellerine baktı.
Belki Yoo Joonghyuk'un bizzat kendisi de o insanların arasındaydı.
Regresör bile olmayan tek bir adamın bu manzarayı yaratabilmesi; bu turun, kendisinin o güne dek yaşadığı bütün turlardan daha iyi olabilmesi ona son derece tuhaf geliyordu. Bütün bunlar içini karmakarışık ediyordu.
"Sahi, bu arada. Şu Kader… zımbırtısı artık son bulmadı mı? Dokja-ahjussi öldüğüne göre yani."
Lee Jihye'nin sorusuna birkaç ekip üyesi cevap verdi.
"Ah. Doğru. Sanırım bitti…"
"Sevdiği birinin eliyle ölmesi yazgısıydı; o zaman Kader gerçekleşmiş sayılmaz mı? Düşünsenize, annesi yüzünden öldü…"
"Evet, annesi neden aklımıza gelmedi?"
Canlı sesleri etrafı doldurdu. Yoo Sangah, biraz ötede duran Yoo Joonghyuk'a yüzünde karmaşık bir ifadeyle baktı. Göz göze geldikleri an Yoo Joonghyuk durumu anladı.
Kim Dokja'nın Kaderi henüz bitmiş değil.
Bu kez saflarındaki Cheok Jungyeong adlı değişken sayesinde işler her nasılsa yoluna girmişti; ama bulutsular hafife alınmamalıydı. Kim Dokja'nın diriliş niteliğinden haberdar olmamaları imkânsızdı. Kaderi asla böyle sona ermeyecekti.
Üstelik Kim Dokja'ya fena hâlde bilenmiş olmalıydılar; muhtemelen Kaderini gerçekleştirmek için kötü niyetle işe karışacaklardı. Hepsinden önemlisi, önlerindeki büyük engel olan bir sonraki senaryo kapıdaydı.
Bu yüzden Yoo Joonghyuk bir seçim yapmak zorundaydı.
Göklerde bir şey arıyormuşçasına başını kaldırıp sessizce yukarı baktı. Bir süre sonra bakışları karşılık buldu.
[Takımyıldızı ??? cisimleşenine bakıyor.]
Takımyıldızı "???". Üçüncü regresyonunda olmasına rağmen Yoo Joonghyuk'un sponsorunun kimliği hâlâ bir sırdı. <Regresyon>'un ardındaki varlık ve Yoo Joonghyuk'u bu korkunç trajedinin içinde kıvrandıran sebep.
Dişlerini gıcırdatıp kısa bir nefes aldı; ardından dudakları kıpırdadı: 'Sponsor, sana sormam gereken bir şey var.'
RoS: Ha? Sponsorun mu?