title mobile

Bölüm 18: 4. Sahne — İkiyüzlülük Erdem Olabilir (III)

⏱ Tahmini okuma süresi: ~10 dakika  •  İyi okumalar!

Takımyıldızları Cheon Inho'nun yarattığı kaosa rağmen bir ödül senaryosu talep etmedi; bu da şu an onunla uğraşmak için en uygun zaman olmadığı anlamına geliyordu.

Bunun yerine yaklaşık yarım gün boyunca Geumho İstasyonu'ndaki durumu kavramaya odaklandım.

Beni en çok bilgilendiren Lee Hyunsung oldu.

"Şu anda Geumho İstasyonu'nda seksen altı kişi var. Ah, sizi de sayarsak seksen yedi, Dokja-ssi."

"Beklediğimden az."

"Evet. Yalnızca senaryo patlak verdiğinde istasyonun yakınında ya da metroda olanlar hayatta kaldı. Kimse açıkça söylemiyor ama muhtemelen herkes birinci senaryoyu…"

Cümeyi bitirmesine gerek yoktu. Yüzlerinden okuyabiliyordum.

Hayatta kalmak için bir başkasının hayatını çiğneyen insanlardı.

Buradaki her insan bir katildi.

"Geumho İstasyonu esas olarak iki gruba ayrılmış. Gerçi aslında bir grup ve geri kalan herkes demek daha doğru."

İnsanlara kasvetli yüzlerle baktılar. Borular ve derme çatma silahlarla donanmış adamlara bakıldığında hangi tarafın hâkim grup olduğu bir bakışta belliydi.

"Bana güvenin! Grubun temsilcisi hepimizin kurtarılması için çalışıyor."

Hankyung Grubunun küçük oğlu Departman Müdürü Han Myungoh ve…

"Hyung-nim haklı, millet. Umudunuzu kaybetmeyin. Hâlâ kurtulabiliriz."

…Han Myungoh'u kucaklayarak fiilen grubu yöneten Cheon Inho. Onlar kesinlikle "ana grup"tu.

Ve…

"Anne, sıkıldım… Telefonla oynayamaz mıyım?"

"Biraz daha dayan. Kurtarma ekibi yakında gelir."

"Hükümet harekete geçer. Bir ülkenin çökmesi o kadar kolay değil."

…ana grubun koruması altında güçbelâ hayatta kalan insanlar ise "dışlanan grup" olarak anılıyordu.

İradeleri daha fazla kan dökmeye yetmeyecek kadar zayıf görünüyordu.

Yüz katilin arasında bile zayıflar ve güçlüler kendilerini ayırmıştı.

Belki de kendilerini katil olarak görmüyorlardır.

Belki hepsi kaçınılmaz olduğuna inanıyordur.

Lee Hyunsung, ana grubun kalabalığı cesaretlendirmesini izleyerek devam etti: "Yiyecek dağıtımını ana grup belirliyor. Bölgedeki marketler ve restoranlar da çoktan yağmalandı… ve kalan malzemelerimiz azalıyor."

"Anlıyorum."

"Bu yüzden ana grup dünden beri insanları keşif takımlarına alıp yiyecek toplamak için yüzeye gönderiyor. Heewon-ssi de seçilenler arasındaydı."

"'Heewon-ssi' derken…?"

"Ah, bugün kurtardığınız kadının adı, Dokja-ssi."

Metro koltuğunda yatan kadına baktım.

Işığın altında yüzü geleneksel güzellik ölçülerine az çok uyuyordu.

Dolgun yanakları ve yumuşak hatlarıyla muhtemelen sık sık sevimli olduğu söyleniyordu.

Sabaha kıyasla rengi çok daha iyiydi; muhtemelen Maymun Ciğerlerinin sayesinde.

"Geride bırakılan tek kişi o muydu?"

"Hayır. Aslında bu sabah birkaç kişi daha çıktı ama yalnızca dışlanan gruptan olanlar geri dönemedi."

"Geri dönemediklerini mi söylüyorsun?"

"Evet."

İfadesi tekrar kasvetleşti.

Neler yaşadığını kabaca tahmin edebiliyordum. Omzunu sıkıca kavradım.

Kendim dokunduğumda emin oldum.

Bu adam gerçekten bir çelik kılıç.

Güç seviyesi yakında 10'u aşacak.

"N-Neden…?"

"Lee Hyunsung-ssi, sizin gibi biri onlardan teklif almış olmalı. Gitmemenize şaşırdım."

"Ah, o…"

Dövüş gücü Bang Cheolsoo'nunkinden çok üstündü.

Cheon Inho'nun onu çekmeye çalışmamış olması imkânsızdı.

"İyi açıklayamıyorum ama… bir şey doğru gelmedi. Büyük ahlak ya da etik konularından pek anlamam ama…"

Yanağını beceriksizce kaşıdı.

"…Bir şeyleri 'doğru değil' gibi hissettim, o kadar."

'Doğru değil'… Derin bir cevap değil ama samimi hissettiriyor.

Bu Lee Hyunsung gerçekten o Lee Hyunsung.

"Bu hissi unutma."

Ancak o zaman sana güvenmeye devam edebilirim.

Gurrrgle.

Bir yerden sevimli bir ses duydum ve arkamı döndüğümde Yoo Sangah ile Lee Gilyoung'un bana baktığını gördüm.

Yüzleri anne kuşunu bekleyen yavru kuşlara benziyordu; güldüm.

"Bu bana akşam yemeği vaktinin çoktan gelmiş olduğunu hatırlattı. Herkes aç, değil mi? Birer tane alın."

Market poşetinden yiyecekleri teker teker dağıttım.

"Oh, gerçekten mi? Olur mu?"

Yoo Sangah sordu.

"Bu sefer bedava ama bundan sonra ücretli olacak."

Lee Hyunsung irkildi.

"Ne? N-Ne kadar…?"

"Herkesin jetonu var, değil mi?" diye sordum. "Bir parça için on jeton olacak, aklınızda bulunsun."

"O-O…"

Yüzlerine anında şaşkınlık yayıldı. Böyle davranmamı beklememişlerdi anlaşılan.

"Tabii ki. Hemen ödeyeceğim. Beleşçi değilim."

Şaşırtıcı bir şekilde konuşan, koltuğa uzanmış olan kadındı.

Bilincini toplamış anlaşılan.

"Ben Jung Heewon. Bu sabahki yardımınız için teşekkür ederim."

[Standart yazım: Jeong Huiwon]

"Önemli değil."

Dış görünüşüne bakınca saf biri olacağını düşünmüştüm.

Ama şimdi görüyordum ki bu sadece benim önyargımmış.

"Yoo Sangah-ssi, Lee Hyunsung-ssi, lütfen kendinize gelin de o suratları bırakın. Bu adam bu yiyeceği getirmek için hayatını tehlikeye attı. Bedavaya almayı düşünmüyorsunuz, değil mi?"

Yüzünde neredeyse hiçbir ifade yokken onları tereddütsüz azarladı.

"Ah…"

Yoo Sangah, sözler tam isabet edince kızardı.

"Çok sığ düşünmüşüm, özür dilerim. Tabii ki ödemeliyiz… Haklısın. Ben de bedavayı sevmem, başkalarına bağımlı olmayı da."

"Yoo Sangah-ssi ile aynı fikirdeyim. Jetonları şimdi ödeyeceğim," diye onayladı Lee Hyunsung.

Bu beklenmedik tepkiler karşısında biraz şaşırdım.

Doğru… Kıyamette yaşıyoruz diye tek bir tür insan kaldığı anlamına gelmiyor.

"Madem ısrar ediyorsunuz… anladım. Herkes jeton takasını biliyor mu?"

"Evet, birkaç gün önce öğrendim. Birbirinizin işaret parmağına dokunun, sonra, şey…"

"Kaç jeton takas etmek istediğinizi düşünmeniz yeterli."

Kısa süre sonra, Jung Heewon'dan başlayarak üçü de birer parça yiyecek karşılığında bana 10 jeton ödedi.

Fazla direniş göstermemelerine sevindim. Bunu birkaç cılız jeton için yapmıyordum.

Bu karar ilk başta sert görünebilirdi ama ekip yakında doğru karar olduğunu anlayacaktı.

[Karakter Lee Gilyoung size 20 jeton ödedi.]

"Ha? On fazla verdin?" diye sordum.

"Daha önce yediğim çikolatanın parası."

Bunu söylerken oldukça sakin görünüyordu.

[Çok az sayıda takımyıldızı cisimleşen Lee Gilyoung'a ilgi gösteriyor.]

Belki de yeni bir dünyaya en hızlı uyum sağlayanlar yetişkinler değil, çocuklar olurdu.

Belki de önyargıları kırmak onlar için daha kolay olduğundandı.

"Peki Dokja-ssi, bundan sonra bizimle mi kalacaksınız?"

Lee Hyunsung enerji barını hışır hışır çiğnerken sordu.

"Ah, şey–"

"Kim Dokja-ssi."

Bu sefer seslenen o değildi.

Döndüğümde Cheon Inho'yu ve arkasındaki "ana grubu" gördüm.

Er ya da geç olacaktı.

"Sizinle bir konuşabilir miyim?"

Aralarında tüm dişleri dökülmüş hâlde bana kin dolu bakan Bang Cheolsoo da vardı.

Biraz sert bakınca hemen kafasını çevirip fark etmemiş gibi yaptı.

Acınası herif.

"Tabii, konuşalım."

Cheon Inho yanıtıma memnuniyetle başını salladı.

"O zaman geri kalanlar burayı biraz boşaltabilir mi? Kim Dokja-ssi ile konuşmak istiyorum. Yalnız."

"Ah, öyleyse…"

Lee Hyunsung ve diğerleri kalkmak üzere hareket etti ama sözlerimle yarıda durdu.

"Gerek yok. Herkes kalıp dinleyebilir."

Cheon Inho'nun göz kenarı seğirdi.

"Hmm, öyle mi? Eh… Benim için fark etmez."

Soğukkanlı görünmeye çalışıyor. Kesinlikle rahatsız oldu.

Oturmadan önce koltuğu sildi. İki yanında Cheoldu Grubu adamları belirdi.

Biri sigara uzattı, diğeri çakmakla yaktı.

Bu herif fazla film izlemiş.

"Gereksiz tantanadan hoşlanmayan biri gibi görünüyorsun, o yüzden doğrudan konuya gireceğim."

"Buyur."

"Grubumuza katıl."

Tam beklediğim gibi, bir teklif.

"Senin gibi biri için yüksek bir mevki teklif edebilirim, Kim Dokja-ssi. Grubumuzu yönetmemize yardım etmeni istiyorum."

"Neden herkesin arasından ben?"

"Nedenini bilmen gerekmiyor mu?"

Hırpalanmış Cheoldu Grubu üyelerine göz attı.

"Canavarlardan insanları kurtaran bir kahramansın. Böyle bir kahramanın doğal olarak uygun bir konuma ihtiyacı var."

Bak sen şuna, işine geldiği gibi nasıl çevirdi. Demek beni böyle kullanmayı planlıyor.

"Ya reddedersem?"

"Reddetmek mi? Ne kadar komik. Hiç düşünmemiştim."

Sigara dumanını yüzüme üfledi ve güldü.

"Bu bir rica değil. Bunu yapmak senin görevin. Şu zavallı insanları görmüyor musun?"

İnsanlar acınası ifadelerle bize bakıyordu. Çoğu bitkin yaşlılardı ama açlıktan ağlamanın eşiğinde bir çocuk da vardı.

"Büyük bir hikâye değil; sadece herkesin hayatta kalması için işbirliği yapmanı istiyorum. Bunu yapacak gücün var, değil mi?"

"Tam olarak ne bekliyorsun?"

"Tetikçimiz olacak birine ihtiyacımız var."

Tetikçi mi?

"Birkaç gün öncesine kadar o rolü dolduran başka biri vardı. Tek başına yiyecek topluyordu, hatta Yaksu İstasyonu yakınındaki tünelde canavar avlamayı bile öğretti bize. Daha doğrusu, biz gizlice izledik."

Sormama bile gerek yok. Bu, Yoo Joonghyuk'un hikâyesi.

"Ama o kişi dün gece aniden ayrıldı."

"Yani yerine birini mi arıyorsun?"

"Cheolsoo-ssi'ye yaptığınla kendini zaten kanıtladın."

Lee Hyunsung ve Jung Heewon bunu duyunca gözleri fal taşı gibi açıldı.

Ne yaptığımı ancak şimdi anlamışlardı.

"Senin için kötü bir yanı yok. Halkın kahramanı olacaksın — grubumuzun lideri. Herkes sana hayran olacak ve–"

"Kusura bakma ama başkalarının sorumluluğunu almaya uygun biri değilim," diye sözünü kestim.

"Grubunuzla çalışma niyetim de yok."

"Hmm. Öyle mi?"

"Her şeyden önce, işleri yürütme biçiminiz bana uymuyor."

Cheoldu Grubu üyelerinin sağlıklı ten renklerine kısaca göz gezdirdim, sonra dışlanan grubun hastalıklı olanlarına.

Jung Heewon, Cheon Inho'ya can düşmanına bakar gibi bakıyordu.

"Öyle mi? O zaman yapacak bir şey yok. Ama fikrini değiştirirsen, ne zaman istersen gel."

"Öyle bir şey olmayacak."

"Haha, bekleyip görelim."

Sözlerinin ne anlama geldiğini anlamam uzun sürmedi.

Cheoldu Grubu üyeleri geri çekilir çekilmez diğer hayatta kalanlar bekliyorlarmış gibi üstümüze üşüştü.

Hepsi dışlanan gruptandı. Hiç beklemeden beni yakalayıp seslerini yükselttiler.

"Dinle, söylenti doğru mu?"

"Yiyeceği tekeline aldığın doğru mu?"

"Burada zar zor yetecek yiyecek var, siz hepsini kendinize mi saklıyorsunuz?"

"Hep birlikte bulmadık mı?! Nasıl hepsini kendinize saklarsınız?!"

"Yiyeceği Inho-ssi'ye verin! Adil bir şekilde dağıtılsın!"

İşlerin nereye varacağını görebiliyordum.

Grubun arkasında Cheon Inho'nun hafif gülümseyen yüzünü gördüm.

Dudakları sessizce hareket etti: 'Seçimini yap.'

Yiyeceği paylaşıp kahraman mı olacağım?

Yoksa hepsini saklayıp kötü adam mı ilan edileceğim?

Kahraman olmayı seçersem Cheon Inho'nun çaldığı düdüğe oynamak zorunda kalacaktım.

Yiyeceği paylaşmak, gelecekteki keşif görevlerine grup üyeleriyle katılmak ve bir gün sırtımdan bıçaklanmak demekti.

Öte yandan yiyeceği tekeline almak, beni tüm istasyon grubundan bir anda izole ederdi.

[Birkaç takımyıldızının gözleri parlıyor.]

[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı burun kıvırıyor.]

İnsanlar giderek kızışırken Cheon Inho öne çıktı.

"Ahh, millet. Lütfen sakin olun. Bir yanlış anlaşılma olmuş gibi görünüyor. Kim Dokja-ssi öyle biri değil."

Bu herif tetikçi mi?

"Bizimle birlikte hareket etmeye karar verdi. Bugün getirdiği yiyecekler elbette adil dağıtım için ana gruba bırakılacak. Sizin iyiliğiniz için bizimle çalışmaya devam edeceğine de söz verdi–"

Tarafını seçeceğimi varsayıyor belli ki.

Daha fazla dinleyemem.

"Dur."

Yoo Joonghyuk olsa ne yapardı diye kısa bir an düşündüm.

Ah, dur, tabii. O burada değil. Cevap bu zaten.

Ama ben Yoo Joonghyuk değilim.

"Tabii ki yiyeceği paylaşacağım…"

Cheon Inho'nun dudaklarının yukarı kıvrıldığını gördüm.

İnsanlar sonuna kadar dinlemelidir.

"Ama bedavaya değil."

Yoo Joonghyuk'un aksine her şeyi terk edip ilerlemeyecektim. Ama herkesin sorumluluğunu da almayacaktım.

Yiyecek verilecekti ama bedava olmayacaktı.

Kalabalık ne dediğimi anlamamış gibi şaşkın bakıştı.

"D-Dur! 'Bedava değil' derken ne demek istiyorsun?"

"Basitçe söyleyeyim. Yiyeceği tekeline alma niyetim yok ama Cheon Inho'nun grubuna da emanet etmeyeceğim. Ben UNICEF değilim ve onlara güvenmiyorum."

Özgüvenle gülümsedim.

"Hepinizle iş yapmak istiyorum; bu yiyeceği size adil bir fiyata satacağım."

"S-Satmak mı?"

"Ne demek olu–?!"

"Şey, ne kadar para… istiyorsun?"

Uzakta Cheon Inho'nun ifadesinin sertleştiğini görebildim. Ona gülümsedim.

"Para mı? Hayır, sadece jeton kabul ediyorum."



Kısa süre sonra yalnızca dışlanan gruptan benimle bağı olan insanlar kaldı.

"Şey… Dokja-ssi. İyi bir seçim miydi bu?"

"Tch, bu dünyada ne zamandan beri bir şey bedava ki?"

Jung Heewon, Lee Hyunsung'un endişesini böyle karşıladı. "Mükemmel söyledin, Dokja-ssi. Açıkçası çok tatmin ediciydi."

"Ticaret beyanım"dan sonra sakinlerin büyük kısmı bana sırtını döndü.

Derin bir hayal kırıklığına uğramış olmalılardı.

"Sana katılıyorum. Buradaki insanlar 'ana grup' tarafından evcilleştirilmiş."

"Aynen. O orospu çocukları… Geumho İstasyonu avuçlarının içinde. İnsanlar verilen her şeyi sığırlar gibi yiyor. Bazen de bu sabah bana yapıldığı gibi mezbahaya gönderilmek üzere keşif takımına sürükleniyor."

Ürperdi.

Aslında yiyeceği bu süre boyunca tekeline alan ben değil, ana grup.

"Adil dağıtım" bahanesiyle yiyeceği alıp insanları evcilleştirmek için yem olarak kullandılar.

İnsanlar, bir başkasının onları koruyacağına inandıklarında en zayıf hallerinde olurlardı.

Güç dengesizliğinin olduğu ilişkilerde insanlar güçlü tarafa bel bağlamaya, sonunda da bilerek ya da bilmeyerek boyun eğmeye başlardı.

"Ben de aynı fikirdeyim. Bu yüzden Dokja-ssi'nin bugünkü beyanı çok anlamlıydı. İnsanların kendi başlarına bir şeyler yapma iradesine sahip olması gerekiyor. Ancak…"

Herkes Lee Hyunsung'un yiyeceklere dönen bakışını takip etti.

"Tek bir tane bile satılmadı. Bir parça yiyecek için 50 jeton çok pahalı değil mi? Bize yaptığın gibi 10 jeton yapsan…?"

Böyle düşünmek mantıksız değildi. İnsanlar yalnızca ana gruba gizli gizli bakıyor, bu tarafa gelme belirtisi göstermiyordu.

Hâlâ biraz zamana ihtiyaçları vardı.

Sakince cevap verdim: "Biraz daha bekleyelim."

Sonunda gece çöktü.

Yüzeyden aralıklı olarak devasa canavarların gümbürtüleri duyuluyordu; kâbuslardan muzdarip insanlar uykularında sık sık mırıldanıyordu.

Lee Gilyoung ve Yoo Sangah ilk uyuyanlar oldu; Jung Heewon ise daha yeni uyuklamaya başlıyordu.

Lee Hyunsung, "Siz de biraz dinlenin, Dokja-ssi. İlk nöbeti ben tutarım," dedi.

"Hayır, gerek yok. Önce sen uyu, Lee Hyunsung-ssi."

"Ama yorgun olmalısın."

"Hâlâ yapacak işim var."

"Yapacak iş mi?"

Arkasını işaret ettim; gölgeli figürler kıpırdanıyordu. Bir iki kişi değildi.

"Şey… Hâlâ yiyecek satıyor musunuz?"

Sonunda insanlar harekete geçmeye başlamıştı.

🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 17
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!