Bölüm 175: 33. Sahne — Yeniden Okuma VI
…Ne?
O mesajın belirmesi beni şaşırttı. Bir takımyıldızına dair Anlayışım daha önce hiç artmamıştı. Ne olur ne olmaz diye aceleyle [Yer İmi]'ni açtım, ama Cheok Jungyeong'un niteleyicisi seçeneklerim arasında yoktu. Artışın yalnızca "çok az" olduğu belirtilmişti; yani muhtemelen yüzde biri bile bulmamıştı.
Yine de bu kadarı bile beklentilerimi yükseltmeye yetti. Anlayışım artmayı sürdürürse takımyıldızlarının becerilerini de taklit edebilir hâle gelmez miydim?
"…Bu da ne?"
Döndüğümde, Tutarlılık Geri Tepmesi'nin izleriyle büsbütün ağarmış gece göğü gözlerini üzerime dikmişti. Bembeyaz bir geceydi.
Ara ara yükselen gümbürtüler gök gürültüsü gibi kükreyip bütün ovayı sarsıyordu. Çarpışan iki tarafın cesetleri dört bir yana saçılmıştı. Ne var ki onları öldüren, birbirleri değildi.
Bir takımyıldızı Gerçek Ses'iyle emretti:
[Dizlerinizin… üstüne… çökün!]
「 Tutarlılık ne denli raydan çıkmış olmalı ki bunu duyabiliyordum? 」
Sesin taşıdığı Mertebeye dayanamayan sayısız cisimleşen, dinmek bilmeyen bir acıyla kıvranıyordu. Sponsorlarının koruduğu ya da zihinsel dayanıklılığı yüksek olanlarsa baskı karşısında bükülmüyordu. Han Sooyoung da onlardan biriydi.
Çaresizliğinin doğurduğu öfke giderek kabarırken bağırdı: "…Bunu niye duyabiliyoruz lan?"
Alçak bir inilti çıkarıp suratımı ekşiterek onunla birlikte savaş alanını süzdüm. Böyle bir şeyin olabileceği aklımdan geçmişti, ama bu kadarı da biraz fazla değil miydi?
"…Ortalık resmen boka sarmış. Hepimizi gebertmeye mi çalışıyorlar?"
Senkronizasyon oranını sonuna dayamış cisimleşenler bir iki kişiden ibaret değildi. <Karanlık Kale> senaryosunun izin verdiği Tutarlılık anbean tükeniyor, Geri Tepme'nin kıvılcımları da göğe fırlatılmış havai fişekler gibi savaş alanının dört bir yanına çılgınca saçılıyordu.
[— [Kim Dokja, kimseye çaktırmadan beni dinle. Böyle devam ederse öleceksin.]]
Harap olmuş savaş alanını süzerken Bihyung'un sesi bana ulaştı.
[— [Kaderden kaçmanın tek bir yolu var. Seni kanatları altına alacak bir taraf bul. Yoksa—!]]
CIZZZT!
Bir cızırtıyla sesi kesildi. Biri, Bihyung'un bile beni uyarmasını engelliyordu.
Aynı anda yüzlerce göz bana çevrildi. Peşime düşenler yalnızca Tarihi takımyıldızları değildi; aralarında Hikaye sınıfı takımyıldızları da vardı ve hepsi de cisimleşenleriyle olan senkronizasyonlarını sınıra dayamıştı. Havayı elektriklendiren gerilim altında güçlükle yutkundum.
İşte o zaman Cheok Jungyeong ilk kez benimle konuştu.
[Korkuyor olmalısın.]
İçtenlikle cevap verdim: "Yok canım. Aksine, iş böyle daha da eğlenceli oluyor."
[Takımyıldızlarının çoğu sana bakıyor!]
[Bazı takımyıldızları adını tezahüratla haykırıyor!]
[Tezahürat bonusu olarak 2.000 jeton elde edildi.]
Cheok Jungyeong yeniden konuştu:
[Kaderin duvarı göklere dek yükselir.]
"Yüksek olabilir, ama altı üstü bir duvar. İş o raddeye varırsa yıkar geçerim."
Sevdiğim, dolayısıyla beni öldürecek olan kişi kimdi? Hiçbir fikrim yoktu. Ama ben Kaderimi kimin gerçekleştireceğini nasıl bilmiyorsam, o herifler de benim hakkımda zerre kadar bir şey bilmiyordu.
"Gidelim."
Bu kez gücümü gizlemeden savaş alanına atıldım.
"Beşinci yer imini seçiyorum: Kyrgios Rodgraim."
[Yer İmi] etkinleştiği anda [Küçülme] ile [Elektriklenme]'yi devreye soktum.
[Bir Geri Dönenin tekniği mi? İlginç.]
Cheok Jungyeong'un gücüyle hepsini silip süpürebilirdim, ama bu gücü gereğinden fazla kullanmak akıllıca olmazdı. [Üç Kılıç Stili]'nin yalnızca bir hamlesini kullandığımda bile sağ kolum neredeyse lime lime olmuştu.
Savaş alanında koşmayı sürdürürken Dokkaebi Çantası'ndan aldığım yüksek sınıf iyileştirme iksirlerini hiç esirgemeden ardı ardına kafama diktim.
"Yoldan çekilin!"
Ardımda ışıltılı izler uzanıyordu. Geri Dönen Kyrgios'un gücü [Elektriklenme], ben takımyıldızı olduktan sonra Sv.10'u aşmıştı. Şimdi Uçurum Ovaları'ndaki savaş alanını açık maviyle iç içe geçen gök mavisine boyuyordu.
"Aaaaah! Bu da ne—?!"
Az önce birbirine girmiş cisimleşenler, ikiye yarılan bir tsunami gibi çığlıklar atarak geriye sıçradı.
"Neden savaştığınızı bilmiyorum, ama durun."
Senaryoyu tamamlamak için sıralamalarını yükseltmeleri bir şeydi, ama birbirlerini böyle tüketmenin iki tarafa da hiçbir yararı yoktu.
"E-En Çirkin Kral!"
"Ölmemiş miydi?"
Bazı cisimleşenler beni hatırlıyordu.
"Kim olduğumu biliyorsanız ne yapacağınızı da bilmelisiniz."
Kimi cisimleşenler silahlarını yere bıraktı, savaş hevesini kırdıklarım ise geri çekildi. Hatta bazıları bana gözleri ışıl ışıl bakıyordu.
[Cisimleşenlerin çoğu sana büyük saygı duyuyor.]
"Sekizinci senaryoda yaptıklarınız için teşekkürler. Demek dirildiğinize dair söylentiler doğruymuş."
Yalnızca dirildiğimi değil, <Nihai Günah Keçisi> senaryosunda kendimi feda ettiğimi de biliyorlardı.
Onları başımla selamladığımda, hürmetle önümde eğilip kendi rızalarıyla geri çekildiler.
[Diriliş Hikayen her yere yayılıyor.]
[Beşinci Hikayene "Arabulucu Mesih" adlı yeni bir başarım eklendi.]
Bunlar Cennet'in eski sakinleri olmalıydı; Yoo Joonghyuk ve ekibin geri kalanı da muhtemelen onların arasında bir yerlerdeydi.
「 Öyleyse kiminle çarpışıyorlar? 」
"Huhu. Yine karşılaştık, delikanlı. O Düzenden sıyrılmayı nasıl becerdin bakalım?"
「 Beklendiği gibi, Gezginler. 」
Bana doğru yaklaşan Lee Boksun'a sordum: "Neden birbirinizle savaşıyorsunuz?"
"Neden mi? Senin yüzünden, elbette."
Lee Boksun, Harbin Keskin Nişancısı'nı sponsor edinmiş olan o halmeoni'ydi.
"Bir sonraki senaryoya geçmemelisin."
"…Bunu annem mi söyledi?"
Cevap vermeden üzerime atıldı. [Yaşlıların Kuvveti] becerisiyle kas kütlesi bir anda katlanan halmeoni, etrafındaki cisimleşenleri önüne katan bir tren gibi yarıp geçerek göz açıp kapayıncaya dek yanımda bitti.
[Takımyıldızı Goryeo'nun En Büyük Kılıcı'nın kutsaması, bütün statlarını 30 dakikalığına 10 artırdı.]
[Bütün statların geçici olarak insan sınırlarını aştı.]
Büyüklere pek hürmet eden biri olduğum söylenemezdi; yine de belli bir edebi gözetirdim. Ne var ki bu sefer bir istisna olacaktı.
"Kusura bakmayın Halmeoni, ama size karşı elimi hafif tutamam."
Harbin Keskin Nişancısı, yalnızca belli takımyıldızlarına karşı güçlü tepki veren tepkisel bir sponsordu. Yani bu saldırının ardındaki güç, bütünüyle Lee Boksun'un tek başına biriktirdiği Hikayelerden geliyordu. Kaybetme ihtimalim yoktu.
[Elektriklenme] hâlindeyken bütün statlarım 100'ü aşınca bedenim akıl almaz, çiğ bir güçle ışıldadı.
KVAANNG!
Yumruğum Lee Boksun'u havaya fırlattı; ağzından kanlar saçarak geriye savruldu.
"Dur, Kim Dokja!"
Gezginlerin kalabalığı beklentimin çok ötesindeydi. Arkalarında bu kadar insan varken Nirvana'nın Kurtuluş Tarikatı'na yenilmiş olmaları akıl alır gibi değildi.
Öyle düşünüyordum, ama daha dikkatli bakınca aralarında tuhaf varlıklar da olduğunu gördüm.
Hırrrr!
Yozlaşmanın kirlettiği insanlar. Ne yazık mı demeli, iyi ki mi, bilmem; bu Hikaye bana hiç yabancı değildi.
Han Sooyoung öfkesini bastırıp mırıldandı: "Lanet olsun, biri üçüncü sıradakinin Hikayesini kapmış."
Karanlık Kale sıralamasının üçüncüsü, Ölülerin Kralı Davidtz. Meğer Gezginlerden biri Davidtz'i alt etmişti. Ölüleri yaşayan ölülere çevirip sahibi adına savaştırabilen [Ölülerin Kralı], bu yeteneği sayesinde [Umutsuzluk Cenneti] kadar muazzam bir güç sergileyebilen bir Hikayeydi.
"Sen koş, Kim Dokja! Bunları ben oyalarım!"
Han Sooyoung on beş kadar avatar yarattı. Hepsi aynı anda sağ kollarındaki bandajları çözdü. Ellerinde yoğunlaşmış kara eter, çok geçmeden kapkara, harlı alevlere dönüşüp ön safları yuttu.
Şırraaaak!
Açtığı yolda koşarken Bozulmuş İnsanları itip geçiyor, üzerime saldıran Gezginlerden sıyrılıyordum. Sonunda [Ölülerin Kralı]'nı kullanan Cho Yeongran'ı gördüm.
「 Demek kontrol eden oydu. Sponsoru Joseon'un En Büyük Büyücüsü, elinde [Qimen Düzeni], şimdi bir de [Ölülerin Kralı]. Annem harbi on parmağında on marifet birini bulmuş. 」
Savaşmaya devam edebilmek için art arda Büyü Gücü iksirlerini kafasına dikerken beni gördüğü anda irkildi.
"Kim Dokja? Qimen Düzeni'nden nasıl çıktınız…? Hayır, Paljuryeong'la da mühürlenmiş olmanız gerekmiyor muydu?"
"Biraz ter dökmem gerekti diyelim."
Dişlerini sıkıp Taocu sanatlarına hazırlanmak için Büyü Gücünü topladı. Karanlık Kale sıralamasının şimdiki üçüncüsü karşımda dikiliyordu.
"Lütfen buna bir son ver ve geri çekil. Sana zarar vermek istemiyorum."
"Bunu yapamam…!"
[Qimen Düzeni]'ni yeniden kurmaya hazırlandığını fark ettiğim an, sakladığım enerjiyi nihayet salıverdim. Bedenim Cheok Jungyeong'un Mertebesiyle alev alev parladı.
[Takımyıldızı Joseon'un En Büyük Büyücüsü fena hâlde sarsılıyor.]
Taocu bir sanat olan [Qimen Düzeni] bir anda parçalandı; Cho Yeongran'ın ağzından kan fışkırdı. Arkasında kıvılcımlar sıçradı; ardından bir ses yankılandı.
Jeon Woochi Gerçek Ses'iyle kekeledi:
[B-Bu güç…! Senin ne işin var burada?]
Cheok Jungyeong karşılık verdi:
[Defol.]
[A-Ama o adamın sponsoru bile değilsin…!]
[Bir daha söyletme.]
[Gıh…]
Aralarındaki ezici Mertebe farkı Jeon Woochi'yi kaçmaya zorlayınca Cho Yeongran'ın senkronizasyon oranı dibe vurdu. Tek başına sırtlanmak zorunda kaldığı Tutarlılık tüketiminin ağırlığını kaldıramayıp yükün altında ezilerek yere yığıldı. [Ölülerin Kralı] ile sağladığı destek ortadan kalkınca savaş alanının terazisi bir yana eğilmeye başladı.
"H-Hayır, yapmayın! Kim Dokja!"
Onu görmezden gelip koştum. Cheok Jungyeong'un kutsaması sayesinde çapraz ateşte kalmayı dert etmeme gerek yoktu. İki haneli statlarla üç haneli statlar arasındaki uçurum işte bu denli büyüktü.
Beş dakika sonra savaş alanının kalbi nihayet karşımdaydı. En güçlü kıvılcımlar orada çatırdıyordu. Tutarlılığın gece yarısına bir güneş doğurduğu açık alanda, tanıdığım insanlar kılıçlarını birbirlerine doğrultmuştu.
Avatarlarını geride bırakıp bana yetişen Han Sooyoung, önümüzdeki manzaraya dik dik bakarak konuştu: "…Annen resmen bir canavar."
Ben de hayretler içindeydim. Annemin bu denli güçlü olabileceği aklımın ucundan dahi geçmemişti. Benden daha fazla bilgiye sahip olmasına imkân yoktu, ama…
GÜMMMM!
Çuçuçuçuçu!
Annem, Yoo Joonghyuk ve öbür yoldaşlarımla başa baş savaşıyordu. Bildiğim kadarıyla hiçbir cisimleşen, bir Aşkınla böylesine boy ölçüşemezdi.
Annemin sırtının gerisinde dev bir ayının gölgesi dalgalanıyordu.
[Ey zavallı torunlarım… Sizinle savaşmayı dilemem…]
Bir zamanlar Peaceland'de Yamata no Orochi'nin de aynı biçimde indiğini görmüştüm. Kurucunun Annesi, Gölgesini annemin bedeninde tecelli ettirmişti.
Han Sooyoung, Peaceland kâbusunu zihninden kovmak için başını silkeledi.
"Bu nasıl olabilir…? Buna yetecek Tutarlılık olmaması lazım."
"Paljuryeong sayesinde."
Üç Göksel Mühür'den biri, annemin elinde ışıl ışıl parlıyordu. Tutarlılık açığını o güçlü Yıldız Yadigârı kapatıyordu.
"Savaşmak istemediğinizi söylüyorsunuz ama bir yandan da bizi pataklayıp duruyorsunuz! Uvaaah!"
Dev ayının Gölgesi savaş alanını süpürüp Lee Jihye ile Lee Hyunsung'u savurdu. Pençenin yıkıcı gücü öyle büyüktü ki tam isabet alsalar bir daha ayağa kalkamazlardı. Şu an gözü kara bir saldırıya atılmak ancak yıkımla sonuçlanırdı.
"Dokja-ssi!"
Beni ilk fark eden Yoo Sangah oldu. Ardından diğer ekip üyeleri de yüzleri sevinçle parlayarak telaşla yanıma koştu.
Jung Heewon bağırdı: "Dokja-ssi, annenle konuşmaya çalış!"
"Hyung, o kişi sahiden senin annen mi? Yoosung demişti ki…"
"Dokja-ssi, böyle devam ederse…"
Tek bir kişi böyle üstüme gelse bile cevap yetiştirmek zor olurdu; herkes birbirinin sözünü keserken ağzımı açmaya fırsat bulamadım. Yanıma en son Yoo Joonghyuk geldi.
"Annen benden hazzetmiyor anlaşılan."
🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:
📖 Manhwa Bölüm 199