Bölüm 174: 33. Sahne — Yeniden Okuma V
Aynı sırada Bihyung, Yönetim Bürosu'nun Seul şubesindeydi. Kurtuluş Senaryosu kapıya dayanmıştı; Kubbe'deki bütün dokkaebiler finale hazırlanmakla meşguldü.
Bihyung, Büro'nun koridorlarını arşınlarken yeni işe alınmış acemi dokkaebilerin eğitmenlerinin ardında sıra hâlinde yürüdüğünü gördü. Yavru dokkaebiler, şubenin eğitim merkezinde temel eğitimden geçiyor, kendilerine birer kanal verildikten sonra yayıncı olarak yeniden doğuyordu.
[Takımyıldızlarının ilgisi gevşediğinde müdahale etmekten çekinmeyin. Önceden belirlenmiş bir ana senaryoya doğrudan karışamazsınız; bu yüzden karakter çatışmalarını tırmandırmak ya da onlara krizler kurgulamak için yan senaryoları kullanın.]
[Çatışmalarla takımyıldızlarının içini daraltmayın. Kötüler kötü kalmalı, iyiler iyi gösterilmeli. Her şey apaçık siyah ya da beyaz olsun. Böylece takımyıldızları öfkelerini kime yönelteceklerini kolayca seçebilir.]
[Bütün cisimleşenleri daima süregelen olaylara yönlendirin. Kimin başkahraman olacağını gözden kaçırmayın; olayları o cisimleşenin etrafında örün. Yalnız, gidişatın fazla zorlama görünmesinden kaçının.]
Eğitmenler talimatları sıralarken acemi dokkaebiler harıl harıl not alıyordu.
Bihyung da bir zamanlar onlardan biriydi. Senaryoları yürütmenin yollarını öğrenmiş; ne fazla yabancı ne de fazla klişe kaçacak biçimde gülümseyip konuşmak üzere eğitilmişti. Hepsi, senaryonun akışını sekteye uğratmayacak bir yayıncı olabilmek içindi.
[İnsanı eski günlere götürüyor, değil mi?]
Bihyung, Seul şubesinin başındaki Uzman Dokkaebi Baram'a döndü. Kıdemlisinin ansızın belirmesi onu gözle görülür biçimde germişti. Baram, sakalını sıvazlayarak acemi dokkaebilere baktı.
[İçler acısı. Takımyıldızlarına "gazozpat" falan deyip duruyorlar, ama kendi resmî eğitimleri de işte bu hâlde.]
[İngilizcedeki "ciderpath" sözcüğü, "cider" (gazoz) ile "psychopath" (psikopat) sözcüklerinin birleşimidir. Web roman okur dilinde "gazoz" (saida), içi ferahlatan anları anlatır; "gazozpat" ise sürekli bu anları isteyip en ufak gerilime tahammül edemeyen okuru alaya alan bir yakıştırmadır.]
[Bu sözler bir uzman dokkaebinin ağzına pek yakışmıyor.]
Bihyung, 'Eğitim programını kuran sizsiniz,' demek istediyse de dilinin ucuna geleni yuttu.
Baram acı acı gülümsedi.
[Elden ne gelir? O tür senaryolar peynir ekmek gibi satıyor.]
[İstisnalar da olmalı.]
[Elbette var. Lâkin böyle 'istisnalar' ancak o basmakalıp senaryolar bütün eleştirilere rağmen varlığını sürdürdüğü için ortaya çıkabiliyor.]
Acemi dokkaebiler, Seul Kubbesi'nde yaşanan senaryoları izlemek için ekranların önüne toplandı. Ekranlarda Seul'ün en büyük kanalına bağlı cisimleşenlerin hikayeleri akıyordu. Bihyung'un yüzüne ateş bastı.
—O zaman seni öldürmek zorunda kalacağım.
—Yoo Joonghyuk-ssi! Hayır!
Bir tarafta Yoo Joonghyuk ile Lee Sookyung, Karanlık Kale'nin ikinci katında karşı karşıyaydı.
—Lanet olsun, böyle boktan bir ■■■■■■■■■■■ ■■■■'de geçmiyordu ki.
—Geçiyor. Sen oraya kadar okumadın, ondan bilmiyorsun.
Diğer tarafta Kim Dokja ile Han Sooyoung, bir Qimen Düzeni'nin içinde mahsur kalmış hâlde, akıl sır ermez bir konuşma sürdürüyordu.
Bihyung içinden homurdandı:
—'Filtreye takılan bilgileri açık açık söylememesi için onu kaç kere uyardım, lanet olsun.'
Uzman Dokkaebi Baram konuştu:
[Kanalın son zamanlarda epey rağbet görüyor. Seul şubesinin dilinden düşmüyor. Hele o cisimleşen…]
[Dünya kadar küfür de yiyorum ama.]
[O kadar da fena sayılmaz. Öyle ya da böyle gözler üzerinde. Şu sıralar çömezlerin en çok gıptayla baktığı dokkaebinin sen olduğunu biliyor muydun?]
[Ben daha çok beni buraya neden çağırdığınızı öğrenmek isterim.]
Sözleri biraz patavatsızca gelebilirdi, ama Bihyung'un başka seçeneği yoktu. Hemen kanalına dönmezse işler sarpa saracaktı.
Baram susunca Bihyung üsteledi:
[Kusura bakmayın, ama dokuzuncu senaryo son aşamasına giriyor. Kanalıma dönmeliyim—]
[Seni bu yüzden çağırdım.]
Baram'ın yüzüne yerleşen bu ciddiyet tek bir anlama gelebilirdi: İşlerin tadı kaçmak üzereydi.
—GÜMMMM!
Topyekûn bir savaşı gösteren ekrandan şiddetli gümbürtüler yükseldi. Güçlü sponsorları olan cisimleşenler savaşa akın ediyor, senkronizasyonlarını pervasızca yükseltiyordu. Her yerde Tutarlılık Geri Tepmesi'nin güçlü belirtileri baş gösteriyordu. Böyle sürerse dışsal tanrılar çatışmaya dahil olmak için gerekçe bulacaktı. Öyle bir şey olursa Kim Dokja'nın güvenliği de garanti edilemezdi.
Giderek büyüyen kaygısıyla oradan ayrılmaya yeltenen Bihyung'u, Baram'ın buz gibi sesi durdurdu.
[Takımyıldızları müdahale etmeni istemiyor.]
Bihyung'un kanalı şu an Seul Kubbesi'ndeki en etkili kanaldı. O kanalın sahibini şubede alıkoymanın ne anlama geldiği gün gibi ortadaydı.
[Seul şubesi ne zamandan beri takımyıldızlarının ne düşündüğünü umursar oldu?]
[Her zaman önemsedik. Dokkaebilere öğrettiklerimize bakman yeter.]
[Bu yalnızca göstermelik değil mi? Ana senaryo söz konusu olduğunda siz—!]
[Birçok bulutsu bu senaryoyla ilgili şikâyetlerini iletti.]
Bulutsular. Bihyung, kimlerin kastedildiğini anında anladı. <Olympus>, <Vedas>, <Papyrus>… <Yıldız Yayıncılığı> içinde muazzam nüfuz sahibi bulutsular, bu senaryonun gidişatına burnunu sokuyordu.
Neden? Aslında Bihyung nedenini biliyordu.
[O cisimleşen yüzünden.]
Kim Dokja ise perde arkasında olup bitenlerden habersiz, hâlâ Qimen Düzeni'nin içinde Han Sooyoung'la atışıyordu.
Bihyung karşı çıktı:
[O yalnızca bir cisimleşen. Koca bir senaryoyu tek başına etkileyemez.]
[Yalnızca bir cisimleşen… Cidden öyle mi düşünüyorsun?]
[…]
[Hayır, artık cisimleşen bile değil.]
Sponsoru olmayan bir cisimleşen, onuncu senaryo daha bitmeden takımyıldızı olmuştu. <Yıldız Yayıncılığı>'nın senaryolarının ne denli zorlu olduğu düşünülürse, bunun asla mümkün olmaması gerekirdi.
[Bir canavara dönüşecek. Goryeo'nun En Büyük Kılıcı vakasını unuttun mu? Böyle bir aykırılığın yeniden boy göstermesine seyirci kalamayız.]
Goryeo'nun En Büyük Kılıcı Cheok Jungyeong: Kore Yarımadası'ndan çıkmış en güçlü Tarihi takımyıldızı. Bihyung o vakayı biliyordu. Doğuştan gelen yeteneği senaryoların dengesine sığmadığı için pek çok kişinin hıncını üzerine çekmişti. Onu senaryolardan sürmek için hatırı sayılır miktarda Tutarlılık harcanmıştı; oysa o, başka bir boyuttan kendi gücüyle takımyıldızı olmuş hâlde sağ dönmüştü.
[Goryeo'nun En Büyük Kılıcı bir istisnaydı. Takımyıldızı Kim Dokja bu mertebeye ondan daha çabuk erişti, ama potansiyeli o kadar da yüksek değil. Üstelik potansiyelden söz edeceksek asıl Cisimleşen Yoo Joonghyuk'a odaklanmalıyız. O çoktan aşkınlığa ulaştı…]
[Biliyorum. Öbür adam da hiç normal değil. Goryeo'nun En Büyük Kılıcı'na asıl benzeyen Yoo Joonghyuk'tur. Kim Dokja'yı daha da tehlikeli kılan da tam olarak bu.]
Bihyung'un sabrı taştı; dayanamayıp çıkıştı:
[Bazı takımyıldızlarının neden hoşnutsuz olduğunu gayet iyi anlıyorum. Kim Dokja onlara biat etmiyor diye küplere biniyorlar.]
[…]
[Ama hamlelerini zaten yaptılar, değil mi? İlk on senaryo bitmeden Kader'e başvurmaları hangi adalete sığar?]
[O cisimleşeni savunuyorsun.]
[Kimseyi savunduğum yok. Mesele, bu senaryodaki taraflılığın boyutu!]
[Bunu dile getirecek en son kişi sensin.]
Bihyung irkildiyse de çabucak o sakin maskesini yeniden takındı. Uzman Dokkaebi Baram gülümseyip elini umursamazca salladı.
[Boş ver. Seni buraya kabahatlerini yüzüne vurmak için çağırmadım.]
Böyle bir güvence, daha çok açık bir tehdit gibi duyuluyordu. Baram istese Bihyung'u dilediği an harcayabilirdi.
Bihyung tereddütle sordu:
[O zaman neden…?]
[Zekisin. Bunu kendin de çözebilirsin. Takımyıldızlarının daha şimdiden Kader gibi aşırı önlemlere başvurmasını hiç tuhaf bulmadın mı?]
[…]
[Çoğu zaman buna ihtiyaçları bile olmaz. [Önsezi] kullanabilen Kâhinlerle basit anlaşmalar yaparak senaryoların nasıl ilerleyeceğine göz atabilirler. Hedefin nasıl davranacağını öngörürlerse Tutarlılığı gözeterek geleceği azar azar değiştirebilirler. Lâkin bu kez öyle yapmadılar. Sence neden?]
Bihyung bunu daha önce hiç düşünmemişti. Kader, olası bir geleceği zorla taşa kazısa da bulutsuların sırtına ağır bir yük bindiriyordu. Kim Dokja'nın dışında da pek çok güçlü cisimleşen vardı; öyleyse neden yalnızca ona dayatılmıştı?
[Yoksa…?]
Bulutsular Kader'e başvurduysa, belki de bunu çaresiz kaldıkları için yapmışlardı. Yani…
Uzman Dokkaebi Baram başıyla onayladı.
[Bu, <Yıldız Yayıncılığı>'ndaki hiç kimsenin Takımyıldızı Kim Dokja'nın geleceğini göremediği anlamına geliyor.]
[…Bu nasıl mümkün olabilir?]
[Ben de bilmiyorum. Kesin olan şu: Pek çok takımyıldızı, Kim Dokja'nın ■■'a ulaşmasından korkuyor. Hımm, bu hâlâ filtreye takılıyor. Buna… bütün bunların Sonu diyebilirsin.]
Baram'ın bakışları ekrana sabitlenmişti.
[Yapmanı istediğim bir şey var. İyi iş çıkarırsan seni uzman dokkaebi terfi komitesine önereceğim.]
Terfiyle ödüllendirilebilecek bir iş. Bunun nasıl bir görev olacağını kestirmek zor değildi.
Bihyung kaygılı gözlerle ekranı süzerken farkında bile olmadan kıyafetlerinin altına gizlediği Yumurta'yı okşadı.
"Hadi, biraz elini çabuk tut."
"Tamam, tamam."
Az önceki kara alev ejderhası olayından beri Han Sooyoung'la aramızda tuhaf bir hava vardı. Durmadan benimle anlamsız yere dalaşması, muhtemelen bu havanın farkında olmasındandı.
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası memnuniyetle gülümsüyor.]
[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı bu havadan nefret ediyor.]
Cheok Jungyeong'un gücünü sindirmek, düşündüğümden çok daha uzun sürdü. Sağ ön kolumun üzerinde kadim bir yazıyı andıran fırça darbeleri durmaksızın belirip siliniyordu. Dört saati çoktan devirmiştik; yalnızca Hikayesinin gücünü zapt etmeye çalışırken bile oluk oluk ter döküyordum.
「 Annem şimdiye Yoo Joonghyuk'la karşılaşmıştır herhâlde. 」
Yere oturmuş pelin otu çiğneyen Han Sooyoung lafa girdi: "Daha önce söyleyecektim de, bence annen o kadar kötü biri değil."
"…Köpeğin ot yemesi gibi saçma sapan bu sonuca nereden vardın lan?"
[Korecedeki 개 풀 뜯어 먹는 소리 deyimi, "saçmalık" anlamına gelir; sözcüğü sözcüğüne "köpeğin ot yemesinin sesi" demektir. Kim Dokja muhtemelen bu sözleri bitki yerken söyleyen Han Sooyoung'a da laf sokuyor.]
"Ne bileyim, aranız pek parlak görünmüyor. Başkalarının aile işlerine burnumu sokmak haddime değil gerçi ama… Her şeyi bir kenara bırakırsak kadın oğlunu kolluyordu işte."
"Bunu göstermenin başka yolları da vardı."
"Çocuğunu zerre umursamayan bir sürü ana baba var."
Sesindeki o kayıtsızlık, sözlerini daha da iç karartıcı kılıyordu.
Ben de iğneli bir lafla karşılık vermek istedim, ama iç çekmekle yetindim.
"Bu arada senden de bahsetti. Çıktığımızı sanmış."
Han Sooyoung kahkahayı bastı.
"Annenin kadın konusunda gözü keskinmiş."
"Bir de Yoo Sangah-ssi'yi senden daha uygun bir gelin adayı olarak görüyormuş."
"…E, ne zaman gebertiyorsun o ahjumma'yı?"
Gülmemek için kendimizi tutarak birbirimize baktık. Han Sooyoung'un ne kadar kendine özgü biri olduğunu bir kez daha fark ettim. Son zamanlarda bana herkesten daha kurgusal görünüyordu.
Kıkırdamayı kesip sanki doğrudan zihnimden çekip aldığı bir düşünceyi dile getirdi: "Bildiğin roman karakterleri gibi konuşuyoruz."
Göğsümün derinliklerinde bir yer buz kesti. Henüz bilmiyordu, ama bir gün o da tıpkı daha önce Lee Sungkook ve Jung Minseob'un olduğu gibi bir "kurgusal karakter" olacaktı. Karakter olup olmamaları onlara duyduklarımı değiştirmiyordu; bu yüzden bunun kötü bir şey olup olmadığına karar veremiyordum. Ama… Bunu düşündükçe içimde, kendimin bile tam adını koyamadığım bir dilek kıpırdanıyordu.
「 Neden onun o çizgiyi geçmesini istemiyordum ki? 」
"Ha? Bir şeyler değişti."
Sağ elime baktım. Cheok Jungyeong'un bana ödünç verdiği Hikaye, elimin arkasında belli belirsiz parlıyordu. Nihayet dengeleniyordu. Başımla onayladım.
"Toparlan. Tüyüyoruz buradan."
Gücümü dikkatle dizginleyip Kırılmaz İnanç'ı çıkardım. Hikayesini kullandığım an, Cheok Jungyeong'un ömrünün seyri uçsuz bucaksız bir manzara gibi zihnimden akıp geçti.
「İlk kılıç bin adamı biçer.」
「İkinci kılıç dağları yarar.」
「Üçüncü kılıç denizi böler.」
Bu, Cheok Jungyeong'un [Üç Kılıç Stili]'ydi. Ömrü boyunca aynı rakibe kılıcını bir kez olsun üçten fazla savurmadığı için tekniğe bu ad verilmişti.
[Sağ kolunda barınan Mertebeye dayanamıyorsun.]
ÇINNN!
Paljuryeong'un [Yüz Gün Mührü], Cheok Jungyeong'un Mertebesinin baskısıyla anında çatlamaya başladı. Yalnızca Çanla oluşturulan bu kusurlu Mühür, onun gücünü asla hapsedemezdi. Mührün gerçek gücü ancak Üç Göksel Mühür'ün hepsi bir aradayken ortaya çıkabilirdi.
[Hikayenin patlayıcı akışı, "Qimen Düzeni"nin uzayını çarpıttı.]
ÇATIRRRT!
[Hikayenin patlayıcı akışı, "Yüz Gün Mührü"nün prangalarını parçaladı.]
Taşıp duran [Işıltılı Kılıç Aurası]'nı göğe doğru saldım.
Birinci Form: İlk Kılıç Binlerce Kişiyi Biçer.
Kılıç, kayan bir yıldız gibi göğü ikiye ayırıp uzayı da, Qimen Düzeni'ni de, Mührü de bir çırpıda paramparça etti. Yanılsamaları bile biçebilen bu ezici yıkımın karşısında hiçbir şeyin anlamı kalmıyordu.
Bu kılıç ustalığı, belki on binlerce yılda bir gelen eşsiz bir dâhinin koca bir ömrünü verip inşa ettiği eserdi. Yalnızca yıkım için yaratılmış, en kusursuz kesiş. Daha tam gücü bile değildi; yine de kısa süre önce Kuvvetimi Sv.100'e çıkardığım andakinden bambaşka bir özgürlük duygusu içimi sardı.
İşte yıldızların buyruğundaki güç buydu.
Düzen bir anda çöküp gerçek dünyayı gözlerimizin önüne serdi.
「 Bu kılıç stili resmen delilik. 」
Kyrgios'un [Elektriklenme]'sini ilk edindiğim zamanki gibi içimi bir açgözlülük sardı. Bunu benim kılabilsem ne güzel olurdu? [Yer İmi]'nin yalnızca "kurgusal karakterler"de işe yaraması hiç bu kadar canımı sıkmamıştı.
["Yer İmi" özel becerisi, Mertebendeki yükseliş nedeniyle güncellenecek.]
[Yeni bir işlev devreye girdi.]
…Ha?
[Kurgusal karakter Goryeo'nun En Büyük Kılıcı'na dair Anlayışın çok az arttı.]
🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:
📖 Manhwa Bölüm 198