Bölüm 173: 33. Sahne — Yeniden Okuma IV
Çuçuçuçuçu!
Kıvılcımlar bedenimi sararken uzun bir aradan sonra ilk kez Tutarlılık Geri Tepmesi'nin alâmetlerini hissettim. Henüz Hikaye sınıfında bile olmayan bir takımyıldızı, yalnızca gücünü ödünç vererek üzerimde böylesine ağır bir baskı kuruyordu.
Cheok Jungyeong'un tek başına koskoca bir orduya meydan okuduğuna dair kayıtların abartılı olduğunu düşünürdüm; meğer az bile anlatmışlardı. Gerçekte takımyıldızı olduktan sonra çok daha fazlasını başarmış, Dünya tarihinin kaydettiğinden de güçlü bir varlığa dönüşmüştü. Öyle ki Kılıç Ustası Cheok'un adını duyar duymaz korkudan titreyen takımyıldızları bile vardı.
Yine de dişimi sıkmalıydım. Onun Mertebesine göğüs geremezsem [Yüz Gün Mührü]'nü kıramazdım.
[Merteben şu an mühürlü.]
[Ana becerilerin şu an mühürlü.]
[Kalan Mühür Süresi: 100 gün]
[Yüz Gün Mührü], <Hongik> bulutsusuna ait Üç Göksel Mühür'den biriyle etkinleştirilebilen, hedefin yeteneklerini kilitleyen üst düzey bir Düzendi.
[Sarımsak ve pelin otu yiyerek 100 gün dayan.]
Elbette bu mühür ille de kötü bir şey değildi. Koşulu yerine getirip yüz günün tamamını burada geçirirsem Hwanin'in kutsamasını alıp bedenimde uyuyan potansiyeli uyandırabilirdim. Ama şu an buna vaktim yoktu.
Han Sooyoung, gökten yağan sarımsak ve pelin otlarını izlerken homurdandı: "Hey, hâlâ bitiremedin mi sen?"
"…Güç o kadar taşkın ki dizginlemekte zorlanıyorum. Bekle biraz."
Aldığım her derin nefesle Büyü Gücümü düzenlemeye koyuldum. Cheok Jungyeong çağrıma karşılık gücünü ödünç vermişti ama Gerçek Ses'ini kullanmamıştı. Sanki tepeden bakarak, "Kullanabiliyorsan kullan da görelim," der gibiydi.
Bu yüzden otuz dakikadır burada saplanıp kalmış, bütün dikkatimi kudurmuş Hikayeyi zapt etmeye vermiştim. Tek bir yanlış hamlede bedenim patlayıp giderdi.
Han Sooyoung'un söylenip durmasını izledikçe sinirlerim tepeme çıktı.
"Hepsi senin yüzünden. Beni kalkan olarak kullanmasaydın bunlar olmayacaktı."
"Bilerek yapmadım."
"Buna inanmamı mı bekliyorsun? Siciline bir bakmak yeter, sen hep…"
İçimde epey şey biriktirmiş olmalıydım; bir kere konuşmaya başlayınca şikâyetlerim kendiliğinden dökülüverdi, her şeyi bir bir yüzüne vurup başının etini yiyordum.
Söylenmem dakikalarca sürünce yavaş yavaş canına tak etti, sonunda ciyaklayarak karşılık verdi: "Ah, tamam be, özür dilerim, oldu mu?! Evet, seni kalkan yaptım. Ne yapacaksın, ha?"
"Hırsız bir de dönüp bana sopa mı sallıyor?" diye sormak üzereyken beklenmedik biri araya girdi.
[Bu deyim, mağdur yerine failin haksız yere öfkelendiği durumlarda kullanılır; örneğin yaptığı kötü bir iş yüzüne haklı olarak vurulunca sinirlenmesi gibi. Türkçedeki "Yavuz hırsız ev sahibini bastırır" deyimine benzer.]
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası, araya girmek için boğazını temizliyor.]
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası, Cisimleşen Han Sooyoung'un seni asla kalkan olarak kullanmadığını söylüyor.]
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası, senin ölümünden kendisinin sorumlu olduğunu söylüyor.]
"Lan, sen kes sesini, karışma! Sakın gereksiz bir laf edeyim deme…!"
"Ne diyor bu?"
"Yeni bir zırvalık işte. Boş ver sen onu."
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası, Cisimleşen Han Sooyoung'un kara alev ejderhanı korumak için kalbini savunmasız bıraktığını iddia ediyor.]
「 …Benim kara alev ejderham mı? 」
"Demek istediği şu…"
Dik bakışlarım altında Han Sooyoung bir süre kem küm edip kıvrandı, sonunda her şeyi itiraf etti.
"Yani Jeon Woochi'nin saldırısı benim… oramı mı hedef alıyordu?"
"…Hı hı."
Öyle afalladım ki bir an içinde bulunduğumuz önemli durumu unutup ağzım açık kalakaldım. Han Sooyoung gözlerime bakarken bir an duraksayıp dudağını ısırdı. Ancak bakışlarını yeniden yere gömünce konuşabildi.
"Şey… O işlevini kaybedersen kahrolursun diye düşündüm, o yüzden… orayı korumaya çalıştım ama darbenin yönü birazcık saptı ve…"
"Kalbime mi isabet etti?"
"…Öyle bir şey."
Kim olsa dilini yutardı; o kadar saçmaydı.
Tepkimi yanlış anlamış olmalıydı ki hemen ekledi: "Y-Yanlış anlama. Aklımdan pis bir şey falan geçmedi. Hepsi o Kara Alev Ejderhası denen piç, senin şeyini korumam gerektiğini avaz avaz böğürüp durduğu için oldu…"
[Korecede 고래고래, "var gücünle" anlamına gelir; tek bir 고래 ise "balina" demektir. İngilizce çeviride bu bağlantıyı ve olası kelime oyununu korumak için, whale (balina) ile eş sesli wail fiiline -ing eklenerek wailing (feryat etme) kullanılmıştır. Türkçede bu ses benzerliği kurulamadığından ifade "avaz avaz" ile karşılanmıştır.]
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası, cisimleşeninin kızarıp bozarmasını izlerken keyiften dört köşe oluyor.]
Hafifçe iç çekip konuştum: "…İktidarsız kalmam zerre umurumda değil. Bir dahaki sefere ne yap et, kalbimi koru."
Bunu duyunca şaşırsa da başıyla onayladı. O bir şeyi derin derin düşünürken aramıza tuhaf bir sessizlik çöktü.
"Bu arada, Kim Dokja? Merak ettiğim bir şey var…"
"Neyi merak ettin?"
"Senin şeyine neden 'kara alev ejderhası' diyor?"
「 O çocuk… Küçükken ne kadar da ufacıktı. 」
Lee Sookyung, Karanlık Kale'nin çorak Uçurum Ovaları'na bakarken kendisinde pek görülmeyen bir hatıra dalgasına kapıldı. Buraya varmalarının ne kadar sürdüğünü kestiremiyordu. Yol boyunca tek bir senaryo bile kolay geçmemiş; kurduğu her plan ya suya düşmüş ya da bütünüyle çökmüştü. Eksik bilgisi yüzünden defalarca ölümün kıyısından dönmüştü.
Hele Nirvana'yla yollarının kesiştiği o an, hepsinden tehlikelisiydi.
Lee Sookyung, bu dünyada Reenkarnatör gibi bir varlığın bulunabileceğini aklının ucundan bile geçirmemişti. Gerçi bir romanın gerçeğe dönüşmesi başlı başına olağandışı bir durumdu.
Arkasından yaklaşan birini hissedip döndü; Cho Yeongran orada duruyordu.
"Majesteleri."
"Lütfen şu unvanı bırak artık. Oğlumun manhwa karakteri gibi konuşması zaten yetiyor da artıyor."
"…Sookyung-ssi."
Cho Yeongran'ın gözlerinde karmaşık bir ifade vardı.
「 Öyle bakmaya sonuna kadar hakkı var. 」
Lee Sookyung'un içinde bulunduğu durumu en ince ayrıntısına dek bilen tek Gezgin, Cho Yeongran'dı.
"Onunla kavga etmek zorunda değildiniz. O kitabı neden yazdığınızı dürüstçe söyleseydiniz…"
"Dürüst olmak kavga etmekten daha zordur. Hele söz konusu bir ebeveynle evladı olunca."
Zaten Kim Dokja'yla yalnızca Cho Yeongran'ın önerisi üzerine konuşmuştu.
Cho Yeongran üsteledi: "Artık hakikati kabul edebilecek yaşta. Hâlâ o bildiğiniz on yaşındaki çocuk değil ya, haksız mıyım?"
"Otuzuna da kırkına da gelse benim için hep çocuk kalacak."
"Bu, bir ebeveynin kibri değil mi?"
「 Kibir mi? Doğru; bu benim kibrim. 」
Lee Sookyung uzun kirpiklerini yavaşça indirdi.
"Cesaretimi toplamaya çalıştım. Ona gerçeği anlatmayı can ü gönülden istedim."
"…"
"Ama gözlerinin içine bakınca… bunca zaman sonra hayatına bir anda adım atmanın, ona kendimi zorla dayatmaktan farksız olacağını hissettim."
Gerçeklik kurmacaya benzemezdi. Kurguda yaralı bir karakteri kurtarabilirdiniz belki; ama bir insanın yaraları öyle kolay kapanmazdı.
"O çocuğun muhtaç olduğu şey belki de hakikat değildi. Asıl buna muhtaç olan bendim; sırf beni kötü bir anne olarak hatırlamasın diye…"
Kim Dokja kendini korumak için nasıl eğrilip büküldüyse, o da kendi sevgi biçimine sımsıkı tutunurken öyle eğrilip bükülmüştü.
「Cisimleşen Kim Dokja, en çok sevdiği kişi tarafından öldürülecek.」
Lee Sookyung, bu Kaderi Yoo Sangah'tan ilk duyduğu anı hatırladı.
"…Bir gün o da sizi anlayacak."
Lee Sookyung, oğlunu kurtarmanın bir yolunu bulmak için üç gün üç gece aralıksız dua edip Kurucunun Annesi'ne yakarmıştı. <Hongik>'e SS sınıfı üç eşyayı adak olarak sunmuş, bu da yetmeyince kendi ömründen yirmi yılı gözden çıkarmıştı. Bütün bunların karşılığında, <Olympus>'un gizlediği Kaderin tek bir satırına göz atabilmişti.
「Cisimleşen Kim Dokja, bir sonraki senaryoya geçmezse hayatta kalabilir.」
Lee Sookyung gülümsedi.
"Daha önemlisi, bütün birlikler toplandı mı?"
"Evet. Hepsi burada."
Önderlik ettiği Gezginler ovanın kıyısında toplanmıştı. Hepsi oraya yalnızca ona inandıkları için gelmişti.
Lee Sookyung ana senaryo penceresini açtı.
<Ana Senaryo #10 — "73. İblis Kralı">
Kategori: Ana Senaryo
Zorluk: SS
Tamamlama Koşulları: Karanlık Kale'nin son senaryosuna katılma hakkını elde ettiniz. Karanlık Kale'nin üçüncü katına size eşlik edecek, üst sıralarda yer alan 4 kişiyi toplayıp son senaryoya girin.
Süre Sınırı: 30 gün
Ödül: 100.000 jeton
Başarısızlık: Ölüm
* Mevcut Karanlık Kale sıralamanız: 2.
* Yalnızca ilk on sıradaki cisimleşenler sizinle birlikte son senaryoya katılabilir.
Lee Sookyung, Cho Yeongran'a kaçamak bir bakış fırlattı. Şu an ilk on sıradaki iki kişi yanındaydı: Cho Yeongran ve Lee Boksun. Karanlık Kale'nin son katına meydan okuyabilmek için iki kişiye daha ihtiyacı vardı.
Cho Yeongran konuştu: "Geliyorlar."
Uçurum Ovaları'nın öbür yakasından başka bir kuvvet ilerliyordu. Bunlar Cennet'ten gelenlerdi. Lee Sookyung, karşı tarafın öncü safında iyi tanıdığı bir yüzü görüp selamladı.
"Yoo Sangah-ssi. Görüşmeyeli uzun zaman oldu."
"Ah! Hayatta olmanıza o kadar… o kadar sevindim ki! Peki ya Dokja-ssi—"
"Bunu sonra konuşabiliriz."
Lee Sookyung karşısındaki ekibe baktı.
「 Soldan sağa Lee Hyunsung, Shin Yoosung, Jung Heewon, Lee Jihye ve Lee Gilyoung. 」
Dirayetli Lee Hyunsung'u, iyi yürekli Shin Yoosung'u ve toy Lee Jihye'yi Kim Dokja'dan duymuştu. Jung Heewon'la da Sellerin Felaketi'nden kısa süre önce tanışmıştı. Ama Lee Gilyoung hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Muhtemelen oğlunun, romanda yer alıp almadığına bakmadan ekibe kattığı biriydi.
「 …Yalnızca romanın aslındaki karakterlerle yetinseydi işler çok daha kolay olurdu. Ahmak çocuk. 」
Kim Dokja çocukluğundan beri hep sıra dışı şeyler yapardı. Bu yüzden onun bir gün sanatçı olacağına inanmıştı.
"Gezginlerin Kralı."
Ses, beklediği kişiye aitti. Cezaevindeyken oğlundan adını sayısız kez duyduğu, gerçekte yüz yüze geleceği aklının ucundan bile geçmemiş biriydi.
"Yoo Joonghyuk."
Bu hikayenin başkahramanı, Yüce Kral Yoo Joonghyuk sordu: "Neden benimle burada buluşmak istedin?"
"Bu senaryoyu artık noktalamanın vakti geldi diye düşündüm."
Gözleriyle kadının çevresindekileri süzüp sordu: "Kendi Dört Göksel Kral'ını mı topluyorsun?"
"Dört Göksel Kral mı?"
"Sonraki senaryoya geçmek için üst sıralardaki dört kişiye ihtiyacın var. Bunu bile bilmiyor muydun?"
"Ah… Doğru. Öyle yapıyorum galiba. Demek onlara 'Dört Göksel Kral' diyorsunuz? Şimdiki çocukların argosuna bir türlü yetişemiyorum."
[Yoo Joonghyuk tam olarak "Dört Göksel Kral" diyor; dört kişilik seçkin bir grubu kastediyor. Ancak bu, web romanlarda ve manhwa'larda yaygın bir klişe olduğu için argo olarak da kullanılır.]
Yoo Joonghyuk'un kaşları, bu sözler karşısında seğirdi.
"Sen de az değilsin."
"Dili pabuç kadar velet."
Bakışları çarpıştığı an aralarında şiddetli bir enerji çatırdadı.
VUUU!
Yalnızca bakışarak bile adamın Kudretine dair hayal meyal bir fikir edinebiliyordu.
「 Aşkınlık mıydı bu? 」
Bu seviyedeki biri, başkahramandan başkası olamazdı.
Kısa bir nefes alıp konuşmaya başladı: "Seninle işbirliği yapmak istiyorum. Kalan üst sıralardakileri birlikte toplayalım."
"…Üst sıralardakileri mi?"
"Evet. Amacın dünyayı kurtarmak, değil mi? Sonraki senaryoyu aşmak için bulabileceğimiz en güçlü cisimleşenlere ihtiyacımız olacak. Sana yardım edebilirim. Sponsorum Kurucunun Annesi."
Kurucunun Annesi niteleyicisini duyunca Yoo Joonghyuk'un gözlerinde bir an ilgi parladı, ama hemen silindi. Ardından söylediği sözler hiç beklenmedikti.
"Kim Dokja nerede?"
"…Neden soruyorsun?"
"Onun sende olduğunu duydum."
"Neden diye sordum."
Teklifini hiçe sayması içine tuhaf bir kurt düşürdü. Bu, ancak bir annenin içine doğabilecek türden bir histi.
"Yoksa aklından o çocuğu 'Dört Göksel Kral'ına dahil etmek geçmiyor ya?"
"Buna cevap vermek zorunda değilim."
"Gerçekten de anlattığı gibiymişsin."
"…Kim Dokja sana benim hikayemi mi anlattı?"
"Anlattı. Hem de çok şey anlattı."
Gözlerinde yeniden bir anlık tereddüt belirdiğini görünce şüpheleri iyice derinleşti.
Bir süre düşünüp sordu: "Cennet'teki başarını oğlumla paylaştığını duydum. Neden yaptın?"
"O güçlendikçe dünyayı kurtarma ihtimali artar."
"Aha, demek onu kullanmak için yaptın."
Sanki ondan zaten bunu bekliyormuş gibi, umursamazca verdiği cevabın son kelimelerine bilerek bastırdı.
Ama Yoo Joonghyuk şöyle dedi: "Kim Dokja bu dünya için vazgeçilmez. O aptala ihtiyacım var."
"…"
"O benim yoldaşım olacak ve senaryoların sonunu görecek."
Lee Sookyung'un yüzü yavaş yavaş sertleşti.
「 Yoldaş mı? 」
Küçük oğlunun sesi, anılarının derinliklerinden yüzeye çıktı.
–'O piç tam bir psikopat.'
–'Varsa yoksa kendini düşünür.'
–'Amacına ulaşmak için her şeyi yapar.'
"Tuhaf. Bildiğim Yoo Joonghyuk asla böyle konuşmazdı."
"Başkalarını bu kadar iyi tanıyormuş gibi konuşmak sizde aileden mi geliyor?"
Yoo Joonghyuk kılıcını kınından çekti. Tavizsiz tavrı, konuşmayı sürdürmeye gerek görmediğini açıkça gösteriyordu.
"Kim Dokja'yı teslim et, canını bağışlayayım."
Lee Sookyung, Yoo Joonghyuk'un alev alev yanan gözlerine bakarken oğlunun sesini bir kez daha hatırladı. Oğlunun yüzü, ona şikâyetten başka bir şey anlatmadığı zamanlarda bile hep tuhaf bir heyecanla dolu olurdu.
–'Ama o olmadan hikaye devam edemez ki. TWSA tam da öyle bir roman.'
İşte o an, zihninde bir şey şimşek gibi çaktı.
–'Keşke bu hikaye hiç bitmese.'
「Cisimleşen Kim Dokja, en çok sevdiği kişi tarafından öldürülecek.」
Bu Kaderin asıl anlamını kavradı. Biricik oğlunu kimin öldüreceğini artık biliyordu. Belki de bu, mecazlara ve simgelere aşina bir okur olarak ancak onun varabileceği bir sezgiydi.
"Anladım."
Her şeyi kavrayıp gülümsedi. Asıl planı bu değildi; ama Kaderin sözünü ettiği kişi o ise, planın değişmesi gerekiyordu.
"Üzgünüm, ama oğlumu görmene izin veremem."
"Nedenmiş o?"
"Çocuğunun fena arkadaşlara bulaşmasını engellemek bir annenin vazifesidir."
Paljuryeong'u çıkarırken gözleri kurşun kadar soğuktu.
"Oğlumu gerçekliğe geri sürükleme vakti geldi çattı."
RoS: Lee Sookyun sanırım Dokja'nın en çok sevdiği kişinin kim olduğunu çözdü. Yıllarca hikayesini okuduğu, hayata tutunmasını sağlayan tek dal. Yoo Joonghyuk.