title mobile

Bölüm 169: 32. Sahne — Kim Dokja'nın Aşkı VIII


Yüz ifadeleri, hiçbirinin asıl meseleye kafa yormadığını ele veriyordu.


"Şey…"


Elini kaldıran, olacak iş değil, Lee Jihye oldu.


「 İçimde kötü bir his var. 」


"Evet, Jihye-ya? Bir şey mi biliyorsun?"


"Yok, sadece… acaba o kişi ben olamaz mıyım diye düşünüyordum."


「 …Bu kız ne zırvalıyor lan böyle? 」


Sözleri üzerine ortam buz kesti.


Jung Heewon sordu: "Ne? Dokja-ssi sana ne yaptı ki? Yoksa o adam sahiden… Hem de reşit olmayan birine…"


"Hayır, öyle değil."


"O zaman ne?"


"Sadece mantıklı düşünüyordum. Genç, güzel, sevimli, kılıcı iyi kullanan ama bir o kadar da cıvıl cıvıl bir liseli kızım… Düşündükçe, birinin beni sevmemesi için sebep bulmak daha da zorlaşıyor—"


Herkes onu duymazdan gelip tartışmayı sürdürdü. Sıradaki fikri Jung Heewon ortaya attı.


"Belki Dokja-ssi'nin hoşlandığı kişi sensindir, Yoo Sangah-ssi."


"Ha?" Yoo Sangah şaşkınlıkla karşılık verdi. Öyle şaşırmıştı ki neredeyse alınacaktım. "Neden ben…?"


"Şey, bilirsin işte. Senin güzelliğin karşısında kalbi hop etmeyecek erkek yoktur herhâlde; Dokja-ssi de sonuçta bir erkek. Nasıl desem… Senin yanındayken bir başka oluyor, Sangah-ssi."


Ekip üyeleri başlarıyla onaylarken Yoo Sangah kıpkırmızı kesildi.


Arkalarında "O ahjussi'yi asla ama asla öldürmemeliyim," diye kendi kendine ant içen Lee Jihye'yi görmezden gelen Jung Heewon devam etti: "Şimdi bile onu kurtarmak için oradan oraya koşturuyorsun. Onun yerinde olsam ben de senden hoşlanırdım."


Böyle söylenince, Yoo Sangah'ın harbiden eşi benzeri olmadığını fark ettim. Çekiciydi, çalışkandı, nazikti… Hakikaten de onda tek bir kusur bile bulamıyordum.


"Ha? Bu… Sadece eskiden iş arkadaşı olduğumuz için. Hem daha önce bana yardım etti, o yüzden…" Bir şey düşünürken bir an huzursuz görünen Yoo Sangah, ardından topu karşı tarafa attı: "Ben aslında onun senden hoşlandığını sanıyordum, Heewon-ssi."


"Şey… Ne? Ben mi?"


"Evet, bence Dokja-ssi senden hoşlanıyor."


Jung Heewon'un gözleri fal taşı gibi açıldı; beklenmedik karşı saldırıyla gafil avlanmıştı. Yakınında duran Lee Hyunsung da şaşkınlıkla irkilip Jung Heewon'a baktı.


Kabul etmeliyim, ilginç bir varsayımdı.


Yoo Sangah devam etti: "Sadece… Sana çok iyi davranıyor. Ekipmanın gibi şeylerle özellikle ilgileniyor. Hem… sen de onunla konuşurken tuhaf bir sıcaklıkla gülümsüyorsun."


Bunda doğruluk payı olabilirdi. Jung Heewon'la sohbet etmek benim için çok rahattı. Üstelik kendi başıma keşfettiğim kurgusal bir karakter olduğu için onun adına kaygılanıyordum da.


Yanakları utançtan kızaran Jung Heewon, inkâr edercesine elini salladı.


"Ne? Hayır, dur bir dakika. Sadece ona takılmak eğlenceli olduğu için…"


Ekipte yeniden fısıltılar yükseldi.


「 Buna da içimde kötü bir his var. 」


Bir süredir çıtı çıkmayan Lee Jihye, dalgın gözlerle birden mırıldandı: "Ama ya sonunda onu harbiden de ben öldürürsem…?"


「 Yahu ben ne yaptım ki şimdi…? 」


Bu kez Lee Gilyoung araya girdi: "Oradaki 'sevgi', kadınla erkek arasındaki romantik aşk anlamına gelmiyor olabilir!"


"Öyle olabilir… Peki sen ne düşünüyorsun, Gilyoung-ah?"


"Dokja-hyung beni seviyor."


"Özellikle seni mi? Neden…?"


"Çünkü…"


Saçlarını çekiştirerek bu soruya uzun uzun kafa patlattı; en sonunda yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı. Ne kadar düşünürse düşünsün, onu sevmem için tek bir sebep bile bulamıyor gibiydi.


Sıradaki Lee Hyunsung'du.


"Şey, öhö. Silah yoldaşları arasındaki sevgi olabilir mi…? Dokja-ssi'yle birlikte ter döküp kılıç talimi yaptığımız günleri ben de hatırlıyorum."


"Yoldaşlar mı?"


Herkes aynı anda dönüp Yoo Joonghyuk'a baktı. O ana dek kollarını kavuşturup sessizce dikiliyordu ama dikkatlerin üzerine çevrilmesiyle kaşlarını çattı.


"Ne bakıyorsunuz?"


Lee Jihye ile Jung Heewon bakışıp telaşla fısıldaştı.


"…Yok. Artık."


"Değil mi? Öyle bir şey olamaz, değil mi?"


[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı, şiddetle başını iki yana sallıyor!]


Tam o sırada, konuşmayı sessizce dinleyen Shin Yoosung elini kaldırdı.


"Affedersiniz…"


Diğerleri de o anda, kalbimi en iyi anlayabilecek kişinin cisimleşenim Shin Yoosung olabileceğini fark etmiş olmalıydı.


"D-Doğru ya! Yoosung-ah! Söyle!"


"Bir şey mi biliyorsun?"


Başını ağır ağır iki yana sallayınca ekip üyelerinin suratları hayal kırıklığıyla asıldı. Ama sözü henüz bitmemişti.


"Doğrudan ahjussi'nin kendisine sorsak daha iyi olmaz mı?"


"Ne? Dokja-ssi'ye mi? Nasıl?"


Omurgamdan aşağı birden buz gibi bir ürperti indi. Shin Yoosung, bir süredir doğrudan Bakış Açımın bulunduğu yere bakıyordu.


Her zamanki gibi, 'kötü hislerim' beni yanıltmamıştı.


Bir tanecik cisimleşenim tatlı tatlı gülümseyip parmağıyla beni gösterdi.


"Baştan beri konuşmamızı dinliyor."


「 …Kahretsin. 」


[Takımyıldızı (henüz adı yok) hata ettiğini söylüyor.]


"Tekrar."


[Takımyıldızı (henüz adı yok) hata ettiğini söylüyor.]


"Bir daha."


[Takımyıldızı (henüz adı yok) büyük bir hata ettiğini söylüyor.]


Ekip üyeleri—özellikle de Jung Heewon ile Yoo Sangah—ancak özrümü defalarca yineleyince beni istemeyerek de olsa affetmeye yanaşır gibi oldu.


Jung Heewon söze girdi: "Eee… En çok sevdiğin kişi kim peki, Dokja-ssi?"


Cevap verecektim ama Lee Hyunsung benden önce davrandı.


"Şimdi düşünüyorum da, buradakilerden biri olmayabilir."


"Ah, sahi ya. Dokja-ssi şu kadınla birlikte gitmişti, değil mi? Neydi adı… 'Han Sooyoung' muydu?"


Adının şöyle bir anılması bile Yoo Sangah'ın yüzünün kararmasına yetti.


"…Şu an o kadınla mı birliktesin?"


Han Sooyoung'a duyduğu hoşnutsuzluk, yüzüne yayılan derin hayal kırıklığından açıkça okunuyordu.


「 …Ortalık daha da karışmadan bir şey söylemeliyim. 」


Derin bir nefes alıp dolaylı mesaj gönderdim.


[Takımyıldızı (henüz adı yok) sevdiği kimsenin olmadığını söylüyor.]


Grubu bir anda tarif edilemez bir duygu karmaşası sardı. Kimi hüzünlenmiş, kimi heyecanlanmış görünüyordu.


「 Başkasının aşk hayatına niye bu kadar kafaya takıyorlar ki…? 」


Jung Heewon konuştu: "Kelimelerini daha dikkatli seç. Demek istediğin, şu an öyle birinin olmadığı. Kader'e bakılırsa, eninde sonunda birine âşık olacaksın."


「 Şey… Haksız da sayılmaz. 」


Devam etti: "O zaman soruyu değiştireyim. Tipin ne, Dokja-ssi? Aramızda şansı olan var mı?"


「 Bir dakika, bunu onlara niye söylemek zorundayım? 」


"'Neden cevap vereyim ki?' diye düşünüyor olabilirsin ama bu bizim için önemli. Aramızdan birini seversen belki o Kader'in önüne geçebiliriz."


"İyi fikir, unnie."


"Bir gün beni sevmeye başladığını hissedersen mutlaka haber ver, Dokja-ssi."


Jung Heewon'un tatlı gülümsemesi düpedüz ürperticiydi. Ne var ki söyledikleri hiç de mantıksız değildi. Kader'in yaptırım gücü akıl almazdı ama dediğim gibi, kaçınılmaz değildi. Kimi seveceğimi bilirsem belki ona karşı koyabilirdim.


Yoldaşlarım öleceğim diye bu kadar endişelenmişti. Benimle ilgili bir mesele için böylesine kaygılanabileceklerini fark etmek göğsüme bir yük gibi oturuyordu.


Ama…


[Takımyıldızı (henüz adı yok) emin olmadığını söylüyor.]


Jung Heewon sonunda patladı.


"Of, ne biçim kıl adamsın sen be?!"


Lee Jihye araya girdi: "Hadi ama ahjussi, bize birer puan ver işte. Yine gebermek üzeresin! Şimdi kibarlık taslamanın sırası mı? Hadi, bana bak! Bana!"


[Takımyıldızı (henüz adı yok) öyle bir şey yapmak istemediğini söylüyor.]


「 Bu gidişle bütün lanet jetonlarımı şu dolaylı mesajlara heba edeceğim. 」


[Takımyıldızı (henüz adı yok) kendi duygularını da pek anlamadığını söylüyor.]


"Vay be, cidden mi Dokja-ssi…?"


[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, bu yeni Hikayeyle ilgileniyor.]

[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, seçimini merak ediyor.]

[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası, sana göz ucuyla bakıyor.]

[Birçok takımyıldızı, bunaltıcı davranışların yüzünden öksüre öksüre tatlı patates çıkarıyor.]


[Web roman okur jargonunda 'tatlı patates' (goguma), kuru tatlı patatesin boğaza takılması gibi okuru tıkayan, sıkan ve bunaltan anları ifade eder. Zıttı, ferahlatıcı anlar için kullanılan 'gazoz'dur (saida).]


Takımyıldızları bile tartışmaya katılmıştı.


[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı, kalbinin sesini dinlemeni tavsiye ediyor.]

[Bazı takımyıldızları, Cisimleşen Yoo Sangah dışında uygun bir aday olmadığını ilan ediyor.]

[Birkaç takımyıldızı Cisimleşen Shin Yoosung'u destekliyor.]

[Hakiki dostluğa düşkün kimi takımyıldızları Cisimleşen Lee Hyunsung'u destekliyor.]


「 …Tam bir kepazelik. 」


[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı, iyi bir fikri olduğunu söylüyor.]


Bir sonraki anda, boşlukta bir eşya beliriverdi.


Eşya Bilgisi

Ad: Sevgi Ölçer

Sınıf: SS

Açıklama: Karşı tarafın size karşı ne hissettiğini görmenizi sağlayan bir eşya. O kişiyi ve adını zihninizde canlandırıp düğmeye bastığınızda, size duyduğu sevgi puanı otomatik olarak belirir.


Onu görür görmez başım dönmeye başladı. [Sevgi Ölçer], Dokkaebi Çantası'nda yalnızca Platin ve üzeri üyelerin satın alabildiği lüks bir eşyaydı.


「 Bu zımbırtıya 100.000 jeton mu gömdü? Kafayı mı yedi bu? 」


Jung Heewon heyecanla haykırdı: "Başmelek dediğin böyle olur! Kesenin ağzını da sonuna kadar açıyorlar!"


[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı, eşyayı bir an önce kullanman için ısrar ediyor.]


"İlk kim denesin?"


"Zaten sen tutuyorsun. Önce sen dene, Heewon-unnie."


"Ah, şey… Olur, galiba?"


Puanı görme vakti geldiğinde Jung Heewon bile biraz gerilmişti.


Bana gelince, içim içimi yiyordu. Alt tarafı ne hissettiğimi öğreneceklerdi; peki niye bu kadar geriliyordum? Sanki herkesin önünde çırılçıplak soyuluyordum. Herkesin ellerini kenetleyip kendi puanını öğrenmek için pürdikkat beklemesi gibi küçücük bir şey bile beni bu denli sarsıyordu.


Çok geçmeden—bip bip bip—ilk mesaj belirdi.


[Takımyıldızı Kim Dokja'nın Cisimleşen Jung Heewon'a yönelik sevgi puanı 54.]


Jung Heewon sonuca kendini hazırlamıştı ama puanı görünce havası resmen söndü.


"Elli dört puan mı? Bu yüksek mi?"


"Sıradaki benim!" Lee Jihye Ölçer'i kapıp düğmeye basarken şakacı bir sesle haykırdı: "Kim Dokja'nın kalbini göster!"


[Takımyıldızı Kim Dokja'nın Cisimleşen Lee Jihye'ye yönelik sevgi puanı 6.]


"…"


Lee Jihye olduğu yerde afallamış, nutku tutulmuş hâlde kalakalırken diğerleri—Lee Gilyoung, Lee Hyunsung, ardından Shin Yoosung—sırayla Ölçer'i kullandı. Puanları kırk dokuz, elli ve elli altıydı.


Lee Jihye bir köşede "Kim Dokja çöpün teki," diye homurdanırken Shin Yoosung ise tam aksine tuhaf bir sevinç içindeydi.


Geriye yalnızca Yoo Sangah ile Yoo Joonghyuk kalmıştı.


"Şey, önce Joonghyuk-ssi denesin…"


Biraz ötede canavar leşlerini didikleyen Yoo Joonghyuk, suratını asarak kestirip attı: "Sizin çocukça oyunlarınıza katılmaya niyetim yok."


Bütün gözler doğal olarak Yoo Sangah'a çevrildi. O da Ölçer'i aldı. Ama tam kullanmak üzereyken…


[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi, Cisimleşen Yoo Sangah'a özel bir eşya hediye etti.]


Yukarıdan bir kumaş süzülüp üzerine kondu ve parlak bir ışık çakmasıyla birlikte Yoo Sangah'ın kıyafetleri bir anda yanı yırtmaçlı siyah bir cheongsam ile siyah bir jartiyer kemerine dönüştü. Yeraltı Dünyası'nı ziyaret ettiğimde Persephone'nin giydiği kıyafetin tıpatıp aynısıydı.


Yoo Sangah bu ani değişim karşısında kekeledi: "B-Bu da n-ne böyle…!"


Gözlerimin kaymaması için kendimle cebelleştim.


「 Şu lanet Olympus halmeoni'si yok mu… 」


Lee Hyunsung boğazını temizleyip alelacele başını başka tarafa çevirdi. Yoo Joonghyuk ise zerre umurunda değilmişçesine yeniden kaşlarını çattı. Jung Heewon'sa merakla başını yana eğdi.


"Bu ne şimdi? Takımyıldızlarının özel bir etkinliği mi? Bu kıyafetler fena hâlde pahalı duruyor."


Lee Gilyoung seslendi: "Sangah-noona, hadi çabuk dene."


Yoo Sangah düğmeye bastı.


[Takımyıldızı Kim Dokja'nın Cisimleşen Yoo Sangah'a yönelik sevgi puanı 481.]


"D-Dört yüz seksen bir puan mı? Bu delilik! Başka kanıta gerek var mı ki artık?"


"Demek Dokja-ssi'nin hoşlandığı kişi gerçekten de…"


Yanakları alev alev yanan Yoo Sangah tam kekeleye kekeleye bir şey diyecekken, bir tuhaflık sezen Lee Jihye atıldı: "Bir saniye, bu öyle olmayabilir… Sangah-unnie? Bu kıyafetleri bir anlığına ödünç alabilir miyim, lütfen?"


"Şey, e-evet."


Lee Jihye yakındaki bir binada çabucak kıyafet değiştirip döndü ve kuşkulu bir ifadeyle Ölçer'in düğmesine bastı.


[Takımyıldızı Kim Dokja'nın Cisimleşen Lee Jihye'ye yönelik sevgi puanı 481.]


Orada bulunan herkesin dili tutuldu.


Utancımdan yerin dibine geçmiş, ben de tek kelime edemez olmuştum.


Lee Jihye küçümseyici alaylarla bana yükleniyor, Jung Heewon gülmekten kırılıyordu. Yoo Sangah ise bomboş gözlerle "En çok sevdiği şey bir insan bile değilmiş…" diye mırıldanırken Lee Gilyoung ile Lee Hyunsung başlarını iki yana sallıyordu.


「 Siktir, tam da bu yüzden bunu yapmak istemiyordum işte… 」


Shin Yoosung benim olduğum yöne bakarken titriyordu. Cisimleşenimin yüzüne bakamayacak kadar utanmıştım; tam özür dileyecektim ki o benden önce haykırdı.


"A-Ahjussi!"


「 Evet, özür dilerim, Yoosung-ah. Ben— 」


"Ahjussi, neyin var? Ahjussi!"


Yüzü bembeyaz kesilmiş, ellerini boşluğa uzatıyordu. Bir şeyler ters gidiyordu.


「 …Ha? 」


Korku dolu sesi gitgide uzaklaştı; midemi ağzıma getiren şiddetli bir baş dönmesiyle görüşüm fırıl fırıl dönmeye başladı.


「 Bir saniye. Yoksa bu— 」


Bir sonraki anda, beliren bir mesajla birlikte bilincim koptu.


[Öldünüz.]



RoS: Bu bölüm çevirirken geberdim gülmekten. Jartiyer sevdalısı Dokja ha? Çık çık çık.



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 192
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!