title mobile

Bölüm 155: 30. Sahne — Karanlık Kale V


<Yıldız Yayıncılığı>'nın sayısız varlığının uzun ömürleri boyunca en az bir kez sorduğu bir soru vardı.


「 Senaryolar neden var, lan? 」


Buna verilen cevaplar değişiklik gösterirdi. Örneğin, Geri Dönen Kyrgios Rodgraim şöyle demişti:


「 Çünkü o da olmasaydı, evren fazla yalnız olurdu. 」


Aynı soru karşısında takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi şöyle demişti:


「 Bana 'mutfak' neden var diye mi soruyorsun? 」


Ve İblis Kralı Asmodeus şöyle yanıtlamıştı:


「 Daha büyük bir yıkımı önlemek için tasarlanmış küçük bir yıkım. 」


Bunlar bir anlamda romantik, hatta felsefi diye nitelenebilecek cevaplardı, fakat romantizm ve felsefe yalnızca karnı tok olanlara ayrılmış lükslerdi. Bu nedenle Karanlık Kale'nin ikinci katı olan Uçurum Ovaları'nda yaşayan İblis Kont Tentazio için senaryolar şunu ifade ediyordu:


"Siktiriboktan saçmalık."


Bunu söyleme alışkanlığı vardı, ancak teknik olarak bu alışkanlık yalnızca ona ait değildi. Burada elli yıl geçiren herkes bunu tekrar etmeye başlardı. Tabii, o elli yılın tamamında hayatta kalmayı başarmışlarsa.


"Bıktım artık."


Anka Nehri'nin kolları geniş Uçurum Ovaları'nın içinden akıyordu. Bazıları Karanlık Kale'nin ikinci katında nasıl böyle devasa bir ova olabileceğini sorgulayabilirdi, fakat Tentazio doğal olarak bunu bilmiyordu. Bildiği yalnızca iki şey vardı. Birincisi, bu geniş ovaların sonuna ulaşmalıydı; ikincisi ise son yüz doksan dört yıldır bunu başaramamıştı.


Kahretsin, o zamanki o boktan dokkaebi'nin teklifi olmasaydı...


Yüz doksan dört yıl öncesinin anıları hâlâ capcanlıydı.


[73. İblis Kralı olmak ister misin?]


İblis Kralı; tüm iblis türlerinin zirvesi ve ömür boyu süren arzusu.


"Gerçekten İblis Kralı olabilir miyim?"


3. derece bir iblis türü olarak sürdüğü hayatta soyluluk rütbelerinde yükselme fikri uzak ve erişilmez bir şeye dönüşmüştü. Ne kadar alt iblis yerse yesin gücü pek artmıyordu. Bu durgunluk içinde Tentazio, kendisinden daha iblisvari bir varlığın ayartmasına kapılmıştı.


[Eksik olan şeyin güç değil, hikaye.]


"Bu ne demek?"


[Senaryolara katılırsan öğrenirsin.]


Ve böylece Tentazio, <Karanlık Kale> senaryosuna atılmıştı. Sayısız iblisi parçalamış ve Kale'nin türlü boyutlara uzanan birinci katından yukarı çıkan pek çok ırkı katletmişti. Yüz doksan dört yıl sonra Tentazio, Karanlık Kale'nin ikinci katındaki en güçlü on iblisten biri olmuştu.


Fakat gelebildiği nokta ancak burasıydı.


Sadece bununla üçüncü kata çıkamam.


Karanlık Kale'nin üçüncü katı. Bir İblis Kralı'nın özünün derin bir uykuda olduğu yer tam olarak burasıydı. Oraya adım atabilmek için ikinci kattaki en dişli rakiplerinin tamamını dize getirmesi şarttı.


Ancak bunun için güç ve jeton biriktirmek yeterli değildi. Hedefleri, sırf güçlü yeteneklere sahip oldukları için en güçlüler değildi. Öyleyse onda eksik olan şey neydi...?


[Takımyıldızı İnce İpek Brokarın Uyuyan Hanımı, düşüncelerinizi yüksek sesle dile getirmenizi talep ediyor.]

[Takımyıldızı İnce İpek Brokarın Uyuyan Hanımı, karakter kurgunuzu merak ediyor.]


"Kurgum mu? Lanet piçler. Beni oyun karakteri mi sanıyorlar?"


Kibirleri sinirlerine dokunsa da bir takımyıldızının onu merak etmesini memnuniyetle karşılıyordu. Bu, Karanlık Kale'nin birinci katından yeni bir böcek sürüsünün gelmekte olduğu ve yakında eğlenceli bir oyunun başlayacağı anlamına geliyordu.


Shwooo!


Bir enerji sarmalı, bir grup insanı ovaya tükürdü. Tentazio'nun ağzı bir gülümsemeyle kıvrıldı.


"Karanlık Kale'nin ikinci katına hoş geldiniz, böcekler."


İlk karşılaşmalarda bu cümleyi tekrarlamaktan hoşlanırdı.


Beklendiği gibi, böceklerden bazıları öne çıkıp ona sordu. "Burası neresi? Sen kimsin? Rehber mi?"


"...Yoksa dokkaebi mi?"


Dokkaebi mi?! Tentazio'nun en nefret ettiği şey buydu. Yine de sabredip karşılık verdi. Biraz daha dayanırsa tatlı ödüllere kavuşacaktı.


"Karanlık Kale'nin ikinci katı, güçlü olanın hayatta kaldığı bir dünyadır. Yalnızca gücü kabul edilenler bir sonraki kata geçebilir. Kurallar basit, değil mi? Daha fazla açıklamaya ihtiyacı olanlar el kaldırsın."


"Gücünün kabul edilmesi ne demek? Nasıl-"


"Böyle."


Shkjijik!


Tentazio'nun kolu ileri fırlayınca konuşan adamın başı patladı. Böceklerin yüzlerinde irkilmiş ifadeler belirdi. En çok sevdiği şey tam da buydu.


"B-Bu ne?"


"Siktir! Bu bir tuzak!"


Tentazio, adamın boynundan sıçrayan kanı yalarken uğursuzca güldü.


"Majestelerini koruyun!"


Bütün cisimleşenler aynı anda üzerine hücum etti, fakat Tentazio'nun umurunda değildi. Bedeni güçlü bir baskıyla parlıyordu.


Beş iblis soyluluk unvanı vardı. Rütbe sırasına göre: dük, marki, kont, vikont ve baron.


Vikontlar ve baronlar oldukça yaygındı, fakat kontlardan itibaren bambaşka bir seviyeye geçilirdi. İblis Kontları Hikayelere sahipti.


[Hikaye "Böcek Katliamı" başladı.]


Shrippp!


"Kraaaghh!"


Eli her hareket ettiğinde insanlar ezilen böcekler gibi ölüyordu. Son yüz doksan dört yıl içinde yüz binlerce böceği katlettikten sonra kazandığı Hikaye, kendisinden aşağı varlıklar karşısında ezici bir güç gösteriyordu.


[Takımyıldızı İnce İpek Brokarın Uyuyan Hanımı şaşkınlıktan donakaldı.]


"Kyahahahaha!"


Cisimleşenler, avucundan yayılan kızıl büyü şok dalgalarıyla bir anda et parçalarına ayrıldı. Yavan bir dövüştü. Aralarında dişe dokunur birkaç insan vardı, ama çoğu çöptü. En iyi ihtimalle 5. derece iblis türüne dönüşebilirlerdi; buna bile şükretmelilerdi.


Sonra Tentazio'nun bakışları bir kadında durdu.


"Oho, sen 4. derece civarında olurdun."


Onu boynundan kaldırdı. Saçları omuzlarından aşağı dağıldı ve kırık bir taç yere yuvarlandı. Kadın, Güzellik Kralı Min Jiwon'du.


"Liderleri sen olmalısın."


Kadının sert bakışları hoşuna gitmişti. Bir sponsoru olduğuna göre Hikayesi epey lezzetli olmalıydı.


"İki şey soracağım. Nereden geldiniz, haşereler?"


"S-Sana söyleyeceğimi mi sanıyorsun-"


"Senin gibilerini çok gördüm."


Zalimce sırıttı ve yakınlarda sürünen Hwaranglardan birinin üzerine bastı.


Çatırt!


Min Jiwon, ezilmiş kafatasından sızan beyin maddesini görünce bembeyaz kesildi.


"D-Dur!"


Çatırt! Shrik!


"Dur! D-Dünya! Dünya'dan geliyoruz!"


"Dünya mı?" diye gülümseyerek sordu.


Tentazio, zengin Hikayelerle kaynayan o gezegen hakkında duyduklarını hatırladı. Dokkaebiler oraya hep "Hikayelerin beşiği" derdi. Hikayeler anlatının bol olduğu yerde filizlenirdi. Hikayelerin bol olduğu yerdeyse av da her zaman bol olurdu.


Tentazio dudaklarını yaladı.


"Böcek, aranızda en çok Hikaye kazanan kim?"


"Uh, Ugh... Hikaye mi? Onlar da ne...?"


Tahmin ettiği gibiydi. Böyle söyleyince kadın anlamamıştı.


"En güçlü insan kim?"


Tentazio'nun parlak sarı gözleri açgözlülükle ona bakarken Min Jiwon titredi.



"Ah, yani senaryolar tam olarak ne?"


"...Az önce söyledim ya."


"Metaforlarından nasıl bir şey anlamamı bekliyorsun?"


"Sen çok satan bir yazar değil misin?"


Han Sooyoung'la didişirken ikinci kata çıkan sunağı arıyordum. Yolda birkaç iblis daha öldürmüştük. Söylemeye gerek yok, düşmanlarla her karşılaştığımızda takımyıldızı Mertebemi açığa çıkardığım için sorunsuz ilerliyorduk.


Kiiihhh...!


Gözlerimle kesişen Karanlık Takipçiler feryat figan kaçışıyor ya da oldukları yerde tir tir titriyordu. Diğer takımyıldızları kadar kudretli olmayabilirdim ama bir kez o mertebeye ulaştıktan sonra varoluşumun doğası değişmişti. Başka bir deyişle, benden daha düşük Statüye sahip varlıklar üzerinde sadece tek bir sözümle ya da tek bir bakışımla muazzam bir nüfuz kurabiliyordum.


[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, işinizin bu kadar kolay olmasından hayal kırıklığına uğradı.]

[Takımyıldızı Cennetin Katibi, daha büyük bir sıkıntıya ihtiyacınız olduğunu söylüyor.]


Zorlaştırınca "boğucu" diye sızlanıyorlardı. Kolaylaştırınca da birden eğlencesi kalmıyordu... Hangi telden çalmamızı istiyorlardı? Bizim de böyle günlerimiz olsun artık. Senaryolar başladığından beri işler ilk kez gerçekten "kolay" gidiyordu...


Ekibimin İblis Kanıtları toplamasına yardım ettiğim sırada havadan tanıdık bir ses duyuldu.


–– [...İyi gidiyorsun, Kim Takınyıldıja-nim? Çanta'yı tek başına açmışsın falan.]


Konuşma tarzından onun kim olduğunu hemen anladım. Şikayet etmek için geri mesaj gönderdim.


–– 'Peki beni birdenbire ekip giden kimdi? Orta düzey dokkaebi olduğundan beri epey havalara girdin.'


–– [Kime havalara girdi diyorsun?! Meşgul olduğum için gelemedim! Neyse, geç oldu ama tebrikler. Kanalımdan yeni bir takımyıldızı çıkacağını kim bilebilirdi? Çok duygulandım.]


–– 'Kanal iyi gidiyor mu?'


–– [Evet. Cisimleşen arayanların sen takımyıldızı olduktan sonra sürüler hâlinde kaçacağını sanmıştım, ama aslında daha da iyi gidiyor. Herkes senaryolara katılan bir takımyıldızını görmek için akın ediyor, kanal arı kovanı gibi kaynıyor. Kanalı yeniden genişletmemiz gerekebilir.]


O kadar mı? Eh, erken senaryolarda bir cisimleşenin takımyıldızı olması nadirdi.


–– [Gerçi kendine epey düşman da edindin, o yüzden temkinli ol. Şimdilik sadece sözde bir takımyıldızı olduğun için Kudretin henüz tam anlamıyla oturmadı, değil mi?]


Bihyung'un dediği gibiydi. Takımyıldızı olmuştum, fakat benzersiz stigmam henüz uyanmamıştı. Bana yarı takımyıldızı demek daha doğru olurdu.


–– [Yoo Joonghyuk'tan güçlü olduğunu iddia ettiğini duydum, ama açıkçası...]


–– 'Daha güçlüyüm.'


–– [Oho... Kim Dokja, bu her zamanki tepkinden farklı değil mi? Siz ikiniz rakip misiniz?]


–– 'Ben takımyıldızıyım. O cisimleşen. Elbette ben kazanırım.'


–– [Hmm... Öyle mi?]


–– 'Ne istiyorsun sen? Buraya kavga çıkarmaya mı geldin?'


–– [Ah, çocuk yakında doğacak gibi. Onu beslemek için bir Hikayeye ihtiyacımız var. Teknik olarak babası sensin, o yüzden ebeveyn olarak üzerine düşeni yapmalısın...]


–– 'Anladım. Yardım ederim.'


–– [Çabuk kavrıyorsun. Bu yüzden senden hoşlanıyorum. O zaman sana güveniyorum.]


41. Tur Shin Yoosung'un uyanma vakti neredeyse gelmişti.


Geriye baktım ve ekip üyelerinin iblislerin bedenlerinden İblis Kanıtları topladığını gördüm.


"Herkeste yeterince Kanıt var mı?"


Shin Yoosung dikkatlice elini kaldırdı.


"Şey, benim hâlâ biraz ihtiyacım var... Gilyoung'un da..."


"...Ah, yardım edeyim."


Han Sooyoung sinirli görünüyordu, ama şaşırtıcı şekilde Shin Yoosung'la iyi ilgileniyordu.


Arka tarafta Lee Gilyoung'u sırtında taşıyan Lee Hyunsung bana seslendi. "Affedersiniz, Dokja-ssi."


"Evet?"


"Size dokunsam olur mu? Sadece bir kez."


"...Buyurun."


Han Sooyoung'un ona yaşattığı kâbustan zar zor kurtulduktan sonra, hâlâ hayata döndüğüme inanamıyor gibiydi. Garip bir şekilde bazen önkolumu ya da başımı tutuyordu.


Başımı duygulu bir ifadeyle yokladı ve konuştu. "Orduda bir kez boş kovan kaybetmiştim."


"Bu büyük bir olay olmuş olmalı. Tekrar buldunuz mu?"


"Bulamadım."


"Başınız derde girmiş olmalı. Ama bunu bana neden anlatıyorsunuz...?"


"Hiç beklemediğim bir anda, yaklaşık bir ay sonra ortaya çıktı." Şaşkın yüzüme rağmen gözleri son derece ciddiydi. "O günden sonra onu hep cebimde taşıdım."


"...Bu askerî kanuna aykırı değil mi?"


"Doğru."


Bu kadar sakin başını sallaması karşısında hayrete düştüm. İsteksizce ona eşlik etmem biraz sürdü.


"Anlıyorum. Ama neden birden-"


"Sadece onu hatırlattınız."


Neden bunu başıma bakarak söylüyordu? Yoksa başımı kesip cebine koymayı falan kastediyor olamazdı, değil mi...? Her neyse, sanırım yalnızca hayatta olduğuma sevinmişti.


Kısa süre sonra ikinci kata çıkan sunağa ulaştık. Yeterince İblis Kanıtı toplamıştık, bu yüzden geriye yalnızca onları sunağa sunup beklemek kalmıştı.


Han Sooyoung sordu. "O ahjussi bizimle mi geliyor?"


Pinkies'ten Kim Yeongpal arkamda kararsız kararsız duruyordu.


Başımı sallayıp, "Kim Yeongpal-ssi, lütfen yolu gösterin," dedim.


"Ha?"


Han Sooyoung gözlerini kıstı.


"O ahjussi ne işe yarayacak? Et kalkanımız mı?"


"İkinci kattan önceki son kontrol noktasını unuttun mu?"


Birinci katta İblis Kanıtlarını toplayanlar, ancak sunuyla ikinci kattan çağrılan "iblisi" avlarlarsa bir sonraki kata çıkabiliyordu. Fakat söz konusu iblisin gücü, partideki en zayıf kişinin seviyesine göre belirleniyordu.


Han Sooyoung anlayarak başını salladı.


"Aha, yani bu zayıf ahjussi'yi öne koyuyorsun?"


"Aynen."


"Kim Dokja'dan beklendiği gibi. Çakallık konusunda tüm <Yıldız Yayıncılığı>'ndaki en iyisin."


"Ben buna çakallıktan ziyade stratejik derdim."


[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, ne kadar alçalabildiğiniz karşısında şok oldu.]

[Takımyıldızı Adalet Ordusunun Kel Lideri, bir takımyıldızının haysiyetini göstermenizi istiyor!]


..."Takımyıldızının haysiyeti" mi? Ne boktan laf. Sürekli zor senaryoların içinde debelenmekten hoşlanıyor değildim. Artık takımyıldızı olduğuma göre biraz da rahatıma bakma vaktim gelmişti.


"O zaman bu kontrol noktası çocuk oyuncağı olmalı," dedi Han Sooyoung sıkılmış bir tonla.


"Bir terslik çıkmazsa."


"Terslik mi?"


İblis Kanıtlarını sunağın üzerine koyarken, "Seviyemizle ilgisiz bir iblisin çağrılma ihtimali var," dedim.


[İblis Kanıtları sunuldu.]

[Sizi sınamaya uygun bir İblis Kapı Bekçisi çağrılacak!]


Shooooo!


Çağrı başladığında sunak göz kamaştırıcı bir ışıkla aydınlandı. Işık, gösterişli heksagramın üzerine bir spot gibi düştü. Tahminim doğruysa Kim Yeongpal gibi bir zayıfa uygun bir iblis ortaya çıkacaktı. Büyük ihtimalle bu, ikinci kattaki iblis soylularının en zayıfı İblis Baron Viller olacaktı. Takımyıldızı güçlerimi kullanmadan bile onu bastırabilecek—


[İkinci katta sizi arzulayan bir iblis var!]


...Ha?


[Heksagram üzerinde seviyenizle ilgisiz bir iblis çağrılacak!]


Han Sooyoung mesajları duyunca kaskatı kesildi.


"Siktir... Ne? Bütün o 'terslik' dediğin şey bu muydu?"


[İblis Kontu Tentazio indi!]


...Kont mu?


Çarpıcı bir girişle ortaya çıkan iblisin omuzlarından görkemli boynuzlar yükseliyordu. Viller gibilerle kıyaslanamayacak kadar güçlü bir varlıktı. Zalim bir gülümseme yüzüne yayılmadan önce sakince gözlerini açtı.


"Sen o piç Yoo Joonghyuk olmalısın."




RoS: Bu güzellik olası kimlik hırsızlarının kim olduğunu bende bilmiyorum Tentazio. Kim Dokja veya Yoo Joonghyuk, ikiside aynı.



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 175
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!