Bölüm 153: 30. Sahne — Karanlık Kale III
"Demin gelen bildirim senin hakkında mıydı, Ahjussi?"
"Ne?"
"Hani, Seul'de yeni bir takımyıldızı falan filan..."
"Ah... Şey, sanırım."
Etrafımıza saçılmış iblis cesetlerine bakarken acı acı gülümsedim. Çocukların tehlikede olduğunu görünce aceleyle gelmiştim, ama vahşeti biraz abartmış olabilirdim. İblis Vikont Noslocke, bu turda sayısız cisimleşene tecavüz edip onları parçalayarak öldürmüş aşağılık bir iblisti. Bir iblis soylusunu tek darbede yere sermek, ne kadar güçlendiğimi fark etmemi sağladı.
"O yaratık akılalmaz derecede güçlüydü..." diye mırıldandı Lee Jihye, şaşkınlıktan dili tutulmuştu. "Bir takımyıldızına dönüştüğünde ne kadar güçleniyorsun ki?"
"Onu kendi gücümle öldürmedim. Başka bir Hikayeden biraz ödünç aldım."
"Başka bir Hikaye mi?"
[Kgh... Kim...sin...]
Arkamı döndüğümde Noslocke, görünüşe göre hâlâ nefes alıyor ve bana bakıyordu.
"Bir saniye."
Çatırt!
Basitçe ayağımla bastırıp kafasını ezdim.
[Bir İblis Alemi soylusunu yendiniz!]
[10.000 jeton elde edildi!]
["Yüksek İblisin Kanıtı" eşyası edinildi.]
[İblis Alemi'nin alt türleri artık sizden korkacak.]
Bir iblisi öldürmek, hizmet ettiği İblis Kralı'nı kendinize düşman etmenize neden olurdu, fakat bu senaryo farklıydı. <Karanlık Kale> senaryosunda ortaya çıkan tüm iblis türleri yeni bir "efendi" bekliyordu; bu yüzden onları öldürdüğüm için öfkelenecek bir İblis Kralı yoktu.
[Birkaç takımyıldızı ezici dövüş gücünüz karşısında hayrete düştü.]
[Hatırı sayılır sayıda takımyıldızı Tutarlılığınızı sorguluyor.]
Tutarlılık kesinlikle sorgulanabilirdi. Mevcut gücüm açıkça senaryonun dengesini ihlal ediyordu. Fakat Noslocke'tan bu kadar kolay kurtulabilmemin tek nedeni takımyıldızı olmam değildi.
[Hikaye "Mesih'in Yolu"nun etkisi kısmen etkin.]
<Eden>'den ödünç aldığım [Mesih'in Yolu]'nun Mutlak İlahlık etkisi, özellikle iblisler üzerinde harikalar yaratıyordu.
[Bulutsu <Eden>, Hikayeden alıntı yaptığınız için ödeme yapmanızı talep ediyor.]
Hışırt—
Havaya bir haç işareti çizdim ve ardından bir mesaj duydum.
[Bulutsu <Eden>, Hikaye Alıntınızdan memnun oldu.]
Her alıntıda istediklerini yapmak can sıkıcıydı, ama yine de telif ihtarı yemekten iyiydi. Üstelik bu kez benden haç işareti çizmek dışında hiçbir şey talep etmediler. <Eden>, takımyıldızı oluşumun şerefine bana özel bir anlaşma sunmuştu.
[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı memnun!]
Bunların hepsi sevimli Uriel'imiz sayesinde olmuştu. Neyse ki Ziyafet sırasında çıkan meseleleri başarıyla çözmüştü.
"Ahjussi... Şimdiden kendi dinini başlattın mı?"
Lee Jihye kesik kesik nefes alırken gülümsedi. Sağ omzu delinmişti ve karnı daha da fazla yarayla delik deşik olmuştu. Yaralarını gizlemeye çalışır gibi başını eğdi.
"Üzgünüm. Seul'ün ilk onundan biri olarak epey acınası görünüyor olmalıyım, ha?"
"Bu sadece senin dip noktan. Bundan sonra daha iyiye gideceksin, merak etme. Şimdi kıpırdama. Kemiklerini yerine oturtacağım."
"Ha? Waaaahhh!"
Ellain Ormanı Esansı kullanmayı düşündüm, ama paltomun cebinde hiç eşya kalmamıştı. Düşününce, her şeyi Han Sooyoung'a bırakmıştım. Küçük bir sözleşme yapmış ve sekizinci senaryoda ölmeden hemen önce tüm eşyalarımı ona emanet etmiştim. Böylece elimde gerçekten tek bir çare kalmıştı.
"Dokkaebi Çantası."
Ben konuşur konuşmaz Dokkaebi Çantası'nın penceresi önümde belirdi.
[Bazı takımyıldızları özel ayrıcalıklarınızı bu kadar doğal kullanmanız konusunda şüphelerini dile getiriyor.]
Şimdiye kadar çoğu takımyıldızı Dokkaebi Çantası'nın nimetlerinden yararlandığımı bilmiyordu, çünkü Bihyung bunun üstünü reklamlarla örtüyordu. Artık takımyıldızı olduğuma göre bunu saklamama gerek yoktu.
Hemen bir Ellain Ormanı Esansı satın aldım ve Lee Jihye'ye içirdim.
"Mh, eumf!"
"İç ve git biraz uyu."
"Teşekkür ederim, Ahjussi."
"Ne için mi? Cenazemde salya sümük ağladığının teşekkürü bu."
"...Şimdi bayılacağım, o yüzden benimle konuşma."
Hemen uyuyakaldı. Onu daha yeni sırtıma almıştım ki arkamdan tanıdık bir ses geldi.
"Ahjussi...?"
İçimde bir duygu dalgası kabardı. Arkamı dönmeden bile kimin konuştuğunu anlayabiliyordum.
[Cisimleşeniniz size bakıyor.]
Bu hissiyat olmasaydı doğruca buraya koşamazdım. Gözlerinde yaşlarla Bana bakan Shin Yoosung'u görünce, ebeveyn olmak böyle bir şey olmalı diye düşündüm.
"Ahjussi!"
Uyluğuma sokulan kızı nazikçe kucakladım.
"Geç mi kaldım?"
"Tam bir hafta geç kaldın...!"
Bir hafta. Kahretsin, planladığımdan daha geç dirilmiştim.
"Hadi gidelim. Eşyalarımı geri almam gerekiyor."
"...Bir hafta oldu. Neden hâlâ gelmedi?" Han Sooyoung, Karanlık Kale'nin zemininde uzanmış tavana bakarken kendi kendine mırıldandı.
İblis türleriyle kaynayan bir labirentte kendi kendine konuşmak delilikti, fakat neyse ki sesi hiçbirinin dikkatini çekmedi. Biri yakındaki tüm iblisleri çoktan temizlemiş ve üst kata çıkmıştı. Elbette bütün bunları yapan Yoo Joonghyuk'tu.
"Lanet başkahraman piçi."
Dişlerini gıcırdattı. Otuz dakika önce burada Yoo Joonghyuk'la dövüşmüş ve ardından ezilip geçilince bu hâle düşmüştü. Hırpalanmış bedeni sızlıyor, başı dönüyordu. İblis türleri mi? Sorun onlar değildi. Asıl iblis Yoo Joonghyuk'tu.
"Akılalmaz derecede güçlü. Böyle birini nasıl kontrol edip kullanabilirsin ki... Kim Dokja kafayı yemiş olmalı."
Ne kadar kafa yorarsa yorsun bunu havsalası almıyordu. Yoo Joonghyuk Seul sıralamasında üçüncüydü, kendisi ise dördüncü. Öyleyse aralarındaki güç uçurumu nasıl bu denli yıkıcı olabiliyordu? Hayatta kalmasını sağlayan yegane şey, can havliyle ona doğru savurduğu kurnazca seçilmiş kelimelerdi.
"Hey! Onlar Kim Dokja'nın eşyaları! Cidden onları çalacak mısın?"
"...Neden bunları sana bıraktı?"
"Şey... En çok güvendiği kişi ben olduğum için değil mi?"
"O zaman seni öldürüp onları kendim güvende tutabilirim."
"O-O zaman kaybeden sen olursun. Kim Dokja da böyle düşünürdü!"
Yoo Joonghyuk, onu sonunda bırakmadan önce sözlerini uzun süre değerlendirmişti.
"Onu bir daha bana karşı kullanırsan, seni gerçekten öldürürüm."
Bundan sonra doğruca ikinci kata çıkmıştı.
Bunu düşünmek bile Han Sooyoung'un kanını öyle kaynattı ki bağırdı. "O piç...! AGHHH! Boşluğun Kara Alev Ejderhası! En güçlü takımyıldızı olduğunu söylememiş miydin?! O zaman neden o piçi yenemiyorsun?!"
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası inliyor.]
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası bunun kendi suçu olmadığını savunuyor.]
Bir süre homurdandıktan sonra iç çekti. Yalnızca bu sahneyi izleyen biri bunu çoklu kişilik vakası sanabilirdi.
"Neyse, bu kötü. O herif küçük kız kardeşini de yukarı çıkardı... Kim Dokja işlerin böyle ilerlemesinden kesinlikle nefret edecek. Ne halt karıştırıyor bu adam, nerede kaldı?"
[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası ne demek istediğinizi soruyor.]
"Seni ilgilendirmez, kanka. Neyse, Yoo Joonghyuk tüm Kanıtlarımı aldı. Baştan başlamam gerekecek..."
Senaryo penceresini açtı.
<Ana Senaryo #9 — "İblis Kanıtı">
Kategori: Ana Senaryo
Zorluk: A++
Tamamlama Koşulları: İblis türlerini avlayın, 9 "İblis Kanıtı" toplayın ve ikinci kata çıkan sunağa sunun.
Süre Sınırı: 23 gün
Ödül: 50.000 jeton
Başarısızlık: —
İblislerin hepsi aşırı güçlü olduğu için senaryo zorluydu, fakat cisimleşenler arasındaki güçlüler birlikte çalışırsa yine de tamamlanabilirdi. Ana kuvvet çoktan yeniden toplanmış ve ikinci kata geçmişti. Kendisi de sıralamalılardan biriydi, fakat bu böyle devam ederse kısa sürede geride bırakılırdı. <Karanlık Kale>'nin Kanıt ödülleri o kadar iyiydi ki, küçük bir gecikme bile onu geriye düşürebilirdi.
Ne yapmalıyım?
Şansına, koridorun diğer tarafından yaklaşan insanların sesini duydu. Böylesi en iyisiydi. İş bu noktaya geldiğine göre, yukarı çıkmak istiyorsa onların Kanıtlarını almak zorundaydı...
"Han Sooyoung-ssi?"
Han Sooyoung gelen kişinin kim olduğunu görünce yine kendi kendine iç çekti.
"Sooyoung-ssi! Burada neler oldu böyle?"
"İblislerle dövüşürken biraz yaralandım. Sen de labirentin bu kısmına mı saptın?"
"Doğru. İyi misin?"
Bu, Lekesiz Çelik Lee Hyunsung'du. Han Sooyoung dilini şaklattı.
Neden illa bu adam olmak zorunda?
Lee Hyunsung buradaysa, Kim Dokja'nın diğer yoldaşları da kesin buralardaydı. Durum ne kadar sıkışık olursa olsun, ana kadronun Kanıtlarını zorla ellerinden alamazdı...
Ha?
"Lee Hyunsung-ssi! Ona daha fazla yaklaşmayın!"
Tiz çığlık, Lee Hyunsung'la birlikte ortaya çıkan dört güzel kadından birinden gelmişti. Han Sooyoung hiçbirini tanımıyordu.
"Lee Hyunsung-ssi!" diye kadın yeniden bağırdı. "Beni duymuyor musunuz? Bu bir tuzak olabilir!"
"Doğru! Geri çekil! Buraya gel!"
"Ama..."
Lee Hyunsung, kafası karışmış hâlde Han Sooyoung'la kadınlar arasında bakıp durdu.
Han Sooyoung kadınlara bakıp konuştu. "Ekip değiştirmeye mi karar verdin? Ne zamandan beri harem kuruyorsun?"
"Şey, grubumuz labirente girdikten sonra ayrıldı..."
Lee Hyunsung başının arkasını mahcup bir şekilde kaşıdı; ta ki kadınların hepsi kendiliğinden ona yaklaşıp kollarını yakalayarak onu geriye çekene kadar.
"Ah! Neden dinlemiyorsun?"
"İblislerle dövüşürken böyle yaralar almazsın. O kadın şüpheli!"
"Doğru!"
"Cidden, Hyunsung-ssi fazla saf! Bu dünyada herkese güvenemezsin!"
Kadınlar onu kendilerine doğru çekip bedenlerini ona bastırırken Lee Hyunsung donup kalmış, ne yapacağını bilemez hâlde duruyordu. Bu sahne ona hiç yakışmıyordu.
...Bir saniye. Bunlar acaba...?
Han Sooyoung [Nitelik Araması]'nı etkinleştirdi. Gözlerinin önünde adları belirdiğinde dudaklarına acımasız bir gülümseme yayıldı.
Bak hele. Bunlar o küçük pislikler değil mi?
Her insanın kıyamete uyum sağlama yolu farklıydı. Bazıları Jung Heewon ve Lee Jihye gibi kendilerine inanarak ilerlerken, bazıları da kullanabilecekleri insanlara yapışırdı. Fakat bu özel vakada daha da ilginç olan şey...
"Lee Hyunsung, senin böyle sıra dışı fantezilerin olduğunu hiç tahmin etmezdim."
"Ha?"
"Hepsi ahjussi. Bunun farkındasın, değil mi?"
[Cinsiyet değiştirmeyi seven bir takımyıldızı şok oldu!]
[Kadın kılığına giren erkeklerden hoşlanan bir takımyıldızı dehşete düştü!]
Kadınlar da aynı derecede afallamıştı ve karşılık verdiler. "Ş-Şu anda neden bahsediyorsun?"
"Bize iftira atmayı bırak!"
Yalnızca seslerinden erkek oldukları anlaşılmazdı. Ancak Han Sooyoung onları tanıyordu. [Kılık Değiştirme] ve [Yasak Cazibe] kullanarak sıralamalıları dolandıran ve zayıfları öldüren dört kişilik bir gruptular. Kendilerine ne dediklerini de hatırlıyordu.
Pinkies. Bir kız K-pop grubunun adı gibi geliyordu ama hepsi kırklı yaşlarında erkeklerdi.
Onlara seslendi. "Hey, ahjussi'ler? Küçük kızlar gibi davranmayı mı seviyorsunuz? Lee Hyunsung, onlarla kalırsan yaşam gücün emilecek ve öleceksin."
"Bu deli karı ne diyor?"
"Hyunsung-ssi, toz olalım! Bu çok tuhaf biri!"
TWSA'da başka bir cinsiyetin kılığına girip insanları dolandırmak yaygındı. Ancak bu dünyada Pinkies'ten çok daha beter kötüler vardı; dolayısıyla bu ahjussi'ler hâlâ ıslah edilebilirdi.
"Kim Dokja olsaydı muhtemelen böyle derdi, ama..."
Han Sooyoung, Kim Dokja'dan farklıydı.
"Asabımı bozan şu şeyi kökünden halletmeden içim rahat etmeyecek."
Bu gidişle Lee Hyunsung, Pinkies tarafından yüzde yüz ihanete uğrayacaktı ve bu da senaryonun gidişatını baltalayacaktı.
Shrrrru!
Klonlar anında Han Sooyoung'un bedeninden ayrıldı ve bölgeyi çevreledi. Lee Hyunsung aceleyle öne çıktı.
"Sooyoung-ssi, ne yapıyorsunuz?!"
Emretti. "Çekil. Onları öldüreceğim."
"Onlar kötü insanlar değil!"
Kenara çekileceğine dair hiçbir işaret yoktu. Cazibeye kapılmış görünmüyordu, ama yine de kararlı bir şekilde yerinde duruyordu. Tam ona göre bir davranıştı bu. Arkasında toplanıp ellerini kenetleyen Pinkies, onun hareketlerinden etkilenmiş görünüyordu.
Han Sooyoung sinirle tısladı. "Yolumdan çekilmezsen seni de öldürürüm."
"Han Sooyoung-ssi, güçlü olduğunuzun farkındayım, ama lütfen becerinizi devre dışı bırakın. Ben de gücüme güveniyorum."
"O zaman dene bakalım!"
Han Sooyoung Pinkies'e doğru atılırken klonlar Lee Hyunsung'a koştu.
"Geberin, sizi sapıklar!"
"Bunu yapamazsın!"
"Kyaaa! Kurtarın bizi, Hyunsung-ssi!"
Lee Hyunsung <Çelikleşme>'yi tetikledi ve ezici saldırı gücüyle Han Sooyoung'un klonlarını ezmeye başladı. Han Sooyoung verilen hasarın büyüklüğünü görünce farkında olmadan soğuk ter döktü.
Çelik Kılıç'tan beklendiği gibi.
Pinkies gidişatı çözmüş, kaçmaya çalışıyordu. Böyle giderse onları elinden kaçıracaktı. Kendilerine düşman olduğunu öğrenmişken onları sağ bırakmanın hiçbir faydası yoktu.
Bu kadar yeter.
İş bu noktaya geldiğine göre, gizli silahını kullanmak zorundaydı. Han Sooyoung, Lee Hyunsung'a muzipçe gülümsedi.
"Hey. Güzel bir şey görmek ister misin?"
Bir saniye sonra, Lee Hyunsung'a yönelen tüm klonlar üzerlerindekileri fırlatarak bembeyaz tenli çıplak vücutlarını sergiledi ve havaya zıpladı. Lee Hyunsung'un suratı kıpkırmızı kesildi; alelacele gözlerini yumup yere kapandı.
"W-WAAAHH! Bu ne?!"
Han Sooyoung'un asıl bedeni Lee Hyunsung'un başına basıp sıçrayarak havaya yükseldi.
"Bak! Çırılçıplak bir kadınım!"
Hızlandı, havayı yararak ilerledi ve hançeri kaçan Pinkies üyelerinden birinin sırtına saplandı.
"N-Ne halt ediyorsun sen-?! Ugh!"
Yun Woocheol. Kırk bir yaşında. Bir Jeton Çiftliği işletmişti.
Bir başka üye, ölü yoldaşını görünce bağırdı.
"Siktir! Biz yanlış bir şey yapmadık!"
Hwang Mingyu. Kırk üç yaşında. Bir küçüğe cinsel saldırı ve... Neydi?
Hançerinin tek bir savruluşuyla ikinci baş da yere düştü. Yere yığılan iki Pinkies üyesinin dönüşümleri bozulunca kıllı bacakları ortaya çıktı.
"B-Bağışla beni! Lütfen, bağışla!"
Bang Tako. Otuz dokuz yaşında. 3. turda çocukları kullanarak... Siktir et!
Shink!
Bir anda Pinkies'ten yalnızca biri kalmıştı. Han Sooyoung titreyen, kadın kılığına girmiş adama bakıp kaşlarını çattı.
Sahi, ne yapmıştı bu herif?
Ne olabileceğini düşündü, ama aklına hiçbir şey gelmedi. Yine de son üyeyi öldürmek üzereyken bir yerden Işıltılı Büyü Gücü alevlendi ve hançerini engelledi...
"Bunda yanlış kişiyi seçtin."
...ardından sakin bir ses geldi.
"...Ne?"
"O ahjussi'yi öldüremezsin. Planım için ona ihtiyacım var."
Han Sooyoung arkasını döndüğünde gelen rahatlama iç çekişini tutamadı.
Soluk bir gülümsemeyle konuştu. "Geç kaldın, Kim Dokja."
RoS: Beklenen kavuşmanın vakti!
🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:
📖 Manhwa Bölüm 173