Bölüm 146: 29. Sahne — Takımyıldızı Ziyafeti I
Gwanghwamun Meydanı'na ince bir yağmur çiseliyordu. Canavarlar çekildikten sonra sokaklar neredeyse harabeye dönmüştü. Yerde, çökmüş medya şirketlerinin ayaklar altında kalmış logoları uzanıyordu. Gwanghwamun'un sembolü sayılan iki heykel, Büyük Kral Sejong ve Lee Sunsin heykelleri, tamamen yok edilmişti.
"Ah..."
Seul'ün övündüğü medeniyet çökmüş, kültürü kaybolmuştu. Geriye yalnızca Hikaye kalmıştı, fakat orada toplananların hiçbiri onu istemiyordu.
Lee Jihye, Hwaranglardan bazılarının yere bir çukur kazmak için aşağıya indiğini izlerken sordu: "...Gerçekten öldü mü?"
Kimse ona cevap vermedi; herkesin kendine göre nedenleri vardı. Jung Heewon, Lee Hyunsung, Lee Gilyoung ve Shin Yoosung; hepsinin kendi düşünceleri vardı ama hiçbiri onları dile getirmeye cesaret edemedi. Ya yanılıyor olmaktan korkuyorlardı, ya da...
haklı olmaktan.
"Hayır... Ciddi misiniz?"
Kim Dokja'nın bedeni, sekizinci senaryonun bitiminden yaklaşık bir saat sonra bulunmuştu.
"Ahjussi! Uyan! Şaka mı bu şimdi?"
Kan kaybından can vermişti. Başta herkes neye uğradığını şaşırmıştı. Tüm bu kargaşa yaşanırken ortalıkta görünmeyen Kim Dokja birdenbire ölüvermişti.
Yine de ekip üyeleri fazla paniğe kapılmadan beklemişti, çünkü bunu daha önce de yaşamışlardı. Örneğin ateş ejderhasını ilk kez avladıkları zaman ya da Sellerin Felaketi'yle yüzleştikleri zaman. Kim Dokja ölümden her zaman sağ çıkmıştı. Bu yüzden bu kez de her zamanki gibi hayata döneceğine, kendine has sırıtışını göstereceğine ve çekingen ama bayat bir şaka patlatacağına inanarak beklemişlerdi.
Ne var ki Kim Dokja tekrar ayağa kalkmadı.
Bir saat geçti, sonra iki saat ve sonunda koca bir gün. İkinci günün gecesi geldiğinde bile Kim Dokja kalkmadı. Bedeni soğudu. Min Jiwon buna daha fazla dayanamamış ve sersemlemiş grubu bir tabut yaparak harekete geçirmişti.
"...Seul'deki en güçlü kişi oydu."
Kimsenin yapmadığı ve kimsenin yapamadığı şeyi yapmaya başladı. Kim Dokja'yı tanıdığı ama onunla bağı derin olmadığı için bunu yapabiliyordu. Onun fedakarlığını duyurdu. En güçlü adaylar arasındaki savaşı herkes coşkuyla izlerken sessizce ölmeyi seçen gerçek en güçlünün hikayesini yaydı.
İnsanlar Kim Dokja'yı pek çok farklı lakapla anıyordu. Aslında dokkaebiler en güçlü cisimleşeni ilan ettiğinde hepsi farklı unvanlar işitmişti.
Kralsız Dünyanın Kralı.
Yalnız Mesih.
En Çirkin Kral...
Bunlar farklı unvanlardı ama hepsi aynı kişiyi işaret ediyordu. Seul Kubbesi'ndeki en güçlü kişi Kim Dokja'ydı ve Kim Dokja, Seul uğruna can vermişti. Seul, Kim Dokja tarafından kurtarılmıştı; kimsenin ruhunun bile duymayacağı bir yerde son nefesini veren o kurtarıcı tarafından. Min Jiwon, işte o Kim Dokja için bir tabut hazırlatmıştı.
İnsanlar onun bedeninin tabuta konmasını izlerken gözyaşlarını tutuyordu. Kalabalığın içinden bazıları onun kim olduğunu bilmediği için şaşkındı, fakat hikayeyi geç de olsa duyduktan sonra derin bir iç çekiyorlardı.
Shin Yoosung ağlıyordu.
"Ahjussi..."
"Yoosong-ah."
Jung Heewon kızı tabuttan uzaklaştırdı. Lee Hyunsung hâlâ ne yapacağını bilmez bir ifadeyle duruyordu, Lee Gilyoung ise sanki gerçeklikten kopuyormuş gibi dalgındı.
"Dokja-hyung ölmüş olamaz."
Sonunda Lee Jihye yumruğunu sıktı ve bağırdı: "...Usta nereye gitti?!"
"..."
"Usta Ahjussi'yi kurtarabilir! Seolhwa-unnie nerede?!"
Ancak Yoo Joonghyuk bu suçlamayı duyacak yerde değildi. Sonunda genç kızın gözleri de kederle doldu ve yaşlar halinde süzüldü.
"Ahjussi...!"
Katlanamasalar bile bunu kabul etmek zorundaydılar. Kim Dokja ölmüştü ve bir daha asla hayata dönmeyecekti.
[Yeni ana senaryo yakında başlayacak.]
Artık Kim Dokja'nın olmadığı bir dünyada yaşamak zorundaydılar.
「 Artık Kim Dokja'nın olmadığı bir dünyada yaşamak zorundaydılar. 」
Bu TWSA olsaydı, cümle aynen böyle yazılırdı.
"Hm? Gidişime bu kadar üzüleceğinizi hiç düşünmemiştim," demek istiyordum ama diyemiyordum çünkü şu anda ses tellerim, hatta ağzım bile yoktu.
Tek tesellim, zihinsel gücüm toparlandığında Üçüncü Şahıs Gözlemcinin Bakış Açısı'ndan durumu izleyebilmemdi. Birinci Şahıs Bakış Açısı'nı kullanabilsem daha da iyi olurdu, fakat şu anda çalışmıyordu. Muhtemelen Yoo Joonghyuk'a fazla derinden kapıldığım içindi.
[Aşırı kapılma nedeniyle Birinci Şahıs Bakış Açısı'nın etkinleşmesi kısıtlandı.]
Tabutun üzerini toprak örtmeye başlayınca birkaç kişi bağırdı. "En Çirkin Kral!"
Hassiktir, o dokkaebi piçleri lakap olarak gerçekten bunu mu layık görmüştü bana? Bu kesinlikle o hergele Bihyung'un işiydi.
Ağlamak üzere olan Shin Yoosung'un mezarıma çiçek atmasını izlerken hislerim karmaşıklaştı. Ekip üyeleri artık öldüğüm gerçeğini kabulleniyordu. Kendi cenazemde canlıydım. Bu bir ilk olmalıydı.
"Hyuuuuung-!"
Sakin gibi davranan Lee Gilyoung, tabut kısmen toprakla örtülünce hıçkıra hıçkıra ağlayıp burnunu çeke çeke tabuta doğru koştu. Lee Jihye de farklı değildi.
"Ahjussiiiii-!"
Bana her zaman bu kadar ters davranan çocuk ölümüm yüzünden böyle bir yaygara koparıyordu... Biraz duygulandım. Tam o anda tabuttan fırlasaydım epey görülmeye değer olurdu. Ne yazık ki bunu yapamıyordum, çünkü şu anda sözde bekleme süresindeydim.
["Sekiz Hayat" özel niteliğinin avantajı etkinleşiyor!]
Dirilişin kendisi endişelenecek bir şey değildi. [Öldürmeyen Kral]'dan vazgeçtikten sonra Peaceland'den aldığım [Sekiz Hayat] niteliğine sahiptim. Bu yalnızca Yamata no Orochi takımyıldızı öldürüldükten sonra düşen semavi kan ve etle demlenmiş içki içilerek elde edilebiliyordu ve kelimenin tam anlamıyla kullanıcıya sekiz hayat sağlıyordu.
[Yılanın ilk başı kurban edildi.]
[Bu başın gücü "şöhret".]
Yamata no Orochi'nin her başında farklı türden uyuyan bir yetenek vardı ve diriliş sırasında bununla ilişkili bir kutsama elde edebilirdim. Bu hiç fena değildi. Sorun, [Öldürmeyen Kral]'ın aksine bu avantajın devreye girmesi için bir bekleme süresi gerektirmesiydi.
[Bu diriliş için 72 saatlik bekleme süresi gerekiyor.]
[Kalan Süre: 24:07:12]
Daha koca bir günün geçmesi gerekiyordu... Gelgelelim sonraki senaryo da yakında başlayacaktı. Bakış Açımı değiştirmeden önce cenazemi biraz daha seyrettim. Aksi takdirde, dirilmek için kendimi fazla suçlu hissedebilirdim.
["Üçüncü Şahıs Gözlemcinin Bakış Açısı"nın gözlem hedefi değiştiriliyor.]
Böylece önümde antika süslemeli bir bodrumu gösteren yeni bir ekran belirdi. İçeride bir adam ve bir kadın vardı.
"...Yoo Joonghyuk-ssi?"
Kadın doğal olarak Yoo Sangah'tı. Söylemeye gerek bile yok, bağlandığı yerden onu serbest bırakan kişi Yoo Joonghyuk'tu. Bedenini terk etmeden önce ona ilettiğim o son ricayı yerine getirmeye çalışıyor olmalıydı.
"Dokja-ssi'ye ne oldu?"
"Kim Dokja öldü."
Yoo Joonghyuk'un bu lafı pat diye söylemesiyle dünyası başına yıkılmış gibi göründü. Yüzündeki o ifadeyi görünce içim cız etti. Demek Kim Dokja'nın yirmi sekiz yıllık ömrü tamamen beyhude geçmemişti.
"Ama tekrar yaşayacak."
"...Yaşayacak mı? Nasıl...?"
"Bilmiyorum. O piçin böyle ölmesi mümkün değil."
Düşününce, Yoo Joonghyuk daha önce dirildiğime şahit olmuştu. Bu yüzden aradan yıllar geçse dahi eninde sonunda geri döneceğime inanmaktan vazgeçmeyecekti.
"...Hayır, tekrar hayata dönmek zorunda," diye mırıldandı Yoo Joonghyuk, sanki kendini bir şeye hazırlıyormuş gibi tekinsiz bir sesle. Yumruğundaki kabarmış damarlar olmasa epey dokunaklı olurdu. Hâlâ şaşkın olan Yoo Sangah'a sordu: "Ailesi nerede?"
Soru beni hazırlıksız yakalamıştı. Bu velet benden habersiz işler çevirmeyi mi kafasına koymuştu?
Yüzüne, bu konuda acilen söylemesi gereken bir şey varmış gibi kaygılı bir gölge düştü.
"Ah, annesi-"
Ne yazık ki tam o anda ekran, mesajla birlikte karardı.
[Zihinsel gücün tamamen tükendi.]
["Bilge Okuyucunun Bakış Açısı" özel becerisi 3. Aşama sonlandırıldı.]
Ruh formunun dezavantajı buydu. Tükenen zihinsel gücün toparlanması yavaştı. Belki de fiziksel beden olmadan bu doğal bir şeydi. Po'suz hun, elektrodunu kaybetmiş bir pil gibiydi.
[Hun ve po, Çin felsefesi ve geleneksel dinindeki ruh türleridir. Bu kadim ruh ikiliği geleneğinde yaşayan her insanda, ölümden sonra bedeni terk eden ruhani, eterik, yang ruh olan hun ile ölünün cesediyle kalan bedensel, maddi, yin ruh olan po bulunur. [Wikipedia]]
Bir bedenden yoksun geçirilen süre uzadıkça zihinsel çöküş de o denli hızlanıyordu. Hayaletlerin akıllarını yitirmelerinin asıl sebebi de buydu.
「 Nirvana annemi öldürdü mü? 」
Bu yüzden delirmemek için durmadan sorular sormalıydım.
「 Muhtemelen hayır. Söz konusu olan herhangi biri değil, annem. 」
Kaldı ki Nirvana önüne geleni öldüren ya da insanlara işkence eden biri de değildi. Kurtuluş Tarikatı Lideri rolünü üstlenmişken en azından kendi tarzında epey centilmen sayılırdı.
Fakat son sözleri aklıma takılıp kalmıştı. O herif annemin benden sakladığı bir sırrı olduğunu söylemişti.
Annemin benden sakladığı bir şey mi var?
Ne kadar düşünürsem düşüneyim aklıma hiçbir şey gelmiyordu.
...Bilmiyorum. Belki de bilmek istemiyorum.
Tam o sırada dolaylı bir mesaj duydum.
[Takımyıldızı Abydos'un Efendisi ruhunu çağırıyor.]
[Bu takımyıldızı büyük olasılıkla Mısır tanrısı Osiris'tir. Osiris, diğer şeylerin yanında öte âlemin, ölülerin ve dirilişin tanrısıdır. Abydos, Antik Mısır'ın en eski şehirlerinden biridir; birçok firavun orada gömülmüş ve orada tapılmıştır.]
Bir süredir bunlardan almadığım için biraz hazırlıksız yakalanmıştım.
...Abydos'un Efendisi mi?
TWSA'nın içeriğini dikkatle düşündüm. Hafızam beni yanıltmıyorsa Abydos, Antik Mısır'ın başkentiydi.
[Bulutsu <Papyrus> sana bir Diriliş Hikayesi sunmak istiyor.]
Oho? Şuna bak.
<Papyrus> Mısır mitolojisinin bulutsusuydu.
[Takımyıldızı Cennetin Katibi ruhunu çağırıyor.]
Ha? Metatron bile mi?
Bunu düşünür düşünmez sıradaki mesaj belirdi.
[Bulutsu <Eden> seni Mesih'in Yolu'na yönlendirmek istiyor.]
Diriliş Hikayesi ve Mesih'in-?
[Takımyıldızı Şarap ve Vecdin Tanrısı seni alt takımyıldızı olarak istiyor.]
[Bulutsu <Olympus> senin için bir yer hazırlıyor.]
...Vay canına?
[Takımyıldızı 25 Aralık'ın Efendisi seni çağırıyor.]
[Bulutsu <Vedas> sana bir Diriliş Festivali armağan etmek istiyor.]
[Vedalar, eski Hint dini metinlerinden oluşan bir derlemedir ve Hinduizmin en eski kutsal metinleri arasında kabul edilir.]
[Takımyıldızı Seocheon Tarlası'nın Çiçek Bekçisi ruhunu çağırıyor.]
[Bulutsu <Tamna> seni istiyor.]
Hindu ve Kore mitolojileri bile mi?
Çok geçmeden bunların üzerine daha birçok mesaj yığıldı. Devasa bulutsulardan küçük bulutsulara kadar hepsi bana kur yapıyordu. O piçlerin akıllarından ne geçtiği çok çabuk belli oldu.
Beni kendi mitleriyle örtmeye mi çalışıyorlar?
[Bazı takımyıldızları birbirlerini parmakla gösteriyor.]
[Bazı takımyıldızları diğerlerini mitlerini çalmamaları konusunda uyarıyor.]
Dionysus, Mithra, Hallakgungi... Beni çağıran takımyıldızlarının hepsi bir şekilde dirilişle bağlantılıydı.
[Mithra bu hikayede Roma Mithras'ı ile Vedik Mitra'nın bir birleşimi gibi görünür; ikisinin de kökleri Hint-İran dini Zerdüştlükte bulunur. Güneş, ışık, hakikat ve adaletle bağlantılıdır. [Wikipedia]]
[Hallakgungi, Jeju Adası'ndan bir şaman anlatıları dizisi olan Igong Bonpuri'de geçen ve Seocheon Tarlası'nı koruyan bir tanrıdır. Seocheon Çiçek Tarlası, yaşayanların diyarı ile ölülerin diyarı arasında, on beş yaşından küçük çocukların ruhlarının cennete ulaşmadan önce bir süre gittiği bir alandır. Hikaye ve reenkarnasyonun nasıl işin içine girdiği bağlantıda anlatılır. [Wikipedia]]
[Takımyıldızları dirilişin konusunda bir sinir savaşı yürütüyor.]
Başka bir deyişle, bu adamlar benim anlatıma dahil olmaya çalışıyordu. Bütün Hikayeler dillerde dolaştıkça güçlenirdi.
[Buradaki terim doğrudan çiğ veya pişmiş et anlamına gelen 회자 (膾炙) olarak çevrilir; Kore'de yemek olarak popülerliği nedeniyle herkesin ağzında sık bulunan bir şeydir, hem gerçek hem mecaz anlamda. Yani hakkında konuşulan şey. Sözlük tanımlarında "herkesin ağzında olmak", "iyi bilinmek" ve "dillerde dolaşmak" gibi ifadeler yer alır.]
Ölümlüler Hikayeyi ne kadar çok dolaştırır ve aktarırsa, etkisi o kadar güçlenirdi.
Mesela bir gün "Kim Dokja" denen bir herifin üç gün sonra mezardan kalkıp "Ben Kim Dokja! Mesih'in kutsaması hepinizin üzerine olsun" gibi bir şey bağırdığını düşünün. "Mesih"in yerine "Dionysus" ya da "Mithra" geçse de pek fark etmezdi. Bir mit tam o anda oracıkta yeniden vücut bulsa insanlar küçük dillerini yutarlardı ve o şaşkınlık içinde hikayeyi kulaktan kulağa öyle bir yayarlardı ki, etkisi hayal gücünün sınırlarını aşardı. Sonuç olarak, o Hikayeyle bağlantılı bulutsu muazzam miktarda Tutarlılık ve senaryolara müdahale etme gücü kazanırdı.
Basitçe söylemek gerekirse, bulutsuların çılgına dönmesinin sebebi, dirilişim aracılığıyla senaryoların kontrolünü tek hamlede ele geçirme gücüne sahip olmamdı.
[Kore Yarımadası'nın takımyıldızları seçimine dikkat kesiliyor.]
RoS: Cenazesi olan, mutlu günü olmayan Dokja
🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:
📖 Manhwa Bölüm 164