title mobile

Bölüm 147: 29. Sahne — Takımyıldızı Ziyafeti II


Kore Yarımadası'nın bulutsularının kaderi benim kararıma bağlıydı. İlk bakışta eli güçlü taraf benmişim gibi görünüyordu, fakat gerçekte burada manevra alanım yoktu.


[Takımyıldızları mitlerin meşruiyeti konusunda tartışıyor.]


Özgürce seçim yapabilecekmişim gibi görünse de asıl sorun bundan sonra ne olacağıydı. Diriliş Hikayesi, özellikle <Eden> ile <Vedas> arasında hararetlenen intihal suçlamaları yüzünden bulutsular arasında hassas bir konuydu. Bir tarafı dikkatsizce seçersem, diğer taraf bana tamamen sırtını dönerdi.


Hâlâ takımyıldızı bile olamamış körpe bir filizdim, fakat hepsini reddedmekte onların hedefi olmaktan kurtulmama yetmezdi...


[Birçok takımyıldızı hızla karar vermeni istiyor.]


Hayata döndükten sonra ekibimden işiteceğim azar zaten yeterince korkutucu değilmiş gibi, dikkatli olmazsam takımyıldızları arasında bir numaralı halk düşmanı olma ihtimalim bile vardı.


[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi takımyıldızları arasındaki çatışmaya arabuluculuk ediyor.]

[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi en önemli şeyin cisimleşenin kararı olduğunu vurguluyor.]


Persephone beklenmedik bir şekilde benim tarafımı tutmuştu. Ama bu ahjumma'nın(kadının) bana yardım etmesindeki amaç neydi?


[Bazı takımyıldızları Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi'nin müdahalesinden hoşnutsuz.]

[Birkaç takımyıldızı Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi'nden bir çözüm istiyor.]


...


[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi cisimleşen Kim Dokja'nın Ziyafet'e davet edilmesini öneriyor.]


...Ziyafet mi?


[Bulutsu <Eden>, Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi'nin önerisine katılıyor.]

[Bulutsu <Vedas>, Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi'nin önerisine katılıyor.]


...


[Birçok takımyıldızı Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi'nin önerisine katılıyor.]


Sanki buradaki varlığım, rızam bile alınmadan ucuza kapatılmış gibi hissettim. O biraz boş hissin içinde debelenirken dokkaebi Yeonggi önümde belirdi.


– [Haa, haa... Saygıdeğer Kıdemli Dokja.]


Yeonggi sanki buraya koşmak zorunda kalmış gibi sinirli sinirli terleyerek havada süzülüyordu.


[Gitmeniz gereken bir yer var.]


'...Neresi?'


[O-Oraya bizzat gitmeniz sizin için en iyisi olur. Her şeyi hemen hazırlayacağım!]


O "oranın" neresi olduğuna dair kabaca bir fikrim vardı. Yeonggi bu kadar gergin olduğuna göre takımyıldızlarından gelen baskı epey büyük olmalıydı.


Havada süzüldüğümü ve bedenimin şekil aldığını hissedince şaşkınlıkla "Ha?" deyiverdim. Bu bir diriliş değildi; daha ziyade ruhumun yeni bir kalıba dökülmesi gibiydi. Hâlâ avare bir ruhtum ama en azından bir "bedene" büründürülmüştüm.


[Şey. Bu önemli bir etkinlik, o yüzden...]


Cinsel organları bile olmayacak kadar çırılçıplak bırakılmış ruh bedenim, yumuşak bir klasik gömlekle, ardından da eksiksiz bir takım elbiseyle pürüzsüzce sarıldı. Kumaşın dokusu sanki sadece benim için yaratılmış gibiydi.


[Kadim hikayeler uzak gece göğünde parlıyor.]

[Şu anda bir Takımyıldızı Ziyafeti düzenleniyor.]

[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi sizi takımyıldızı ziyafetine refakatçisi olarak davet etti.]


<Takımyıldızı Ziyafeti>, tıpkı <Sponsor Seçimi> gibi, <Yıldız Yayıncılığı>'nın takımyıldızları için hazırlanan bir etkinlikti. Kelimenin tam anlamıyla yalnızca onların davet edildiği bir ziyafetti; buna rağmen henüz o mertebeye yükselmemiş olan benden de gelmem istenmişti.


Diriliş zamanlayıcısına baktım.


[Kalan Süre: 23:54:12]


Yirmi üç saat. Kısa bir yolculuk için fazlasıyla yeterliydi. Davet senaryoların epey erken bir noktasında gelmişti, fakat burası en az bir kez kesinlikle uğramam gereken bir yerdi.


"Tamam, gidelim."


Sonunda takımyıldızlarıyla tanışma vaktim gelmişti.


[Sizi davet eden taraf yakında bir elçi gönderecek.]


"Anlaşıldı."


[B-Başarılı bir ilk çıkış dilerim!]


Yeonggi, kararlı gözlerle yumruğunu sıktıktan sonra gözlerimin önünden "puf" diye kayboluverdi. Bembeyaz bulutlarla kaplı çevreye göz gezdirdim ve buranın, dokkaebilerin boyutlar arası seyahat etmek için kullandığı, <Yıldız Yayıncılığı>'nı birbirine bağlayan kılcal damarlardan biri olan Bulut Yolu olduğunu anladım.


[Ana senaryo bölgesinden geçici olarak ayrıldınız.]

[Dünya zamanıyla 24 saat içinde senaryo bölgesine dönmelisiniz.]

[Ayrılan süre içinde dönemezseniz senaryo yönetmeliklerine göre bertaraf edileceksiniz.]


"Bertaraf" mı, ciddi misin? Sistem bazen böyle tüyler ürpertici ifadeler kullanıyordu. Örneğin Yeraltı Dünyası'na gittiğimde olduğu gibi.


[Gizli Senaryo — "Takımyıldızı Ziyafeti" başladı!]

<Gizli Senaryo — "Takımyıldızı Ziyafeti">

Kategori: Gizli

Zorluk: ?

Tamamlama Koşulları: Ziyafete katılın ve başarılı bir ilk çıkış yapın.

Zaman Sınırı: 24 saat

Ödül: 100.000 jeton, bazı takımyıldızlarının lütfu ya da gazabı.

Başarısızlık: —


Her neyse, <Yıldız Yayıncılığı> gerçekten de her türlü yere gizli senaryolar sıkıştırmıştı. Kafaya koysan neredeyse her şeyden jeton kasabilirdin.


Kiiiiing!


Göğün derinliklerinden bana doğru uçan dört heybetli küheylan gördüm. Altın kanatlarını tüm güçleriyle çırparak ve burnundan soluyarak bir arabayı çeken bu küheylanlar, sanki kendileri ışık saçıyormuşçasına göz alıcı bir parıltı yayıyordu. Çektikleri araba da altın sarısı bir kaplamaya sahipti ve yan tarafına bir güneş sembolü oyulmuştu.


Bir dakika, bu Güneş Arabası olabilir miydi? O zaman arabadaki varlık...


[Yo, bin.]


Birdenbire gelen Gerçek Ses beni irkiltmişti ancak arabanın içindeki varlık sanki çok sıradan bir durummuş gibi rahatça konuştu.


[Hey, gevşe biraz. Simgesel bir Âlem'deyiz, o yüzden Gerçek Ses kısıtlamaları burada pek geçerli sayılmaz. Telaşlanmayı bırak da atla içeri hadi. Seni yiyecek değilim.]


Gergin bir şekilde arabanın perdesini araladım. Eğer bu gerçekten Güneş Arabası'ysa, sahibi Güneş Tanrısı Helios olmalıydı, yani...


Ha?


"Sen..."


Yol arkadaşıma şaşkın bir ifadeyle baktım. Daha doğrusu, perdenin arkasındaki şey bir yolcu değildi. Arabanın içinde bulunan tek şey, iştah açıcı kırmızı şarapla dolu ve havada süzülen bir şarap kadehiydi.


İçimden "Bu ne lan?" diye sorup durmakla meşgulken şarap kadehi konuştu.


[Ne? Beni tanımadın mı?]


[Takımyıldızı Şarap ve Vecdin Tanrısı senden hayal kırıklığına uğradı.]


Hâlâ hazırlıksız yakalanmış hâlde sordum: "...Dionysos?"


Tsuchuchuchuchu!


Şarap kadehi, çevresinde parlak kıvılcımlar dans ederken zevkle yüksek sesle inledi.


[Hey, öyle ulu orta gerçek isimleri savurup durma. Ama yalan yok, acayip iyi hissettirdi be. Şimşekler çaktı resmen.]


"...Neden böyle göründüğünü sorabilir miyim?"


[Fazladan Tutarlılık için. Simgesel formlar, masraftan kaçınmak istiyorsan en iyisidir. Yüce <Yıldız Yayıncılığı>'nın bu konularda ne kadar katı olduğunu bilirsin.]


Aslında simgesel formlar benim için de harikaydı. [Dördüncü Duvar]'a sahip olsam bile, bir takımyıldızının gerçek formunu gördükten sonra akıl sağlığımı koruyabileceğimden emin olamazdım.


Ben oturur oturmaz araba yola çıktı. Henüz bilmesem de, Dionysos'un Helios'un Güneş Arabası'nı sürmesinin mutlaka bir nedeni olmalıydı.


[Yüz yüze ilk kez görüşüyoruz, değil mi? Memnun oldum. Ben Şarap ve Vecdin Tanrısı'yım. Sizin ülkede şu enerji içeceği yüzünden adım ünlüdür.]


[Dionysos, Güney Kore'de "Bacchus" adlı popüler bir içeceğe gönderme yapıyor.]


"Ben de memnun oldum."


Bu garip selamlaşmadan sonra ikimiz de arabanın içinde kendi köşelerimize çekildik. Dionysos, alışıldık şakacı tavrının düşündürebileceğinin aksine pek fazla konuşmadı. Utangaç mıydı? Ne kadar şaşırtıcı. Eh, bütün Hikayeler doğru değildi galiba.


Bunun dışında, araba her sarsıldığında kadehin içinde sallanan şarap inanılmaz dikkat dağıtıcıydı. Üzerime dökülmeyecekti, değil mi? O sıvı da bir tür sembol olmalıydı, fakat Dionysos'un tam olarak hangi yanını temsil ediyordu?


Uzunca bir süre boş düşüncelere daldıktan sonra sessizliği Dionysos bozdu.


[Ah, kusura bakma. Tanıdığım bir tanrıçayla biraz sohbet ediyordum.]


"...Çok meşgul olmalısınız."


[Pek sayılmaz. Flörtleşme aşamasındayız, anlıyorsun ya. Zamanımın çoğunu ona ayırmam gerekiyor.]


Bunun şaka olup olmadığını anlayamadım.


[Bu arada, beklediğimden daha sakinsin? Sonuçta ben bir takımyıldızıyım.]


"Bir takımyıldızını ilk görüşüm değil."


[Ah, doğru. Son konuştuğumuzda seni Yeraltı Dünyası'na göndermiştim, değil mi?]


"Evet, bunun için teşekkür ederim."


[Teşekkürü boş ver. Ne yaptığının ayrıntılarını anlat.]


"Ha?"


[O burnu havada Kraliçe-nim'in bu kadar iyi davrandığını hiç görmemiştim. Tek bir cisimleşeni bulutsulara karşı koruyacak kadar ileri gitti... Ha? Dur, sakın söyleme... Yoksa sen o ahjumma'yla kırıştırdım mı...?]


Sesi biraz kıskanç geliyordu. Dionysos, benim yalnızca Persephone'nin görevini yerine getirdiğimi bilmiyor gibiydi.


"Öyle bir şey olmadı."


[Yo yo, masum rolü yapmayı bırak. O ahjumma fena seksi değil mi? O kocası olmasaydı çoktan hamlemi yapmıştım...]


"...Böyle şeyler söylemenizde sorun yok mu? Yeraltı Dünyası'nın Kraliçesi anneniz değil mi?"


[Hm? Haha. Sanırım öyle bir görüş var.]


"O versiyon yanlış mı?"


[Bunu söylemedim.]


"..."


[Neden bana öyle bakıyorsun? Olympus'u bilmiyor musun? Böyle bir tabu burada hiçbir şey sayılmaz.]


Olympus gerçekten de böyle bir yerdi. Kasıklarıyla düşünen tanrıların cennetiydi. Yine de bu biraz fazlaydı.


[Ah, doğru, konu açılmışken. Mesajımı aldın mı? Benim tarafıma katıl. Sana [Bacchus'un Başrahibi] Hikaye... Hey, o yüz ifadesi ne? Pek hevesli görünmüyorsun.]


"Hayır, teşekkür ederim."


Hızla başımı iki yana salladım. Dionysos, On İki Olympus Tanrısı'ndan biri olduğu için doğal olarak yüksek Kudret'e sahip bir takımyıldızıydı, ama... Ciddi misin? Bana sadece [Bacchus'un Başrahibi] mi verecekti...?


[Aha, anladım. Şuna bak hele. Benim Hikayemi <Eden> ve <Vedas>'ınkilerle karşılaştırıyorsun, değil mi?]


"Hayır, tam olarak öyle değil-"


[Dostum, sen hiç anlamıyorsun! [Dirilmiş Mesih] gibi bir Hikaye alırsan ne olacağını biliyor musun? Ömrünün sonuna kadar bakir yaşamak zorunda kalacaksın! Sonunda öldüğünde de ne olacak? Hm? Bir kez bile sevişemeden Yaratılış Tanrısı'nın hizmetkârı olarak yaşamak zorunda kalacaksın!] diye bağırdı Dionysos, iyice hararetlenmişti.

[Ha? Buna karşılık [Bacchus'un Başrahibi] Hikayesinin ne kadar harika olduğunu biliyor musun? Mesela rahibelerimi düşün!]


"O gey adamı parçalarına ayıran rahibeleri mi diyorsun?"


[Burada ikisinin sözünü ettiği rahibeler, Dionysos'un ya da daha doğrusu Bacchus'un takipçileri ve/veya rahibeleri olan maenadlardır; çoğu zaman ritüel orgiler ve vecd hâlindeki toplantılarla ilişkilendirilirler. Gönderme yaptıkları hikaye, Bakkhalar ve hikaye sırasında bu kadınlar tarafından parçalanan Pentheus'un hikayesidir. Pentheus, androjen bir Dionysos'a hayranlık duyması ve kadın gibi giyinmesi gibi belirli sahnelerin yorumlanışına göre gey ya da kuir okunabilir; fakat metinde ya da araştırmalarda bulabildiğimiz kesin bir şey yoktur. Bu yorum, Kim Dokja'nın/yazarların yorumu ya da hikayeyi hatırlama biçimi gibi görünüyor.]


Dionysos şaşkınlıkla yerinden sıçradı.


[Oh... Öhöm. E-Evet! Her gecen onlarla çılgınlık içinde geçebilir. Sana sonsuz şarap ikramı da yapabilirim! Hepsi bu da değil! Olympus Orji Partileri'ni duydun mu? Aphrodite'i biliyorsun, değil mi? İstersen onu da davet edebilirim-]


[Takımyıldızı Aşk ve Güzellik Tanrıçası, Takımyıldızı Şarap ve Vecdin Tanrısı'na dik dik bakıyor.]


[...Bunu söylememişim gibi davranalım. Neyse, ne düşünüyorsun?]


"Ben pek öyle şeylerden hoşlanmıyorum."


Dionysos'un şarabı huzursuzca dalgalandı.


[...Aklıma gelmişken. <Eden>'den bir meleğin senin ibne olabileceğini söylediğini duydum...]


[Burada kullanılan asıl terim 남색'tir; "sodomi" ya da "oğlancılık" olarak çevrilebilir ve temelde kişiye sodomit demektir. Ancak Korecedeki sözcük, İngilizcedeki sodomite sözcüğünün dini çevreler dışındaki kullanımından daha fazla eşcinsellere yönelik aşağılayıcıdır; çağrışımı, "fruity" sözcüğünün hakaret olarak kullanılmasına daha yakındır.]


"Kimin söylediğini tahmin edebiliyorum. Kadınlardan hoşlanırım. Daha da önemlisi, beni görmeye gelmenizin gerçek nedenini duymak istiyorum."


[Hmm? Neden bahsediyorsun? Tabii ki seni bizim bulutsumuza almak için...]


"Gerçekten hepsi bu mu?"


Bir an sessiz kaldı. Bir süredir çalkalanıp duran şarap kadehi havada tam bir tur attı.


[...Epey keskinsin.]


"Bunu sık duyuyorum."


[Bir şey içer misin? Şarabımdan iç.]


"İçkiyi pek sevmem."


[Eh... Tamam, haklısın. Buradaki amacım aslında seni Olympus'a götürmek değil.]


Tam da düşündüğüm gibiydi. Tanrıçalardan falan uzun uzun bahsetmişti, fakat bunların hiçbirinde gerçekten ciddi değildi. Birçok bulutsu ona dikkat kesiliyor diye On İki Olympus Tanrısı'ndan birinin tek bir önemsiz cisimleşeni almaya gelmesi zaten garip olurdu.


Ancak Dionysos'un sonraki sözleri beklentilerimi tamamen paramparça etti.


[Açık konuşayım. <Olympus>'a katılmanı istemiyorum.]


"...Ne?"


[Daha doğrusu-]


Tam o sırada büyük bir patlama sözünü kesti.


GÜÜÜÜM!


Güneş Arabası, sanki top ateşiyle vurulan bizmişiz gibi sallanırken en öndeki atlar çığlık attı. Dionysos'a bakmak için döndüğümde şarap kadehinden şarap dökülüyordu.


[Vaa! Siktir, o kadar korktum ki altıma işedim resmen!]


İdrarının tam olarak ne olduğunu sormaya fazla korktum ama dökülen şaraba değmemek için hızla uzaklaştım.


[Kahretsin, diğer bulutsular seni arıyor gibi.]


Perdeden dışarı baktım ve her taraftan bize yaklaşan, korkunç bir mevcudiyet yayan varlıklar gördüm. Hâlâ hangi bulutsulara ait olduklarını söyleyemeyeceğim kadar uzaktaydılar, fakat buraya dostça niyetlerle gelmedikleri açıktı.


[Siktir, bunu o hergele Helios'tan ödünç almıştım. Bozulursa bir servete patlar... Hey, siktir et. Seni burada bırakacağım, yolun geri kalanını kendi başına koşarsın. Bulut Yolu'nu takip et, hemen varırsın.]


Burada mı? Havada mı?


[Onları ben tutarım, sen git! Ziyafet salonuna girdiğin anda hiçbir bulutsu sana dokunamaz!]


Sözleriyle perde ardına kadar açıldı ve gözlerim çok aşağımda kalan bulut tabakasına kilitlenirken yutkundum.


Ben bir ruhum. Düşsem bile ölmem.


Dionysos'un sesi arkamdan geldi.

[Şunu aklında tut: Kimseye güvenme.]


"Kimseye." Buna o da dahil miydi?


Atlamaya hazırlanırken, sesi sırıtan bir tonda ekledi.

[Bir dahaki sefere kadar, Cisimleşen Kim Dokja.]


Tam o anda dışarı sıçradım.


Tsuchuchuchuchu! GÜÜÜÜM!


Arkamda yankılanan devasa bir patlamayla birlikte iliklerime kadar işleyen bir öldürme arzusu üzerime çöktü. Bu, daha önce hiç tecrübe etmediğim büyüklükte kozmik bir güçtü. En azından gerçek suretlerinin bir kısmı oraya inmiş olmalıydı.


Rumbbble! Kwarururru!


Kıvılcımlar gök gürültüsü gibi çatırdadı. Arkama bakmasam dahi takımyıldızları arasındaki savaşın başladığını hissedebiliyordum. Havada uçuşan enkaz parçaları başımın üzerinden vızıldayarak geçerken ve arkamdaki zemin ikiye ayrılırken, tüm gücümle Bulut Yolu'ndan aşağı koştum; bir an bile arkama bakmadım. Bu koşu sonsuza dek sürecekmiş gibiydi; en nihayetinde arkamdaki gürültü dindi ve girişe yaklaştığım esnada devasa bir kale görüş alanıma girdi.


"Ziyafet'e katılmak için geldim."


Kapı bekçisi beni baştan aşağı süzdü. Yönetim Bürosu'ndan gönderilmiş çaylak bir dokkaebi gibi görünüyordu.


"Ne? Cisimleşenlerin tek başına geldiğine dair hiçbir şey duymadım."


Kahretsin, belki de Güneş Arabası'ndan inmek hataydı. O benim bedava giriş kartım olabilirdi.


Tam o anda kalenin iç kapıları şak diye açıldı ve beklenmedik kurtarıcım, kapı kanatlarının arasında duruyordu.


[O arkadaşı içeri alın. O benimle birlikte.]


Orada beni bekleyen Persephone değil, uzun zamandır görmek istediğim bir takımyıldızıydı.




RoS: Hmmm Kim bu takım yıldızı acaba? Öğrenmek için okumaya devam!



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 165
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!