title mobile

Bölüm 144: 28. Sahne — Nihai Günah Keçisi IV

[Of, maç düşündüğümden daha hızlı bitecek gibi görünüyor.]

Havada süzülen dokkaebiler, Yoo Joonghyuk ile Nirvana arasındaki kanlı savaşı izlerken kıkırdadı.

[En azından üçte birinin, hatta yarısının öleceğini sanmıştım...]

[Bu hikaye can sıkıcı hâle gelmeye başladı.]

Stadyuma tepeden bakarken bangmangi'lerini tıktıklatan orta düzey dokkaebi sayısı üçten az değildi.

[Folklorda dokkaebilerin bangmangi adı verilen, sihirli değnek gibi işlev görüp bir şeyler çağırabilen büyülü sopaları vardır.]

Dışarıdaki cisimleşenler onları fark edince anlaşılır bir ürpertiyle donup kalmıştı. Dokkaebilerin adım attıkları her yere delice bir kaos taşıdıklarını çoktan tecrübe etmişlerdi.

[O zaman ipuçlarını beklemenin anlamı yok mu?]

[Ne yapabiliriz ki? O zaman biraz daha hızlı açıklayalım gitsin.]

Sözlerini bitirmelerinin ardından, cisimleşenlerin sıralamaları yağmur sonrası fışkıran bambu filizleri gibi havada süzülen bir gösterge panosunda birbiri ardına belirmeye başladı.

Seul Kubbesi'ndeki en güçlü sekizinci cisimleşen Ay Işığı Rahibesi Yoo Sangah.


Seul Kubbesi'ndeki en güçlü yedinci cisimleşen Kale Lordu Gong Pildu.



Seul Kubbesi'ndeki en güçlü altıncı cisimleşen Kötülüğün Yargıcı Jung Heewon.



Aynı anda üç sıralamanın ortaya çıktığını gören kalabalığın tepkisi adeta bir patlama etkisi yaratmıştı.

"Yoo Sangah kim? 'Ay Işığı Rahibesi' mi?"

"Gong Pildu-eoreusin yedinci!"

Jung Heewon da gösterge panosuna bakıyordu.

"Oha, ben altıncı mıyım?"

"Ben onuncuyum... Cık. Unnie, şu piçin işini bitirip meseleyi sonuca bağlayalım mı?" diye sordu Lee Jihye, yere çivilenmiş Tarafsızlık Kralı Jeon Ildo'yu ezerken.

Jung Heewon da ayağını onun üzerine koyup cevap verdi: "Hmm... Üzgünüm ama yapamam. Sponsorum seni fazla seviyor."

"Beni mi? Neden?"

Jung Heewon cevap vermek yerine kılıcını Jeon Ildo'ya doğrulttu.

"Hey Jeon Ildo-ssi, ilk ona bile giremedin mi?"

"...Jung Heewon." Kılıcın kesikin ağzı karşısında Jeon Ildo'nun tüm bedeni titredi. "[Düşünce Enfeksiyonu]'ndan nasıl kurtuldun?"

"Bana soru sorma. Acele et ve stigmanı kaldır, yoksa öl."

"Beni öldürsen bile... stigmam... kaybolmaz."

Bunu söyledikten hemen sonra bayıldı.

Jung Heewon işlerin baş ağrıtıcı bir hâle gelmek üzere olduğunu hissetti. Adamın ensesine bir kez daha vurduktan sonra etrafta Kim Dokja'yı aramaya başladı.

"Dokja-ssi?"

Fakat Kim Dokja hiçbir yerde yoktu.

Seul Kubbesi'ndeki en güçlü beşinci cisimleşen Lekesiz Çelik Lee Hyunsung.


Lee Hyunsung ve Gong Pildu, mesajı duyduklarında kubbenin dışındaki canavarlara karşı topyekün bir savaşın ortasındaydılar.

Gong Pildu kaşlarını çatıp sordu: "...'Lekesiz Çelik' de ne lan?"

"B-ben de bilmiyorum."

Lee Hyunsung aptala yatarak üzerine hücum eden 5. sınıf canavarlara karşı <Yüce Dağ Darbesi>'ni savurdu. Artık <Çelikleşme>'yi kullanabildiği için Küçük Felaket seviyesindeki canavarlar bile onun eline su dökemezdi.

Kiyaoooh—!

Dududududu!

Yine de canavarların sayısı beklediğinden fazlaydı ve savunma hatları yavaş yavaş gerilemeye başlamıştı. Ön saflarda tutunup Silahlı Kale'yi savunurken dişlerini sıktı ve düşündü.

Dokja-ssi, her şey plana göre gidiyor mu?

Kim Dokja'nın ona yine cevap vermesini yarı yarıya bekledi ama elbette bu kez hiçbir cevap gelmedi.


Seul Kubbesi'ndeki en güçlü dördüncü cisimleşen Kara Alev İmparatoriçesi Han Sooyoung.


Bu sırada Han Sooyoung kendi sıralamasına bakıyor ve sırıtıyordu.

Yerde kanlar içinde yatan Kim Dokja'ya bakıp sordu: "...Yani gerçekten dördüncü müyüm?"

Onu hemen canını almayacak şekilde bıçaklamıştı ancak akan kan, fazla dayanamayacağını açıkça gözler önüne seriyordu. Çömelip elini yanağına koydu, ardından çimdikleyip çekiştirmeye başladı.

"Kim Dokja, cidden böyle geberip gidecek misin? Sırf beni üçüncü sıraya taşımak için?"

Rahatsız bir ifadeyle sessizce yüzüne baktı.

"Aslında hiç de fena görünmüyorsun."

O doğal olarak cevap vermedi. Kendisi istemiş diye onu bıçaklamıştı ama bu hâlini görünce gerçekten ölebileceğinden endişelenmeye başladı. Bu pisliğin bir avatarı bile yoktu, ama... Yoksa gerçekten ölecek miydi...

"Ben niye bu piçi dert ediyorum ki...?"

Kim Dokja'nın dudakları acıyla bükülünce, homurdanmaları yarıda kesildi. Nedenini sorgulasa da, cevabı zaten biliyor gibiydi.

Onun için de zor olmalıydı. Kim Dokja da kıyametten önce tıpkı kendisi gibi sıradan bir insandı. Böyle biri çıkmış, dünyanın kaderini belirleyen bir sahneye atlayarak başkahramanın iplerini oynatıyordu. Bunu daha önce bir kez bile belli etmediği için onun da sıradan bir insan olduğunu unutmuştu.

Elini uzatıp ağzının kenarını yukarı çekti. Gözleri acıyla kısılırken yüzüne yerleşen o gülümseme ne tuhaf görünüyordu. Kıkırdadı.

"...Acayip."

Tam o sırada kubbenin içinden devasa bir patlama yükseldi. Yoo Joonghyuk ile Nirvana arasındaki savaş sonunda sonucuna varıyordu.

[Haha, geriye yalnızca büyük merakla beklenen ilk üç kaldı! Herkes kim olduklarını öğrenmek için ölüp bitmiyor mu? Biraz daha bekleyin! Sıralamalar yakında açıklanacak!]


[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı hızla atan kalbini saklıyor.]

[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri terini—daha doğrusu, saçını avuçluyor.]

[Takımyıldızı Adalet Ordusunun Kel Lideri beklentiyle başını parlatıyor.]

[Bu, "koltuğunun ucunda olmak" ifadesine benzer şekilde heyecan ve gerilimi anlatan bir söz oyunudur.]


Mesajlar kulaklarına dolarken Yoo Joonghyuk kılıcıyla tekrar tekrar saldırdı.

Kagagagak!

Kılıcı ürpertici bir gıcırtıyla [Sahasrabhuja Avalokiteśvara]'yı delip geçti; bedeninin derinlerindeki kaslar bozulmak üzere olan bir mekanizma gibi inlerken Yoo Joonghyuk vücudunun yavaş yavaş çöktüğünü hissetti. Bu, [Devleşme]'nin yan etkisi ve kaldıramayacağı bir gücü kullanmanın bedeliydi. Dev ona bu gücü verdiğinde onu uyarmıştı.

「 Tüm statların üç haneye ulaşana kadar bu tekniği kullanmamalısın. 」

Ancak Dev, bu beceriyi aktarırken onun bu uyarıya asla kulak asmayacağını zaten biliyor olmalıydı. Yoo Joonghyuk'un yürümesi gereken yol, sura'nın yoluydu; tüm imkânlarını kullansa bile sonuna kadar yürüyemeyebileceği imkânsız bir yol.

[Sura yolu, birinin kaos, şiddet veya aşırı çatışmanın içine sürüklendiği durumu anlatan mecazi bir ifadedir.]

Ona en büyük umutsuzluğu veren şeyse yolun sonunun ufukta dahi görünmemesiydi.

Guoooh!

Yoo Joonghyuk Büyü Gücü'nün her zerresini kılıç darbesine aktardı. Devasa kılıcın aşağı dönük saplanışı boyunca ilerleyen güç, mavi dalgalar oluşturdu ve ardından Nirvana'nın bedenini yuttu.

Kuguguguguk!

「 "Gök Yaran Kılıç Ustalığı patlamalarda yatar. Kendini gizleme. Genişle, çiçek aç, taş. Göklerin senin üzerinde var olmasına izin verme." 」

Bunlar ona Gök Yaran Kılıç Ustalığı'nı öğreten ustası Gök Yaran Kılıç Azizi'nin sözleriydi.

Gök Yaran Kılıç Azizi, 2. turun ikinci yarısında Geri Dönenler İttifakı'na karşı tek başına savaşmış ve Kan İblisi ile Göksel İblis'in ortak saldırısı sonucu can vermişti. O vakitler Yoo Joonghyuk, göğü ne kadar yararsa yarsın parçalayamayacağı kadar kalın semalar görmüştü. Bu dünyada bazı gökler gerçekten de öyleydi.

"Yoo Joonghyuuuk...!"

Fakat Nirvana o tür bir gök değildi. Reenkarnatör güçlüydü ve gelecekte daha da güçlenecekti ama henüz ne Göksel İblis ile Kan İblisi'nin ne de Gök Yaran Kılıç Azizi ile Işıltılı Paradoks'un seviyesine ulaşmıştı.

Bu yüzden öldürülebilirdi.

Yoo Joonghyuk, Nirvana'yı ezici gücüyle tamamen un ufak etmek için kalan tüm Büyü Gücü'nü serbest bıraktı. Az önce o devasa kılıcı bloke eden [Sahasrabhuja Avalokiteśvara] lime lime edilirken, Nirvana'nın bedenindeki yanmış etler de parça parça kopup gitti. Alelacele miras alınan becerilerin sınırı işte buydu.

"Kruaagh!"

Çarpma noktasından muazzam bir şok dalgası yayılırken Nirvana yere derinlemesine gömüldü. Yoo Joonghyuk zaferinden emindi. Bu darbe yeterliydi. Nirvana'nın gizli bir kozu var gibi görünüyordu ama bu kadar hasar aldıktan sonra durumu tersine çevirmeyi ummaları imkânsızdı.

Kim Dokja yüzünden yakın dövüş becerileri miras almak zorunda kalmış olmalı.

Yoo Joonghyuk son darbeye hazırlanmak için kalan Büyü Gücü'nü yoğunlaştırdı. O kraterden sürünerek çıktıkları anda işlerini bitirecekti.

Ama tam o sırada kafasının içinde bir uyarı çınladı.


["İleri Zihinsel Bariyer Sv.3" özel becerisi sınırına ulaştı.]

["Düşünce Aşısı Sv.1" özel becerisi aşındırılıyor.]


...Bu olamazdı. [Düşünce Aşısı], Nirvana'nın [Düşünce Enfeksiyonu] ve [Ebedî Hapishane]'sine karşı koyan bir karşı beceriydi. O hâlde neden?

Olamaz.

En kötü ihtimal zihninde şimşek gibi çaktı. Şimdiki Nirvana hâlâ geçmiş yaşamındaki Nirvana'dan daha zayıftı. Ya hiç yakın dövüş becerisi miras almamışlarsa? Ya Kim Dokja bir değişken olmasına rağmen Nirvana'nın kafasında her zaman yalnızca tek bir gaye yatıyorsa?

Kahretsin, [108 Klesha] mı?

[Klesha'lar, Budizm'de zihni bulandıran ve sağlıksız eylemler olarak ortaya çıkan zihinsel durumlardır. Kaygı, korku, öfke, kıskançlık, arzu gibi zihin hâllerini içerir. Çağdaş çevirmenler klesha terimini sıkıntılar, kirlenmeler, yıkıcı duygular, rahatsız edici duygular, olumsuz duygular, zihin zehirleri ve nevrozlar gibi çeşitli İngilizce sözcüklerle karşılar. Burada orijinal sözcük korunmuştur.]


["İleri Zihinsel Bariyer Sv.3" özel becerisi çöktü.]

[108 klesha zihnini kemirmeye başladı.]


Görüşü kararırken ve beş duyusunun tamamı kontrolden çıkarken aklından geçen son şey Siktir oldu. Her zamanki sakin düşünceleri kontrolden çıkmaya başladığında bir şeylerin ters olduğunu fark etmeliydi.

Nirvana yüzüne yapışmış bir gülümsemeyle çukurdan çıktı.

"Yoo Joonghyuk! Seni anlayabilecek tek kişi benim!"

Her şeye sırf bu an için dayandıkları belliydi. Arkalarında yüz sekiz dev tespih tanesi parlıyordu.

"Artık direnmekten vazgeç ve benimle Bir Ol."

Paat—Işık yükseldi ve Yoo Joonghyuk klesha parçalarının zihnine saplandığını hissetti. Bu beceri altında çökerse bir sonraki regresyonunu garanti edemezdi.

Buraya daha yeni geldim.

Şimdi regresyona geçmeliydi. Yoo Joonghyuk bedeni üzerinde kalan son hâkimiyeti kullanarak Yüce Gök Yırtan Kılıç'ın ağzını boğazına götürdü.

「 "Bu turu çöpe atarsan sonraki turun daha iyi olacağını sanarak kendini kandırma." 」

Neden şimdi o herifin sözlerini hatırlıyordu?

「 "Bu dünyanın sonunu bir 'insan' olarak görebileceğin tek tur bu olabilir." 」

Yoo Joonghyuk, zihni darmadağın olup bu sefil hâle düştüğünden beri ilk kez berrak bir şekilde düşünebildi.

Kim Dokja...

Görüşü yavaş yavaş soldu.

— Beni düşünmen epey sürdü, seni velet.

Belki yalnızca hayal gücüydü ama tanıdık bir ses duydu.

— Biraz dinlen.

O seste teselli bulduğunu inkâr etmek istese de Yoo Joonghyuk yine de sessiz bir huzurla gözlerini kapattı.


Gözlerimi yavaşça açarken güçle dolup taştığımı hissettim.

Görüş hizamın yüksekliği belli belirsiz değişmişti. Savaşa hazır kasların tüm bedenimi kusursuzca sarmalaması harika bir histi; kanımda pompalanan adrenalin tam kararında salgılanmıştı. Tüm bunlar bana her şeyi yapabileceğime dair sarsılmaz bir güven verdi.


["Birinci Şahıs Başkahramanın Bakış Açısı" etkinleştirildi!]


Delilik... Gerçek Birinci Şahıs Başkahramanın Bakış Açısı buydu. Yoo Joonghyuk normalde böyle hissediyordu. Bu kadar güçlü olmasına şaşmamalıydı.

"...[108 Klesha] ile nasıl başa çıktın?"

Nirvana'nın uzakta paniklediği görülüyordu. Stadyumun dışına göz attım. Han Sooyoung işini düzgün yapmış olmalıydı, çünkü Yoo Joonghyuk'u başarıyla ele geçirmiştim. Son nefesime yaklaşık beş dakika vardı.

Nirvana bana delici bir bakış fırlatırken başka bir beceriyi üzerime yöneltti.


[Kurgusal karakter Nirvana Möbius "108 Klesha Sv.2" özel becerisini etkinleştirdi!]


[108 Klesha]. Aslında kullanıcının zihnine eziyet ederek aydınlanma seviyesini artırmaya yönelik bir beceriydi ama başkaları üzerinde kullanıldığında şiddetli bir hezeyana sürüklüyordu. Etkileri [Düşünce Enfeksiyonu] ya da [Ebedî Hapishane]'den bile kötüydü; özellikle Yoo Joonghyuk gibi bir regresör için. Elbette bu, gerçekten Yoo Joonghyuk olmam hâlinde geçerliydi.


["Dördüncü Duvar", "108 Klesha Sv.2" etkisini tamamen etkisiz hâle getirdi!]


Kusura bakma ama şu anda her zamanki Yoo Joonghyuk değilim.

"Bu his... Sen kimsin?"

Reenkarnatör olmak sezgilerini gerçekten keskinleştiriyordu. Öne atılıp yumruğumu tok bir şak sesiyle ağzına gömdüm.

"Kraaagh!"

Nirvana kâğıt bebek gibi havada savruldu.

Bir regresörün bedeni cidden muazzamdı. [Elektriklenme]'yi devreye sokmadan bile bu denli bir hıza ve yıkıcı güce ulaşmıştım. Nirvana'nın fiziksel gücü tükendiği için, geriye savrulmaktan kaçınma şansı yoktu.

Peşinden gittim ve art arda daha fazla yumruk indirdim.

Güm!

Son derece tatmin edici bir histi.

Buna rağmen Nirvana hâlâ daha fazlasına dayanabilecek gibi görünüyordu. Mantıklıydı. Acı ve ölüm ona tanıdık geliyordu.

Yüzünü tekrar yumruklayıp dağıtırken fısıldadım: "Onlarca kez öldün ama hâlâ 'ölüm'ün ne olduğunu kavrayamadın. Ne büyük bir ironi."

Ölüm, yalnızca bir kez gerçekleştiği için ölümdü.

"İçinde bulunduğu anda yaşayamayan bir herifin etrafta dolaşıp bunu vaaz etmesinden daha büyük çelişki yoktur."

Bir insanın "şimdiki anı" değerliydi, çünkü ölümden sonra hiçbir şey yoktu. Nirvana'nın ne "ölüm"ü ne de "şimdiki an"ı bir türlü kavrayamamasının yegane sebebi buydu.

"Bunu nasıl biliyorsun— *öhö!*"

"Yoo Joonghyuk'la neden Bir Olmak istediğini, insanları neden Kurtuluş Tarikatı'na kattığını ve bütün bunlar aracılığıyla nihayetinde ne elde etmeye çalıştığını biliyorum."

Tak!

Ve bunu bildiğim için onu durdurmak zorundaydım.

Nirvana geriye sendeledi ama çabucak kendini toparladı.

"Aptal sattva!" diye dişlerinin arasından bağırdı. "Kim olduğunu bilmiyorum ama yaptığın her şey anlamsız. Beni öldürsen bile Yoo Joonghyuk ölecek. Kimse senaryoların yıkımla bitmesini durduramaz. Dünyanın trajedisi tekrar edecek, ben reenkarnasyona uğrayacağım ve Yoo Joonghyuk regresyona geçecek! Sonunda Bir Olacağız!"

Doğru, bu bir reenkarnatörün zihniyetiydi.

"Gerçekten öyle mi sanıyorsun?"

Tam o sırada gösterge panosunda bir mesaj belirdi.


Seul Kubbesi'ndeki en güçlü üçüncü cisimleşen Yüce Kral Yoo Joonghyuk.


Zamanlamaya bak.

Nirvana'nın ifadesi komik bir hâl aldı.

"Üçüncü mü? Bu Yoo Joonghyuk?"

Başımı sallayıp gülümsedim.

"Yoo Joonghyuk bir sonraki regresyona geçmeyecek."

"Ne?"

"Ne olursa olsun yaşayacak. Burada ölecek kişi ya sen olacaksın ya da ben."

"Güldürme beni! En güçlü cisimleşen benim! Ben, Nirvana Möbius! Senin gibi önemsiz bir sattva karşısında ben—!"


Seul Kubbesi'ndeki en güçlü ikinci cisimleşen Kurtuluş Tarikatı Lideri Nirvana Möbius.


...Lanet olsun. İkinci sırayı şimdiden açıklamalarını beklemiyordum.

Yukarı baktığımda dokkaebilerin keyifle kıkırdadığını gördüm. Oyunun sonuçlandığına karar vermiş olmalıydılar.

Nirvana'nın gözleri titremeye başladı.

"...Saçma... Böyle bir şey nasıl mümkün..."

"Nirvana, şu anda yaşamak istediğini söylemiştin, değil mi?"

"Sen... Sen misin...?"

Bedeni, asla çözülemeyecek bir Hua Tou'yla karşılaşmış gibi sarsıldı.

[Hua Tou, Zen uygulayıcısının aydınlanmaya ulaşmak için cevaplamaya çalıştığı problemlerdir.]

Ona, kulağına fısıldayan bir azrail gibi oldukça kısık bir sesle, "Sana 'ölüm'ün ne olduğunu öğreteceğim," dedim.




RoS:

Han Sooyoung beni hazırlıksız yakaladı, neden bu kadar üzüldüm ki bu birkaç cümleye...



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 161📖 Manhwa Bölüm 162
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!