title mobile

Bölüm 143: 28. Sahne — Nihai Günah Keçisi III

Ekibimiz, vaat edilen hesaplaşmaya yaklaşık yarım saat kala Gwanghwamun yakınlarına vardı. O esnada bile, mesaj kafamın içinde çınlamaya devam ediyordu.


[Şu anda Seul'deki en güçlü cisimleşen sensin.]


Kahretsin, keşke "duydum, gayet net anladım" diyebilsem de artık sussa. Dürüst olmak gerekirse, bu beni hazırlıksız yakalamıştı. Yoo Joonghyuk'a karşı tüm gücümü ortaya koysam bile zaferimi garanti edemezdim ve Nirvana'yı da yalnızca eşleşme avantajı sayesinde zar zor yenebilmiştim.

Neden "en güçlü" sayılıyordum ki? TWSA'nın 51. turunda geçen şöyle bir pasaj vardı.

「 <Yıldız Yayıncılığı>'nda güç ve zayıflığın güç seviyesi ya da beceri yetkinliğiyle hiçbir ilgisi yoktur. Burada gücün tüm ölçütleri "Hikaye"den gelir. 」

Nirvana da benzer şeyler söylemişti. Güç de zayıflık da nihayetinde Hikayelere bağlıydı.

"Dokja-ssi!"

Lee Hyunsung ile Jung Heewon uzaktan, birbirlerine yaslanarak bize yaklaştı. Yaşadıkları şeylerden sonra, birbirine değen omuzlarında kendini gösteren güven çelik kadar sağlamdı.

Jung Heewon bana el sallayarak, "Bir savaş ilanı olduğunu duyduk. Oldukça şatafatlıydı," dedi.

"Nasıl hissediyorsunuz?"

"Ben iyiyim, ama Hyunsung-ssi biraz yaralandı..."

"Ben tamamen iyiyim!"

"Cidden mi? Hâlâ dik durmaya çalışıyorsun."

Lee Hyunsung, bundan hiç etkilenmediğini kanıtlamak istercesine göğsüne vurdu. Abartılı geliyordu ama bunu sadece "güçlü görünmeye çalışmak" diye geçiştirmek zordu. Çeliğin Efendisi'nin Hikayesi'ni miras almaya başladığı için onun Kudretini artık hissedebiliyordum. Buna bakılırsa muhtemelen Seul Kubbesi'ndeki cisimleşenler arasında ilk beşe girecekti.

Bu dünyada "gücü" belirleyen şey, Hikayelerinin Kudretiydi. Bu hayatta inşa ettiğim Hikayeler normalde imkânsız sayılacak bir seviyede olduğu için muhtemelen "en güçlü cisimleşen" olarak sıralanmıştım.

Elbette Regresör Yoo Joonghyuk ve Reenkarnatör Nirvana'nın Hikayeleri de benimkilerden geri kalmıyordu ama onların Hikayeleri aynı zamanda geçmiş yaşamlarının bir parçasıydı.

Artık Gwanghwamun'un tamamını uzaktan görebiliyorduk. Saati kontrol ettim. İlk dalganın üzerinden üç saat kırk dakika geçmişti ve ikincisi yakında gelecekti.

"5. sınıf canavarlar yakında gelecek. Diğer cisimleşenler iyi olacak mı?"

"Burada kaldıkları sürece sorun yaşamazlar."

Jung Heewon ve ekibin geri kalanı, etrafa bakarken bakışlarımı takip etti. Çevremizdeki kalabalık son on dakikada büyümüş, insanların sıkışıklığı da artmıştı.

"Bu..."

Etrafımızda tezahüratlar ve bağırışlar yükselirken Jung Heewon da bunu fark etmiş gibiydi. Seul'de kalan her cisimleşen Gwanghwamun'a akın etmişti.

"Kurtuluş Tarikatı Lideri'ni öldürün!"

"Senaryoyu bitirmek için önce onları bitirin!"

Silahlarla donanmış insanlar sloganlarını haykırıyordu. Kimse özgürlükten ya da eşitlikten söz etmiyordu. Seul halkı, böyle görkemli kavramlardan bahsedemeyecek kadar perişandı. Bunun yerine hayatta kalmak için toplanmışlardı.

"Yüce Kral'ın peşinden gidin!"

"Kurtuluş Tarikatı'nı yok edin!"

Lee Hyunsung karmaşık bir ifadeyle bu manzaraya bakarken, "Dokja-ssi," dedi, "bunun olacağını biliyordunuz."

"Tahmin etmiştim."

Ne kadar yeni cisimleşen ortaya çıkarsa çıksın, Kurtuluş Tarikatı ne kadar azgınlaşırsa azgınlaşsın, Seul nüfusunun çoğunluğunu "mevcut cisimleşenler" oluşturuyordu. Onları bir araya getirmek için tek gereken, kendi hiziplerinin sınırlarını aşan ve etrafında birleşebilecekleri bir davaydı.

Gong Pildu kalabalığa bakıp iç çekti.

"...Güney Kore harbi bok yoluna gitmiş. Toprağımı bana geri vermesi gereken Ulusal Meclis'teki o lanet üçkağıtçıların hepsi geberdi mi ne?"

"Ahjussi, böyle bir durumda hâlâ o saçmalığa mı takılıyorsun?"

Lee Jihye ona dil şaklatırken Gong Pildu dudaklarını büzdü.

"...Yoo Sangah'ı artık kurtarmayacak mısın? Kurtuluş Tarikatı tarafından yakalandığını duydum."

"Gidip onu alacağız," dedim. "Sadece şu anda değil."

Acele etmemeliydim. Nirvana bile, bulutsular arası bir savaş başlatmaya niyetli olmadığı sürece bulutsu <Olympus>'a dokunmaya cüret edemezdi.

Gwanghwamun cisimleşenlerin coşkusuyla adeta kaynarken, havada parlayan bir mesaj belirdi.

<İpucu #2>

Seul Kubbesi'ndeki en güçlü dokuzuncu cisimleşen Böcek Çocuk Lee Gilyoung.


Adı söylendiğinde Lee Gilyoung'un gözleri parladı.

"Hyung, dokuzuncuyum!"

"...Saçmalık. Ben o çocuktan daha mı zayıfım?"

"Gevezelik yeter. Harekete geçmeye hazırlanın," diye emrettim.

Ekip aynı anda başını salladı. İkinci ipucunun duyurulması, ikinci dalganın başlangıcını işaret ediyordu. Şehrin dış mahallelerinden yükselen gür bir kükremeyle başladı ve onu kasvetli ulumalar izledi.

Canavarlar 5. sınıftan itibaren bazen Küçük Felaket olarak sınıflandırılabilirdi. Başka bir deyişle, sıradan cisimleşenlerin başa çıkabileceği şeyler değillerdi. Yine de cisimleşenlerin hepsi Gwanghwamun yakınlarında toplandığı için başarısız olmaya mahkûm değildik. Savunulacak alan daraldığı için savunma yapmak daha kolay olacaktı.

"Bunu dört saat içinde sonuçlandırmak zorundayız. Bundan sonra 4. sınıf canavarlar ortaya çıkmaya başlayacak. O noktaya gelirse her şey biter."

Grup başını salladı. Küçük Felaketler yeterince korkutucuydu; kimse onlardan bir sınıf daha yüksek canavarların ortalığı kasıp kavurduğunu görmek istemiyordu. Gong Pildu ve Lee Hyunsung'dan cisimleşenlere liderlik edip bir savunma ağı oluşturmalarını istedim.

"Bize bırakın."

"Hıh, o zaman bu senaryo bittikten sonra Gwanghwamun benim olmalı."

Buruk bir gülümsemeyle cevap verdim: "...Tamam. İstediğini yap."

Ne yazık ki Gong Pildu'nun arzuladığı Seul'ün göbeği o zamana kadar çoktan yok olacaktı.

Ekibin geri kalanını Gwanghwamun'un merkezine, ortasında devasa bir kubbe bulunan yere götürdüm. Bu, senaryolar başlamadan önce var olan bir yapı değildi. Gwanghwamun'da stadyum gibi bir şey hiç olmadığına göre, Kurtuluş Tarikatı bu alanın tamamını baştan sona kendi başına inşa etmiş olmalıydı. Kubbenin duvarları opaktı ve daha yakından bakınca tepesinde duran birinin ateşli bir konuşma yaptığını gördüm.

— Cisimleşenler, gerçek düşmanımız kim? Neden şu anda mızraklarımızı ve kılıçlarımızı birbirimize doğrultuyoruz?

Jung Heewon bu ses karşısında kaşlarını çattı.

"...Tarafsızlık Kralı."

Tarafsızlık Kralı Jeon Ildo, kubbenin tepesinden [Ses Yükseltme] becerisini bir dokkaebi edasıyla kullanıyordu.

— Bunca yolu geldikten sonra hepinizin neler hissettiğini elbette anlıyorum. Kurtuluş Tarikatı olsun, diğer güçler olsun, hepimiz yalnızca zayıf insanlarız; senaryolar tarafından sürüklenip savrulmuş kurbanlarız. Burada kendi aramızda dövüşmenin hiçbir anlamı olmadığını siz de biliyor olmalısınız! O dokkaebi piçlerinin tam olarak istediği şey bu!

"Kes sesini! Dövüşü ilk başlatan Kurtuluş Tarikatı müritleriydi!"

"Aynen! Direkt öldürelim şunu!"

Jeon Ildo belli belirsiz gülümsedi.

— Hepiniz canavarların her an üzerimize üşüşeceğini bilmiyor musunuz? Şimdi dövüşürsek Seul düşer.

"O zaman bizden ne yapmamızı istiyorsun?!"

— Buradaki herkes, en güçlü cisimleşen kendini feda ettiği takdirde hepsinin hayatta kalabileceği bir senaryo olduğunu zaten biliyor.

Paat—Stadyumun dış yüzeyi saydamlaştı; içeride, göz kamaştırıcı ışıklara boğulmuş bir sahnenin üzerinde duran iki kişi gözler önüne serildi.

— İşte Seul Kubbesi'nin cisimleşenleri için bizzat öne çıkan iki kahraman! Sizlere en güçlü cisimleşen adaylarını takdim ediyorum!

Vaaaayyy—! Kubbenin karşı tarafında Kurtuluş Tarikatı müritleri tezahürat tufanına kapıldı.

"Yoo Joonghyuk! Yoo Joonghyuk!"

"Nirvana! Nirvana!"

Bu ani gelişme karşısında cisimleşenler gözle görülür biçimde afalladı.

"Bu da n-ne lan?!"

"Şimdiden dövüşüyorlar mı?"

Birden zihinlerinin içine bakabildim.

「 Senaryoyu bu şekilde temizleyebilirsek ne olur? 」

「 En güçlü olan Kurtuluş Tarikatı Lideri ya da Yüce Kral olsa ne fark eder? İkisi de bu dövüşte bir şekilde ölürse bizim işimize gelmez mi? 」

İnsanlar korkaktı ve Nirvana onları korkaklıklarının zirvesine sürüklemenin en iyi yolunun, henüz gelmemiş belirsiz bir geleceğin güvenliğine tutunmak istemelerini sağlamak olduğunu gayet iyi biliyordu. Tatlı sözlere çoktan kanmış bazı insanlar savaşma iradelerini kaybedip kendilerini kurtarmanın yollarını aramaya başladı.

Kubbenin yanına yaklaşıp duvara vurdum.

Çuçuçuçuçu—Kwaaang!


[Kurgusal karakter Jeon Ildo'nun "Adil Düello Sv.3" stigması şu anda etkin.]

[Düellocular dışında hiçbir cisimleşenin sahneye girmesine izin verilmiyor.]


...Gwanghaegun'un stigmasını çoktan etkinleştirmiş olacağını hiç düşünmemiştim. Düellocular Yoo Joonghyuk ve Nirvana dışında kimse fiziksel olarak dövüşe müdahale edemezdi.

Stadyumun içinden gür bir patlama koptuğu sırada Jung Heewon ve Lee Jihye'ye, "Jeon Ildo'yu öldürün!" diye seslendim.

KWANNNG!

Yoo Joonghyuk ile Nirvana arasındaki savaş sonunda başlamıştı. Kubbenin üzerinde devasa bir ekran belirdi. Emin olamazdım ama muhtemelen bir dokkaebi'nin işiydi.

[Epey ilginç bir gösteri sergiliyorsunuz. Dövüş bu kadar eğlenceli olduğuna göre herkes izleyebilsin diye bunu hazırladım.]

Ekranda Yoo Joonghyuk'un iki kılıcını savurduğu, Nirvana'nın ise beyaz Büyü Gücüyle kaplı iki elini çaprazlayarak savunma yaptığı görülüyordu.

Pabababat!

Gökler Yoo Joonghyuk'un [Gök Yaran Kılıç Ustalığı] ile nakışlanırken, Nirvana'nın Mandala'sı enerji fırtınasının arasından iplik gibi süzülüp bir açık arıyordu. Göz açıp kapayıncaya dek onlarca kez çarpıştılar; gidip gelen saldırı ve savunmalarının altında, <Aktarım> ya da <Miras> ile kazanılmış becerileri çözümleyerek rakibi okumaya çalışan gizli ve karmaşık bir zekâ savaşı yaşanıyordu. [Regresör] ile [Reenkarnatör] arasındaki düello böyle görünüyordu.

İlk kozunu açan Nirvana oldu. Mandala'sı yoğunlaşmış Büyü Gücüyle bir topaç gibi döndü; dalgalar hâlinde merkezde birikti, ardından yüzlerce tele ayrılıp büküle büküle ipliklere dönüştü ve Yoo Joonghyuk'un bedenine kamçı gibi savruldu.

Şvak! Şvakak!

Yoo Joonghyuk ilk bakışta hata gibi görünen bir hamleyle göğe sıçrayarak bükülmüş beyaz ipliklerden kıl payı kurtuldu. Büyü Gücü iplikleri hemen peşinden yukarı fırladı ama o kılıcını hızla çevirip onları savuşturdu. Fakat ikisi aradan sıyrılmayı başardı.

Poff!

Sol omzundan ve uyluğundan kan boşalırken kalabalıktan üzüntü dolu çığlıklar yükseldi. Jeon Ildo, Jung Heewon'dan kaçarken abartılı yorumculuğuna başladı.

— Ah! Görünüşe göre maç bitmek üzere!

Yoo Joonghyuk sakinliğini korudu. Kubbenin tavanına kadar sıçradığı yerden, Bulutları Toplayan Göksel Kılıç'ın ucunu yere doğrultup kendini aşağı fırlatarak keskin bir dalışa geçti. Aşağı dalarken kılıcını saran mavi Büyü Gücü alev aldı ama Nirvana savunmasını çoktan kurmuştu.

"Gel, Yoo Joonghyuk!"

Tam o anda Bulutları Toplayan Göksel Kılıç'ın boyutu ansızın değişti. Az önce uzunluğu iki cheok'u biraz aşıyordu; fakat şimdi dev kılıç denecek kadar büyümüş, ardından küçük bir ev boyuna, çok geçmeden de bir gökdelen yüksekliğine ulaşmıştı. Yoo Joonghyuk'un kılıcı tutan kolu da aynı ölçüde devasa hâle geldi. Bir Dev'in sağ koluna benziyordu.


[Devleşme]


Bu, menzilden çıkmak için elinden geleni yapan Nirvana'yı irkiltti ama artık çok geçti. Gökleri yarabilecek kılıcın tüm ağırlığı Nirvana'nın üzerine çöktü.

KWANNG!

Çarpmanın gümbürtüsü yeri Dünya'nın manto tabakasına dek yararken sahneyi kurşuni bir toz kapladı.

"Kruughhh!"

Cisimleşenler; on metreden derin bir kraterin içinde, Mandala'sından filizlenen sayısız kolla Yoo Joonghyuk'un kılıcını engellemeyi başaran Nirvana'yı görünce hayranlıkla nefesleri kesildi.


[Sahasrabhuja Avalokiteśvara]

[Sahasrabhuja (Bin Kollu) Avalokiteśvara, Mahayana ve Tibet Budizmi'nde merhamet bodhisattvasının son derece saygı gören bir formudur; tüm duyarlı varlıkları kurtarmak için sonsuz şefkat eylemini temsil eder.]


Hakikati ayakta tutan bodhisattva'nın elleri, Dev'in devasa kılıcına karşı bir güç mücadelesine girmişti. Kubbe olmasaydı, ezici güçlerinin çarpışması tüm bölgeyi silip süpürürdü. Bu manzaranın gerçeküstülüğü karşısında bütün cisimleşenler donakaldı.

「 Bu, Seul'deki en güçlüyü belirleyecek hesaplaşma. 」

En güçlü olan benim, oysa...

Ağzımdaki acı tadı yutup [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]'nı tam güçte etkinleştirdim. Görünürde basit bir kaba kuvvet mücadelesi gibi duruyordu ama Nirvana ile Yoo Joonghyuk'un zihinlerinden iki patlayıcı düşünce akışı geçiyordu.

「 [Zihinsel Bariyer] seviyesi mi yükseldi? Büyü Gücü dalga boyu öncekinden daha güçlü. 」

「 Yakın dövüş beceri yetkinliği beklediğimden düşük. <Aktarım> veya <Miras> yoluyla ne aldı? 」

「 Sol omzu acıyor gibi davranıyor ama bu bir tuzak. 」

「 [Devleşme]'nin süresi kısa. Bunu on hamle içinde bitireceğim. 」

Bu, yalnızca benim görebildiğim bir savaş alanıydı. Asla kesişmeyecek öngörüler üzerinden çarpışıyor, yine de henüz ortaya çıkmamış bir savaş alanını resmediyorlardı; kaba bir eskiz gibi, düşüncelerden örülü ham bir savaş alanıydı bu. Resmi kafamda canlandırırken saf bir hayranlıkla büyülenmiştim. Dövüşün sonucu çoktan belliydi.

Yakındaki sessiz bir çatıya hafifçe sıçradım ve seslendim: "İzlediğini biliyorum, Han Sooyoung. Çık ortaya."

Arkamdaki uzay yarıldı ve Han Sooyoung karanlığın içinden çıktı.

"...Bu da ne? Nasıl anladın?"

Üzerinde muhtemelen Peaceland'den kalma gizli bir parça olan, vücudunu sımsıkı saran mavi bir savaş kıyafeti vardı.

"Megafonları duyduktan sonra ortada peyda olmaman imkânsızdı."

"Cık."


[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası sana dişlerini gösteriyor.]


O herif, beklediğim gibi Han Sooyoung'un sponsoru olmuştu. Rahat tavırlarla yanıma sokulup bacaklarını çatının kenarından sarkıtarak oturdu.

"Ee? Tam işler güzelleşmeye başlamışken niye çağırdın?"

"İzlemeye fena dalmışsın. Bu senaryoyu bitirmeyi düşünmüyor musun?"

"Ah, önce en güçlü adayları daraltmam gerek... Dur. Sen biliyor musun?"

Başımı salladım.

"Hangisi? Sakın Yoo Joonghyuk deme."

"Hayır."

Rahatlamış bir nefes verdi.

"İyi. O pislik ölürse dünya regresyona girer, biz de boku yeriz."

Bir hançer çıkardı.

"O zaman Kurtuluş Tarikatı Lideri... Tek yapmam gereken onu gebertmek, değil mi?"

O atlamaya hazırlanırken başımı iki yana salladım.

"O da en güçlü değil."

"Değil mi? O zaman kim? Kimi öldürmem gerekiyor?"

Ona sessizce baktım. Bir süre sonra gözleri inanmazlıkla doldu.

"...Yok canım?"

Başımı salladım.

"Bu senaryonun finalini taçlandırmanın vakti geldi."




RoS:İnsanların dokkaebi'ye ihtiyacı da yok, kendilerini birbirine kırdırmayı çok iyi biliyorlar.



Han Sooyoung lütfen Dokja'ya dokunma...



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 160
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!