Bölüm 134: 26. Sahne — Senaryo Yıkıcısı IV
"U-Ugh?"
Önümdeki adamların kafaları temizce yere düşerken etrafımı saran insanlar korkuyla geri çekildi.
"Öldürdü! Bu herif öldürdü!"
"Öldürmeyen Kral değil miydi? Bize söylenenden farklı!"
Paniğe kapılan insanlar kesici silahlarını aceleyle çekti. Onlar gibi ayak takımını halletmek için özel becerilere ihtiyacım yoktu. Yalnızca İnanç Kılıcı'nı etkinleştirip üzerime atılanları biçtim.
"Aaaagh!"
Planım etrafımı saran herkesi tek hamlede temizlemekti ama sonuncusu tamamen biçilmekten kurtulmuş, acıyla haykırıyordu. Debelenen adama kılıcımı sapladım. Tereddütsüzce.
"B-Bize bu kadar yetenekli olduğu söylenmedi...?"
"Kaçın!"
Şimdiye dek bana saldırmış ya da yalnızca öldürme niyeti beslemiş olmalarına bakmadan kimseyi öldürmemeye çalışmıştım. Elbette [Öldürmeyen Kral]'ı kaybetmemek için böyle davranıyordum ama bu durum sürdükçe insanları öldürmekten kaçınmak bir alışkanlığa dönüşmüştü.
Artık işler farklı olacaktı. Daha saldırgan davranmazsam gelecekte beni bekleyen sayısız kurnaz sırtlanın sömüreceği bir zaafı kendi ellerimle yaratmış olurdum.
Kararımı verdiğim anda ellerimden tereddüt çekilip gitti; kalan sırtlanlar göz açıp kapayıncaya dek kan gölünde can verdi. Biri hariç.
"Yavaşsın."
Sese bakılırsa Yoo Joonghyuk kılıcını çoktan kınına sokmuştu. Benden çok daha fazla insan öldürmüş olmasına rağmen yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yoktu.
"Ş-Şey, Yüce Kral'ın kesinlikle onunla işbirliği yapmayacağı söylenmişti..."
Hayatta kalan son adam titreyen bacaklarıyla sendeleyerek geri çekildi.
Ona sordum: "Bunu yapmanı kim emretti?"
"Ş-Şey..."
[Kurgusal karakter Seol Ingu derin bir sıkıntıya düştü.]
Bir sonraki anda yüz ifadesi değişti ve ansızın üzerime atıldı.
"Aaaah!"
...Bu hiç mantıklı değil. Çok tuhaf. Hiç kazanma ihtimali olmadan kesin ölüme mi koşuyor?
Zihnimde tehlike çanları çaldı.
Ardından adam bağırdı: "İnsanlığın senaryolardan kurtuluşu uğruna!"
Gözlerinde bir şehidin bakışı vardı.
...İnsanlığın senaryolardan kurtuluşu mu?
Şın!
Yoo Joonghyuk'un kılıcı hareket etti ve adamın başı boynundan yuvarlandı.
"Neden aptal gibi dalıp bakıyorsun?"
Yoo Joonghyuk'un kısa ve sert sesi beni kendime getirdi.
"Sence de bir tuhaflık yok mu?"
"Garip derecede sadık bir herifti."
"İnsanların, özellikle de böyle bir durumda bu kadar kolay sadakat geliştiren yaratıklar olmadığını sen de benim kadar iyi biliyorsun..."
"Sen ağırdan alırken o piçlerden biri kaçıp saklandı."
Şu velet iki çift laf etmesini cidden bilmiyor.
Şimdilik yalnızca kaçan adamın izini takip etmeye karar verdik.
"...Bu arada, peşimden gelmeye devam mı edeceksin?" diye sordum.
"..."
"Bana vurmak için fırsat kollamıyorsun, değil mi?"
Yoo Joonghyuk kendine özgü korkutucu bakışını attıktan sonra ağır ağır konuştu: "Bunu söylemiştim. Hatırlattığın için sağ ol."
"...Keşke unutmaya devam etseydin."
Derin bir nefes alıp çevreyi kontrol ettim. Seul Metrosu 5. Hattı'ndaki Kkachisan İstasyonu yakınlarındaydık.
"...Tuhaf. Seul Kubbesi'nde bir av senaryosu devam ediyor olmalı," dedi Yoo Joonghyuk şaşkın bir sesle.
"Kim bilir? Belki de 'av' sandığımız şey değildir."
Kkachisan'a çıkan bütün yolların yanı sıra Ujangsan, Sinjeong ve Mokdong İstasyonları da cisimleşenlerden dökülen kanla kaplanmıştı. Her sokağa insan cesetleri serilmişti. Daha önce de etrafa dağılmış pek çok ceset vardı ama bu sefer sorun, nasıl öldükleriydi.
Yoo Joonghyuk yaralarına bakarak başını salladı.
"Bunu başka bir insan yapmış."
Canavar avlama senaryosu planlandığı gibi ilerleseydi bedenleri canavar ısırıkları ve pençe izleriyle kaplı olurdu. Ancak buradaki insanlar açıkça kesici silahlar ve büyü mermileriyle öldürülmüştü. Başka bir deyişle, senaryoyla ilgisi olmayan bir çatışma çıkmıştı.
Çok geçmeden kaçan adama yetiştik.
"İşte orada."
Vışt-Güm!
Ne yazık ki biz yaklaşamadan bir ok boynunu delip geçti ve adam öldü. Yeni düşmanla yüzleşmek için kılıcımı çektim ama karşıma hiç beklemediğim kadar tanıdık bir grup çıktı. Ölü adamın çevresini saran Hwaranglar kendi aralarında konuşuyordu.
"Hiç şüphe yok. Kurtuluş Tarikatı'nın kalıntılarından biri."
"İşini bitirin."
Müttefik olduklarını anlayınca onlara doğru koştum.
"Bir dakika bekleyin!"
Aralarındaki kadın bana döndü. Çetin savaşlardan yıpranmış bir yüzü vardı.
"Kim Dokja-ssi...?"
Güzellik Kralı Min Jiwon'du.
Ondan beklenmedik haberleri peş peşe dinledik.
"...Kralların grupları dağıtıldı mı?"
"İlk hedef Maitreya Kralı'ydı, ardından Gezginlerin Kralı'nın kuvvetleri ezildi."
Sarsıldım. Tuhaf bir gerginlik kısa süreliğine zihnimi ele geçirdi, ardından başım döndü.
"Gezginlerin Kralı ölmemiştir, değil mi?"
"Hayatta olup olmadığına dair bilgim yok. Şu anda nerede olduğu bilinmiyor. Tarafsızlık Kralı Jeon Ildo'ya gelince, doğrudan onların tarafına geçti."
Tarafsızlık Kralı söz konusuysa bu kesinlikle mümkündü. Bazen "tarafsızlık", en korkak insanların sığındığı bir tanımdı.
Zihnim karmakarışık oldu. Annem yenildiyse Jung Heewon ya da Yoo Sangah'ın güvende olduğunun garantisi yoktu. Bu piçler de kimdi?
"Daha önce gördüğümüz Yeoui Adası Grubu'nun bir parçası mı bunlar?" diye sordum.
"Hayır, yeni yükselen bir kuvvet. O piçler kendilerine Kurtuluş Tarikatı diyor... Yeoui Adası da diğer her şey de çoktan ellerine düştü."
...Kurtuluş Tarikatı mı?
Elbette bu adı çok iyi biliyordum. Kurtuluş Tarikatı romanda önemli bir yere sahip olan bir örgüttü. Ancak burada bir terslik vardı. Özgün hikâyede Kurtuluş Tarikatı en erken onuncu senaryoda, yani Seul'ün kurtuluş senaryosu bittikten sonra ortaya çıkıyordu.
Min Jiwon devam etti: "Kurtuluş Tarikatı sizlerin ayrıldığı gün ansızın ortaya çıkıp 'insanlığı senaryolardan kurtaracağız' dedi... Şu anda davalarına en ufak itirazı olan bütün grupları ortadan kaldırıyorlar."
Yoo Joonghyuk sordu: "Böyle bir kuvvet nerede saklanıyordu? Altıncı senaryonun başında Seul'deki bütün büyük güçlerin toplanmış olması gerekirdi."
"...Seul'den değiller."
Ne demek istediğini hemen anladım. Ansızın, ilerlediğimiz yönden üzerimize ışık düştü.
Fşşşşşş.
Gökyüzünde bir iki ışık huzmesi değil, göklerden salınmış spotlar gibi yağan ve içlerinde insanlar taşıyan sayısız ışın vardı. Yarısının aklını kaçırmış olduğu belliydi, diğer yarısının gözleriyse keskin ve son derece berraktı. Ardından bir mesaj duyuldu.
[Yeni bir senaryo bölgesine girdin!]
[Ana Senaryo #7 şu anda Seul Kubbesi'nde devam ediyor.]
Meydana çağrılan kalabalığın sayısı yüzü rahatlıkla aşıyordu; hiçbiri savaş teçhizatı kuşanmamış, gündelik kıyafetler giymişti.
Yoo Joonghyuk mırıldandı: "Demek yeni insanların gönderileceği vakit gelmiş."
Dünyada "ana senaryoların" hâlen devam ettiği yegâne yerler ülkelerin başkentleriydi. Ancak senaryolar uzadıkça çok sayıda cisimleşenin ölmesi kaçınılmazdı. Böyle durumlarda Yönetim Bürosu kendi düzenlemelerine göre belirli sayıda insan çağırır, bunların çoğunu ülkenin dört bir yanından rastgele seçerdi. Tıpkı şimdi olduğu gibi.
"U-Ughh... Uhhh..."
Çoğu korkudan felç olmuştu ama hatırı sayılır sayıda cisimleşen, gözlerinde belli belirsiz bir ateşle çevreyi incelemeye başlamıştı bile. Bu tepkiler, ilk senaryoyu daha yeni atlattıklarını gösteriyordu.
Yoo Joonghyuk gözlerini kıstı.
"Kurtuluş Tarikatı da böyle mi çağrıldı?"
"Evet."
"Saçmalık. Daha yeni çağrılan piçlerin mevcut olanları yenmesine imkân yok."
Yoo Joonghyuk haklıydı. Elbette yeni çağrılanlar denge uğruna muhtemelen bizden daha iyi ödüller alırdı ama bu tek başına, kaç kez ölüp yeniden dirilme fırsatı bulurlarsa bulsunlar mevcut cisimleşenleri yenmelerine asla yetmezdi.
Min Jiwon dudağını ısırdı. "Kurtuluş Tarikatı Lideri en başından beri güçlüydü." Titreyen omuzları, gerçek korkuyu tattığını gösteriyordu. "Yüce Kral, gücünüzü biliyorum ama o kişiye hiçbir koşulda karşı çıkmamalısınız. Gücü ve stratejisi insan sınırlarını çoktan aştı. Bir insandan ziyade bambaşka bir türle karşı karşıya gelmek gibiydi..."
Tam o sırada huzursuz insanların arasında bir dokkaebi belirdi.
[Hey hey, millet. Paniğe kapılmayın. Sakinleşip buraya bakın.]
Yeni cisimleşenler itaatkâr çocuklar gibi dokkaebi'ye dikkat kesildi.
[Yeni çağrılan sizler, annesiz civcivler gibisiniz. Elbette aranızdan bazıları iyi sponsorlar seçmiş olabilir ama yalnızca bunun bu dünyada hayatta kalmaya yetmeyeceğini zaten biliyorsunuz. Bu yüzden kendinizi koruyacak bir "grup" bulmalısınız. Olgunlaşıp düzgün bir cisimleşen olana dek sizi gözetecek "anneniz" onlar olacak.]
Bazı cisimleşenler karşılık olarak bağırmaya başladı.
"Yeni bir şey söyleyeceksin sandım! Buraya bunları bilmeden geldiğimizi mi sanıyorsun?"
"Konuşman bittiyse defol!"
Cisimleşenler dokkaebi sözünü bitiremeden harekete geçti. Seul Kubbesi'nin dışında da Kâhinler vardı; dolayısıyla internet becerilerine sahip cisimleşenler ek bilgiler sızdırmış olmalıydı. Çoğu buraya zaten hazırlıklı gelmişti.
"Yüce Kral! Yüce Kral'ın yanından ayrılmamalıyız!"
"Aynen! En güçlü cisimleşenin Yüce Kral olduğunu söylüyorlar!"
Zavallı piçler doğruca mezarlarına gidiyordu. Huzur içinde uyusunlar.
"Güzellik Kralı'nın iyi biri olduğunu duydum."
"Eee? Güçsüz ama."
"İnanılmaz güzelmiş."
"...Belki gidip bir bakalım?"
Evet, bunların sonu biraz daha iyi olabilirdi. Birkaç kişi ise daha temkinliydi.
"Aptallar. Asıl güç Yüce Kral ya da Güzellik Kralı değil."
Gözleri karanlık bir ışıkla parlarken fısıldaştıklarını duyabiliyordum.
"O herifin en güçlü olduğu söyleniyor — adı Ölümsüz Kral mıydı, Öldüren Kral mıydı, neydi ki — her neyse."
"Ölümsüz Kral mı?"
"Öldürüldüğünde bile ölmüyormuş."
"Oha. Bu delilik."
"Hatta Yüce Kral'la Güzellik Kralı'nın resmen onun köpekleri olduğuna, peşinde de bir sürü kadın koştuğuna dair söylentiler varmış."
Şey... Yoksa bahsettikleri kişi...?
"Cidden mi? Kim bu Kral? Adı ne?"
"Pek emin değilim..."
"Lanet olsun, o zaman nasıl bulacağız?"
"Çirkin Kral'ı bulmamız gerektiğini duydum. Bildiğim kadarıyla yüzü biraz bulanıkmış?"
Birinin bakışlarını üzerimde hissettim. Yanıma göz attığımda Yoo Joonghyuk'un sessizce bana baktığını gördüm.
Ulan, neye bakıyorsun? Senin kadar yakışıklı olmasam da yüzüm bulanık değil.
"Pek sayılmaz. Son zamanlarda moda..."
Bu sırada cisimleşenlerin hangi Kral'ın daha iyi olduğu ve kimin emrine girmeleri gerektiği konusundaki konuşmaları devam etti.
Mutlak Taht'tan kurtulmak için onca zahmete girdim, konuştukları tek şey bu mu? İnsan yoruluyor.
Tam o sırada uzaktan bir boru sesi yükseldi. Min Jiwon irkilip titreyerek geri çekildi.
"Kaçmalıyız—"
Sözünü bitiremeden rüzgâr, uzayın kendisini bile titretiyormuş gibi yankılanan bir sesi bize taşıdı.
"Acınası ölümlüler, yüce varlıkların senaryolarında oyuncak ediliyor."
Dev filleri andıran iri canavarların sırtında tuhaf figürler belirdi. Kim olduklarını hemen anladım.
Min Jiwon yanıma sokularak, "Kurtuluş Tarikatı üyeleri," dedi.
Kurtuluş Tarikatı üyeleri bağdaş kurmuş, Sādhanā yapıyormuşçasına bir şeyler mırıldanıyordu.
[Sādhanā, Hinduizm, Budizm ve Jainizm gibi Hint dinlerinde benliği aşmaya yönelik ruhani bir uygulamadır. Dünyevi şeylerden kopuş gibi çeşitli manevi ya da törensel amaçlara ulaşmak için uygulanan farklı disiplinleri kapsar.]
Yürüyüş alayının mucizevi ihtişamı bile bütün cisimleşenleri ezip büyülemeye yetmiş, hepsinin başlarını kaldırmasına yol açmıştı.
"Hepinizi kurtarmaya geldik!"
Kurtuluş Tarikatı gelmişti. Ancak Yoo Joonghyuk, grubun merkezine bakarken tuhaf bir yüz ifadesine büründü.
"Bu hayatta bile peşimden gelmeni beklemiyordum."
RoS: "Çirkin Kral" Dokja'yı zorbalamayın lütfenn.
RoS: Yoo Joonghyuk'un gizmeli takipçisi de kim acaba? Çirkin Kral duruma el atmalı.