title mobile

Bölüm 133: 26. Sahne — Senaryo Yıkıcısı III

Bihyung'la pazarlığım biter bitmez Yargıç aceleyle üsteledi.

[Buradaki işiniz bittiyse geri dönün.]

Bu kadar acele ettirmesinin sebebi neydi?

Yargıç dudaklarını yalarken dalgın dalgın içki şişeme bakıyordu. Anlaşılan yeterince içememişti...

Dur. Hades ve Persephone'nin şu anda burada olmadığını söylememiş miydi?

"Şey, Yargıç-nim? Bir şey daha var."

[Ne olduğunu bilmiyorum ama şu anda...]

"Şişenin kalanını size veririm."




Gözleri şaşkınlıkla fal taşı gibi açıldı.

"Karşılığında beni tekrar Tartarus'a götürün."

Vaktim dar olduğu için Tartarus ziyaretimi kısa kestim. En fazla kısa bir anlığına ortadan kaybolmuştum ama o arada Yargıç körkütük sarhoş olmuştu bile.

[Artık işiniz bitti mi?]

"Evet."

Hades ve Persephone'nin burada olmaması benim için bulunmaz nimetti. Kim Namwoon'a yalnızca biraz bilgi vermiştim ama onun satır aralarını okuma becerisiyle bu kadarı bile büyük bir zincirleme etki yaratmaya yeterdi. Giderek yaklaşan <Gigantomachia>'yı sabırsızlıkla beklemeye başlamıştım.

[Kraliçe Hazretleri size bir mesaj bıraktı.]

"Kraliçe mi?"

[Evet. Sözlerini doğrudan aktaracağım.] Persephone'nin sözlerini sakin ve ağırbaşlı bir tonla tekrarladı. [Cisimleşen Kim Dokja, görevlerini oldukça ilginç bir şekilde yerine getiriyorsun.]

"..."

[<Yıldız Yayıncılığı>'ndaki birçok bulutsu artık seni izliyor ve bunların azımsanmayacak bir kısmı seni bir uğursuz olarak görüyor.]

Bu senaryonun takımyıldızlarından gereğinden fazla ilgi çektiği doğruydu.

[Kendini hazırlaman akıllıca olur.]

Mesajı beni huzursuz etti.

...Hades ve Persephone'nin burada olmamasının sebebi ben olabilir miydim? Son zamanlarda diğer yüce takımyıldızlarından gelen tepkiler de gözle görülür biçimde azalmıştı. Özellikle Uriel'den ve...

Ah, doğru ya, Uriel. Kendisi <Eden> bulutsusunun bir parçasıydı.

[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri senin yüzünden keyifsiz hissediyor.]

[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri'ni teselli ediyor.]

En azından bu herifler hâlâ buradaydı.

[Öyleyse hoşça kalın.]

Başımı salladım. Eh, şimdi bunu düşünmenin bir anlamı yoktu. Önemli olan, adım adım özenle işlediğim hikâyeyi bozmamaktı. Persephone'nin dediği gibi bazı bulutsular benden nefret etse de bu herkes için geçerli değildi.

Uzaktaki bir girdap beni bir anda yuttu; gözlerimi açtığımda yaşayanların dünyasına dönmüştüm.

"Dokja-ssi." Sesinde tuhaf bir gerginlik vardı.

Daha çabuk ayılmak için yanaklarımı tokatladım ve çok geçmeden Lee Hyunsung'un kaygılı yüzünü gördüm.

"...Ne oldu?" diye sordum.

Yakındaki kalabalık uğulduyordu. Lee Jihye ve birkaç ekip üyesi de bir noktanın çevresinde halka oluşturan insanların arasındaydı. Havadaki uzay bozulmasının izleri o noktada silinip gidiyordu.

Bir geçit. Bizim geldiğimiz geçidin aynısıydı.

Neden açılmıştı? Senaryo bitmiş miydi?

"Güney Kore'den ikinci katılımcı kafilesi geldi."

İkinci kafile mi? Şimdi mi?

"Ben de ayrıntıları bilmiyorum ama..."

İkinci kafile geç kalmış gibiydi. Normalde ilk katılımcılar Peaceland'e girdikten sonra bir hafta dolmadan gelmeleri gerekirdi ama bu kez senaryo sona erene dek tek bir takviye bile ulaşmamıştı. Üçüncü ve dördüncü kafilelerini bile gönderen Japonya'yla arada büyük bir tezat vardı.

Lee Hyunsung'la meraklı kalabalığın arasından geçip geçidin açıldığı yere doğru ilerledik.

"Ahjussi, buraya!"

Lee Jihye'nin sesinin geldiği yöne döndüğümüzde geçitten çıkmış olması gereken bir adam gördük. Tüm bedeni yanmış, kömür gibi kapkara olmuştu.

"Ughh..."

Tanıdığım biriydi.

Şaşkınlıkla sordum: "Jung Minseob-ssi? Ne oldu böyle...?"

Jung Minseob. Kâhinlerle savaşırken benim tarafımda yer alan, TWSA'yı yarıda bırakan birkaç kişiden biriydi. <Krallar Savaşı>'ndan sonra ortalarda görünmediği için öldüğünü sanmıştım. Neden buradaydı...?

Ölümsüz Doktor Lee Seolhwa geç de olsa koşarak geldi ve Jung Minseob'u muayene edip tedaviye başladı. Ancak artık çok geçti.

Son anlarında gözleri gözlerimle buluştu. Boğuk bir sesle, "G-Geri... dönme...melisin..." dedi.

Son sözleri bunlar oldu.




[Peaceland'in huzurunu korudun.]

Küp biçimli dev harflerden oluşan uzun mesaj üstümüzde ışıldayarak havaya şenlikli bir hava katıyordu ama ekip üyelerimin moralini yükselttiği söylenemezdi.

Lee Jihye şaşkın bir sesle, "...Neler oluyor böyle?" diye sordu.

Senaryo henüz tamamen tamamlanmadığı için buraya ilave insanların gönderilmesi tuhaf değildi. Fakat daha buraya ulaşmadan böylesine yaralanmış olmaları...

"Japonya'da da böyle bir şey oldu mu?"

Asuka Ren, Lee Hyunsung'un sorusuna başını iki yana sallayarak karşılık verdi.

"Belki geçitten geçerken bir şey saldırmıştır...?"

"Pek mümkün değil, öyle değil mi?"

Elbette geçitlerin içinde boyutlar arası türlerin yaşadığı vakalar vardı. Ancak hatırladığım kadarıyla bu senaryoda böyle türler ortaya çıkmıyordu.

Ardından Lee Jihye fikrini söyledi: "Bu, geride kalanların kendi aralarında savaştığı anlamına gelmiyor mu?"

İnanması güçtü ama en gerçekçi tahmin buydu.

Asuka Ren başını sallayıp ekledi: "Güney Kore'de Mutlak Taht olmadığını söylemiştiniz, değil mi?"

"Evet."

"O zaman imkânsız değil."

Artık Japonya'da da Mutlak Taht yoktu. Mutlak otoritenin güvence altına alınmadığı ülkelerde hâkim grup sık sık değişirdi. Bildiğim kadarıyla TWSA'da da bu birkaç kez yaşanmıştı. Fakat bu kez durum olağanın dışındaydı. Henüz senaryoların ilk aşamalarındaydık; küçük grupların hepsi birleşse bile büyük bir güce dönüşemezdi.

Üstelik Seul'de gerekli önlemleri çoktan almıştım. Yoo Sangah, Jung Heewon ve Gezginlerin Kralı olan annem orada konuşlanmıştı. Onları alt edecek kadar büyük bir kuvvet toplamadan yeni bir büyük grubun ortaya çıkması imkânsızdı.

Ekip üyeleri endişeli görünüyordu.

"Belki ama... olamaz."

İkinci kafilede gelmesi planlanan insanlardan hiçbiri gelmemiş, yalnızca Jung Minseob ölümcül yaralarla buraya kadar sürünmeyi başarmıştı. Üstelik "geri dönmemem" gerektiğini söyleyen bir mesaj getirmişti. Zamanlamaya dayanarak birkaç tahminim vardı ama...

"...Geri dönmeden emin olamayız," dedi hemen yanımdaki Yoo Joonghyuk.

Ne zaman gelmişti?

Başımı salladım.

"Doğru. Gidip kendi gözlerimizle kontrol etmeliyiz."

Tam o sırada hepimiz senaryo mesajını duyduk.

[Başlıca katkıda bulunanların ek ödülü geldi.]

[Başlıca Katkıda Bulunanlar: Kim Dokja, Yoo Joonghyuk]

Ek ödüller nihayet gelmişti.

[Ödül ayrıntılarını kontrol etmek ister misiniz?]

Başımı salladım.

<Ödül Listesi>

1. Gezgin Ay Yelpazesi (SSS-sınıfı)

2. Mavi Ejderha Kılıcı (SSS-sınıfı)

3. Büyücü Kralın Bileziği (SS-sınıfı)

4. Seçeceğiniz bir A-sınıfı beceri.

Listede toplam dört ödül vardı. Muhtemelen senaryonun yüksek zorluğu sayesinde bu kadar çok seçeneğim olmuştu.

[Gezgin Ay Yelpazesi] ve [Mavi Ejderha Kılıcı] gibi bilindik efsanevi silahlar, zaman içinde yeterince güçlendirildiklerinde Yıldız Yadigârlarıyla boy ölçüşecek bir güç sergilerdi; dolayısıyla onları almanın bir zararı yoktu. [Büyücü Kralın Bileziği] de büyü diyarlarından gelen Geri Dönenlerin başlangıç ve orta düzey büyülerine karşı iyi koruma sağlayan bir eşyaydı.

Ancak [Ot Biçen Kılıç]'ı zaten elde etmiştim, bu yüzden diğer iki silah pek işime yaramazdı. Büyücü Kralın Bileziği cazip bir seçenek olsa da bir büyü kullanıcısıyla savaşmadığım sürece faydasını yitirirdi. Bu nedenle cevabım en başından belliydi.

"Dördüncü seçeneği seçeceğim."

Önümde bir beceri listesi belirdi. Çoğu Murim'le bağlantılı görünüyordu; muhtemelen geçen sefere kıyasla ödülün sınıfı yükseldiği içindi.

Mucizevi Sanat — Tüm Olguların Birleşmesi


["Mucizevi sanat", wuxia başkahramanlarının hikâyenin başında elde ederek aşırı güçlendiği kudrete verilen addır.]

Küçük Yang Kılıç Tekniği

Taiyi'nin Bulanık Avuçları


[Donghuang Taiyi olarak da bilinen Taiyi, Çin astronomisinde Kuzey Yıldızı'yla ilişkilendirilen kadim bir Çin tanrısı ya da kavramıdır. Qin öncesi ve Han hanedanları dönemindeki bazı inançlarda en yüce tanrı sayılmış ve göklerin imparatoru olarak tapınım görmüştür.]

...

Shaolin'in Seçkin Sanatları da vardı.


[Bu sanatlar İngilizcede "Shaolin'in 72 Sanatı" adıyla da bilinir.]

Ayrıca [Yirmi Dört Erik Çiçeği Kılıç Tekniği] gibi ünlü Kongtong ve Hua Dağı dövüş sanatları da listelenmişti.


[Kongtong ve Hua Dağı, pek çok wuxia eserinde geçen kurgusal dövüş sanatları tarikatlarıdır.]

Her birinin kendine özgü bir cazibesi vardı ama yalnızca tek seçim hakkım olduğundan dikkatli seçmeliydim.

Daha önce de söylediğim gibi bazı beceriler, sınıfları ne olursa olsun son derece zor elde edilirdi. Murim'in dövüş sanatlarını yeniden elde etme fırsatım muhtemelen çıkacaktı ama burada listelenen diğer becerileri bu şansı kaçırırsam bir daha asla alamazdım. Örneğin, yalnızca Peaceland'e özgü sınırlı üretim A-sınıfı beceriyi.

"A-sınıfı [Minyatürleşme] becerisini seçeceğim."

Seçeneklerime heyecanla kaçamak bakışlar atan Lee Jihye bunu duyunca çığlık attı: "Delirdin mi, Ahjussi?!"

"Ne?"

"Onu niye seçiyorsun? Küçük olmak zaten stresten canıma okudu... Mavi Ejderha Kılıcı'nı seçip bana vermeliydin!"

Lee Hyunsung da en az onun kadar şaşırmış görünüyordu. Çocuklar pek dikkat etmiyor, her zamanki gibi birbirleriyle oynuyorlardı. Soinlerse tuhaf biçimde duygulanmış görünüyordu. Görünüşe bakılırsa bu beceriyi onları hatırlamak için seçtiğimi sanmışlardı.

[Hey hey. Ödül dağıtımı sona erdiğine göre eve dönme vakti. Birbirinize epey bağlandığınıza eminim ama lütfen vedalaşın.]

Dokkaebi'nin duyurusuyla birlikte havada dev bir geçit açıldı. Gillemium'un önderliğindeki soinler çevremizde toplandı.

"Yolunuz açık olsun!"

"Teşekkür ederiz. Sizi mutlaka hatırlayacağız."

Biz dönüş yoluna koyulurken soinler bir veda şarkısı söyledi. Japon kafilesi birbiri ardına geçitte kaybolurken Asuka Ren'in gözleri dolup kızardı; en son geriye bizim ekibimiz kaldı. Şarkı sürüyor, ben de dinledikçe sözlerini daha iyi anladığımı hissediyordum.

Peaceland'i kurtaran cesur kahraman.

Onun adı

Dokuza—Hayır; Dogeza—Hayır; o

Dokja

Ooh~ Dokja'dır~.

...Siktir, bunler ne biçim sözler?

[Peacelandliler senin efsaneni söylüyor.]

[Bu başarımı takımyıldızı olduktan sonra görüntüleyebilirsin.]

Bana dövüş sanatlarını öğreten Kyrgios'u iç kaledeki bir çan kulesinin tepesinden bana bakarken gördüm. Senaryo bittikten sonra üzerime atılıp türlü türlü tehditler savuracağını sanmıştım ama sessizce izlemekle yetindi.

Asuka bana, "Bence minnettar," dedi.

"Ha?"

"İçimden öyle geliyor. Nedenini bilmiyorum gerçi," dedi gülümseyerek.

Yaratıcı vasfını kaybetmiş olsa da yazar hâlâ okurlardan biriydi.

"Hayatta kalalım ve bir dahaki sefere yeniden buluşalım, Güney Koreliler."

Derin bir şekilde eğilip geçitte kayboldu; biz de ardından girdik. Görüşüm dönüp durdu, kendime geldiğimde ayaklarım yeniden yere basıyordu. Belki daha önce de yaşadığım içindi ama baş dönmem o kadar kötü değildi.

[Ana Senaryo #6 sona erdi.]

Uzun zaman sonra ilk kez Seul manzarası gözlerimin önüne serildi. Etrafıma bakınca benimle aynı noktaya gelen tek kişinin Yoo Joonghyuk olduğunu gördüm. Aynı geçide girmiş olsak da çıkış noktalarımız farklıydı.

Onu geçtim de neden bu herifle aynı yere düşmüştüm...

"Kim Dokja, kaç."

Sözleri biter bitmez az önce durduğum yer patladı.

KVAANG!

Bütün yönlerden yağan büyü mermileri az önce bulunduğumuz yeri paramparça etti.

"Yüce Kral!"

"Paniğe kapılmayın! Ateş edin!"

"Zaten aynı tarafta değiller! Yüce Kral'ı bırakın, Öldürmeyen Kral'a saldırın!"

KVAANG! KVAANG!

Bir bakıma tahmin edilebilir bir pusuydu. Onlarca insan yoğun duman bulutlarının arasından üzerime atıldı. Tek bakışta hepsinin yüksek sınıf ekipmanlarla kuşanmış ve sponsorlarla sözleşme yapmış kişiler olduğu anlaşılıyordu. Persephone'nin bahsettiği bulutsulara bağlı cisimleşenler olabilirler miydi? Bunu anlamanın bir yolu yoktu.

"O piç öldürmeme cezası yüzünden kimseyi öldüremez! Acımadan işini bitirin!"

"Dirilecek kadar puan toplamış olabilir, o yüzden dirilince bir daha öldürün!"

...Bu bilgi ne zaman sızmıştı? [Öldürmeyen Kral]'ı bile biliyorlardı.

Bir süre sonra grubun komutanları toz bulutunun arasından öne çıktı.

"Kim Dokja! Silahını yavaşça yere bırak ve buraya gel!"

Hiç direnmeden dediğini yaptım. Bu kadar yakından eşyalarını net bir şekilde görebiliyordum. Her biri A-sınıfı ekipmanlar giyiyordu ve genel statları özellikle yüksekti. Hiçbir açıdan annemin yönettiği Gezginler grubundan geri kalmazlardı. Bu piçler nereden çıkmıştı? Komutanlardan biri iş çoktan bitmiş gibi bana sırıttı.

Ben de ona gülümseyip sordum: "Benim hakkımdaki bilgiyi nereden buldun?"

"Sana ne?"

"Bir şeyi yanlış bildiğini söylemek istedim."

"Ne?"

["İnanç Kılıcı" etkinleştirildi!]

Şınnn!

İnanç Kılıcı'nı bir anda kınından çekip tek savuruşta hem onu hem de ona en yakın duranları biçtim.




RoS: Öldürme Kralı geri döndü.



Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!