title mobile

Bölüm 131: 26. Sahne — Senaryo Yıkıcısı I

[Başarımınızın ödülü olarak 200.000 jeton elde ettiniz.]

[Başlıca katkıda bulunanların ödülleri şu anda görüşülüyor.]

Yamata no Orochi'nin cisimleşeni Izumi'nin ölümünün ardından Felaketler derhâl teslim oldu. Mutlak Taht'ın yıkılması, onları kontrol eden gücü ortadan kaldırmıştı; o zamana dek saklanan Felaket Direnişi üyeleri de birbiri ardına ortaya çıkmaya başladı.

"Size minnettarım. Kim Dokja siz olmalısınız."

Konuşanı tanıdım. Ben Asuka Ren'le buluşmaya gittiğim sırada Yoo Joonghyuk da bu adamla buluşmuş olmalıydı. Başımı sallayarak onu selamladım.

"Kizuki Hiroshi."

"Beni tanıyor musunuz?"

"Gizli bir senaryoda Totsuka no Tsurugi'yi elde ettiniz."

"Ho, doğru. Bunu Yoo Joonghyuk'tan duymuş olmalısınız."

Elbette duymamıştım. Romanı okuduğum için biliyordum. Yanlış hatırlamıyorsam sponsoru, Susanoo ve Yamata no Orochi mitleriyle bağlantılı bir soyun torunuydu.

"Sekiz Başın Hükümdarı'nı gerçekten katledeceğinizi hiç düşünmemiştim... Sayenizde birçok mesele çözüldü. Bu iyiliğinizin karşılığını mutlaka vereceğim."

Ben de hafifçe eğilerek karşılık verdim.

Çözüldü, ha? Yaptığım şeye gerçekten böyle denebilir miydi acaba?

Kizuki, kalan Japon cisimleşenlere önderlik ederek mağlup Felaketleri de yanına alıp gözden kayboldu. Felaket olmayı seçen Japonlar, senaryoda başarısız olsalar bile ölmeyecekleri gerçeğinden yararlanmışlardı. Kizuki, Izumi'yle boy ölçüşemese de güçlü ve zeki bir cisimleşendi. Tokyo Kubbesi'ne döndükten sonra da en azından bir süreliğine cisimleşenlere iyi önderlik edebilirdi.

[Deniz ve fırtınanın burnundan doğan bir takımyıldızı niteleyicisini açıkladı.]

[Takımyıldızı Yılan Katili sana büyük bir yakınlık duymaya başladı.]

Bu takımyıldızı, SSS-sınıfı Totsuka no Tsurugi'nin asıl sahibi Susanoo'ydu.

Yoo Joonghyuk'a geri verdiğim söz konusu kılıca göz attım. Kılıcın namlusu ağır hasar görmüştü. Masalda Yamata no Orochi'yi öldürdükten sonra kırıldığı anlatıldığına göre bunda garip bir şey yoktu.

Tam o sırada Yoo Joonghyuk, "Neye bakıyorsun?" dercesine bana ters ters baktı. Ellain Ormanı Esansları'nın yol açtığı zorunlu uykudan uyanan grup üyelerimse yavaş yavaş kendilerine gelmeye başlamıştı.

"Ah, bu sefer kesin öldüm sanmıştım."

Lee Jihye uyanınca başını silkeleyip alnını tuttu. Muhtemelen Yamata no Orochi'nin Gerçek Ses'ini doğrudan işitmesinin artçı etkisiydi.

"Hayır, o neydi öyle? Birkaç kelime söyledi ve..."

"Teğmenken komutan ansızın teftişe geldiğinde bile böyle hissetmemiştim..." Lee Hyunsung da konuşmaya başlamıştı ki arkasından gelen başka bir sesle olduğu yerde donakaldı.

"Keyfin yerinde gibi, Lee Hyunsung."

"Y-Yoo Joonghyuk-ssi."

Lee Hyunsung, komutanının hayaletini görmüş gibi anında bembeyaz kesildi.

"Sana grubumu takip etmeni söyledim. Neden sözümü dinlemedin?"

"Ş-Şey..."

Lee Hyunsung titreyerek bana döndü. Yüzü yardım için yalvarıyordu ama onun için gerçekten yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Yoo Joonghyuk bir süre Lee Hyunsung'a öylece baktıktan sonra arkasını dönüp uzaklaştı.

"Ahjussi."

Etrafıma bakınca Shin Yoosung'un koluma tutunduğunu gördüm. Şımarık bir çocuk gibi dudaklarını büzdü, sonra kendini üzerime atıp belime sarıldı. Sırtını nazikçe sıvazladım.

"Zor muydu? Aferin. Çok iyi iş çıkardın."

Duruma daha uygun bir şey söylemek istiyordum ama ağzımdan yalnızca bu sözler çıkabildi. Shin Yoosung kollarımın arasında başını iki yana salladı.

"Hyung, benim için o kadar da zor değildi," diye araya giren Lee Gilyoung, Shin Yoosung'u kenara itip kendisi de kollarımın arasına sokuldu.

Atışıp durmalarına rağmen iki çocuk birbirleriyle epey yakınlaşmış görünüyordu. Beklendiği gibi, çocukları en iyi yine çocuklar anlardı. İkisini birlikte bırakmakla hata etmemiştim.

"Çocuklar arasında pek popülersiniz."

Başımı çevirdiğimde bana imrenerek bakan bir soin gördüm. Tanıdığım biriydi; Felaketlerle ilk savaşan Peaceland'lilerden biri. Adı neydi... Gillemium muydu?

"Akşam kraliyet ziyafeti verilecek. Kale neredeyse tamamen yıkıldığı için ziyafet biraz mütevazı kalabilir ama... Hepinizi davet etmek isterim."




Gökyüzüne baktım.

[Senaryonun bitmesine kalan süre: 27 gün]

[Felaketlerin Kralı şu anda mevcut değil.]

[Felaketler senaryodan vazgeçti. Ana Senaryo #6'nın erken sona erdirilmesi planlandı.]

Dünyanın dört bir yanına dağılmış Felaketler yüzünden biraz zaman alacaktı. Ancak Kizuki Peaceland'i dolaşmayı bitirdiğinde senaryo kendiliğinden sona erecekti.

Ziyafet derken... yiyip içerek kutlama yaptığımız türden bir ziyafeti mi kastediyordu? Ah, öyleyse...

"Pekâlâ. Katılırız."

"İçkiye pek düşkünsünüz galiba."

"Şey... Son zamanlarda bulmak zordu da."

Gillemium'un yardımıyla kale deposunda kalan damıtılmış içkilerden bol miktarda çıkarmıştım. Peaceland içkilerinin alkol oranı çok düşüktü, bu yüzden istediğim şeyi hazırlamak için çok miktarda kullanmam gerekiyordu.

[Takımyıldızı Yılan Katili, damıtma yönteminle ilgileniyor.]

Önce bütün içkiyi insan boyundaki bir kazana boşalttım, ardından diğer malzemeleri de içine atıp karıştırmaya başladım.

[Sekiz Başın Hükümdarı'nın Sekizinci Başı]

[Sekiz Başın Hükümdarı'nın Yedinci Kuyruğu]

Bunlar Yamata no Orochi'den düşen yan ürünlerdi. Gerçek bedeni ortaya çıkmadığı için bunlar gerçek uzuvlar değil, yalnızca parçalarıydı. Yine de Masal Sınıfı'ndaki bir takımyıldızının gücünü barındırıyorlardı.

Ne yapmaya çalıştığımı yalnızca Yoo Joonghyuk anladı.

"Bu gizli parçayı biliyorsun."

"Ben bir [Kâhin]im, değil mi? Hadi, ver kılıcını."

Yoo Joonghyuk neyin peşinde olduğumu zaten bildiğinden Totsuka no Tsurugi'yi hiç itiraz etmeden uzattı. Kılıcı içkinin içine attım. Normalde böyle yapılmaması gerekirdi ama bu da bir tür açıktı.

Fokur fokur.

Totsuka no Tsurugi kaynamaya başladı, ardından içkinin içinde eridi.

[İki Hikaye, eylemlerinize anlam kazandırıyor.]

[Takımyıldızı Sekiz Başın Hükümdarı'nın ve Takımyıldızı Yılan Katili'nin Hikayeleri birleşti.]

[Hatalı yeniden anlatım nedeniyle Hikayenin bazı kısımları hasar gördü.]

Hasar biraz can sıkıcıydı ama yapacak bir şey yoktu.

["Ame no Murakumo no Tsurugi" Hikayesi ortaya çıktı!]

Efsanelere göre Ame no Murakumo no Tsurugi, sarhoş Yamata no Orochi'nin kuyruğu kesildiğinde içinden çıkan kılıçtı. Ancak bu dolambaçlı yöntemle de elde edilebiliyordu. Neticede yılanın parçalarının içkiye yatırılması yeterliydi.

Lee Jihye kuşkuyla sordu: "O değerli içkinin içine niye kılıç atıyorsun?"

"Bekle de gör."

Bir süre sonra kazandan gizemli bir aura yayıldı ve saf beyaz ışıkla çevrili bir kılıç içinden yükseldi.

[Yıldız Yadigârı "Bulutları Toplayan Göksel Kılıç" ortaya çıktı!]

İşte geldi. Beklediğim gibi TWSA'da yazan tek bir yanlış bile yoktu.

Yoo Joonghyuk hemen elini uzattı.

"Bu benim."

"Hey! Onu birlikte yendik."

"Onu baştan sona döven bendim."

Normalde üstelemeye devam ederdim ama bu kez sözünde ciddi olduğu belliydi.

Şu lanet velet...

Yadigâr zaten asıl hedefim değildi ama gözümün önünden kapılıp gidince yine de içime oturdu. Burada onunla dövüşemeyeceğim için boyun eğmek zorunda kaldım.

[Yıldız Yadigârı "Ot Biçen Kılıç" ortaya çıktı!]

Dalgalanan içkiden bir kılıç daha yükseldi.

...Ha?

TWSA'nın içeriği zihnimden hızla geçti.

「 İsimler Hikayeleri doğurur, Hikayeler de gerçeği yeniden sahneler. <Yıldız Yayıncılığı> dünyasında Ame no Murakumo no Tsurugi'nin toplam beş adı vardır. Başka bir deyişle, o "tek bir kılıç" sayılmıyordu. 」


[Ame no Murakumo no Tsurugi, halk anlatılarında kılıcın özgün adıdır. Ancak daha sonraki bir anlatıda Prens Yamato Takeru, şiddetli bir yangını besleyen otları kesip kurtulmak için bu kılıcı kullandığından, kılıç daha çok Kusanagi no Tsurugi, yani "Ot Biçen Kılıç" adıyla bilinir. Prens de kıl payı kazandığı zaferi ve kurtuluşunu anmak için ona bu adı vermiştir. Editör Notu: "Ame no Murakumo no Tsurugi", "Bulutları Toplayan Göksel Kılıç" anlamına gelse de Masalın adı ham metinde Japonca, Yıldız Yadigârının adıysa Korece yazılmıştır. Bu ayrımı korumak için ilki çevrilmeden, ikincisi çevrilerek aktarılmıştır.]

Ne olduğunu hemen anladım. Bu kılıç, TWSA'da yalnızca Ame no Murakumo no Tsurugi'nin beş adından biri olarak anılan diğer dört kılıçtan biriydi.

Kılıcı çabucak kapıp, "O zaman bu da benim. İtirazın var mı?" dedim.

"O..."

Yoo Joonghyuk gözlerini kısarak bana baktı, sonra başını çevirdi.

"Ne istiyorsan yap."

İçimden rahat bir nefes aldım. Kabzasının avucuma oturuşu tatmin ediciydi. Ame no Murakumo no Tsurugi serisinin ikinci kılıcı, [Ot Biçen Kılıç]'tı. Ejderha katletme gücünü barındırıyordu; dolayısıyla bu kılıç elimde olduğu sürece ileride karşılaşacağım hiçbir ejderhadan korkmama gerek yoktu.


[Yamata no Orochi, öldürülüşünü konu alan bazı yeniden anlatımlarda yılan biçimli bir ejderha olarak tasvir edilir. Adının farklı biçimleri için önceki dipnota bakın.]

Lee Jihye bütün olanları kenardan izlerken dudaklarını öne uzattı.

"Erkekler de tek bir kılıç için tartışıp duruyor..." Kazanı dürttükten sonra muzip bir tonla devam etti: "Bitince biraz da ben alabilir miyim? Kokusunun şakası yok cidden."

"Bir kez daha hatırlatayım, sen reşit değilsin..."

Üstelik yalnızca Lee Jihye değildi. Altın rengi bir parıltıyla ışıldayan içkinin başına birçok kişi üşüşüyordu. Herkes içkiye hasret kalmış gibiydi. Gerçi yalnızca kokusu bile insanı sarhoş etmeye yeterdi...

"İçin bakalım, millet."

İzin vermemle birlikte hepsi ele geçirilmiş gibi içkiyi kana kana içmeye başladı.

"Vay canına! Bu nasıl bu kadar lezzetli olabilir?"

"İlahi bir şey bu!"

Çakırkeyif olanlar yalpalayarak durmadan hayranlık nidaları savuruyordu. İçki, takımyıldızı yan ürünleriyle Büyü Gücü kullanılarak hazırlandığından tadının harika olması kaçınılmazdı. Hatta içenler ayıldığında statlarında hafif ama fark edilir bir artış da oluyordu.

Bir süre etrafta oyalandıktan sonra Yoo Joonghyuk'a, "Sen içmeyecek misin?" diye sordum.

Dikkatli bakınca bu herifin garip bir şekilde basit bir yemek hazırladığını gördüm. Sebzelerin ve etin kabaca doğranıp şişte kızartıldığı sanjeok yapıyordu. Soinlerin getirdiği malzemeler etrafa yığılmış, açık havada bir ziyafet kurulmuştu ama Yoo Joonghyuk kendi yemeğini pişiriyordu...

Soğuk bir tonla, "Başkalarının yaptığını yemem," dedi.

"Ne oldu, zehirlenmekten falan mı korkuyorsun?"

"Lezzetli olmuyor."

"Senin yaptığın yemek ne kadar lezzetli olabilir ki..." derken hazırladığı şişten çaktırmadan bir lokma kaptım.

Sonra...

Dur, bu da ne?

Yakınlarda Yoo Joonghyuk'a yardım eden Lee Seolhwa gülümseyerek, "Lezzetli, değil mi?" diye sordu.

"...Evet."

Lanet olsun, lezzetliydi. Harbiden lezzetliydi. Hayır, hayatımda yediğim en güzel yemekti. Bu et şişinin ne özelliği vardı böyle?

İfadesiz Yoo Joonghyuk'un ağzının bir köşesi sinir bozucu biçimde yukarı kıvrıldı.

Siktir. Regresörlük yetmezmiş gibi bu piç yemek yapmayı da nasıl bu kadar iyi becerebiliyordu?

Kendi kendime söylenerek sessizce sıvışmak üzereydim ki bir çalgının sesi beni durdurdu. Ezgi akıp gidiyor, derin ve ağırbaşlı bir cazibe taşıyordu. Sesin peşinden gidince kalenin tepesinde oturan birini gördüm. Yoo Joonghyuk'a taş çıkaracak kadar yakışıklı, dünyanın en güzel soini Kyrgios Rodgraim, sur çıkıntısına oturmuş uzak gökyüzünü seyrederken viyola çalıyordu.

Müzik yumuşaktı; kimi zaman hüzne bulanıyor, ama aynı zamanda çok uzaklardan gelen belli belirsiz bir özlemle dolup taşıyordu. Gürültülü kalabalık ezgiyi dinledikçe birer birer sessizleşti, taşkın coşkuları dindi. Önce birinin gözleri kızardı. Sonra yanındaki gözyaşlarına boğuldu. Bütün soinler ağlamaya başladığına göre duygu bulaşıcı olmalıydı. Herkes, durup ağlamaları gereken anları yalnızca ileri atılıp koşmakla geçirmişçesine gözyaşı döküyordu.

Peacelandliler de senaryoları yaşamıştı. Bu müzik, talihsiz yurtları için bir teselliydi.

Ben de ezgiyi dinlerken biraz içiyordum ki Asuka Ren yanıma geldi. Japon grubuna katılmamıştı.

"Ren-ssi, Han Sooyoung'u gördünüz mü?"

"Ah, şey. Ona mangamdaki bazı kurgu ayrıntılarını anlatıyordum, sonra birden gitmesi gereken bir yer olduğunu söyledi..."

Anladım. Demek onu bu yüzden bulamıyordum. Başka bir gizli parçanın peşine düşmüş olmalıydı. Tam ona göre bir hareketti.

Viyolanın narin notaları yıkık kaleye yayılırken Asuka Ren'in kızarmış yüzüne baktım. Uzun bir rüyanın sonuna nihayet ulaşan insanlar herhâlde böyle bir yüz ifadesine bürünürdü. Artık ona sorabileceğimi hissettim.

"Nasıl hissediyorsunuz?"

"...Kelimelere dökmek zor." Tereddüt etti. "Vazgeçmemem gerekirdi diye düşünüyorum."

Ne demek istediğini hemen anladım. Başka bir şey söylemekte zorlanarak ağzını açıp kapadı, sonra gözlerinde biriken belli belirsiz yaşları sildi.

"Sizce mangamı okurken böyle bir sahne hayal eden biri olmuş mudur?"

"Mutlaka olmuştur."

Hüzünle gülümsedi ve uzun süre ellerine baktı. Yanaklarının kızarıklığına bakılırsa epey içmiş olmalıydı.

"Birden aklıma başka bir şey daha geldi. Belki ben de başkasının yarattığı dünyanın bir parçasıyımdır..."

Bir süre sustuktan sonra, "Belki de artık bunun önem taşımadığı bir dünya olmuştur," diye cevap verdim.

"Ne?"

"Böyle biri var olsa bile bunu bize söylemezdi."

"Ah..." Bir an düşündükten sonra belli belirsiz gülümsedi. "Sizin gibi bir okuru olan yazarı gerçekten kıskanıyorum."

Acı acı gülümsedim. Sevdiğim romanı kimin yazdığını hâlâ bilmiyordum.

"Daha önemlisi, son konuşmamızda yarım bıraktığınız bir mesele vardı..." Neyi kastettiğimi anlamamış görünüyordu, bu yüzden onu doğru yöne yönlendirdim. "Peaceland'i siz yarattınız ama insanları buraya getiren siz değildiniz."

"Ah, doğru... Manganın seri yayını sona erdiği sıralarda bir e-posta almıştım. Biri mangamın kurgu dünyasından bazı unsurları ödünç almak istediğini yazmıştı..."

Şaşırdım. TWSA'da bundan bahsedilmemişti.

"Kurgu dünyasını ödünç almak mı?"

"Evet. O zaman üzerinde pek düşünmemiş, ne istiyorlarsa yapabileceklerini söylemiştim. Ama geriye dönüp bakınca, bu olaydan çok geçmeden..."

"Herhangi bir ayrıntıyı hatırlıyor musunuz? Mesela e-posta adresini ya da...?"

"Cevap verdiğim anda ilgili bütün e-postalar birden silindi, o yüzden tam adresi hatırlamıyorum..."

"Anlıyorum."

Belki ses tonumdaki bir şey onu mahcup etmişti; kısa bir tereddüdün ardından dikkatle ekledi: "...Şey. Emin değilim ama sanırım e-posta adresi 't' harfiyle başlıyordu."

'T' mi?

Bir an afalladım, sonra gayriihtiyari sordum: "Yoksa... tls123 müydü?"




RoS: :D Lee Gilyoung ve Shin Yoosoung'un didişmesine bitiyorum. Umarım ileride daha fazla görürüz bu ikiliyi.

Yakın zamanda tsl-123'ü görür müyüz acaba? Tek okurunu yalnız bırakmamalı.



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 144
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!