Bölüm 116: 23. Sahne — Terk Edilmiş Dünya I
Yeraltı Dünyası'nın çıkışına kadar bana bir Yargıç rehberlik etti. Gözlerim özel bir göz bağıyla kapatıldığı için hangi yöne gittiğimi tam olarak anlayamıyordum. Bir şekilde aynı anda hem yukarı hem aşağı gidiyormuşum gibi geliyordu. Çırpınmama rağmen Yargıç, göz bağını ancak epey yürüdükten sonra çıkardı.
[Bu yolu takip et.]
Gözlerimi açtığımda karanlık, dar bir ara yoldaydım. Bu muhtemelen kayıkçı Charon'dan geçmeyi gerektirmeyen çıkıştı.
[İleriye bakmayı sürdürmeniz sizin için en iyisi olur.]
"Bu ne demek?" diye sordum ama arkamı döndüğümde Yargıç çoktan gitmişti.
Bu yolda yürümeye başlamaktan başka çarem yoktu. Kısa süre sonra ışık soldu ve yerini zifiri karanlık aldı. Başta duvarı kullanarak yönümü bulabiliyordum ama çok geçmeden o da kayboldu. Tek referans noktam yok olmuş, kendimi açık denizde şamandırasız sürüklenen bir gemi gibi hissetmeye başlamıştım.
Orpheus efsanesi birden aklıma geldi.
Arkama bakarsam bana ne olur?
Karanlığın içinde silik bir ışık belirdi.
「Zaten arkanda olandan korkuyorsun. O zavallı çocuk da korkuyordu.」
Bu Persephone'den gelen bir mesajdı.
「Aklında tut: ileriye giden yolunu bulmak için arkanda ne olduğunu bilmelisin. "İleri", "arka" olmadan var olamaz.」
Yargıç da buna benzer bir şey söylemişti. Fakat sırf derin bir söz duydum diye bir anda aydınlanıp muazzam bir evrim geçirecek değildim.
「Görünüşe göre biraz motivasyona ihtiyacın var...」
Havada süzülen parlak ışık ipliği uzayıp duraksadı.
「Pekâlâ. Zaten Dünya-çizgileri Labirenti'nin girişinde olduğu için onu hemen çekip çıkaramam ama bu kadarı mümkün olmalı.」
Yoksa... diye düşündüğüm anda iplik kayboldu ve yerini ateş böceği büyüklüğünde, belli belirsiz parlayan bir şeye bıraktı. Uzak, son derece kırılgan ve nazik bir ışıktı. Ne olduğunu anlamak için bana söylenmesine gerek yoktu.
– Sen...
Bu, 41. Tur Shin Yoosung'uydu.
– Ah... Ahh...
Sadece sesinden bile ne kadar uzun zamandır beklediğini anlayabiliyordum. Labirent'in eşiğindeyse onun için zaman farklı bir hızda akıyor olmalıydı. Benim açımdan pek vakit geçmemişti ama onun için yıllar geçmiş olabilirdi.
Küçük ışık birkaç kez titredi, sonra tereddütlü bir sesle konuştu.
– Ahjussi.
Genç Shin Yoosung'un anılarından etkilenmiş gibiydi.
– ...B-Ben de sana böyle seslenebilir miyim? Sorun... olmaz, değil mi?
Birinin bir başkasına nasıl hitap ettiği, başlı başına bir bağ türüydü. Bir yere bağlanma arzusuydu. "Ahjussi" kelimesi, 41. Tur Shin Yoosung'unun tutunduğu son bağ olabilirdi.
Hafifçe gülümseyerek, "Artık benden büyüksün. Yine de sorun değil mi?" dedim.
Yumuşak ışık yeniden titredi. Sonra şakacı bir şekilde yüzüme sürtünmek için havalandı ve tekrar geri süzüldü.
Bu sıcaklık, bu küçük jest... Normalde hiçbir anlam ifade etmemeliydi ama... kalbimi göğsümden söküp alıyordu. Bu çocuk bunca zamandır bekliyor olmalıydı. Yine de daha da beklemek zorunda kalacaktı.
"Üzgünüm ama seni şu an kurtaramam."
Işık, anlamış gibi hafifçe aşağı yukarı sallandı.
– Kendini zorlama. Şu an benim hikâyem...
"Bitmedi," dedim, sözünü bitirmesine fırsat vermeden. "Bunca zamandır çok acı çektin, hikâyen böyle son bulamaz."
– Neden...?
"Buna asla izin vermem."
Işık bana baktı; zavallıca bir şaşkınlık içinde titriyordu.
– Bu dünyadaki hâlimin anıları sayesinde seni tanıdım. O yüzden... Bana neden bu kadar iyi davranıyorsun, Ahjussi? Beni aslında tanımıyorsun, değil mi?
Cevap vermedim. Birbirimizi farklı yollarla tanımıştık. Tıpkı 41. Tur Shin Yoosung'u beni küçük hâlinin anıları sayesinde tanıdığı gibi, ben de onu TWSA sayesinde tanımıştım. Yine de bunu ona açıklayamazdım.
– Tuhaf. Ben de seni kesinlikle tanımıyorum ama yanındayken benim hakkımda her şeyi anlıyormuşsun gibi hissediyorum. Sanki bir tanrının huzurunda duruyormuşum gibi...
Gerçekten bir tanrı olsaydım, dünyanın en beceriksiz tanrısı olurdum; her şeyi bilen ama hiçbir şeyi açıklayamayan, en aciz tanrı.
Işığı hızla solup gidiyordu. Onu göremiyordum ama nasıl bir ifade takındığını biliyordum.
– ...Lütfen beni kurtar... Yalvarırım...
"Kurtaracağım."
Elimi ona uzattığımda titreşen ışığın sönük ucu daha da küçüldü. Göğsümün daraldığını hissettim. Onun çaresizliği ve o upuzun bekleyişi içimi tarifi imkânsız bir kederle doldurdu; göğsüm, kalbim dilim dilim ediliyormuşçasına sızladı.
Persephone'nin sözleri yavaş yavaş anlam kazanmaya başlamıştı. "İleri", bir "arka" olmadan var olamazdı. Arkamda kalan şey buydu, aynı zamanda ileriye giden yolumun ta kendisiydi. Belki Yoo Joonghyuk da böyle hissediyordu; sonsuza dek geçmişe dönüyor, ama ancak geriye giderek ileriye yürüyebiliyordu.
Yolumdan emin olduğum anda her yanı saran kasvet dağılmaya başladı. Dağılan karanlığın üzerinde parlayan harflerden oluşan bir dize belirdi.
「Onu gücümle geçici olarak buraya getirdim, ama onu kurtarmak istiyorsan pek vaktin kalmadı.」
Persephone devam ederken ellerimin içinde hissettiğim o sıcaklığı düşündüm.
「Unutma: insanlar birer hikâyedir. Onu geri aldığında hikâyesinden geriye ne kadarının kalacağını kimse bilemez.」
Bundan sonra bir yere doğru çekildim.
Aaaaa—!
Feryat eden ruhların çığlıkları uzaklaştı ve canlı bedenimin tüm duyuları birer birer geri döndü. Parlak güneş ışığı göz kapaklarımı delip geçti. Gözlerimi tanıdık bir yüze açarken, sırtımdan aşağı bir ter damlasının süzüldüğünü hissettim.
"...Ahjussi?"
Genç Shin Yoosung, berrak ve çocuksu gözlerle bana bakıyordu. O gözler bana güven verdi. Deli gibi çarpan kalbim yavaş yavaş sakinleşmeye başladı.
Geri döndüm.
Bedenimdeki tüm kaslar yeniden işlemeye başlarken derin bir nefes verdim.
[Gizli Senaryo — "Yeraltı Dünyası'nın Kraliçesi" sona erdi.]
[Gizli senaryo ödülü olarak 15.000 jeton elde edildi.]
Güncellenen senaryonun ödülü de geldi. Çaylak dokkaebi işini düzgün yapmıştı.
[Takımyıldızı Şarap ve Esrime Tanrısı güvenli dönüşünüzü kutluyor.]
Mesajını görünce öfkem kabardı.
Dionysos, lanet olası velet! Beni Tartarus'a düşürmeseydi bütün o zahmete girmem gerekmezdi. Az kalsın Kim Namwoon'la birlikte, Gunpla maketi yapan bir ruhun hayatını "yaşayarak" mahsur kalıyordum.
[Takımyıldızı Şarap ve Esrime Tanrısı arayı düzeltmek istiyor.]
[7.942 jeton sponsor olundu.]
...7.942 mi? Bu çağrı cihazı kodlu özür hangi yüzyıldan kalma böyle?
[7942, çağrı cihazları/bipırlar için kullanılan ve bir dönem popüler olan bir mesajlaşma argosu biçimidir. Korecede "arkadaşlık" anlamına gelen 친구사이 (chingusai) ifadesine benzer duyulur. Mesaj temelde "Arkadaş mıyız?" anlamındadır.]
Neyse, jeton verdiğine göre görmezden gelebilirim.
[1 yeni gizli senaryonuz var.]
Yeni geleni hemen kontrol ettim.
<Gizli Senaryo — "Yılan Avı">
Kategori: Gizli
Zorluk: S-
Tamamlama Koşulları: Ana Senaryo #6 bölgesindeki hedefi avlayın.
Zaman Sınırı: Ana Senaryo #6'nın sonuna kadar.
Ödül: 80.000 jeton, En Karanlık Baharın Kraliçesi takımyıldızının lütfu
Başarısızlık: Yeraltı Dünyası'na erişimi kaybetmek.
Beklediğim gibi, Persephone'nin benden istediği iş, gizli senaryo biçiminde sunulmuştu.
[Hedefin yakınındayken senaryo alarmı otomatik olarak tetiklenecek.]
<Yılan Avı>. Hedef belirtilmemişti ama bir sonraki senaryoda hangi "yılan"ın ortaya çıkacağını tahmin edebiliyordum.
Yavaşça doğruldum. Shin Yoosung kaygıyla sordu: "Ahjussi, iyi misin?"
"Evet, iyiyim."
"Sangah-unnie beni seni izlemem için görevlendirdi..."
Bayılmadan önce Yoo Sangah'tan işleri halletmesini istediğimi hatırladım.
"O nerede?"
Yakınlarda yere kıvrılmış, derin uykuda olduğu için onu bulmak zor olmadı. Onun uyuyan yüzüne bakarken anılarımın ister istemez Persephone'ye kaymasına engel olamadım ve yüzüm alev alev yandı.
...
O cheongsam ve jartiyer kombinasyonu... İnanılmazdı.
"Unnie sen uyanmadan hemen önce uyuyakaldı," dedi Shin Yoosung.
"Ah."
"Yakında uyanmazsan diğerlerine haber vermemi söyledi."
Art arda gelen bu raporlar içimdeki devasa suçluluk duygusunu körükledi. Yoo Sangah'ın gözlerinin altında koyu halkalar belirmişti. Hâlâ akşamdan kalmalığın acısını çekiyor olmalıydı...
"Cheongsam" mı? "Jartiyer" mi? Siktir, ben çöpün tekiyim.
"Uyandın mı?"
Jung Heewon ve Lee Hyunsung bana doğru yaklaştı. Ter içindeydiler ve sabah idmanından dönmüş gibiydiler.
Jung Heewon, "Madem uyandın, gitmeye hazırlanmamız gerek, Dokja-ssi," dedi.
"Hazırlanmak mı?" diye sordum.
"Herkes çoktan gitti."
Şimdi bakınca, dün etrafımıza dağılmış olan insan gruplarından eser yoktu.
"Gece ne oldu?" diye sordum.
"Altıncı senaryo duyuruldu."
...Şimdiden mi?
Sormaya fırsat bulamadan gökyüzünde dev harfler belirdi.
[Hayatta kalanların Yongsan İstasyonu'nda toplanması önerilir.]
Hemen eşyalarımızı toplayıp yola çıktık.
Zaten Yongsan İlçesi'ndeydik, bu yüzden istasyon pek uzakta değildi. Yoo Sangah'ı sırtıma aldım; asıl yükleri ise Jung Heewon ile Lee Hyunsung taşıdı. Lee Gilyoung ve Shin Yoosung birbirlerinden epey uzak durarak bizi takip etti. Yoo Joonghyuk'un ekibinden yakınlarda hiçbir iz yoktu.
Önerilen varış noktamızın çevresi, biz vardığımızda hayatta kalan kalabalıklarla çoktan dolup taşmıştı. O kadar çoklardı ki Seul'de gerçekten bu kadar insanın hayatta kalmış olduğuna inanmakta zorlandım. Herkes havada süzülen dev ekrana bakıyordu.
"Ah...?"
"Orası mı?"
Ekip üyeleriyle birlikte biz de onlara katılıp izlemeye başladık. Ekranda, Yeraltı Dünyası'ndayken gördüğüm manzaranın aynısı yansıtılıyordu. Canavarlar gür bir ormanın içinde koşturup duruyordu. Yakından bakıldığında dehşet verici olsalar da, resmin bütününe bakınca devasa bir ekosistemin sıradan birer parçası gibi görünüyorlardı. Bazı cisimleşenler de gösteriliyordu. Çoktan avlarına başlamış olan bazıları, kesik başları birer ganimet gibi havaya kaldırıp kameraya sırıtıyordu.
Şu dokkaebi piçleri. Görüntüyü görkemli bir tatil reklamı gibi gösterecek şekilde kurgulamışlardı.
Biri sordu: "Ha? Az önceki adam Japon değil miydi?"
Hafızam beni yanıltmıyorsa, altıncı senaryo başka bir Kubbeyle paylaşılan bir etkinlik senaryosuydu. Ekranda görünen adam muhtemelen Japonya'da ünlü bir cisimleşen olan Izumi'ydi. Tokyo Kubbesi'nin ilerleyişi bizimkinden daha hızlıydı, dolayısıyla altıncı senaryoya bizden önce ulaşmış olmalıydılar. Birçok açıdan Güney Kore'nin nispeten dezavantajlı bir başlangıç yaptığı söylenebilirdi.
[Yeni bir ana senaryo geldi.]
Yazar Notu: Son zamanlarda karakterlerin işbirliği yapmasından memnunuz, onlara kötü davranıyor olsak bile...
🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:
📖 Manhwa Bölüm 117