Bölüm 568: 3. Sahne — Başkahraman[?] 5
"Aynen! İşte o!"
Hakkımda gururla Jung Heewon'a dedikodu yapan kızda becerimi kullandım.
[Özel beceri 'Karakter Listesi' etkinleşti.]
[Karakter Listesi bu kişi için kullanılamıyor.]
[Bu kişi bir 'karakter' ancak 'kurgusal karakter' değil.]
Tahmin ettiğim gibi.
O zaman şunu kullanayım.
[Bu kişi için 'Okur Yorumları Listesi'ni kullanmak istiyor musunuz?]
'Kullanacağım.'
['Okur Yorumları Listesi' yetkinliği arttığı için her yorumun beğeni/beğenmeme sayısı görüntülenecek.]
['Okur Yorumları Listesi' yetkinliği arttığı için 'Okuma Sayısı' görüntülenecek.]
Daha ikinci kez kullanıyorum ama yetkinlik artmış mı yani?
Bunu daha sık kullanmalıyım.
ID: alsdn0905
Platform: Serials
Toplam yorum sayısı: 168
Okur Seviyesi: 38
Okuma Sayısı: 1.8
*Okurun yazdığı yorumları görmek için jeton kullanabilirsiniz.
*Şu anda üç yorum ücretsiz görüntülenebilir.
Dansu ahjussiden sonra karşılaştığım ikinci okurdu.
'Okuma Sayısı' 1.8 ise, ORV'yi en az bir kez sonuna kadar okuduğu anlamına geliyordu.
Aslında iyi biri mi acaba?
Bakalım nasıl yorumlar bırakmış.
JUNG HEEWON'U SEVİYORUM.
—3 Beğeni / 1 Beğenmeme
—-(Harap Olmuş Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu, Bölüm 18)
Şey...
Bugünden itibaren her gün 100 şınav, 100 squat çekip 10km koşacağım — Heewon-nim'e layık bir adam olmak için.
—0 Beğeni / 5 Beğenmeme
—-(Harap Olmuş Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu, Bölüm 25)
Ciddi mi yoksa konsept mi anlayamadım.
Heewon-nim... seni seviyorum... gerçekten... 3000 squat kadar seviyorum seni...
—2 Beğeni / 8 Beğenmeme
—-(Harap Olmuş Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu, Bölüm 25)
Beğenmeme sayısı artıyor.
[Ek yorumları görmek için jeton ödeyin.]
[Ek yorumları okumak için 100 jeton ödeyin.]
Bir tanesine daha mı baksam?
Lee Hyunsung'un yaptığını ben de yapabilirim.
—0 Beğeni / 12 Beğenmeme
—-(Harap Olmuş Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu, Bölüm 139)
ORV'nin 139. bölümünde ne olduğunu düşündüm.
27. Sahne civarındaki 139. bölüm.
Galiba o sırada Nirvana ortaya çıkmıştı, insanlar Düşünce Enfeksiyonu'na yakalanıp çıldırmıştı. Belki de Lee Hyunsung'un Jung Heewon'un çıldırmasını durdurmak için tüm bedenini ortaya attığı sahneydi.
Dansu ahjussi sordu.
"Şu küçük kız da bizim gibi... değil mi?"
"Galiba öyle."
Şimdilik onlarla konuşmaya karar verdim.
Ama yaklaşınca kız bağırmaya başladı.
"Aaahh! Yardım edin!"
"Affedersiniz."
"Beni öldürmeye çalışıyor! Öldürmese bile mutlaka kötü bir şey yapacak!"
Böyle bir şey yapmam imkânsız diyecektim ama bir düşününce Cheon Inho'ydum ben.
Ellerimi hafifçe kaldırıp düşmanca bir niyetim olmadığını belirttim.
"Yok ya, sadece selam veriyorum..."
Ben bunu söylerken yan taraftan çıkan Bang Cheolsoo bağırdı.
"Herkes dinlesin! Bundan sonra Geumho İstasyonu Cheoldoo Çetesi tarafından işgal ediliyor! Üzerinizdekileri bırakın ve şu tarafa—"
Bang Cheolsoo'nun ensesine var gücümle bir tane indirdim.
[Takımyıldızı 'Ayak Takımının Hükümdarı' size 100 jeton sponsor oldu.]
İnanamayan gözlerle bana bakan Bang Cheolsoo'dan uzaklaşıp tekrar kıza döndüm.
"Kötü biri değilim. Sanırım bir yanlış anlama var."
"Yaklaşma! Aşağılık herif!"
"Yaklaşma diyorum sana."
Jung Heewon kızı arkasına saklayıp kararlı bir sesle söyledi.
Kız başını Jung Heewon'un omzuna yasladı ve bana muzaffer bir yüzle baktı.
Demek böyle oynayacaksın.
Hafifçe iç çekerek söyledim.
"Çare yok. Böyle konuşalım o zaman."
Jung Heewon önce bana sonra kıza baktı ve kıza sordu.
"Sence olur mu?"
Kız zorda kalmış gibi Jung Heewon'a bakınca Jung Heewon yine bana baktı ve söyledi.
"Korkmuş. Onunla sonra konuşun."
"Sizi tehdit etmeye niyetim yok. İsterseniz Jung Heewon araya girip beni durdurabilir."
Bang Cheolsoo'yu çağırıp bir boru aldım. Jung Heewon, sonunda gerçek yüzümü gösterdiğimi sanmış gibi yüzü katılaştı. Boruyu Jung Heewon'a uzattım.
"Onu tehdit ettiğimi görürseniz bununla bana vurun."
"Anlamadım?"
"Güçlü vurun."
[Takımyıldızı 'Ayak Takımının Hükümdarı'nın gözleri parlıyor.]
Jung Heewon eline aldığı boruya boş gözlerle bakıp utanmış bir sesle söyledi.
"O kadar ileri gitmeye niyetim—" "Hadi başlıyoruz."
Hımm diye boğazımı temizleyip sanatsal bir sesle konuşmaya başladım.
"Jung Heewon'u seviyorum."
"...?"
Jung Heewon bana hayretle baktı.
Devam ettim.
"Bugünden itibaren her gün 100 şınav, 100 squat çekip 10km koşacağım — Heewon-nim'e layık bir adam olmak için."
Jung Heewon bana vurup vurmaması gerektiğine karar veremiyor gibi göründü.
"Heewon-nim... seni seviyorum... gerçekten, evet..."
"Ne yapıyorsunuz şu an?"
"Lee Hyunsung gibi yapabilirim—" "Dur, bir saniye!"
Yüzü solmuş kız sonunda Jung Heewon'un arkasından fırladı.
Sırıtarak söyledim.
"Şimdi konuşmaya hazır mısın? Yargıç Hee—"
Kız çabucak ağzımı kapattı ve Jung Heewon'a dönüp tuhaf bir gülümsemeyle baktı.
"Unni. Özür dilerim. Sanırım kişiyi yanlış tanıdım."
"İyi misin? Şu an tehdit edilmiyorsun, değil mi?"
"Hayır, gerçekten öyle bir şey yok! Endişelenme!"
Korkmuş kız beni bir kez daha kontrol etti.
Tahmin ettiğim gibi, hiç şüphe yok.
Etkinlik tiyatrosunda yanımda oturan kişiydi bu.
Kullanıcı adı: [Yargıç Heewon].
Jung Heewon'un bıçağının adıyla ilgili soruyu doğru cevaplayıp sahneye fırlayan o kaslı adam bu dünyaya cisimleşmişti.
Bir saniye. Düşününce, bu kişi aslen bir erkekti.
Şu an Jung Heewon'dan daha kısa boylu bir kız olan o, ağzım kapalıyken konuştu.
"Şu tarafta mı konuşsak?"
"Şu... Cheon Inho?"
"Evet."
"Sen de kimsin yahu?"
Yargıç Heewon bana ve ahjussiye korkuyla baktı. Görünüşümüzden kim olduğumuzu çıkarmaya çalıştığının işaretiydi. Ama kim olduğumu söyleme imkânım yoktu.
Şimdilik tedbiri biraz gevşetebilirdim. Şükür ki bunun için ortak dilimizi öğrenmiştim.
"Jung Heewon harika."
"Ne? Tabii ki harika..."
Yargıç Heewon'un yüzü tuhaflaştı.
"Yoksa...?"
"Evet, doğru."
"Kullanıcı adın tuhaftı..."
Başımı salladım.
"Tiyatrodaki? Güzel kızla beraber olan?"
"Şey... evet."
"Hiçbir soruyu bilemedin!"
"Bir tanesini bildim. O yüzden buraya düştüm."
Yargıç Heewon ağzı açık kalakaldı. Olayı kafasında sıraya koymaya çalışıyor gibiydi.
Onu rahatlatmak için ekledim.
"Seninle aynı durumdayım. Şuradaki adam da."
Dansu ahjussi nazik bir yüz ifadesiyle hafifçe selam verdi.
Yargıç Heewon titrek bir sesle mırıldandı.
"Demek tahmin ettiğim gibi, doğruymuş. Benden başka insanlar da varmış..."
Yargıç Heewon her an ağlamaya başlayacakmış gibi yaşlı dolu gözlerle bize baktı.
"Gerçekten öleceğimi sandım. Hiç olmazsa ilk senaryoyu hatırlıyordum."
"Nasıl geçtin?"
"Standart yöntemle. Böcek öldürdüm."
Bunu kendinden emin biçimde söylemesini görünce, bu kişinin de benim gibi ilk senaryoyu altüst eden okurlardan biri olduğu anlaşıldı.
"Aslında senaryo ortada saçma sapan bir hal aldı, az daha ölüyordum... Şanslıymışım. Heewon'la aynı yere kapatılmıştım."
Jung Heewon'la kapatılmış...
Demek ki Jung Heewon'un kimseyi öldürmeden sağ kalması Yargıç Heewon sayesindeymiş.
Yargıç Heewon alçak sesle söyledi.
"Püf... her neyse, benim gibi okursan daha önce söyleseydin ya. Az kalsın..."
"Konuşmaya devam edecektim ama saklandın. Üstüne bana iftira atıyordun."
"Cheon Inho'ya cisimleşmiş biri olacağını bilmiyordum. Niye Cheon Inho oldun?"
Niye Cheon Inho'yum?
Onu ben de merak ediyorum.
Her halükarda Yargıç Heewon artık düşmanca davranmıyordu.
"Önce kendimizi tanıtalım. Gördüğün gibi ben Cheon Inho'yum."
"Ben de Lee Dansu."
İsimlerimizi duyan Yargıç Heewon anlamış gibi başını salladı.
"Bu isimle konuşmak kuralın bir parçası, değil mi? TRPG gibi yani?"
Bir şey söylemeye başladım ama durdurdum kendimi.
Yargıç Heewon yeni ismini utangaç bir ifadeyle söyledi.
"Ben Kyung Sein'im."
"Sana Yargıç Heewon desem olur mu?"
"Bana Kyung Sein demelisin."
Kafa dengi bir adam.
Senaryonun daha ilk günü ama yapacak çok iş vardı.
Dansu ahjussinin hafızası zayıftı ama Kyung Sein hayli şeyi hatırlayan tam bir okurdu.
"Beklediğim gibi, Geumho İstasyonu'nda önce yemek toplamak ulusal bir kural."
Bu kuralları kim koymuş?
Hep birlikte oturup 'Okuduğunuz Bir Kıyamette Nasıl Davranılır' kılavuzu hazırlamadık ki.
Her neyse, ayrılıp otomat makinelerini ya da küçük marketleri yağmalama kararı aldık.
Bang Cheolsoo ve Cheoldoo Çetesi de yardım etti.
Yaklaşık yarım saat geçti.
"Hepsi bu mu? Yakındaki bütün marketlere baktın mı?"
"Evet, hepsi bu."
Bütün yiyecekleri birlikte Geumho İstasyonu'na getirmeyi başardık.
Şu anda Geumho İstasyonu'nda 134 kişi mahsur.
Bu hâliyle yemek bir günü zar zor çıkarır.
Kyung Sein sordu.
"Ne yapayım? Jeton kazanmak için satayım mı?"
"Hayır, dağıtılacak sadece."
Ana hikâyedeki Kim Dokja gibi yemek satıp jeton alırsan biraz kâr edebilirdin. Ama ben o yolu seçmedim.
Kyung Sein hak verdi.
"Eh, onlardan jeton almak zaten doğru gelmiyor bana. Kim Dokja kesinlikle normal biri değildi."
"Sein, şu taraftaki yiyecekleri dağıtsana. Cheolsoo, sen öbür tarafa git."
"Tamam."
"Dansu ahjussi, siz de benimle bölüştürün."
Yemekleri paylaştırırken vatandaşların yüzlerine tek tek baktım.
Bu sahneyi yazarken bilmediğim bir şeydi.
Hayatta kalmak için az önce birini öldürmüş insanların yüz ifadeleri.
"Teşekkür ederim."
İlk senaryoda ölenlerin tümünün kafası patlatılmıştı. Ölülerin solgun ışığı şimdi sağ kalanların yüzlerinde duruyordu.
"Bazılarınız zaten biliyor ama dışarıda canavarlar var. Yardım gelene kadar burada güvenli bir biçimde beklemek akıllıca olur."
"Kurtarma ekibi gerçekten gelecek mi?"
"Gelecek."
Tabii ki kurtarma ekibi gelmedi.
[Şu anda Geumho İstasyonu'nda 48 kişi sizi destekliyor.]
[Şu anda Geumho İstasyonu'nun %35'i sizi destekliyor.]
Fena bir tempo değildi. Bu gidişle önümüzdeki 30 dakika içinde Geumho İstasyonu ele geçirilebilir ve senaryo tamamlanabilirdi.
[Mutlak İyi safındaki takımyıldızlar özveriniz karşısında etkilendi.]
[100 jeton sponsor olundu.]
Üstüne üstlük takımyıldızlarının gözüne girdim.
Cheon Inho Islah Projesi istikrarlı biçimde ilerliyordu.
[Karakter 'Bang Cheolsoo' bilinmeyen bir duygu hissetti.]
Belki, Bang Cheolsoo da.
"Cheolsoo hyungnim. İyi misiniz?"
"Bilmiyorum. Bir şey içimi kıpırdatıyor."
İnsanların minnetiyle birlikte ekmek ve atıştırmalık dağıtan Cheoldoo Çetesi üyeleri benzer ifadeler taşıyordu.
Belki de birinden 'teşekkür ederim' duydukları içindi.
Birkaç ek cümle ekleyerek ne kadar hikâye anlatılabilir bilmiyorum.
Ama bazen hiçbir şey değiştiremesen de yazmak istediğin cümleler vardır. Cevabını bildiğin halde sormak zorunda olduğun bir sorunun olması gibi.
"Noh Jiyoon adında bir kız gördünüz mü?"
Yanımda yemek dağıtmaya yardım eden Dansu ahjussi insanlara benzer sorular soruyordu.
"Bilmiyorum. Nasıl görünüyor?"
"Şey... bütün bildiğim adı."
Jiyoon, ahjussinin kızının adı.
Aslında Dansu ahjussi de biliyor olmalıydı. Burada insanlara kızının adını sorsa bile ahjussi onu bulamazdı. Şu an kızı, başka bir karaktere cisimleşmiş olarak farklı bir adla yaşıyor olacaktı.
Yine de sormayı bırakmıyordu.
Sanki bu tanıdık ama yabancı dünyada Lee Dansu değil de birinin babası olduğunun tek kanıtı bu isimmiş gibi.
Böyle bir ahjussiye bir an baktım ve cep telefonumu açtım.
Ekranda bir platform uygulaması belirdi.
Açıkçası, bir zamanlar bu romanın yazarıydım. Ama hâlâ bu romanın yazarıyım diyebilir miyim?
Şimdi bunu kanıtlamak için kalan tek kayıt bu.
Harap Olmuş Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu - Toplam 567 bölüm - Yazar Lee Hakhyun
Romanımın başlığına boş gözlerle baktım.
Ne kadar uzunmuş?
Birden tüylerim diken diken oldu.
Bu ne be?
Ekrana bir kez daha baktım. Özellikle ORV'yi yeniden kontrol ettim.
Harap Olmuş Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu - Toplam 567 bölüm - Yazar Lee Hakhyun
On beş ek bölüm eklenmişti.
RoS: Bu romana tekrar tekrar bitiyorum. Ezilerek ölmesi gereken karakterlerin, rolünün dışına çıkmaya başlaması ve kendi içinde yaşadıkları çelişkiler... Bu arada, ORV romanını Kim İnternete yüklüyor??? Ben şuan 567. Bölümü yazıyorum. Yoksa zaten bu bölümü yazmışmıydım? Yada birazdan mı yazmayı tamamlayacağım? Henüz 567.bölümü yayınladığımı da sanmıyorum?
Bir dakika. Bunu okuyabiliyorsan, yayınlanmıştır değil mi?