Bölüm 556: 2. Sahne — Yeniden Yazma 1
「"Hayatın ne olduğunu biliyor musun?"」
— Bilge Okuyucunun Bakış Açısı 6. bölüm yorumu
*
Bir keresinde Ji Eunyu ile şöyle bir şaka paylaşmıştım. Diyelim ki 'ORV'nin ilk senaryosuna bırakıldık, hayatta kalabilir miydik?
O zaman Ji Eunyu şöyle cevap vermişti.
— Doğrusu, kendime güvenmiyorum. Sen ne dersin, Yazar-nim?
Ben nasıl cevaplamıştım? Hatırlayamadım.
Kesin olan şey, o günkü şakanın artık gerçek olmuş olmasıydı.
「Aman Tanrım.」
Köşeli parantez kullanmadan edemeyeceğim kadar özel bir durumdu.
Peron kapısına yansıyan yüzüme defalarca dokundum. Yakışıklı göründüğüm için değil. Peron kapısında garip bir şey olduğu için de değil.
Yüzüm gerçek anlamda, harfiyen değişmişti.
"Bu da ne…"
İnce dudaklar, gülümsemesinde sessiz bir hüzün, gözlerinde belli belirsiz bir kötücüllük.
Yüzü gördüğümde fark ettim.
Bu yüze sahip birinin gerçek boyutlu mukavva figürü tiyatronun girişinde net bir şekilde duruyordu.
Ne var ki bu adamın kim olduğunu bir türlü çıkaramıyordum.
Görünüşü tarif edilmemiş bir yan karakter miydi?
[Gezegen Sistemi 8612'nin ücretsiz hizmeti sona erdi.]
[Ana senaryo başladı.]
Vatandaşların şaşkın haykırışları metro istasyonu boyunca yankılandı.
"Hıı. Bu da ne?"
"Bunu sadece ben görmüyorum, değil mi?"
"Yol burada kapalı. Hey, sen de hissediyor musun? Burada duvar gibi bir şey var."
İstasyonun belli bir yarıçapı saydam duvarlarla çevrelenmişti. İyi tanıdığım bir duvardı.
Belirli koşullar sağlanana kadar içeriden çıkmanı engelleyen bir senaryo aygıtı.
"Yok, metro çalışanları nerede? Bir anons yapmayacaklar mı?"
"Birileri gelir. Bekleyip görelim."
Artık şüphe kalmamıştı.
「'ORV'nin içine ışınlanmıştım.」
Ayaklarımın altından bir titreme yukarı süzüldü.
「Hem de tanımadığım bir yan karakter olarak.」
Web romanlarda yaygın bir gelişmeydi, ama ne kadar düşünsem de neden ışınlandığıma dair bir gerekçe bulamıyordum.
Neden ben? Birinin bana kini mi vardı? Karakterlerden biri mi beni buraya çekti?
O zaman Han Sooyoung muydu?
Olabilirdi. Beni ORV'nin yazarıymış gibi davranırken iğrenç bulan Han Sooyoung, sonunda beni buraya fırlatmıştı.
Yoo Joonghyuk de ihtimal dahilindeydi. Yaşadığı bütün küçük düşmeleri tek tek anlatmış olmam bile bana kin beslemesi için yeterliydi.
Belki Kim Dokja'dır. Başkahramanın gizli zevkini tüm evrene ayrıntısıyla açıkladığım için benden intikam almak istemiş olabilir. O yüzden olmasa bile, o herifin huyu zordur diye de olabilir.
Lanet olsun, bilmiyorum. Şu an bunu düşünmenin ne anlamı var ki?
Belirsiz bilgileri kafamdan attım ve sadece kesin olanları bıraktım.
Birincisi, 'ORV'nin içine girdim.
İkincisi, kendim değilim, çünkü 'başka bir karaktere' ışınlandım.
Üçüncüsü, senaryolar birazdan başlayacak.
Çevremi hızla taradım. İlk senaryo birazdan başlayacaksa, ne kullanabileceğimi önceden çözmeliydim.
Her şeyden önce, burası bir metro istasyonu.
Turuncu hat olduğuna bakılırsa, bu istasyon 3. Hat. İstasyonun adı ise…
「Geumho」
Yüzüm hafifçe karardı.
Geumho İstasyonu'yla ilgili bilgiler aklıma geldi. Geumho İstasyonu, başkahraman Kim Dokja'nın başlangıç noktasıydı ve büyük bir katliamın yaşandığı yerdi.
Tabii o, ilk cildin ikinci yarısında oluyordu, neyse ki henüz o noktada değildik… ama bir bakıma şu an daha tehlikeli olabilirdi.
[Aa, aaa. ^&@@#%.]
Bileğimin soğuk derin bir denize doğru sürüklendiğini hissettim.
O dokkaebi'yi kendi gözlerimle göreceğim günün geleceğini bilmiyordum.
İki küçük boynuz. Yumuşak tüylerin etrafına dolanmış kısa pejmürde kıyafetlerle bir canavar.
Hatırladım. Bu rolün asıl sahibi oydu.
[Beni iyi duyabiliyor musunuz?]
Kim Dokja'nın yayın sözleşmesi ortağı, dokkaebi Bihyung.
[Aa, burası diğer yerlerden daha sessiz. Hımm…]
O an arkasını döndü ve gözlerim Bihyung'unkilerle karşılaşınca irkilip başımı eğdim.
Bihyung Kim Dokja'dan ancak hikâyenin ikinci yarısında etkilenmişti; başlangıçta cisimleşenlerin kafalarını şaka olsun diye patlatan çılgın bir canavardı.
Neyse ki burada, ana hikâyede olduğu gibi Bihyung'la ağız dalaşına girip kafasını kaybeden insanlar görmedim.
Özellikle şu öbür taraftaki kişi yüzünden tedirgin olmuştum.
[Güzel. Sessizlik için birkaç kafa patlatmak zorunda kaldım. Sıkıcıydı. Şimdi, neler olduğunu kısaca anlatacağım, dikkatlice dinleyin.]
Bihyung'un bundan sonra ne söyleyeceğini iyi biliyordum. Bu satırları düzeltmeye çalışırken düzinelerce dosya çöpe gitmişti.
Belki Bihyung şu an yönettiği senaryo bölgelerinde benzer metinleri eş zamanlı olarak yayınlıyordu.
[Şimdiye kadar bedavadan yaşıyordunuz. Hayatınız epey cömertti, değil mi? Hiç bir kuruş ödemeden nefes alıyor, yiyor, sıçıyor ve ürüyiyordunuz! Ha! Harika bir dünyada yaşıyordunuz!]
Onu dinlerken, 'ORV' filmi vizyona girmiş olsaydı acaba böyle bir hava mı olurdu diye düşündüm.
Sorun şu ki, şimdi o filmde bir figüranım.
[Her neyse, şimdiye kadar bedava yaşayabilmenizin sebebi, uzaktaki gökyüzündeki takımyıldızların gezegeninizi cömertlikle izlemiş olmasıydı. Ama bu bugüne kadardı ve takımyıldızlara borcunuzu ödeme vakti geldi. Sıcacık ilgilerinin ışığını geri ödemek zorundasınız. Pekâlâ, böyle konuşmaktansa durumu bizzat deneyimlemek daha iyi, değil mi?]
Sıkıcı satırları okumaya üşeniyormuş gibi Bihyung parmağını şıklattı.
[#BI-7623 kanalı açıldı.]
[Takımyıldızları kanala girdi.]
Şaşkınlıkla başlarını kaldıran insanların üzerinde küçük bir pencere belirdi.
[Ana senaryo geldi!]
<Ana Senaryo #1 — Değer Kanıtı>
Kategori: Ana Senaryo
Zorluk: F
Bitirme Koşulları: Bir ya da daha fazla canlıyı öldür.
Süre sınırı: 30 dakika
Ödül: 300 jeton
Başarısızlık: Ölüm
Vücudu saydamlaşan dokkaebi, yavaş yavaş kaybolurken hafifçe gülümsedi.
[Eh, herkese bol şans. Lütfen ilginç bir hikâye gösterin.]
Önümde beliren senaryo penceresini gördüğümde, gerçekten gerçek hissi uyandırdı.
Gerçek zamanlı geri sayan bir zamanlayıcı.
Şu an 30 dakika yazıyor, ama insanlar fazla ağır kanırsa cezalar birazdan başlayacak.
"Bu ne demek?"
Durumu kavrayamayanlar fikirlerini paylaşmaya ya da telefonlarıyla bir yerleri aramaya başladı. Bazı insanlar uzaktan saydam duvarlara vurup tırmalıyordu.
Derin bir nefes alıp kendi kendime mırıldandım.
'Nitelik Penceresi.'
[Sistem hatası nedeniyle Nitelik Penceresi şu anda etkinleştirilemiyor.]
Gözlerimi kıstım.
Bunu yapamıyor musun?
'Dördüncü Duvar.'
Her ihtimale karşı söyledim.
Ana hikâyede Kim Dokja en başından beri [Dördüncü Duvar]'a sahipti ve o becerinin cezası olarak nitelik penceresini görmesi kısıtlanmıştı.
Yani [Dördüncü Duvar]'a sahip olsaydım…
'Dördüncü Duvar.'
…
Yok.
Peki o zaman nitelik penceresi neden açılmıyor?
Bu, benim yazdığım roman. Lanet olsun.
Her şeyden önce, ben okur değilim, yazarım, o yüzden bir [Yazar] niteliğim olmalı… ya da Han Sooyoung gibi [Avatar] veya [Önsezili İntihal]'e sahibimdir belki.
Konsantre olmaya ve [Avatar]'ı ya da yazara özgü diğer becerileri kullanmaya çalıştım. Lakin gözle görülür bir değişiklik olmadı; gücümün hepsi yalnızca büzgenime gitti.
[Kalan süre azaldı.]
[28 dakika kaldı.]
Ben mücadele ederken istasyondaki insanlar iki ana gruba bölündü.
Biri, üzerinde aynı logo işlenmiş kazaklar giyen bir grup insandı.
"Kardeş-nim'ler. Lütfen panik yapmayın ve buraya toplanın!"
"Hadi hep birlikte diyakozun yanına gidelim!"
Ellerinde bir kilisenin adı yazılı mendiller tutuyorlardı. Aynı kiliseden gelen insanlardı.
Diğer tarafta ise ön koluna dövme yaptırmış iri yarı bir adam insanları topluyordu.
"Hey, herkes buraya gelip yardım etsin!"
Az önce Bihyung'a kafasını patlattıracak diye endişelendiğim genç adamdı. İri yarı adam saydam duvarı iki eliyle iterek etrafına bağırıyordu.
"Hepiniz, şunu itin! Belki dışarı çıkabiliriz!"
Dokkaebi'ye saldırmaktansa, hayatta kalmak için o duvarla boğuşmak elbette daha güvenliydi.
Ne var ki bazı insanlar öyle düşünmüyordu.
"Garip bir şey yaparsam ya az önceki o canavar gelir ve benim icabıma bakarsa?"
"Benden ne istiyorsun? Yardım etmeyeceksen def ol buradan. İt! Daha sert! Daha sert!"
Birazdan tereddüt eden bazıları katılıp duvarı itmeye başladı. Birkaç kez "Heyamola" naraları yükseldi ve manzarayı izleyen kilise mensupları teker teker harekete geçti.
"Hep birlikte kardeş-nim için gücümüzü birleştirelim!"
Diyakozun işaretiyle kiliseden gelen insanlar duvara abandı. Bir düzine insanın saydam bir duvarı sanki pandomimcilermiş gibi itmesi gerçekten sıra dışı bir manzaraydı.
İnsanlar duvarla boğuşurken metro istasyonunun kenarına doğru yavaşça yürüdüm. Birkaç adım ötedeki peron kapısına ince yapılı silüetim yansıyordu.
Her şeyden önce, çöp bir karaktere ışınlanmışım gibi görünüyor.
Ortalama statları 1'i geçmeyen bir beden. Statları eksik Kim Dokja ile kapışsam bile, kazanabileceğimden emin değildim.
Kim Dokja.
Bir şekilde Kim Dokja ile buluşmalıyım.
Neden ışınlandığımı bilmiyorum, ama web romanlarının olağan kurallarını düşünürsek, senaryoların sonunu görür görmez gerçekliğe geri dönebilirim.
Arkadaşları için defalarca ölmeyi göze alacak olan 'ORV'nin başkahramanından mümkün olduğunca çok sevgi devşirmem gerekiyordu. Bu acımasız dünyada yaşama şansını artırmanın tek yolu buydu.
Lakin Kim Dokja ya da başka biriyle karşılaşabilmem için önce burada hayatta kalmalıydım.
「İlk senaryoyu bitirme koşulu, 'bir ya da daha fazla canlıyı' öldürmek.」
Kim Dokja, ilk senaryoyu Lee Gilyoung'un topladığı 'çekirgeyi' ve 'çekirge yumurtalarını' ezerek bitirdi.
Ne var ki o herif başkahraman olduğu için şanslıydı; ben ise bir yan karakter olarak öyle bir şansa sahip olmazdım.
「İşte bu yüzden böyle düşündüm.」
Önümdeki içecek otomatına dik dik baktım.
Kim Dokja ile aynı vagonda olamayacaksam, bari bir metro istasyonunda olmalıyım.
En azından burada, bu otomat benim 'böcek kabım' olabilirdi.
"İtin! Daha sert!"
"Iyaaaa!"
Duvarı iten insanların ritmine uyarak otomatı nazikçe ittim.
「Metrolara kurulan soğuk otomatların içinde pek çok böcek yaşar.」
Ben yaklaşık 200 bölüm yazdıktan sonra böyle bir yorum görmüştüm.
Birkaç kez salladıktan sonra.
Tok bir ses çıktı ve otomatın altından bilinmeyen bir tür böcek süründü.
Kaçmakta olan böceği yakalamak için ellerimi aceleyle kâse gibi yaptım.
Şanslıydım. Bununla ilk senaryoyu geçtim mi acaba?
Avucumun içindeki böceği ezmek üzereydim.
「Belki de hamile bir böcektir.」
Tereddüt etmemin sebebi mutlaka böceklerin yaşam hakkı gibi felsefi düşünceler değildi.
Sadece 'ORV'den bir ifade aklıma geldi.
「'Yumurta' bir canlıdır.」
Senaryoda çekirge yumurtaları canlı sayılır ve Kim Dokja, senaryoda avantajlı bir konum elde etmek için yüzlerce yumurtayı patlatır.
Ne var ki Kim Dokja çekirge yumurtalarını metrodaki herkese verseydi ne olurdu?
Başımı çevirip saydam duvara vuran insanlara baktım.
Yaşamak için duvara vuran insanlar.
Geumho İstasyonu'ndaki insanların ne tür karakterler olduğunu biliyordum. Kendi hayatta kalmaları için başkalarının canını alabilecek olanlar.
Bir an için Kim Dokja'nın ne hissettiğini düşündüm.
「Kim Dokja ilk senaryoya geri dönseydi ne yapardı?」
Bir an için bir titreşim oldu ve böceği neredeyse düşürüyordum.
Bir olasılık kıvılcımı değildi.
Cebimdeki cep telefonu titriyordu.
Bir an tereddüt ettikten sonra, yumruğumdaki böceği montumun cebine koyup fermuarını sıkıca çektim.
Cep telefonumu açtığımda bir mesaj belirdi.
[Yeni bir mesaj geldi.]
Mesaj mı?
— Gönderen: Temsilci Kim Dokja
— Yazar-nim. Yan hikâyenin serileşmesi için tebrikler.
Mesaja şüpheyle tekrar baktım.
— Yazar-nim'e, yeni serinizin şerefine küçük bir hediye gönderiyoruz.