title mobile

Bölüm 99: 20. Sahne — Sellerin Felaketi II

Departman Müdürü Han Myungoh'un bir keresinde Maldivler'deki villası için özel bir yat satın aldığıyla nasıl övündüğünü hatırladım. Ne demişti yine? Pervane denizin suyunu yardığında, açık bir otoyolda son sürat sürmek gibi hissettirdiğine dair bir şeyler mi?

Vuuuuş!

Şimdi ne demek istediğini tam olarak anlıyordum. Onun gezintisi Gyeongbu Otoyolu'nda sürmek gibi hissettirdiyse, ben şu an Autobahn'da uçuyordum.

"…Bu inanılmaz."

Yoo Sangah ile ben Kraliçe Mirabad'ın sırtında oturmuş, Han Nehri'nde ardımızda bıraktığımız dümen suyunu hayretle izliyorduk. Doğruca gitmek yerine Shin Yoosong, kontrolünü sınıyormuş gibi ihtiyozor sürüsünü dalgaların arasından yönlendiriyordu. Su artık güvenli bölge olduğu için, kraliçelerinin peşinden annelerini izleyen yavru ördekler gibi yüzen ihtiyozorlarla birlikte Yongsan İlçesi'ne yakın karaya doğru ilerliyorduk.

Gözlerimi kapatıp yüzüme çarpan serin havanın tadını çıkardım. Cidden büyülü bir histi; dünya öyle kalsaydı yaşamayı asla umut edemeyeceğim bir lüks. Shin Yoosong, Kraliçe Mirabad'la uyumunu güçlendirmek için durmadan kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu.

Yoo Sangah kıza bakıp karmaşık bir sesle sordu, "Ama Dokja-ssi, Yoosoung-ie şimdi güçlenirse, gelecekteki hâli de güçlenmeyecek mi?"

Eninde sonunda böyle bir şey soracağını tahmin etmiştim.

"Öyle olmayacak."

Asıl metne göre gelecek olan Felaket, "başka bir regresyonun geleceği"nden gelen Shin Yoosong'du. Yoo Joonghyuk tarafından ihanete uğradıktan sonra dünya-çizgisinin dışına atılmıştı. Kendi zaman çizgisini kaybedince evrende başıboş dolaşmış, sonunda <Yıldız Yayıncılığı> tarafından yutulup senaryoların bir parçası hâline getirilmişti. Sonra erken bir senaryoya Felaket olarak indirilmek zorunda bırakılmıştı.

Açıklamamı dinleyen Yoo Sangah şu soruyu yöneltti, "Öyleyse bugünkü Yoosoung-ie ölse bile gelecekteki Felaket yine de hayatta kalmaz mıydı? Zaman çizelgesinin dalları tamamen ayrı olduğuna göre…"

"'Kopuk Film Teorisi'ni hiç duydun mu?"

"…Hayır."

Akıntıdaki yarılmaya bakıp açıkladım, "Basitçe söylemek gerekirse: diyelim ki Yoosoung-ie'nin bizim dünyamızdaki tarihi tek bir 'film'."

"Film… Sinemalarda kullanılan filmden mi bahsediyorsun?"

"Aynen."

"Çoklu evren teorisi gibi mi? Film, başka bir evrenin tarihi için bir metafor?"

Başımı sallayıp devam ettim, "Bu dünya-çizgisinin 'Film 1' olduğunu varsayalım, diğer dünya-çizgileri için de sayısız film olması gerek, değil mi? Film 2, Film 41 ve böyle gider."

"Ne kadar dünya-çizgisi varsa, o kadar film var."

"Peki, filmlerden birinin ön kısmı koparılıp Film 1'in sonuna eklense ne olur?"

"…Pardon?"

"Mesela, Film 41'in koparılan parçası Film 1'in sonuna yapıştırılırsa? Film oynatıldığında ne olur sence?"

Sorum üzerine bir süre düşündü.

"Görüntü ortada birden değişirdi, ama… Ah, dur. İki hikâye birbirini etkilemezdi?"

"Doğru."

"Ah… O zaman durum bu. Film 1'deki Yoosoung-ie şimdiki, Film 41'deki Yoosoung-ie ise Felaket. İki hikâye birbirinden tamamen bağımsız olduğu için biri değişse bile diğerini etkileyemez."

Cidden zeki.

"Yine de tam anlamadım," diye devam etti. "O zaman Yoosoung'un olası ölümü Felaket'e karşı hiçbir şey yapmayacak demek mi?"

"Filmlerin içeriği birbirini etkileyemez, ama iki filmin kendisi birbirine bağlı."

"…Ne?"

"Filmin başlangıcı tutuşursa ne olur?"

Yoo Sangah anlayınca nefesini tuttu.

"İkisi de yanar…"

İki dünya-çizgisi zorla birbirine bağlanmıştı; bu yüzden bugünkü Shin Yoosong ölürse, gelecekteki hâli de aynı kaderi paylaşırdı. Ne ki şimdiye yapılan hiçbir değişiklik gelecekteki Shin Yoosong'u değiştirmezdi. Bu muğlak paradoks, bu Felaket'in özüydü.

"Cidden çok şey biliyorsun. Çoklu evren teorisini duymuştum ama bunu hiç duymadım," dedi.

Mahcup bir şekilde başımı salladım. Tabii ki bilmezdi. TWSA'nın yazarı tarafından oluşturulmuş bir teoriydi. Defalarca söylediğim gibi, TWSA boşuna iflas etmedi.

Lokurrr.

Kısa süre sonra akıntıyı yarmamızın sesi kesildi. Sonunda karşı kıyıya ulaşmıştık. Kraliçe Mirabad bizi indirdikten sonra suyun yüzeyinin altında yeniden kayboldu. Shin Yoosong, içindeki tüm gerilim boşalırken iç çekti.

"…Nasıldım?"

"Sormaya gerek var mı? Harikaydın."

"Yaşasın!"

Yüzü tuhaf bir şekilde kızarmıştı. İltifatları seviyor gibiydi. Ama doğrusu, bu dünyada bu çocuğu övecek kimsesi kalmamıştı.

Aniden Yongsan'ın binalarından yükselen şiddetli bir düşmanlık hissettim.

DUM. DUM.

Gözlerimiz gökdelenlerin arasından geçen devasa gölgeye takıldı ve aralarından gözüken yeşil "tırpan"a indi.

…Dev bir peygamber devesi?

Böcek kralın üzerine binmiş iki oğlan bana yukarıdan bakıyordu.

"Dokja-hyung?"

Ters takmış bir keple gelen Lee Gilyoung'du, yanında da kulaklığını takmış Han Donghoon vardı. Lee Gilyoung peygamber devesinden aşağı kayıp, kepinin düşmesine sebep olacak kadar sertçe doğrudan kollarıma atıldı. Kaba saçlarını dağıttım. Son görüşmemizin üzerinden tam bir hafta geçmişti.

Vırrrrr.

Telefonum Han Donghoon'dan gelen yeni bir mesajla titreşti.

–Hoş geldin, hyung.

"Bana doğrudan söyleyemez misin? Onca zaman geçti."

–İstemem.



Lee Gilyoung ile Shin Yoosong tanışır tanışmaz aralarında tuhaf bir gerilim oluştu. Onun saçları antenler gibi huzursuzca kıpırdarken, kız onu yola getirmek için tüylerini kabarttı.

"Ahjussi, o çocuk bana ters ters bakıp duruyor."

"Hyung, kim bu kız?"

Aynı kumaştan kesilenler birbirini tanıyabiliyordu sanırım. Biri canavar ustası, diğeri de böcek… eh, sanırım o da ustaydı. Anlaşıp anlaşamayacaklarını söylemek zordu.

Lee Gilyoung'a sordum, "Heewon-ssi'yle henüz buluşmadın mı?"

"Hayır, ama nerede olduğunu sanırım biliyorum. Bazı böcekler gönderip baktırdım, Heewon-noona şu an kuzeyde bir yerlerdeymiş gibi."

Ondan beklendiği gibi, söylenmesine gerek kalmadan grup üyelerini araştırmaya çoktan başlamıştı. "Kuzeyde bir yerlerde" ifadesi Gezginlerin Kralı'nın bulunduğu yer anlamına geliyor olmalıydı. Belki Jung Heewon onunla iletişime geçmişti.

"Geleceğini biliyordum, Hyung. Bir sürü dalgıç böcek saldım."

Yeri gelmişken, kafasındaki böceklerin sayısı artmıştı. Şimdiye kadar kesinlikle yalnız hamamböcekleri vardı…

Shin Yoosong iğrenerek suratını ekşitti.

Mevcut ekibin gücünü hızlıca değerlendirip karar verdim: "Kalan iki gün boyunca burada kalıp beceri ustalığımızı olabildiğince yükseltmemiz en iyisi olur. Boş vaktimizi jeton toplamaya ayırıp stat'larımızı senaryo sınırına ulaşana kadar yatırırız. Ah, bir de… Yoo Sangah-ssi."

"Evet?"

"Ailenle iletişime geçtin mi?"

"Aile" kelimesini duyunca yüzü asıldı. Henüz onlara ulaşamamış gibi görünüyordu.

"Donghoon-ah."

Han Donghoon kulaklığı hâlâ takılıyken başını salladı. Cephaneliğindeki becerilerden biri [AoE İnternet] idi. Yani artık dış dünyayla iletişim kurabilirdik.

Vınnnnn.

Yoo Sangah'ın telefonu İnternet'e tekrar bağlanır bağlanmaz mesajlarla ötmeye başladı. Sulı gözleri telefonuna indi, sonra yavaş bir şekilde bana döndü.

Başımı sallayıp dedim, "Lütfen ailene buradaki mevcut durumu bildir. Bu senaryo bittikten sonra Seul'ün kenar mahalleleri artık güvenli olmayacak."

"Ne olacak?"

"Ne zaman ya da nasıl olacağını bilmediğimiz için sadece hazırlanmalarını söyle. Şimdilik bu kadarı yeter."

"Senin de iletişim kurman gereken biri yok mu, Dokja-ssi?"

"Sorun yok."

"Ama…"

"Ailem Seul'de."

"Seul'de mi? O zaman…"

"Güvendeler."

Gözlerim sessizce kuzeye kaydı. Tam o anda hepimiz mesajı duyduk.

[Birisi kuzeye inen Suyun Felaketi'ni yendi.]

Gezginlerin Kralı işini kazasız belasız bitirmişti. Geriye yalnızca Sellerin Felaketi kalmıştı.



「Parlak kılıcın ışığı gökyüzünü süsleyip etrafı çatırtı seslerle doldurdu. Bir anda düzinelerce çatışma yankılandı. Kor gibi yanan gözlerinden kan kırmızı bir aura boşanıyor, etrafa saçılan habis enerji dalgalar halinde havaya yayılıyordu. Sonunda kılıcı durdu.

"Bence antrenman için bu kadar yeter."

Kılıcını dikkatle inceleyip hoşnut bir şekilde gülümsedi. Karşısındaki orta yaşlı kadın gülümsemesini soluk bir şekilde karşıladı.

"Jeon Woochi'nin Taocu sanatları cidden muhteşem."

"Senin [Kendo]'n da harika, Heewon-ssi. Yakında bir sponsor bulacaksın, o zaman seninle başa çıkamam belki de."

"Çok pohpohluyorsun."

Kadının mavi cezaevi üniformasına baktı. Geçen hafta boyunca bu insanlara borçlu kalmıştı. Onlarla kalan zamanında ödenemeyecek bir borçtu muhtemelen.

Yaşlı kadın sordu, "Cidden bizim Nouvelle Vague'a katılmaya hiç niyetin yok mu? Kralımız aramıza katılmandan memnuniyet duyar."

"Üzgünüm, ama beni bekleyen insanlar var."

Yanağını kaşıdı. Diğer kadın buna karşılık üzüntüyle gülümsedi. Bu kişilerin kim olduğunu zaten biliyordu.

"Onun için nereye kadar gittiğini umarım biliyordur."

"Biliyor."

Jung Heewon hafifçe surat asarak gökyüzüne baktı.

"Nedense beni izlediği gibi bir his uyanıyor içimde."」

[Fransız Yeni Dalga sineması (1950'ler); geleneksel sinema kurallarını reddedip deneysel anlatımı benimseyen sanat akımı. Korece ham metin, Fransızca özgün adını kullanır.]

…Aramızda hangimizde [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı] var, gerçekten anlayamıyorum.

Her neyse, Jung Heewon'un gelişimi iyi gidiyor gibiydi. Asıl hikâyede pek parlayamayan bir karakter olduğu için endişeleniyordum, bu yüzden onu ekibe katma kararımın doğru çıkmasına sevindim. Becerimi kullanarak diğer bakış açılarını taramaya karar verdim ama maalesef görebildiğim çok azdı.

…Hı? Bu da ne?

Görüşüm titreşti ve önümde tanıdık bir yüz belirdi.

…Bu ben değil miyim? Bir saniye. Bu veletler ne karıştırıyor…?

「"Hey, sen," dedi Lee Gilyoung sert bir tonla. "Kibarca Rica ediyorum, Hyung'tan uzaklaş."

Uyuyan bana yapışmış olan Shin Yoosong yanıtladı, "Yok, kalsın. İstemiyorum."

"Senin gibi sokak köpeği nereden—"

"Konuşma benimle, böcek pisliği."

Lee Gilyoung duraksadı; kafasına tünemiş hamamböceği ile dalgıç böceğin antenleri çılgınca kıpırdadı. Soğukkanlılığını ancak toparladı ve hemen saldırıya geçti.

"Hyung senin gibi veletlerden nefret eder."

"Ahjussi'nin kimden hoşlandığını çok iyi biliyorum."

"…Biliyor musun? Kim?"

"Bir unnie."

Burun kıvırdı.

"Ne unnie'si be? Dünyadan haberin yok. Hyung erkek sever."

"Sen nereden biliyorsun?"

"Onunla uzun zamandır beraberim."」

Konuşma korkunç bir yöne girmek üzereyken kendimi güç bela uyanmaya zorladım. Etrafa hızlıca baktım, Lee Gilyoung ile Shin Yoosong başlarını birbirine yaslamış, derin uykudaydılar.

…Hayal mi gördüm? Hepsi rüya mıydı?

"Ne oldu, Dokja-ssi?" diye sordu nöbet tuttuğu yerden Yoo Sangah.

Başımı iki yana salladım.

Rüya olmalı.

Tam tekrar uzanıyordum ki bir yerlerden fısıltı duydum.

"Hey, böcek. Şimdi düşününce, az önce Ahjussi'ye sarılmadın mı?"

"…Ne olmuş yani?"

"Hayırdır, bebek misin sen? Ahjussi olgun insanlardan hoşlanır.."

Sonuçta rüya değilmiş.

"Pardon… İkinizin uyumanız gerekmiyor muydu?" diye uyardı Yoo Sangah.

Çevre hızla sessizliğe büründü, hemen ardından çocukların horultusu başladı.



İki gün göz açıp kapayıncaya kadar geçti.

[Yan Senaryo — "Hayatta Kalma Faaliyetleri" sona erdi.]

Mesaj geldiğinde herkes hazırlığını bitirmişti. Hepimiz ayağa kalktık. Senaryo hem uzun hem kısa hissettirmişti.

Bihyung'dan bir mesaj havada titreşti.

[[9.421.]]

Rastgele bir sayıydı. Tekrar konuştu,

[[9.513.]]

–'Bu ne?'

[[Sence ne? 9.611.]]

Ne demek istediğini hemen anladım.

Doğru; 10.000 abone için bir şey vaat etmiştim o zaman.

[Kore Yarımadası'na düşkün takımyıldızları kalan abone sayısı için gergin.]

Bihyung'a sordum,

–'Söylediğim şeyi yaptın mı?'

[[…Yaptım, ama işe yarayıp yaramayacağı kim bilir. Her hâlükârda, sana iyi şanslar dilerim. 9.781.]]

Gümbürrrr.

Gökyüzünde dönen Büyük Salon uğursuz işaretler veriyordu. Şimşekler yağdı, ardından aralıklı gök gürültüsü geldi. Sonra havada bir çıtırtıyla orta düzey bir dokkaebi belirdi.

[Çok beklediniz, hepiniz.]

Bitkin görünüyordu. Belli ki Büro bu adamın anasını ağlatmıştı.

[<Hayatta Kalma Faaliyetleri>nden keyif aldınız mı? Hepinizin beklediği senaryo kısa süre içinde başlayacak. Zamanlama değişiklikleri yüzünden bazı aksamalar oldu, ama… Eh, fark etmez. Umduğunuz kadar eğlenceli olacak.]

Bana ve diğer cisimleşenlere baktı, ardından memnuniyetsiz bir tonla devam etti,

[Beş Felaket'ten dördünün şimdiye kadar yenildiğini gördüm. Başarılarınızı bütünüyle takdir ediyorum. Ama bilin ki… Diğer dördü, gelecek olanla kıyaslandığında çocuk oyuncağıydı yalnızca.]

Ekibim gerildi. Aslında doğruydu. Diğer Felaketler'in toplamı, Sellerin Felaketi yanında kuşun ayağındaki kan gibi kalırdı.

[Korece deyim (새 발의 피): yok denecek kadar az miktar.]

[Bu senaryonun başarısına göre, şimdiye kadar uğraştığınız her şey heba olabilir ya da bitebilir. Açık konuşmak gerekirse, böyle olma ihtimali %90'ın üzerinde. Neyse ki, bazı varlıklar size acımaya karar verdi.]

Yumruklarımı sıkıca kapattım. Sonunda başlıyordu—beşinci senaryodan önceki son etkinlik.

[Şimdi ikinci <Sponsor Seçimi> ile devam edeceğiz.]



Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!