Bölüm 97: 19. Sahne — Tekillik V
Gözlerimi açtığımda hâlâ erken şafaktı.
Bir an dalmış olmalıyım.
[Takımyıldızı "Alevin İblisvari Yargıcı" cisimleşenine bakman için seni dürtüyor.]
Beni uyandıran muhtemelen Uriel'in mesajıydı. Lanet olsun, dün şu 'sponsorluk beyanı'nı patlattığımdan beri takımyıldızların hepsi başıma üşüşmüştü.
[Takımyıldızı "Altın Başlığın Esiri" seçimine kıkırdıyor.]
Aslında Masallarımı düzgünce inşa etmemişken kendime sponsor demem boş laftı. Sponsorluğuna aldığı kişiye tek bir stigma bile veremeyen ne tür bir sponsor olur? En azından muhtemelen pek çok Tarihi takımyıldızından daha çok param vardı üzerimde.
[Birçok takımyıldızı seçiminle ilgileniyor.]
[Bazı takımyıldızları kendini çok abarttığını düşünüyor.]
Bir cisimleşen kurtarmamın takımyıldızlarındaki etkisi büyük ölçüde ikiye ayrılıyordu. Bunu beğenenler cisimleşen arayanlardı, kibirli olduğumu düşünenler ise eğlence arayanlardı. Özellikle daha önceden düşmanımsalar.
Tabii ki net bir taraf almayan bir takımyıldızı vardı.
[Takımyıldızı "Gizemli Entrikacı" stratejini ilgiyle izliyor.]
[1.000 jeton sponsor edildi.]
Niteleyiciyi ilk gördüğümde Tarihi bir takımyıldızı olduğunu düşünürdüm, ama son zamanlarda fikrim değişti. Ortalama bağış büyüklüğü ve bu kayıtsız hava bana bunun en azından Masal seviyesinde biri olduğunu söylüyordu. Ne var ki TWSA'da ne kadar arasam da "Gizemli Entrikacı" ismini bulamadım. Ya başka bir dünyadan bir takımyıldızı olmalı, ya da tanıtımı atlanmış biri. Ama tam olarak kimdi?
Vuuung.
Shin Yoosong dün geceden beri terk edilmiş binanın bir köşesinde becerilerini yoğun bir şekilde çalışıyordu. Daha önce yakaladığımız yakındaki bir yavru Groll üzerinde becerilerini sürekli kullanmıştı ve ona verdiğim kullanılmış Büyü Gücü Yenileme İksiri'nden büyük bir yığın birikmişti.
Grar! Gröööar!
Ondan soluk bir enerji yayıldı ve canavarın derisine dokundu. Bu, Lee Gilyoung'un kullandığını gördüğüm [Türler Arası İletişim] ile aynı güçtü.
Gözlerinin altındaki morluklara baktım ve sordum: "Yoosoung-ah, uyudun mu?"
"Henüz uyumadım."
"Uyumazsan Uyku Cezası alırsın, bilmiyor musun? Önce git biraz uyu."
"…Birazcık daha."
[Kurgusal karakter Shin Yoosong "Türler Arası İletişim Sv.8" özel becerisini etkinleştirdi.]
[Kurgusal karakter Shin Yoosong "Terbiye Etme Sv.7" özel becerisini etkinleştirdi.]
Konsantrasyonu az sonra dağıldı.
["Terbiye Etme" başarısız oldu!]
[Canavar çıldırmaya başladı!]
Groll kontrolden çıktıktan sonra ona atıldı. O ana kadar yanımda uykusunda sadece mırıldanan Han Sooyoung, ben müdahale edemeden bir hançer fırlattı.
Vışt— Güm!
Groll bedeni duvara çakılı şekilde son nefesini verdi. Han Sooyoung bir şeyler mırıldanmaya devam ederek tekrar uyumak için döndü. Shin Yoosong yavaş yavaş nefesini kontrol altına aldı, ardından yüzü düştü.
Ona sordum: "İyi gitmiyor mu?"
"…Hiç iyi değil," diye kederle yanıtladı.
Anlaşılır.
["Karakter Listesi" özel becerisi etkinleştirildi.]
Özet.
<Profil Özeti>
İsim: Shin Yoosong
Özel Nitelikler: Canavar Terbiyecisi (Nadir), Pişman Katil (Yaygın)
Özel Beceriler: [Terbiye Etme Sv.7], [Türler Arası İletişim Sv.8], [Çevik Ayaklar Sv.8], [Yabancı Türlere Yakınlık Sv.6]
Stigma: Yok
Genel İstatistikler: Canlılık Sv.19, Kuvvet Sv.14, Çeviklik Sv.44, Büyü Gücü Sv.45
* Şu an "Gelişim Paketi I" uygulanıyor
* Şu an "Gelişim Paketi II" uygulanıyor
* Şu an "Yeni Senaryo Anma Paketi" uygulanıyor
Gelişim Paketleri uygulandığından beri becerilerinin gelişim hızı muazzamdı. Üstelik nitelik evrilmesini hızlandırmaya birebir gelen [Yeni Senaryo Anma Paketi]'ni de almıştım. Kore Yarımadası'nda başka hiçbir cisimleşenin böylesine kaliteli paket desteği almadığından neredeyse emindim.
Zaten yetenekliydi, dolayısıyla [Türler Arası İletişim]'i yakında Sv.10'u aşıp [İleri Türler Arası İletişim]'e dönüşecekti. Sorun, yüksek statlarına rağmen tek bir 8. sınıf Groll'u bile terbiye edememesiydi. Sistemin etkisi altında bu olmaması gereken bir şeydi.
Shin Yoosong başı utançla eğildi.
"…Yeteneksizim."
Eğer sende yeteneksizsen, ben kafama sıkayım daha iyi.
"Merak etme. Bir sürü yeteneğin var."
Değerli cisimleşenimin daha fazla cesaretsiz kalmasına izin veremezdim. Bu kadar zorlanmasının sebebi muhtemelen travmasıydı.
"Seni rahatsız eden bir şey mi var?"
"…Korkuyorum."
Neyden korktuğunu tahmin etmek zor değildi.
Ona söyledim: "Canavarlar evcil hayvan değildir."
"Biliyorum."
"Yine de destek olarak yanında tutmak sorun değil. Dayanıklı ve güçlüler."
Shin Yoosong hayatta kalmak için kendi elleriyle evcil yavru köpeğini öldürmüştü ve bu hâlâ kalbinde taşıdığı bir yara oluşturmuştu.
Bir an düşündükten sonra dedim: "Tüm senaryolar tamamlandığında bir dilek tutabileceğini biliyor muydun—?"
"Yalan söylediğinde yüzünden okunuyor, Ahjussi. Burun deliklerin genişliyor."
Gilyoung-ie de benzer bir şey söylemişti. Belki [Türler Arası İletişim]'i olan çocuklar vücut diline özellikle duyarlıdır?
En iyisi doğrudan söylemekti.
"…Peki ne söylememi istiyorsun?"
"Yapabilirim, değil mi?"
"Yapabilirsin."
"Biraz daha çaba harca…"
"Seni seçtim."
Gözleri hafifçe titredi.
"Seul'ün yerine seni seçtim ve bunu yaptığım için pişman değilim."
"…"
"Sen herkesten daha iyi yapabilirsin."
Bir süre bana yukarı baktıktan sonra başını eğdi ve ellerini yumruk yapıp sıktı. Sonra yüzümü dikkatle taramak için tekrar yukarı baktı.
"Ahjussi, gerçekten güçlü olursam, o zaman..."
"O zaman?"
Kısaca duraksadı, sonra hafifçe gülümsedi.
"Boş ver. Elimden geleni yapacağım."
Ardından tekrar becerilerini kullanmaya döndü. Orijinal romandaki karakterinin nasıl biri olduğunu hatırlayınca aniden biraz huzursuz hissettim.
「"Joonghyuk-oppa çok yakışıklı."」
「"Joonghyuk-oppa en iyisi."」
「"En çok Joonghyuk-oppa'yı seviyorum."」
…Doğru, bu velet TWSA'da Yoo Joonghyuk'un büyük bir hayranıydı.
Tabii ki aşk ilişkisi adayı değildi; yaşı nedeniyle peşine takılan küçük kardeş rolüne yerleştirilmişti. Hatırladığım kadarıyla Yoo Mia'yla çok atışırdı...

* Resmi olmayan hayran çizimi
Kendi düşüncelerim beni endişelendirdi. Ya binbir emekle bağrıma basıp büyüttüğüm veleti, günün birinde Yoo Joonghyuk kapıp kaçarsa?
Başımı, uyandıktan sonra esnemekte olan Han Sooyoung'a çevirdim. Bakışımı yakaladı ve sert biçimde başka yöne döndü. Bu kız dünden beri somurtuyordu.
Ona seslendim: "Hey."
"Ne?"
"Surat asmaya devam edecek misin?"
"Benimle konuşma."
"Sana bir şey sormak istiyorum."
Sözlerime kaşını kaldırdı. Shin Yoosong duymasın diye sesimi alçalttım.
"…Görünüşüm nasıl? Yoo Joonghyuk'la kıyaslayınca yani."
Sanki kulağına böcekler girmiş gibi bana baktı.
"Onu niye soruyorsun lan?"
"Sırf meraktan."
Liseden mezun olduğumdan beri görünüşümle ilgilenmemiştim. Ama Kâhinlerin ve Yoo Joonghyuk'un kız kardeşinin tepkilerine bakılırsa herkes benim çirkin olduğumu düşünüyordu. Tuvalette ara sıra selfie çektiğimde fena değildim bence.
[Çok gezen bir takımyıldızı sana acımayla bakıyor.]
Cevapladı: "Sadece kaderini kabullen."
"Hayır cidden, teselli almak için söylemedim. Sadece bilmek istiyorum..."
"Sana verecek tek şeyim teselli şu an."
Lanet olsun.
"…Gerçekten o kadar kötü mü?"
Sessizce Shin Yoosong’a baktım ve kararımı verdim.
Onu kesinlikle Yoo Joonghyuk'la tanıştırmamalıyım.
Tüm boş zamanımızı yakındaki canavarları öldürerek ve fırsat buldukça düşen jetonları toplayarak geçirdik. Avlarımızdan elde ettiğimiz kârları Shin Yoosong’a yatırdım, statları kayda değer bir hızla yükseldi. Esas olarak Çeviklik ve Büyü Gücü'nü fonlamayı amaçladık; çünkü [Çevik Ayaklar], [Terbiye Etme] ve [Türler Arası İletişim]'in avantajlarını tam kullanabilmek için hayatiydi. Gece tekrar geldiğinde sonunda [İleri Türler Arası İletişim]'i öğrendi, ama [Terbiye Etme] becerisi hâlâ başarısız oluyordu.
Bana sordu: "…Gelecekteki ben çok mu daha güçlü?"
Tabii ki şu anki Shin Yoosong onun karşısında doğrudan bire bir karşı koyamazdı. Ne var ki şimdi eğitimine var gücüyle çalışırsa, en azından gelecekteki Shin Yoosong’un önemli becerilerinden birini mühürleyebilirdi. Sellerin Felaketi'nin bu kadar tehlikeli olmasının sebebi tek başına bir ordu komuta edebilmesiydi.
"Henüz gelmemiş gelecekteki kendinden çok, şu anki kendine inanmalısın."
Shin Yoosong’un Felaket versiyonu yapabiliyorsa, çocuk versiyonun da potansiyeli vardı. Üstelik diğer benliğiyle karşılaşsa bile, gelecekteki Shin Yoosong şimdikini asla öldüremeyeceği için kazanma şansımız olurdu.
"Yemek için teşekkürler," dedi Yoo Sangah, Groll etini kemiğine kadar temizledikten sonra kısa bir duayla.
"Dindar mısın, Yoo Sangah-ssi?" diye sordum.
"Hayır, değilim."
"Peki o dua...?"
"Olympus tanrıları için yaptım."
Bunu öyle gerçekçi yapmıştı ki tamamen ikna oldum. Bildiğimiz tanrılar artık gerçek olduğuna göre, duaların muhatabının da netleştiğini düşündüm.
"Bugün önce Han Sooyoung'la ben nöbet tutacağız. Sen önce uyuyabilirsin Yoo Sangah-ssi."
"Bu sence sorun değil mi gerçekten?"
"Evet."
Karşılık olarak başını salladı ve uyumaya gitti. Han Sooyoung onun karşısındaki duvara yaslandı ve telefonunda oyalandı. Garip olacağı kesindi. Aslen düşmandık ve üstüne Han Sooyoung'un idealleri Yoo Sangah'nınkilere ters düşüyordu. Gelecekte ne olursa olsun, ikisi dostane olmaktan çok karşıt olacaktı. Tükenmiş Shin Yoosung bile uykuya daldı, sessiz geceyi dolduran yalnızca ateşin çıtırtısı kaldı. İlk konuşan Han Sooyoung oldu.
"Sen de uyu."
Yere yattım, ama uykum hemen gelmedi. Beşinci senaryonun başlamasına dört gün kalmıştı. Shin Yoosong bugün gerçek bir ilerleme kaydetmemişti, ama öğleden sonra Gangseo bölgesinden bir mesaj gelmişti.
[Biri batıda inen Buzun Felaketi'ni alt etti.]
Onu kimin öldürdüğünü sormama gerek yoktu. Yoo Joonghyuk'un kendisi, yalnız bırakılsa Seul'ün buzul çağına dönmesine sebep olacak Felaket'i durdurmak için müdahale etmişti. Muhtemelen Lee Hyunsung'la da birleşmişti.
Han Sooyoung közleri izliyordu ki birden dedi: "Hey, bir sorum var."
"Çirkinsin."
Suratını astı.
"Kim sordu? Kaba piç."
"…Peki nedir?"
"Derdin ne?"
"Derdim..."
"Buradaki hedefin ne? Anlamıyorum işte. Tahtı yok ettin, veleti de öldürmedin... Yani ne yapmaya çalışıyorsun?"
"İstediğim bir son var."
"Son mu?"
Hafifçe başımı salladım. Şaşırtıcı bir şekilde daha fazla deşmedi ve onun yerine başka bir konu açtı.
"Benim de yazmak istediğim bir son vardı."
"Romanın için mi?"
"Hı hı."
"O zaman ben de sana bir şey sorayım."
"Nedir?"
"Neden intihal ettin? Kötü bir yazar değilsin."
"Sana zaten söyledim, etmedim? TWSA'yı bir tür İncil sanır gibisin, ama fikirlerinin çoğu da başka romanlardan alındı. Aşkın varlıkların sponsorluğu, hayatta kalma görevleri, regrese eden başkahramanlı oyun benzeri sistem... Bugünlerde bunlardan biri olmayan bir eser bulmak daha zor değil mi?"
"Sorun seninkinin TWSA'yla aşırı örtüşmesi."
"Bunun bir sebebi var. Sana bir hikâye anlatsam? Bir varmış bir yokmuş, yoksul küçük bir kız varmış—"
"Edebiyatı seven ama yoksulluğa batmış, gerçekleşmemiş hayallerinden bunalan ve sonunda hayatta kalmak için yol ararken bir romandan intihal eden bir kız hakkındaysa, geçeyim."
Ağzı açık bana baktı.
"İnsanların aklını gerçekten okuyabiliyor musun?"
"…Ne?"
"Buna benzer bir şey yapabiliyorsun, değil mi?"
"Beni bir tür tanrı mı sanıyorsun? O beceriye sahip olsaydım bu şekilde zorlanmazdım."
[Karakter Han Sooyoung "Yalan Tespiti Sv.3" özel becerisini etkinleştirdi.]
[Karakter Han Sooyoung sözlerin yalan olduğunu doğruladı.]
Kıkırdadı ve sordu: "Benim aklımı da okuyabiliyor musun?"
Cevap vermedim.
"Şey, buna cevap vermek zorunda değilsin. Her hâlükârda, yapabiliyorsan şimdi dene."
"Yapamam dedim."
"Ben gerçekten romanı intihal etmedim."
Şüpheyle baktım ve belirgin bir biçimde kendi üzerinde [Yalan Tespiti] kullandı.
[Karakter Han Sooyoung sözlerin doğru olduğunu doğruladı.]
…Ne?
"TWSA'yı daha önce okuduğum doğru, ama buna benzer bir şey yazmam bir tesadüftü. Sadece sürekli gördüğüm rüyaları yazıya döktüm."
[Karakter Han Sooyoung sözlerin doğru olduğunu doğruladı.]
…Bu kız nereye varmaya çalışıyor diye merak ediyordum, ama bilinçaltını kalkan olarak kullanıyor sadece.
"Yine de okumuşsun. O yüzden de rüyana giriyor."
"Belki. Ama..." Duraksadı ve sonra dedi: "Son zamanlarda ara sıra şöyle düşünüyorum."
"Ne düşünüyorsun?"
"Orijinal gerçeklikte var olduysa ve ben sadece bir kopyaysam, varlığımın kendisi intihal sayılmaz mı?"
"Pek anlayamayacağım bir konuya geçmeye çalışıyorsun gibi..."
"Sadece düşündüklerimi söylüyorum."
Doğrusu, bu düşünce aklımdan hiç geçmemiş değildi. TWSA gerçeklik olduğundan beri orada takılı kalmıştı.
Roman kendini bu dünyanın üzerine mi bindirdi? Yoksa gerçeklik mi romana dönüştü?
Başımı salladım ve ayağa kalktım.
"Hey, vardiya değişelim. Hadi uyumaya. Bu baş ağrısı yapan konuları açmaya devam edersen takımyıldızları kanalı terk etmeye başlayacak."
"…Aslında seninle takılmaya başladığımdan beri ortalama bağışlarım çoktan azaldı."
"Onları kanser ettiğin için."
Bir kaç atışmafan sonra sonunda sessizliğe gömüldük. Duvara yaslandım ve horlayan Han Sooyoung'a baktım. Tuhaftır ki, bu kızın burada olmasının iyi bir şey olduğunu düşündüm. Birazcık. En azından bu dünyanın bir "roman" olduğunu bilmekte yalnız olmadığım gerçeğinde teselli bulabiliyordum.
Bir noktada uykuya daldım. Belki çok yorgun olduğum içindi, ya da belki beklenmedik rahatlık nedeniyle tetikte olmayı bırakmıştım. Her ne olduysa, dalmıştım. Kısa ama tatlı bir uykuydu.
Ne var ki muhtemelen uykuya dalmamam gerekirdi. Çünkü ertesi gün gözlerimi açtığımda Han Sooyoung, buz gibi soğumuş bir cesetten ibaretti.
RoS: nE?