title mobile

Bölüm 33: 8. Sahne — Acil Savunma I

⏱ Tahmini okuma süresi: ~8 dakika  •  İyi okumalar!

「Lee Hyunsung, telsiz odasında nöbet tutan subay gibi uyuklamaya başlamıştı.」

Bu TWSA olsaydı böyle tasvir edilebilirdi. Ve belki şu cümle de olurdu:

「Bugün başına geleceklerden muhtemelen haberi yoktu.」

"Hyunsung-ssi?"

"...Ah? Öhöm! Bir an uyuyakalmışım. Dokja-ssi, iyi uyudunuz mu?"

"Beni bilirsin. Ama siz uykuda sayıklıyordunuz. 'Nöbetçi subay' falan mı?"

"Ha, gerçekten mi?"

"Bir de 'Er Lee Hyunsung' diye bir şey?"

Yüzü kızardı.

"Ş-Şey... Erlik döneminden kalma travma işte."

"Er mi? Subay değil miydiniz?"

"Şey... Onbaşıyken KASS'a geçtim."

[KASS (Kara Kuvvetleri Astsubay Hazırlama Okulu), er veya üniversite mezunlarını subay olarak yetiştirmek üzere kurulmuş iki yıllık bir askerî akademidir.]

"O vakaların nadir olduğunu duymuştum. Askerlik size çok yakışmış olmalı."

Sözlerime acı bir gülümsemeyle karşılık verdi. Anlayabildiğim bir ifadeydi. Askerlik kendine yakıştığı için kalan çok azdı; kalanların çoğu başka hiçbir yerde hayata tutunamadığı için kalmıştı.

Artık havuza taş atıp dalgaları izleme zamanı.

"Yine de, sizi yanımda bulunduğum için memnunum."

"Ha?"

"Ön safta siz dururken içim rahat ediyor. Sanki biri beni koruyor gibi."

"...Öyle mi?"

Hafifçe gülümsedi. Zayıf bir gülümsemeydi ama içinde kesin bir güven vardı. Birkaç kibar söz daha alışverişinden sonra ayrıldık.

Orijinal 3. Regresyon'un gidişatını takip etseydi, Geumho İstasyonu'nda Cheoldu Grubu'na karşı insanları korurken nitelik evrimini geçirmiş olması gerekiyordu ama o fırsatı Jung Heewon kapmıştı.

Yoo Sangah, Jung Heewon ve Lee Gilyoung farkına varmadan yakınımda toplanıp izliyorlardı.

Onlara dönüp fısıldadım: "İyi baktınız mı? Benim yaptığımın aynısını yapın."

"Evet... Aşağı yukarı. Ama bunu neden yapıyoruz?" diye sordu Jung Heewon.

Neden mi? Şunun yüzünden.

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung sorumluluk duygusu hissetmeye başlıyor.]

Masum bir ifadeyle kalkanını temizleyen Lee Hyunsung'u izlerken [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]'nın ne kadar hileli olduğunu bir kez daha fark ettim.

Yani, en azından "kurgusal karakterler" söz konusu olduğunda hile.

"Hyunsung-ssi'ye faydası olur diye düşündüm. Son zamanlarda biraz morali bozuk... Onu neşelendirirsek keyfi yerine gelmez mi?"

Gerçekten onun iyiliğini istiyormuş gibi söyledim ve saf Yoo Sangah başını salladı.

"Güzel söy yılanı deliğinden çıkarır diyorsun?"

"Öyle bir şey."

"Anladım. Elimden geleni yapacağım!"

Yoo Sangah'ın aksine, Jung Heewon kuşkucu görünüyordu.

"Dokja-ssi."

"Evet?"

"Senin sponsorun 'Tek Gözlü Falcı' falan değildir, değil mi?"

"...O kim?"

"Kung Ye'yi bilmiyor musun?"

[Kung Ye (veya Gung Ye), kendisinin Maitreya Buda olduğunu iddia etmiş bir Budist'tir. Genç yaşta bir gözünü kaybettiği rivayet edilir. Hükümdarlığı sırasında paranoyaya kapılmış, zihin okuma gibi özel güçlere sahip olduğunu öne sürmüştür. Görevlilerini keyfi olarak ihanetle suçlamış, karşı çıkan herkesi ölüme göndermiştir.]

Sıfat seçme konusunda gerçekten yetenekliydi. Bir an TWSA'nın yazarı olabileceğini merak ettim ama tabii ki bu imkânsızdı.

Kung Ye'nin lakabı "Tek Gözlü Maitreya"ydı.

"Öyle değil. Özel bir becerim var. Diyelim ki insanları daha iyi anlamamı sağlıyor."

"...Sormayacağım çünkü zaten söylemezsin."

"Teşekkür ederim."

"Ama böyle bir şeyi benim üzerimde kullanmadın, değil mi?"

Gerçek duygularımı yüzüme yansıtmamak için zor tuttum kendimi.

[Yalan Tespiti] becerisine sahip olmaması gerçekten büyük şanstı. Lee Gilyoung'un tepkisini süzdüm.

"Sadece erkeklerde kullanıyorum."

"Aman Tanrım."

Tam bir yalan değildi çünkü onun düşüncelerini okumamıştım. Henüz.

"Her neyse. Herkes, lütfen odaklanın. Sırayla gidiyoruz: önce Jung Heewon-ssi, sonra Yoo Sangah-ssi, en son Gilyoung. Lütfen sırayla ona güzel bir şey söyleyin."

"'Ayyy, sana çok güveniyorum Hyunsung-ssi!' gibi bir şey olur mu?" diye sordu Jung Heewon.

"Biraz fazla ama evet. Makul sınırlar içinde tutun lütfen."

"Amanın, utançtan öleceğim."

Utanç verici olsun olmasın, yapılması gerekiyordu. Lee Hyunsung'un "nitelik evrimi" bu planın işe yaraması için kesinlikle gerekliydi.

Yoo Joonghyuk'un böyle davranacağını bilseydim hazırlıklara daha erken başlardım... Yine de sıkı çalışırsak bugün sonuç alabiliriz.

Ve ekip idare ediyormuş gibi görünüyordu.

"Hyunsung-ssi, çok güvenilirsiniz. Sağlam bir çam ağacı gibi."

"Haha, teşekkür ederim Heewon-ssi. Tesadüfe bakın, benim de en sevdiğim asker şarkısı 'Yeşil Çam'dır."

[Yeşil Çam (푸른 소나무), Kore'de dayanıklılık ve umut temalarıyla özdeşleşmiş popüler bir şarkıdır.]

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung sıcak bir gurur hissediyor.]

"Kimse sormadı."

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung biraz morali bozuldu.]

"Sizin kadar doğru dürüst birini tanıdığımı sanmıyorum, Hyunsung-ssi."

"Ah... O kadar da özel değilim. Yine de teşekkür ederim, Yoo Sangah-ssi."

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung adaleti sorgulamaya başlıyor.]

"Hyunsung-hyung'un kasları en iyisi."

"Sağ ol, ufaklık."

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung'un özgüveni arttı.]

Böyle yarım yamalak iltifatların bu kadar işe yarayacağını kim bilebilirdi? Bu kadar basit bir karakter olmasına gerçekten şükrediyordum.

Benzer konuşmalar birkaç kez tekrarlandıktan sonra sistem mesajları yavaşça değişmeye başladı.

[Kurgusal karakter Lee Hyunsung niteliğinin evrilmesi için bir fırsat bekliyor.]

Güzel. İşler yolunda gidiyor.

Yoo Sangah biraz endişeli bir tonla sordu: "Bence biraz bunalıyor..."

Tabii ki, bu durumda bile düşünceli davranıyordu. Başka birinin duygularını önemsiyordu. Bende olmayan bir nitelik.

"Belki biraz, ama gerekli. Bazı insanlar ne kadar çok yük taşırsa o kadar güçlenir."

"Ah..."

"İyi olacak, merak etme. Ve... Gilyoung-ah, senden istediğimi yaptın mı?"

"Evet, hyung," dedi Lee Gilyoung yanımdan.

Küçük başının üstünde antenleri dimdik iki hamamböceği duruyordu.

"O noona B1'de."

"Sağ ol."

Lee Hyunsung meselesi halledildiğine göre, şimdi başka birinin gücünü çalma zamanı.

Aktarma merdivenlerini tek başıma çıktım; tepede Toprak Ağası Koalisyonu'nun adamları karşıladı.

"Haha, bak hele? Kaçak kiracı gelmiş."

"..."

"Onca şeyden sonra hâlâ buraya gelmeye cesaret ediyorsun ha? Dün gece odasız hayatta kalmışsın duydum. Cidden mi? Yoo Joonghyuk yardım etmedi mi bari?"

Görmezden gelip yürümeye devam ettim ama alayları bitmiyordu. Galiba korktuğumu sanıyorlardı.

"O herifin köpeği olmak zor değil mi? Koalisyona katılsan ya? Pildu-ssi seni almayı düşünebileceğini söyledi."

Duymuyormuş gibi yapıp her kattaki kalan Yeşil Bölgeleri saymaya odaklandım.

Bir, iki, üç...

Bu planın başarılı olması için tek bir tanesini bile kaçıramazdım.

"Tabii, o yanındaki kadınları da getirmen şartıyla."

Toplam on bir Yeşil Bölge kalmıştı. Dünkü senaryodan sonra sayı bir hayli azalmıştı. Planı uygulamak için dar bir marjdı.

"Hey, bizi görmezden mi geliyorsun?"

"Dinliyorum. Ona düşüneceğimi söyleyin."

Koalisyon üyeleri birbirlerine bakıp sözlerime kıkırdadılar.

İstedikleri kadar gülsünler. O herifleri arkamda bırakıp yürüyen merdivenden çıkmaya başladığımda, aniden arkamdan boynuma bir bıçak dayandı.

Varlığını zar zor hissetmiştim... Başlangıç aşamasında bu seviyede gizlilikle övünebilecek tek bir beceri vardı—[Hayalet Yürüyüşü].

"Hayal kırıklığına uğrattın, ahjussi."

Lee Jihye. Kaba olduğu kadar yetenekli. Chungmugong onu boşuna seçmemişti.

[Chungmugong, "Sadık Yiğitliğin Lordu" anlamına gelen bir unvandır. Bu unvan pek çok büyük komutana ölümünden sonra verilmiş olsa da, neredeyse tamamen Amiral Yi Sunsin ile özdeşleşmiştir. Dokja'nın buradaki kullanımı da ona atıftır.]

"Grubundaki kadınlara ne olacağını bilmiyor musun, o pisliklerle anlaşma yaparsan?"

"Tabii ki biliyorum."

Jung Heewon, o herifler harekete geçmeden kafalarını koparırdı. Ama Lee Jihye, Jung Heewon'un nasıl bir kadın olduğunu bilmiyordu.

"Yani bilerek mi yaptın bütün bunları? Dün niye ölmedin o zaman?"

Omuz silktim.

"O şeyi kaldır. Konuşmaya geldim."

"Konuşmak mı? Beni bilinçli olarak mı aradın?"

"Evet."

Bunu duyunca daha fazla direnmeden kılıcını indirdi. Yüzüne dönmek için arkamı döndüm ama artık orada değildi. Ta yukarıda B1'deki turnikelerin yanında duruyordu.

Ne zaman gittiğini bile fark etmedim. Işınlanmış gibiydi.

"Ne konuşmak istiyordun?"

"Niye orada duruyorsun?"

"Usta burayı korumamı söyledi."

"...Korumak?"

"Evet, yani sen de geçemezsin."

Turnikeye vurup elinin kenarını boğazında gezdirdi. Turnikenin ötesine baktım. Yüzeye çıkan çıkış numaraları vardı ama hepsi doğrudan dışarıya açılan geçitler değildi.

İçime şüphe düştü.

...Yoksa şu herif Yoo Joonghyuk o rotayı mı kullanıyor?

Burayı birinin korumasını isteyecek tek bir sebep vardı. Senaryo boşluklarından yararlanıp gizlice Chungmuro'nun "gizli zindanını" basıyordu.

Teoride kulağa hoş geliyordu. Yani, başkahramanın güçlenmesi benim için kötü bir şey değildi. Sorun, bu zindanın 3. Regresyon Yoo Joonghyuk'unun asla tamamen bitiremeyeceği bir yer olmasıydı.

İşleri hızlandırmam gerekecek gibi görünüyor.

"Yardımına ihtiyacım var."

"Benim yardımıma mı?"

"Bugün Gong Pildu'nun ekibini basmayı planlıyorum."

"...Cidden mi?"

Samimiyetimi ölçmeye çalışırcasına baktı.

[Kurgusal karakter Lee Jihye'yi anlama dereceniz arttı.]

"Yeterince güçlü değilsin. Senin o derme çatma ekibinin tamamı katılsa bile işe yaramaz."

"Sen de yardım etsen?"

Başı, gururu zedelenmiş gibi seğirdi.

Doğaldı. Buraya ilk geldiğinde Gong Pildu'ya çoktan meydan okumuş olmalıydı. Muhtemelen kaçmak zorunda da kalmıştı. Yoo Joonghyuk tam zamanında yetişip kurtarmasaydı ölmüştü.

"Bir yol var. Sen yardım edersen yapabilirim."

"...Usta burada kalmamı söyledi."

"Burada kalırsan buradaki insanların çoğu ölecek."

"Nasıl olsa ölecekler."

"Bunu sana Yoo Joonghyuk mu söyledi?"

Gözleri titredi.

"Dün konuştuğumuz çocuk öldü. Biliyor muydun?"

"...Biliyordum."

"Belki yaşayabilirdi. Bugün de bize koşup Yoo Joonghyuk'un kahramanlık hikâyelerini anlatabilirdi."

"O..."

"Yoo Joonghyuk onu öldürdü. Kurtarabilirdi ama ölmesine izin verdi."

Kendi sözlerim bende de karmaşık duygular uyandırdı. Benim konuşmam komikti; o heriften pek de farklı değildim.

Hem metroda hem Geumho İstasyonu'nda, kendi canımı kurtarmak için belki kurtarabileceğim insanlara sırtımı dönmüştüm. Ama ikiyüzlüler de gerçekleri dile getirebilirdi.

"Metroda senin senaryonun kaydını gördüm."

Küçük omuzları irkildi.

"Hayatta kalmak için arkadaşını öldürdüğün kaydı."

"...Kes."

"Gerçekte bunu yapmak istemiyordun."

[Kurgusal karakter Lee Jihye derinden sarsıldı.]

"Sen ne bilebilirsin ki?"

"Ne bilebilirim? Hiçbir şey, tabii ki. Sadece aklıma geleni söylüyorum."

"..."

"Ama madem ağzımı açtım, şunu da söyleyeyim: Şimdi sırtını dönersen ömür boyu pişman olursun. Garanti ediyorum."

[Kurgusal karakter Lee Jihye derin bir ıstıraba düştü.]

"İnsan" Lee Jihye'yi iyi tanımıyordum ama "karakter" Lee Jihye'yi avucumun içi gibi biliyordum.

Kendi haline bıraksam Yoo Joonghyuk'un sadık astı olacaktı. Ama bu gelecekteki hikâyeydi, şimdi değil. Onun gücüne hayran olsa bile temelde ondan farklıydı.

Tekrar konuşması birkaç dakika aldı.

"Yardım edersem insanlar yaşar mı?"

"Hepsi değil ama çoğu."

"...Ne yapmam gerekiyor?"

"Bu gece saat yedide başlıyoruz."

Planı anlattım; başarı için mutlaka yapması gerekenleri detaylandırdım.

Sessizce dinledi, ağzı yavaşça açıldı, sonra açıkça sordu: "Deli misin? Bunu cidden yapacak mısın?"

"Evet."

"...Dürüst olmak gerekirse, işe yarayacağını sanmıyorum. Ve açık konuşayım, yardım edeceğimi de kabul etmedim."

"Sen bilirsin."

Böyle dedi ama mutlaka harekete geçecekti. Chungmugong onu boşuna seçmemişti.

[Takımyıldızı 'Gizemli Entrikacı' yüzsüzlüğünü beğendi.]

[100 jeton sponsor edildi.]

[Kurgusal karakter Lee Jihye'nin sponsoru senden hoşlandı.]

[100 jeton sponsor edildi.]

Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı.



RoS: Gong Pildu Ile yüzleşme vakti.

🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 33
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!