Bölüm 31: 7. Sahne — Toprak Ağası IV
Bihyung ortadan kaybolmasından yaklaşık on dakika sonra, Hat 3 peronunda ilk ölümler görülmeye başladı.
Burada yalnızca tek bir "oda" vardı. Ve Hat 3'te bölgeyi kontrol edecek güçlü bir figür bulunmadığından, zayıflar geri adım atmayı reddedip öldürme niyetlerini birbirlerine çevirmişti.
"Öl! Artık gebersene!"
[Üçüncü senaryonun başlamasına 30 dakika kaldı.]
Etrafımda kıyamet koparken sessizce TWSA'yı okuyordum. Bugünün senaryosu muhtemelen önceden belirlenmiş seyrinde ilerleyecekti, bu yüzden hayatta kalmak istiyorsam her kelimeyi ezbere bilmem gerekiyordu.
[Hey, ne yaptığını sanıyorsun sen şimdi?]
Bihyung'un Dokkaebi İletişimi'yle birlikte takımyıldızlarının mesajlarını da duydum.
[Takımyıldızı 'Altın Başlığın Esiri' ne yaptığına şaşırdı.]
Refleks olarak telefonumun ekranını kapattım. Düşününce, şu ana kadar göz ardı ettiğim bir şey vardı.
Takımyıldızları neden TWSA'yı okumama tepki vermemişti?
Aslında orijinal TWSA'da, takımyıldızları Yoo Joonghyuk'un bir [Regresör] olduğunu keşfettikten sonra senaryoların adilliğini sorguladığı bir sahne vardı. O mantıkla, bu metne sahip olduğum hakkında şimdiye kadar birinin bir şey söylemesi gerekirdi.
[O boş ekrana bakıp ne yapıyorsun? Bütün takımyıldızları senin yüzünden çıldırıyor!]
...Boş ekran?
Telefonumu tekrar açtım.
Ekranında gayet açık bir şekilde TWSA'nın metni görüntüleniyordu.
– 'Şunu mu diyorsun?'
[Evet! Cidden not uygulamasında strateji mi kuruyorsun şu anda? Böyle devam edersen ölürsün! Haahh, seninle neden sözleşme imzaladım ki...]
Tüylerim diken diken oldu.
Dokkaebiler bile bu "metni" okuyamıyordu. Sistem üzerinde en üst düzey yönetim yetkisine sahip biri bile okuyamıyorsa, takımyıldızları için de aynısı geçerli olmalıydı.
O hâlde...
Bana bu metni veren yazar ne tür bir varlık?
"Kuaaağh!"
Son çığlık yankılandı.
Sonunda, Hat 3 peronundaki "odanın" sahibi belli olmuştu.
[Yeşil Bölge 1/1]
"...Yaklaşmayın."
Beceriksizce bana bıçak doğrultuyordu. Şaşırtıcı bir şekilde, kazanan daha önce bize rehberlik eden çocuktu. Adını hâlâ bilmiyordum.
"Merak etme, yerini almayacağım."
Onu rahatlatmak için bilerek bir adım geri çekildim. Ama hemen ardından arkamda bir varlık hissettim.
"Ha, gayet rahat görünüyorsun ahjussi. Ölmek mi istiyorsun?"
O kaba tonu tanımak için arkama bakmama gerek yoktu.
"Sen de bir o kadar rahatsın."
"Kimse odama dokunamaz. Elini uzatanı gebertirim, biliyorlar," dedi Lee Jihye, keskin changdao'sunu savurarak.
Şu anki statlarıyla burada ona Kafa tutabilecek gelebilecek Yoo Joonghyuk ya da Toprak Ağası Koalisyonu dışında cisimleşen yoktu zaten.
Beni dikkatle süzdü.
"Umarım ölmezsin, ahjussi. Biraz önce Usta'ya laf sokman beni etkiledi."
"Merak etme, ölmeyeceğim. 'Oda' bulamamak illa ölüm demek değil."
Bu doğruydu. Oda bulamasam bile ölümüm kesin değildi. Bu istasyonda bunun mümkün olduğunu çoktan kanıtlamış biri vardı. Hem de daha üç gün önce.
Gözlerini kıstı.
"Ahjussi, ne dediğinin farkında mısın?"
"Evet."
"Güçlü müsün? Ustam kadar güçlü?"
Bunu sormasının hemen ardından Yoo Joonghyuk arkasında belirdi.
"Yeter. Odana dön."
"Ah! Emredersin Usta!"
Çabucak ve itaatle geri çekildi. Yoo Joonghyuk da dönüp gitmek üzereydi ama bana bir bakış attı.
"Canavarlarla savaşmayı mı planlıyorsun?"
Omuz silktim.
"Ölürsün. Yoldaşların da."
"Bekle gör."
Gözleri bir an okunamayan duygularla titredi, sonra yürüyüp gitti.
[Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]'nı kullanmadım. Her duygunun anlaşılmak için sözlere dökülmesi gerekmezdi.
[Üçüncü senaryonun başlamasına 20 dakika kaldı.]
Aktarma merdivenlerinden inen insanların sesini duydum. Lee Hyunsung, Lee Gilyoung ve Yoo Sangah'tı. Kasvetli yüz ifadeleri, zaten bildiğim şeyi doğruluyordu.
Yoo Sangah hüzünlü bir ifadeyle dedi: "Oda... bulamadık."
"Sorun değil. Daha önemlisi, Heewon-ssi nerede?"
"Üst katta fiyat pazarlığı yapacağını söyledi."
Tam sözünü bitirdiğinde Jung Heewon merdivenlerden bağıra bağıra koşarak indi.
"Bir gece için 2.000 jeton mu?! Dalga mı geçiyorsunuz?! Ahhh, yemin ederim o herifleri sashimi gibi doğrayacağım!"
Tiksinti dolu bir homurtu çıkardı.
"Dokja-ssi, üst katta ne diyorlar biliyor musun? Onlar—"
"Kirayı birden yükselttiler, değil mi?"
"Oh... Biliyordun zaten?"
Tahmin edilebilirdi. Kiracılar önümüzdeki yirmi dakikada oda bulamazsa ölecekti. Burada tüm kozlar toprak ağalarının elindeydi, tabii ki fiyatı şişireceklerdi.
"Bir şey buldun mu?"
"Hayır, bulamadım."
"Ah..."
Yüzlerini tek tek inceledim. Karar vakti gelmişti.
"Bunu yapmanın iki yolu var."
İki seçenek duyunca gözleri parladı ama önermek üzere olduklarım muhtemelen umutlarını boşa çıkaracaktı.
"Birincisi hepimizin hayatta kaldığı kolay yol."
Jung Heewon gözlerini kısıp dedi: "Bu tür hikâyelerde genelde insanlar ikinci seçeneği seçer... Diğeri ne?"
"İkinci yol zorlu bir seçenek. Birimizin ölme ihtimali de yüksek."
"Ha... O olmaz. Birinci seçenekle gidelim."
"Diğerleri ne düşünüyor?"
İlk Lee Hyunsung cevap verdi: "Herkes hayatta kalabilecekse birinci yol en iyisi."
Lee Gilyoung onaylayarak başını salladı.
Tek tereddüt eden Yoo Sangah'tı.
"...En azından birinci yolun ne olduğunu duyabilir miyiz?"
Başımı salladım ve onları Hat 4 aktarma merdivenlerinden yukarı götürdüm.
"Birinci yol bu."
Ekip, benim işaret ettiğim yere baktı: bölgelerini titreye titreye koruyan beş kişilik bir grup.
[Yeşil Bölge 5/5]
"Odalarında tam beş kişilik yer var ama bireysel stat değerleri o kadar yüksek değil. Açıkçası, beşimize bile gerek kalma—"
"Dur, Dokja-ssi, yani—"
"Evet. Onları öldürüp odalarını almak birinci yol."
Sakin tonumun ekipte gözle görülür bir ürperti yarattığını hissettim. Jung Heewon derinden yaralanmış bir ifade takındı.
"...Bu seçeneği bilmediğimizi mi sanıyorsun?"
"Hyung yapın derse yaparım," dedi Lee Gilyoung ilk olarak.
"Korkmuyorum. Yaparım."
"Hayır, Gilyoung-ah!"
Yoo Sangah omzunu kavradı.
Ona bakarken bilerek kayıtsız bir ton tuttum.
"Muhtemelen onlar da o yeri almak için adam öldürdü. Bunun kadarını yapamıyorsak gelecekteki senaryoları asla aşamayız."
"Dokja-ssi," diye sözümü kesti Jung Heewon. "Geumho İstasyonu'nda adam öldürdüm. İstediğim için yaptım ve pişman değilim ama..."
Yüzü acıyla bükülmüştü.
"Katil oldum diye öldürmekten hoşlandığım anlamına gelmiyor. Canavar olmak istemiyorum."
"..."
"...İkinci seçeneği de dinlemek isterim," dedi Lee Hyunsung.
Bir an gözlerimi kapattım.
"Anlıyorum."
Tamam, bu kadarı yeter.
"İkinci yolla gidelim."
Yüzleri bir kez daha aydınlandı.
Aslında en başından ikinci yolu kullanmayı planlamıştım. Başkalarını öldürmek de bir seçenekti ama en başından kolay yola kaçmak bana takımyıldızlarının ilgisini asla kazandırmazdı. Ancak ikinci seçeneği seçmek ciddi bir kararlılık gerektiriyordu—sadece benden değil, tüm gruptan. Bu yüzden kararlılıklarını teyit etmem gerekiyordu. Gerçek düşüncelerini bilmeliydim.
Jung Heewon yenik bir kahkaha attı.
"...Biliyordum. Nasıl olsa ikinci seçenekle gidecektik, ne diye sınav yaptın ki?"
"Sizi sınamaya çalışmıyordum. Hangi seçeneği yaparsanız yapın saygı duyardım."
"Biliyoruz. Söylediklerinin hepsinin anlamı var."
"İyi bir insan olmadığım için kusura bakmayın."
"İkinci yol ne?"
"Bunu kullanırsak kimse ölmek zorunda kalmaz ama inanılmaz zor."
Ağır tonuma karşı yüzleri kasıldı.
"Bu yolu seçerseniz talimatlarıma koşulsuz uymanız gerekiyor. Ne kadar saçma görünürse görünsün, lütfen bana güvenin. Bir kişi bile benden şüphe ederse..."
"..."
"...hepimiz ölürüz."
Biri yutkundu. Ekip neredeyse aynı anda başlarını salladı. Lee Hyunsung temsilci olarak konuştu.
"Size güveniyoruz, Dokja-ssi. Açıkçası, buraya kadar hayatta kalmamız sizin sayenizde."
[Üçüncü senaryonun başlamasına 5 dakika kaldı.]
"O hâlde, peşimden gelin."
Grubumuz Hat 3 raylarının kenarına ilerledi. Kırılmış PSD'lerin arasından geçip Euljiro 3-ga'ya giden tünelin girişinde durduk.
Karanlığın derinliklerinde parlayan bir "Kırmızı Bölge" görebiliyorduk.
"Canavarlar muhtemelen oradan doğacak, Hat 3'ü süpürüp kat kat yüzeye kadar çıkacaklar."
Lee Hyunsung gergin bir şekilde sordu: "...Yani canavarlarla burada mı savaşacağız?"
"Hayır. Onlarla savaşamayız. Savaşırsak hepimiz ölürüz."
"Yeşil Bölge" olmadan o dehşet verici varlıklarla şafağa kadar savaşıp hayatta kalabilecek tek kişi Yoo Joonghyuk'tu.
Jung Heewon sordu: "...O zaman Dongguk Üniversitesi İstasyonu'na doğru mu kaçalım?"
"O da olmaz. Senaryo başladıktan sonra Chungmuro'dan ayrılırsak otomatik olarak ölürüz."
"O hâlde ne...?"
"Bu operasyon için ekibi bölmemiz gerekecek. Lee Hyunsung-ssi, Yoo Sangah-ssi ve Jung Heewon-ssi, canavarlar belirdiğinde doğruca onlara doğru koşacaksınız."
"...Ha?"
"Anlıyorsunuz, değil mi? Doğruca üzerlerine koştuğunuzdan emin olun. Sonra, onlarla karşılaşmadan hemen önce sol duvara bakın. O anda ne demek istediğimi hemen anlarsınız."
Tam anlamış görünmüyorlardı ama uzun açıklamalar için vaktimiz kalmamıştı.
"Bana güvenin, yoksa kesin ölürsünüz. Sol duvarı kontrol etmeyi unutmayın."
"Anladım, Dokja-ssi."
Yoo Sangah ne demek istediğimi kavramış gibiydi ve ilk cevap veren o oldu.
"Ve bir şeyi netleştireyim: ancak canavarlar belirdikten sonra koşmaya başlayın."
Yerden bir çakıl taşı alıp tünele doğru fırlattım. Taş bir şeye çarparak kıvılcım saçtı ve geri fırladı. Lee Hyunsung ve Jung Heewon nihayet anladı.
"Ya sen, Dokja-ssi?"
"Gilyoung'la birlikte başka bir yol arayacağım."
Bu plan, ekibim bana inanmadığı sürece işe yaramazdı. Aklı başında kim üzerine gelen bir canavar sürüsüne isteyerek koşacak kadar intihar eğilimli olurdu ki?
O yüzden artık her şey onların kararlılığına bağlıydı.
[Üçüncü ana senaryo başladı.]
Fıışş!
Euljiro 3-ga tünelini kapatan bariyer yok oldu.
"Gidin!"
Bağırdığım an üçü de koşmaya başladı.
Güüümm—!
Ve ardından Kırmızı Bölge canavar doğurmaya başladı. Sürünün büyük kısmı Yer Sıçanları'ndan oluşuyordu ama aralarına 8. Sınıf yeraltı türü "Groll"lar da karışmıştı. Siyah yeleli, başlarında sivri bir boynuz olan ayı şeklinde ürkütücü canavarlardı.
Grrroooar!
Tek tek idare edilebilirdi ama sürü halinde sorundu. Sayıları bir "sürü" denilemeyecek kadar çoktu. O dalgayla kafa kafaya çarpışırsak kesin ölürdük.
Lee Hyunsung ilk Groll'la karşılaşmak üzereyken bağırdım: "Şimdi!"
İlk gören Yoo Sangah oldu—duvarda parlayan yeşil bir karo.
"Ah—!"
Anında kavradı.
[Birisi Chungmuro İstasyonu'nun gizli parçasını tetikledi.]
[Gizli bölge "Cesurların Sığınağı" etkinleştirildi!]
Eli karoya dokunduğu anda duvar parlak bir ışık yayıp etkinleşti.
[Yeşil Bölge 1/3]
Çevik Jung Heewon hemen ardından gelip duvara tutundu.
[Yeşil Bölge 2/3]
Ancak Lee Hyunsung, kalkanına yapışan Yer Sıçanları yüzünden zamanlamayı kaçırdı.
"Hyunsung-ssi! Bunu tutun!"
Yoo Sangah <Bağlayıcı İplik>'ini kullanarak onu kendine doğru çekti. İki kadının birleşik Gücüyle bir anlığına havaya kalktı ve güçbela duvara ulaştı.
[Yeşil Bölge 3/3]
Güzel.
Grrrrrrr!
Canavarlar öfkeyle onlara baktı ama Yeşil Bölge'ye girdikten sonra ekibime saldıramıyorlardı.
"Dokja-ssi!"
Yoo Sangah bana seslendi ama arkama bakacak vaktim yoktu. Lee Gilyoung'u sırtıma almış çoktan koşuyordum.
「...Üçüncü ana senaryo birçok gizli "Yeşil Bölge" içeriyordu.
Bunlar, senaryo başladıktan sonra her dalga için belirli duvarlarda kendilerini gösterip etkinleşiyordu. Duvara yapışık bir "Yeşil Bölge"... İnsanlar onları "oda" olarak yorumladığı düşünülürse mantıklıydı.」
TWSA'daki Yoo Joonghyuk, sayısız regresyonu boyunca Chungmuro'da çok sayıda gizli Yeşil Bölge keşfetmişti.
"Cesurların Sığınağı" bunlardan biriydi. Bulunduğumuz Hat 3'te bunlardan yalnızca iki tane vardı.
Cıyıık! Kwacıcık!
Farkına varmadan birkaç Yer Sıçanı bana yetişip bacağımı ısırmaya başlamıştı. Dayanıklılığım yüksek olduğu için ciddi bir hasar yoktu ama bu küçük şeyler birikmeye devam ederse eninde sonunda sorun olurdu.
Şakk!
Lee Gilyoung sırtımdan birkaç Yer Sıçanı'na kafatası tokmağıyla vurdu ama sayıları çok fazlaydı. Üstelik çok daha hızlı Groll'lar da aralarına karışmıştı.
Yaklaşık on metre ötede, daha önceki çocuk gözlerinde korkuyla bana bakıyordu.
[Yeşil Bölge 1/1]
Korkakçaydı ama bir an kolay yola kaçmak istedim.
[Hahaha ha! Eğlenceli bir hal almaya başladı. Bugünün cezasının zamanı geldi, değil mi?]
Bir dokkaebi sesi gürledi, ardından kısa süre sonra bir sistem mesajı geldi.
[Senaryo cezası eklendi!]
[Bazı mevcut "Yeşil Bölgeler" devre dışı bırakılacak.]
"H-Hayır! A-Aaağh, AAAAĞH!"
Chungmuro İstasyonu'nun her yanından çığlıklar yankılandı ve en yakın olanı az önceki çocuktan geliyordu.
Kwacıcık!
"Aaağh!"
Yeşil Bölgesi kaybolur kaybolmaz çocuğun küçük bedeni Yer Sıçanları tarafından parçalanıp yutuldu.
Ölümü bana biraz zaman kazandırdı, bu sayede koridora koşabildim. Ancak gitmemiz gereken yol, kırık PSD'lerden taşan canavarlarla çoktan kapatılmıştı.
Lee Gilyoung'u arkama saklayıp Kırılmaz İnanç'ı çektim.
Şınk!
[Işıltılı Kılıç Aurası] ile parlayan bıçak gelen sürüyü biçti ama sayıları bir türlü azalmıyordu.
Sadece bir gece bile olsa, bu dalgaya şafağa kadar dayanabilen Yoo Joonghyuk asıl canavardı.
Bütün jetonlarımı statlara yatırsam bile başarabileceğimden emin değildim.
O sırada Lee Gilyoung dedi ki: "Hyung, biliyor musun—"
"Şimdi değil. Meşgulüm."
"Beni burada bırakabilirsin."
"...Ne?"
Şınk!
"Gerçekten anlamıyorum. Neden bana, öbür hyung'a ve noonalara yardım ediyorsun? Tek başına hayatta kalsan... daha kolay olurdu."
Kendi ölümünün eşiğinde bile bunu bu kadar sakin söyleyebilmek... Belki bu çocuğun ruhu çoktan ölmüştü.
"Evet, haklısın."
Bir Yer Sıçanı'nın daha kafasını kesip yere düşürdüm.
"Tabii, bencilce her şeyi kendime saklamak, tek başıma hayatta kalıp yaşamak ve yalnız başarılarımı her yerde taslamak daha kolay olurdu. Ama..."
Neden böyle davranıyordum?
Biri sorsa düzgünce açıklayabileceğimden emin değildim. Ama kesin olarak söyleyebileceğim bir şey vardı.
"Başkahramanı tam olarak bunu yapıp çuvallamış bir roman biliyorum."
"Ha?"
Düşüncelerim hep buraya dönüyordu: Ben başkahraman olmaya uygun değildim.
Asla kahraman olamayacaktım. Kurtarıcı da olmayacaktım. Ama...
Lee Gilyoung'un gözleri titriyordu.
Onu tekrar sırtıma alıp dedim: "Sıkı tutun."
Bu çocuk ölmeyecek.
En azından bugün değil.
RoS: Lee Gilyoung'un soğuk kanlılığı ve Dokja'yla olan konuşmaları her bölümü heyecanlı kılmaya yetiyor. Umarım gruptan kimseyi kaybetmeyiz bu senaryoda ve Gilyoung bizimle kalır. Gilyoung Supremacy!
🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:
📖 Manhwa Bölüm 30