title mobile

Bölüm 160: 31. Sahne — Senaryoların Mezarı IV


Jung Heewon'la birlikte Cennet'in merkez pazarından geçip küçük bir tepeye vardık. Kale beyinin ikamet ettiği yer genellikle iç kaledeki görkemli bir divan salonu olurdu. Peaceland'de de durum böyleydi. Ancak Cennet'in Lordu biraz sıra dışıydı.


Tepeye yaklaştıkça <Eden>'in takımyıldızları daha da huzursuzlanıyordu.


[Takımyıldızı Alevin İblisvari Yargıcı sana sertçe bakıyor.]

[Takımyıldızı Gençliğin ve Yolcuların Koruyucusu rahatsızlık belirtileri gösteriyor.]


Gençliğin ve Yolcuların Koruyucusu mu? Görünüşe göre yeni bir başmelek bana dikkat kesiliyordu.


Dolaylı mesajdan hissettiğim hafif baskıya bakılırsa, en azından Uriel seviyesinde olmalıydı. Muhtemelen Eden'in üç başmeleğinden biriydi.


[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, kendini tutmayı bırakmanı sabırsızlıkla bekliyor.]

[Takımyıldızı Boşluğun Kara Alev Ejderhası, stigmanı merak ediyor.]


Aynısı Büyük Bilge, Cennet'in Dengi ve Kara Ejderha için de geçerliydi. Üç kanal müdavimi de bir araya gelmişti. Son seferinde bulutsuyu kurmama yardım ettiği için Büyük Bilge, Cennet'in Dengi'ni görmek beni gerçekten sevindirmişti.


[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, Ruyi Jingu Bang ile burnunu karıştırıyor.]


Az önce öylesine karizmatik bir şekilde ışıldayan adamın bu olduğuna inanmak zordu. Yoksa dolaylı mesajlarını başkasına mı yazdırıyordu? Karşılaştığım o klona ya da...


Her neyse, Gizemli Entrikacı da ortaya çıkarsa orijinal dörtlü toplanmış olacaktı.


[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, durumu ilgi dolu gözlerle izliyor.]


İyi insan lafın üstüne gelirmiş. Sonuncusu da buradaydı.


Gizemli Entrikacı. Ziyafet'in nasıl geçtiğine dair pişman olduğum tek bir şey varsa, o da yüzünü görememekti. En üst düzeyden bir Hikaye takımyıldızı olduğu açıktı, ama ne kadar düşünürsem düşüneyim niteleyicisini hatırlayamıyordum.


Bu işte yerine oturmayan bir şey vardı. Bu kadar güçlü biri nasıl olur da hiç anılmazdı?


[Birçok takımyıldızı eylemlerine dikkat kesiliyor.]


Ben durunca Jung Heewon, "Geldik," dedi.


Tepenin üstüne çıkan yolun eteğindeydik; yukarıda beyaza boyanmış tuğla bir ev duruyordu. Tepede beyaz ev ha? Zevklerini sorgulamadan edemedim.


[Kore'de "tepedeki beyaz ev", psikiyatri hastanesi için kullanılan argo bir ifadedir.]


"Burada bekleyeceğim. Bir şey olursa beni çağır."


Başımla onayladım, ama bana yardım edemeyeceğini zaten biliyordum. Cennet'in Lordu'nu kendi topraklarında yenebilecek kimse yoktu.


Yolun tepesine ulaştığımda tuğla evin yanında bir siluet seçebildim. Orada, yüz hatları taştan oyulmuş gibi görünen uzun boylu ve yakışıklı bir adam vardı.


"Ah, geldiniz."


[Dördüncü Duvar] olmasa güzelliği karşısında nefesim kesilirdi. Yoo Joonghyuk yakışıklıydı, ama bu adam ancak "insanüstü bir güzellik" diye tarif edilebilirdi. Hatta güzelliğinin şeytani olduğu bile söylenebilirdi.


"Kusura bakmayın, ama lütfen bir an bekleyin. Bu arkadaş yabancıların yanında fena hâlde utangaçlaşıyor."


Adam, tepede açan bir çiçeği suluyordu. Çiçek yüzünü göğe çevirmişti; taç yaprakları gökyüzünü yutmak istercesine açgözlülükle açılmıştı. Buna karşın dişi organı, küçük ve gösterişsiz bir tomurcuk kadar mahcuptu. O çiçeğin adı...


"Devridaim."


Aynı terim, dışarıdan hiçbir enerji almadan sonsuza dek çalışabilecek varsayımsal bir makine için de kullanılırdı, ama burada yalnızca bir çiçeğin adıydı.


"Onu biliyor musunuz?"


"Her gün yeniden çiçek açar."


"Ne derin bir kavrayışınız var."


Bu, TWSA'yı okuduğum için doğal olarak bildiğim bir şeydi.


Cennet'in çiçekleri, Devridaim. Şafakta çiçek açar, alacakaranlıkta meyve verirlerdi. Meyve şafaktan önce düşer, bitki de onu gübre olarak tüketip daha çok çiçek büyütürdü. Bu döngü sonsuza dek tekrarlanırdı.


"Bunu izlemekten asla bıkmayacağım," dedi onlardan sevgiyle bahsederken. "Canlılıkları gerçekten harikulade."


"Yine de adı yanıltıcı. Gerçekten devridaim olsaydı, çiçeğin su olmadan da gayet iyi büyüyebilmesi gerekirdi."


"Böylesine göz alıcı çiçekler açıyor. O küçük kusuru da cazibesinin bir parçası saymaz mısınız?" Küçük bir gülümsemeyle bana döndü ve devam etti. "Lütfen kendimi tanıtmama izin verin. Ben—"


"Cennet'in Lordu Reinheit von Djerba."


Onu elbette tanıyordum. TWSA'daki en ünlü On Kötü'den biriydi.


Reinheit, saf beyaz bir ışık gibi parıldayan gülümsemesiyle, "Tanıştığımıza memnun oldum, Kim Dokja," dedi.


Beklediğim gibi kim olduğumu çoktan biliyordu.


["Karakter Listesi" özel becerisi etkinleştirildi.]

[Bu karakter hakkında çok fazla bilgi var. "Karakter Listesi", "Karakter Özeti"ne dönüştürüldü.]

<Profil Özeti>

İsim: Reinheit von Djerba

Özel Nitelikler: İblis Markisi (Kahramansı), İmkânsız Bir Rüyanın Peşinden Giden (Kahramansı)

Özel Beceriler: [İblisin Gözleri Sv.10], [Nihai Silah Ustalığı Sv.10], [İleri Zihinsel Bariyer Sv.10]...

Stigma: <Cennet'in Efendisi Sv.10>

Genel Statlar: Canlılık Sv.99, Kuvvet Sv.99, Çeviklik Sv.99, Büyü Gücü Sv.99

* Bu karakter Karanlık Kale sıralamasında 2. sıradadır.



[Reinheit von Djerba, "Djerba'dan Reinheit" anlamına gelir. Djerba, Kuzey Afrika kıyılarında gerçek bir adadır ve Yunan destanı Odysseia'da Odysseus ile mürettebatının yolculukları sırasında mahsur kaldıklarında karşılaştıkları lotus yiyicilerin bulunduğu yer olduğu sanılır. Bu ada adı, Reinheit'in Cennet'ini "unutturan diyar" imgesine bağlar.]


Muazzam statlara sahipti. Seviyeleri senaryo sınırlarının ötesine geçmişti ve neredeyse tüm becerileri son seviyeye ulaşmıştı. Reinheit, büyük olasılıkla bu senaryonun tam anlamıyla "sınır noktasında" duruyordu.


Bakışımı nasıl yorumladıysa artık, elini umursamazca sallayıp beni geçiştirdi.


"Bu kadar düşmanlıkla yanıp tutuşmamalısınız. Devridaim zarar görebilir."


"Beni neden çağırdın?"


"Hakkında bunca söylenti dolaşan kişiyi merak ettim. Bu senaryoya girdiğinizden beri her türden varlığın dilindesiniz."


Reinheit, şimdiye kadar karşılaştığım On Kötü'den farklıydı. Gong Pildu ile Lee Seolhwa henüz On Kötü arasına katılma yolundayken Reinheit neredeyse nihai hâline ulaşmıştı.


"Sizin gibi biri bu senaryoda aramıza katılınca kendimi tehdit altında hissetmeden edemiyorum."


"İkinci sıradaki bir İblis Markisi için fazla alçakgönüllü bir söz."


"...Bunu bile biliyor musunuz? Ön araştırmanız epey kapsamlıymış."


Bana arkasını döndüğü anda içimde ani bir dürtü kabardı.


...Onu şimdi indirsem mi?


Tereddüt ettim, ama bunun nedeni onu yenemeyeceğimi ya da öldüremeyeceğimi düşünmem değildi. Kolay bir savaş olmazdı ve sonuç da garanti edilemezdi. Tereddüdümün gerçek nedeni...


"Benim dünyamda <Karanlık Kale> otuz dördüncü senaryoydu."


...onun Cennet'ini görmüş olmamdı.


Reinheit, tepenin aşağısına serilmiş Cennet manzarasını izledi.


"Sekiz yüz yıl önce buraya ilk geldiğim zamanı hatırlıyorum. O zamanlar bu ovalarda hiçbir şey yoktu. Bize verilen tek şey sıralamalardı. Cisimleşenler, yeni bir senaryo almadıkları hâlde hâlâ birbirlerine zarar vermek ve birbirlerini öldürmekle meşguldü."


Bu senaryoyu ilk aldıklarında nasıl bir hâlde olduklarını hayal ettim. Karanlık Kale'deki bütün varlıklar zamanla iblise dönüşürdü; oraya giren her cisimleşen başından beri iblis değildi.


"Bunu sadece daha yukarılara tırmanmak, daha güçlü olmak adına yaptılar. 'Süre sınırı' ya da 'başarısızlık' koşulunun bulunmadığı bu yerde, sırf sıralamalarını yükseltebilmek uğruna her şeyi ellerinin tersiyle ittiler. Sonu gelmez bir savaş ve katliam... Masalların yok olup gittiği bir diyarda, cisimleşenlerin yürütebildiği tek senaryo buydu işte."


Sırf senaryolar ortadan kalktı diye mutluluk kendiliğinden yeşermezdi. Takımyıldızı ya da cisimleşen fark etmeksizin, nihayetinde her varlığın tutunacak bir Hikayeye ihtiyacı vardı.


Ancak Reinheit bu önermeye katılmıyordu. Birinin senaryosunda oyuncak olmaktan bıkmıştı ve artık onların kölesi olmayı reddediyordu.


"Bu yüzden Cennet'i yarattım."


"..."


"Dokkaebiler bu ovaya Senaryoların Mezarı diyorlar ama ben öyle demiyorum. Geride kalan uzun yıllar beni kana bulanmış bir iblise çevirmiş olsa da, gerçek hayatın sadece senaryoların yok olduğu yerde filizlenebileceğine inanmaktayım."


Söylediği sözler o kadar derin duygularla doluydu ki, romanı okumamış olsaydım onları olduğu gibi kabul edip inancına hayran kalabilirdim.


「 En saf kötülük. 」


Yoo Joonghyuk, Reinheit'e böyle demişti.


"Takımyıldızı Kim Dokja, bir sonraki senaryoya gitmek istiyorsunuz, doğru mu?"


"Doğru."


"Vazgeçin. Öyle bir şey yok." Tam da beklediğim gibi devam etti. "Sekiz yüz yıldır yaşıyorum. Sizin gibi bir varlıkla ilk kez karşılaşmıyorum."


"..."


"Sayısız güçlü varlık gizli senaryoları aradı, ama hiçbiri <Karanlık Kale>'yi tamamlayamadı. Hepsi yalnızca hüsrana uğradı ve onun boşluğunda umutsuzluğa sürüklendi. Sizin de onlar gibi olmanızı izlemek istemiyorum."


"Ne istiyorsun?"


"Lütfen Cennet'i benimle birlikte koruyun. Yardımınıza ihtiyacım var."


Bir süre ona baktım, sonra yanında açan Devridaim'e göz attım. Elimi taç yapraklarına uzattım. Reinheit şaşkınlık içinde beni durdurmaya fırsat bulamadan titreyen çiçek büzülüp bir meyveye dönüştü ve yere düştü; yamaçtan aşağı yuvarlanırken çürüdü. Oradan geçen bir muhafızın ayaklarının dibinde durdu. Muhafız, Cennet'in çürümüş kısımlarını kesip atmakla fazlasıyla meşgul olduğundan ona aldırmadı.


"U-Ugh... Bırakın beni! Haksız olduğumu söyledim ya!"


"Bir eşya çaldım diye bütün bunları yapmanıza gerek yok!"


Cennet'in suçluları, tepenin altındaki yeraltı bölgesine götürülüyordu. Nereye sürüklendiklerini biliyordum.


[Bazı takımyıldızları nahoş kahkahalar atıyor.]


Devridaim diye bir şey yoktu; Cennet de bedavaya ayakta tutulmuyordu. Muhtemelen onlar da, çürük meyvenin bu çiçeğe olduğu gibi, Cennet'e gübre olacaklardı.


Aşağıdan gelen hafif bir sarsıntıyla yer titredi. Bir yerlerden korkunç bir canavar kükremesi duydum.


"Reinheit, nasıl Devridaim diye bir şey yoksa Cennet diye bir şey de yok."


Hiçbir şey söylemedi. Ne kadar bildiğimi anlamaya çalışıyor gibiydi. Fakat sakinliğini koruduğuna yakında pişman olacaktı.


"Bana 'sonraki' senaryoyu ver."


Gözlerinden ilk panik kırıntısı geçti.


"Onu yedi yüz yıl önce bulduğunu biliyorum. Daha doğrusu, sen ve birkaç güçlü kişi daha buldunuz."


"Sen bunu nereden—"


"Onu tamamlamaya bile çalıştınız. Öyle değil mi?"


"..."


"Ama hepiniz başarısız oldunuz. Diğer herkes öldü, sen de bu Cennet'i inşa ettin."


Taç yapraklarıyla ilgilenirken ellerinin titrediğini gözden kaçırmadım. Burayı insanların hayatlarını geri kazanmasına yardım etmek için yarattığını söylemişti, ama bu bir yalandı. Burası, imkânsız bir senaryonun ortasında kurulmuş sığınaktan başka bir şey değildi.


"<Yıldız Yayıncılığı>'ndaki her senaryo heyecan yaratmak için var. Cennet'te buna benzer hiçbir şey yok. Her şey fazlasıyla huzurlu."


"..."


"Dokkaebilerle yaptığın anlaşmanın sonsuza kadar süreceğini sanma. <Yıldız Yayıncılığı> bu alanın çok uzun süre var olmasına asla izin vermeyecek."


Reinheit bir süre sessiz kaldıktan sonra yavaşça, "...Takımyıldızı Kim Dokja, başka ne biliyorsunuz?" dedi.


Ses tonu değişmişti. Bedeninden hafif ama ürpertici bir düşmanlık sızıyordu. Bu konuşma bana karşı tavrını değiştirmiş, beni gelecek vadeden bir müttefikten en büyük tehdidine dönüştürmüştü.


"Hepsini. Senin bilmediğin şeyleri bile."


Gökyüzünün uzaklarından kara bulutlar yuvarlanarak geldi. Tam şimdi toplanmaları fazla büyük bir tesadüf olurdu. Bu yağmur bulutları dokkaebilerin işi olmalıydı. O şerefsizler yalnızca izleyeceklerini iddia etmişlerdi, ama yine kendilerini tutamamışlardı. Bu dünyada senaryosuz bir senaryo bile senaryoya dönüşüyordu.


Hafifçe iç çektim ve bu trajedinin son perdesini kapatmaya hazırlandım.


"Reinheit, öleceksin ve Cennet düşecek."




RoS: Cennet, hiçbir zaman kişinin ayağına gelmez.



🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 181
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!