Bölüm 82: 17. Sahne — SSS Sınıfı Yetenek I
Yoo Joonghyuk'un sözlerine kaşlarımı çattım.
"Hemen doğuya doğru git" mi? Hayatını kurtarıyorum, şimdi de bana emir mi veriyor?
Biraz canım sıkıldı ama daha bir şey söylemeye fırsat bulamadan Yoo Joonghyuk devam etti.
–– Soruların Felaketi uyanıyor.
…Ne?
Şaşkınlığım sinirine dokunmuş olmalı çünkü yüzü sinirle gerildi.
–– Biri Felaketleri uyandırıyor.
Han Sooyoung ve ben kısa süre sonra hâlâ aydınlanmasında kaybolmuş Lycaon'u arkamızda bırakıp Gangdong İlçesi'ne doğru hızla yola koyulduk.
"O kurdu öyle bırakıp gitsek olmaz mı?" diye sordu.
"Imyuntarlar Tılsımın efendisini hissedebiliyor. Uyanınca bizi bulur. Daha önemlisi…"
Yanımda koşan Han Sooyoung'a şöyle bir baktım.
"Bu herifi sen taşıyamaz mısın? Avatarını kullanabilirsin ya."
"İstemem."
Yüzü iğrenmeyle ekşidi, aramıza biraz mesafe koydu.
"Demin Yoo Joonghyuk o kadar da kötü biri olmayabilir dememiş miydin?"
"O ayrı bu ayrı. Kafanı kesen herifi sırtında taşır mıydın sen?"
Haklıydı, itiraz edemedim.
Yoo Joonghyuk Gün Ortası Buluşması üzerinden konuştu.
–– Beni bırakabilirsin. Yardımına ihtiyacım yok.
–– Gereksiz yere kibirlenmeyi kes, yoksa gerçekten bırakırım sonra.
Sırtımda olduğu için tepkisini göremiyordum.
–– Kendi başına ne zaman hareket edebileceksin?
–– İki gün daha.
–– Sonra iyileşince beni öldürecek misin?
Yarı şakayla sormuştum ama cevap gelmedi. Bu piç beni geriyordu.
Bilerek tempomu yavaşlattım.
–– Böyle olacaksan bunu yapamam. Beni öldürmek isteyen birine nasıl güveneyim? Ancak bu regresyonun sonuna kadar beni öldürmeyeceğine dair [Varoluş Yemini] edersen yardım ederim.
–– Bunu yapamam.
Ne berbat velet.
–– O zaman en azından beşinci senaryo bitene kadar bana zarar vermeyeceğine yemin et. Bunu bile yapamayacaksan gerçekten yardım etmem.
Bir an düşündü, sonra cevapladı.
–– Yemin ederim.
Yemini şaşırtıcı bir kolaylıkla kabul etti. Varoluş Yemini, edeni bağlayan bir kısıtlamaydı. Bedeninden soğuk alevler yükselip göğsüne işledi. Sözünü tutmazsa bu mavi alevler kalbini kül edecekti.
Biraz rahatladım ama sonra Yoo Joonghyuk devam etti.
–– Seni öldürmem ama…
–– Ama?
–– Bir kere vuracağım.
–– Ne?
Bir an taş kesildim.
Bu hâlde bile bana vurmak mı istiyor?
–– Bu iki gün önce olanlar yüzünden mi?
Yine cevap vermedi.
Bu kadar uysal olduğunda kuşkulanmalıydım.
–– …Sadece bir kere. Çok sıkı vurma, tamam mı?
Evet, bir darbe onunla aramı düzeltecekse fena olmaz. Şu anki halimde ondan bir darbe yiyip hayatta kalabilirim.
Kısa süre sonra Cheongdam Köprüsü'nü geçip Gwangjin İlçesi'ne girdik.
Etrafımdaki çevrenin yavaş yavaş değiştiğini hissettim. Daha önce hiç görmediğim bitkiler sokak çatlaklarının arasından filizleniyor, çürüyen cesetlerin pis kokusunun yerini canavar dışkısı alıyordu. Devasa bir bitkinin sapları yerden fışkırmış, çevredeki gökdelenlere sarılmıştı.
[7. Sınıf bitki türü Yanaspleta varlığından temkinli.]
Han Sooyoung bir silah çekti, ben de uyardım: "Aceleci davranma. İlk önce biz saldırmadığımız sürece sorun çıkmaz."
"…Bu tür canavarlar genelde dokunaçlarıyla baskın yapmaz mı?"
"O sadece manhwalarda olur. Bunlar uysaldır. Sadece köklerine basmamaya dikkat et."
Bitkinin ayçiçeğine benzer başı, binanın tepesinden gözleriyle bizi takip etti. Ürkütücü görünüyordu ama aslında nötr bir canavardı. Yine de iyimser olabileceğimiz anlamına gelmiyordu bu. Aslında bu bitki türünün buraya ancak Büyük Salon tamamen açıldıktan sonra gelmesi gerekiyordu.
"Chronos dünya dönüşümü başlamış."
Dünya dönüşümü. Beşinci senaryo, insanlığın yayılan diğer dünyaya karşı verdiği dünyalar arası bir savaştı. Seul nasıl Chronos tarafından ele geçiriliyorsa, Çin de Üçüncü Murim'in işgaline uğrayacaktı; Japonya'nın başına ise Yüz Yō'nun Diyarı gelecekti.
* Buradaki sözcük Japoncadaki 妖 (yō) kanjisidir; yōkai (妖怪) gibi sözcüklerde geçer ve Japon mitolojisindeki tuhaf, doğaüstü güçlere sahip, esrarengiz ve potansiyel olarak yırtıcı varlıkları kapsayan geniş bir yaratık yelpazesini ifade eder.
Han Sooyoung avatarlarıyla etrafı kolaçan etti ve dedi ki, "Her yer canavar dolu. Lanet olsun."
"Dünya dönüşümü Felaketlerin uyanması yüzünden hızlanmış olmalı."
"Hangi geri zekâlı Felaket'i uyandırır ki?"
"Senin gibi biri. Sen ateş ejderhasını uyandırdın, unuttun mu?"
Surat astı.
"…Ama o ejderha kolay lokmaydı, değil mi?"
"O sırada orta düzey dokkaebi ateş ejderhasına bir ceza koymuştu. Üstelik hiç de kolay değildi. Orada bile değilken saçma sapan konuşma."
"Belki bu sefer de bir cezayla gelirler? Zayıflamış bir Felaket yakalamak işimize gelmez mi?"
"Soruların Felaketi söz konusu olduğunda cezalar pek bir şey ifade etmez. Hem dokkaebinin böyle bir ceza koyacağını da sanmıyorum."
Canavar yuvalarından kaçınarak hızla ilerledik. Yer Sıçanı ve Groll sürüleri sokaklara saçılmış cesetlerle besleniyordu. Yok edilmiş canavarların kalıntılarına bakılırsa, Yoo Joonghyuk beni bulmak için bu yoldan geçmiş olmalıydı.
Bu haliyle bu kadar yol kat etmiş olmasına şaşmamak elde değil. Adam harbi inanılmaz.
Ona dedim ki,
–– Bir şey merak ediyorum.
–– …
–– Beni neden buldun? Açıkçası bu hâle düştükten sonra kendini öldürürsün sanmıştım.
–– Kendimi öldürmek mi? Saçmalama.
Bu velet 8. turunun sonuçlarını görseydi böyle konuşmazdı.
Bir sonraki sözleri beni biraz şaşırttı.
–– O kadar kolay pes edecek olsam bu yolculuğa hiç başlamazdım.
TWSA'yı ilk okuduğumda yaşadığım duyguların hafif yankısını hissettim.
Belki Han Sooyoung haklıydı. Tanıdığımı sandığım Yoo Joonghyuk, kolay pes eden, insanları rahatlıkla öldüren, bitmeyen trajedilerini tekrar tekrar yaşamaktan zihni aşınmış kişiydi. Oysa 3. Tur Yoo Joonghyuk henüz öyle biri değildi.
Belki 3. Tur Yoo Joonghyuk'u sandığım kadar tanımıyordum gerçekten.
[Kurgusal karakter Yoo Joonghyuk'a dair anlayışın arttı.]
Kısa bir duraksamadan sonra konuşmaya devam etti.
–– Aklıma gelen tek kişi sendin, aptal. Mutlak Taht'ı yıkan kişi olduğun için işime yarayabileceğini düşündüm.
–– Onu yıktığım hakkında bir şey söylemeyecek misin?
–– Geçmişte takılı kalmak istemiyorum. Bir tarafı zaten beni rahatsız ediyordu. Dış Tanrı'yı saf dışı bırakmak için yapmış olmalısın.
–– …Biliyor muydun?
Yoo Joonghyuk'la daha önce hiç böyle açık bir konuşma yapmamıştım, doğrusu şaşırdım.
Hep soğukkanlıydı ama bu kadar zeki miydi her zaman?
Yoo Joonghyuk konuşmaya devam etti.
–– Açıkçası akıllıca bir hamleydi bence ama sonrası ayrı mesele. Bütün Rehberler dağıldı, Meteoritleri güvence altına almakta geri kaldık. Gwangjin ve Gangdong'un dünya dönüşümü bu kadar hızlı ilerlemesinin sebebi de bu. Gezginler güçlerini kullanıyor.
–– Ne demek istiyorsun? Biri Meteoritleri kullandı diye dünya dönüşümü hızlanmaz.
–– On Kötü'den biri Felaket Meteoriti'ni eline geçirmiş.
On Kötü'den biri. İçim bir anda sıkıştı. Bunu beklemiştim ama gerçekten duymak başka bir şeydi.
–– Zehir Düşkünü Lee Seolhwa mı?
–– …Demek biliyordun.
–– <Bin Ruh Zehri>ni kullanan tek kişi o.
Yine de anlayamadığım bir kısım vardı.
–– Peki neden zehirlendin? Karşındakinin Zehir Düşkünü olduğunu biliyorduysan, ona doğrudan kafa tutmaktan kaçınman gerekmez miydi?
–– Onu ikna etmeye çalışıyordum.
–– İkna mı? Sen mi?
Cevap verirken aklıma gecikmeli olarak bir sahne geldi.
–– Onu yoldaş edinebileceğimi düşündüm.
Yoldaş… Anladım. Şimdi hatırladım. Zehir Düşkünü Lee Seolhwa, 2. turda Yoo Joonghyuk'un yoldaşıydı.
"On Kötü" diye anılıyor olmaları her zaman kötü adam oldukları anlamına gelmiyordu. Bu turda Kale Lordu Gong Pildu'nun değiştiği gibi, Lee Seolhwa da yalnızca 1. turda birkaç kişiyle birlikte On Kötü'nün parçası olmuştu. Diğer tüm turlarda Yoo Joonghyuk'un güvenebileceği az sayıdaki yoldaştan biriydi.
–– Bu sana göre değildi.
–– Zavallıcaydı, kabul ediyorum.
–– …
–– O artık hatırladığım Lee Seolhwa değil. Biliyordum ama bir an olsun hatıralarımdaki kadının hâlâ yaşadığına inanmak istedim. Bu turdan da birlikte geçebileceğimizi düşünmek istedim.

* Resmi olmayan hayran çizimi
Bunu istemese de yalnızlığı yine de görünüyordu. Cevap vermekte duraksadım.
Lee Seolhwa, 2. turda kısa bir süre onun hayat arkadaşı olmuştu.
–– Anlıyorum.
Bir an sessiz kaldı.
–– Daha önce regresyon geçirmiş gibi konuşuyorsun.
–– Anlamak için regresyona geçmeme gerek yok.
"Anlıyorum"u bu kadar kolayca söylememem gerektiğini biliyordum ama yine de ona en azından bir kere söylemek istedim. Kimsenin asla anlamadığı —ve muhtemelen anlamayacağı— biriydi o. Bu yüzden benim gibi birinin ona bunu söyleyebileceğini düşündüm.
[Kurgusal karakter Yoo Joonghyuk derinden sarsıldı.]
[Kurgusal karakter Yoo Joonghyuk hafif bir teselli hissetti.]
–– Tuhaf. Açıkçası bir [Regresör] değilsin… ama gerçekten bu duyguları anladığını hissediyorum. Bu da mı [Kâhin] yeteneklerinden?
Cevap vermedim, bunun üzerine Yoo Joonghyuk devam etti.
–– Tabii ki bu senin hakkında daha iyi düşündüğüm anlamına gelmiyor. Hâlâ kız kardeşimi kaçıran ahlaksız piçin tekisin.
–– Kaçırmadım onu, sadece koruyordum! [Yalan Tespiti]'yle bunu çoktan doğrulamış olmalısın, neden hâlâ–
"Kim Dokja."
Han Sooyoung'un sesindeki gerginliği duyunca durduk. Cheonho Köprüsü'nden Gangdong'a uzanan yol önümüzdeydi. Büyük Salon parlak bir ışıkla yanıp söndü, ardından bir şeyler aralıklarla Gangdong'a yağmaya başladı.
Lanet olsun, başlamış bile.
Gangdong'a tam olarak girdiğimizde zemini kaplayan tuhaf bitki örtüsünün yoğunluğu arttı. Binaların arasında çarpık ağaçlar büyüyor, tepelerinde küçük hayvanlar koşuşturuyordu.
Gangdong İlçesi şimdiden yarı yarıya başka bir dünyaya dönüşmüştü.
Han Sooyoung dudaklarını ısırarak sordu, "Çok mu geç kaldık? Ya Felaket uyandıysa?"
"Daha olmadı. Olsaydı senaryoyu almıştık."
Birkaç adım daha attığımızda yerde çeşitli işaretler gördük. Grafitiye benziyordu ama aslında birinin sınırlarının başlangıcını gösteriyor, daha fazla yaklaşmamaları için uyarı görevi görüyordu.
Buradan itibaren bölge Zehir Düşkünü'ne aitti. Gangdong'a yerleşmiş, diğer Gezginler gibi nüfuz alanını genişletmeye başlamıştı. İlerlemesi beklediğimden hızlıydı.
Han Sooyoung dedi ki, "İyi korunuyorlarsa saldırı düzenlemek kolay olmaz… Bir planın var mı?"
Yoktu. Zaten topyekûn savaş başlatmaya çalışmıyorduk.
"Bize sadece Meteorit lazım, çalıp gidelim. Gerisini sen halledersin, ben de zaman kazandırırım."
Söylemek yapmaktan kolaydı. Yine de Gezginlerin Kralı gibi biri arkamızı kollasaydı işler değişirdi.
Yoo Joonghyuk araya girdi.
–– Acele etme. Soruların Felaketi senaryo başlasa bile erken aşamada kolayca bastırılabilir.
"Erken aşamada bastırılır" diyor. Evet, bu seviye kibir ancak onda olabilir.
–– Erken aşamada bastırmak mı? Kim yapacakmış bunu? Sen mi? Yarı ölü halinle mi?
–– Belli ki senden bahsediyorum, aptal. Zaten yapmayacak mıydın?
–– Neden böyle düşünüyorsun?
–– Rehber'i çoktan uyandırıp [Rüzgârın Yolu]'nu aldın.
Öfkeli tonu, becerisini kaptığım için sinirlendiğini söylüyordu. Sırıtarak cevap verdim,
–– Henüz öğrenmedim.
–– …Neden? Zamanın mı yoktu?
Keşke öyle olsaydı.
–– Hayır, yeteneğim yoktu.
Sessizliği ağır bir küçümseme taşıyordu.
–– Aptal… Madem böyle olacaktı, o zaman–
"Birileri geliyor."
Han Sooyoung'un sözlerini duyar duymaz Kırılmaz İnanç'ı kaldırdım. Burası On Kötü'den birinin sınırlarıydı, dolayısıyla burada kalanlar doğal olarak emir altındakiler olacaktı.
Yoo Joonghyuk'u Han Sooyoung'un avatarına emanet ettim.
"…Sadece bir süreliğine tut. Az sonra ben alırım, tamam mı?" dedim, daha şikâyet etmesine fırsat vermeden.
İnsan sesleri yaklaşıyordu ama bir şeyler tuhaftı. Normalde tek bir grubun hareketi bu kadar gürültülü olmazdı.
Sonra önümüzden bir kadının net sesi duyuldu.
"Herkes Cheonho Köprüsü'ne koşsun!"
Bu kişiler Zehir Düşkünü'nün grubundan değildi. Biri hayatta kalanları Gangdong İlçesi'nden tahliye ediyordu. Silahsız hayatta kalanlar bizi gördüklerinde nefes nefeseydi.
"Y-Yoldan çekilin! Çabuk!"
Bir adamın ağzından bu sözler çıkar çıkmaz bize doğru bir ok vızıldadı. Aynı adamın sırtına saplandı, adam yere kapaklandı. Yarası hızla rengini değiştirip kararmaya başladı.
Zehir.
"Yakalayın şu piçleri!"
İşte bunlar Zehir Düşkünü'nün grubundandı. Erkek-kadın hepsi yaylarını gerip havaya ok fırlatıyordu.
ŞVAAAK!
Bir binanın arkasına saklanmak üzereyken birden ipek iplikler havada örümcek ağı gibi yayıldı. Oklar onlara dolandı ve sanki düzinelerce katmanlı ağ onları durdurmak için bir bariyer oluşturmuş gibi havada kalakaldı. Han Sooyoung'un gözleri irice açıldı.
"…Bu da nasıl bir beceri?"
Ardından Zehir Düşkünü'nün grubunun arkasından bir saldırı geldi. İplikler çelik tel gibiydi, takılan insanların bacaklarını koparacak kadar keskin.
"Guuargh!"
Tüm o iplikler tek bir kadına bağlıydı. Havada süzülürken vücut hatlarını belirginleştiren dar siyah bir savaş kıyafeti giyiyordu. Sihirli ipliklerin üzerinde göz alıcı bir şekilde süzülürken iki bıçak ellerinde sımsıkı kavranmıştı. İpliklerin uzunluğunu serbestçe değiştirerek Zehir Düşkünü'nün grubunu bir anda yok etti.
Elleri tereddüt belirtisi göstermiyordu. Hareketleri kesinin ötesine geçip güzelliğe ulaşmıştı. Bu, sıradan bir sponsoru olan birinin statları ve becerileri ne olursa olsun yapması imkânsız bir şeydi.
[Bu karakterin bilgileri "Karakter Listesi" ile okunamıyor.]
[Bu karakter "Karakter Listesi"ne kayıtlı değil.]
[Karakter Listesi] bile onda işe yaramadı.
Han Sooyoung mırıldandı, "Hey, şu kadın…"
O söylemese de biliyordum. Eskiden tanıdığım biriydi.
"…Yoo Sangah-ssi?"
İki gün sonra yeniden karşılaştığım kadın, bir zamanlar tanıdığım Yoo Sangah değildi.

* Resmi roman görseli
RoS: Yoo Joonghyuk ile kısada olsa dertleşebilmek bana dahi iyi geldi.