title mobile

Bölüm 50: 11. Sahne — Kâhinler Gecesi I

"[Bırakılan 9. Kişi]… Bu niteliği ilk kez duyuyorum."

"M-Muhtemelen duymamışsınızdır. Biz Kâhinlerin ortaya çıktığı ilk regresyon bu."

Bu velet bahane uyduruyor.

İçimden, ona biraz takılmak geldi.

"Ama tuhaf. Eğer siz şerefsizler gerçekten bir vahiy aldıysanız, neden 'Vahiyciler' yerine 'Bırakılanlar'sınız? Bu isim ne anlama geliyor?"

"Ş-Şey… O… muhtemelen Vahiy Kitabı… Hayır, yani…" diye Lee Sungkook kekeledi.

[Yalan Tespiti]'ni tetiklememek için ne kadar çabaladığı neredeyse takdire şayandı. Ne kadar dürüst olabilirdi acaba?

Gözlerini sıkıca kapatıp haykırdı. "Belki… Vahiy'i yarıda bıraktığımız için!"

"Yarıda bırakmak mı? Neden bıraktınız?"

"Vahiy Kitabı'nın içeriği o kadar zor, kapsamlı ve derindi ki…"

"Yani sen onu okumayı bırakan dokuzuncu kişiydin?"

"Eveet…"

"Sunabileceğin tek şey buysa bana pek yardımcı olabileceğini sanmıyorum."

"H-Hayır! Size kesinlikle yardım edebilirim!"

Sinirleri darmadağın olmuş Lee Sungkook, telefonunu gergince açıp kapatarak saçmalamayı sürdürdü.

"Telefonunu neden böyle kurcalayıp duruyorsun?"

"Ö-Özür dilerim, ben… biraz telefon bağımlısıyım…"

Diğer Bırakılanlardan akıl almaya çalıştığından hiç şüphem yoktu. Ama buna izin vermeyecektim.

"Az önce internet çalışıyor gibi görünüyordu."

"E-Evet, doğru. O İnzivacının yeteneğini kullanıyorum…"

Han Donghoon'a göz attım. Hipnotize edilmiş çocuk boş gözlerle tırnaklarını kemiriyordu.

Gölgelerin Münzevi Kralı güçlü bir bilgi manipülasyonu yeteneğine sahipti. Kâhinlerin onu kontrolleri altında tutmasına izin veremezdim.

Hepsi hikâyeye böyle müdahale ederse orijinal roman mahvolur ve kurduğum tüm planlar suya düşerdi.

Her şey kontrolden çıkmadan bu şerefsizleri durdurmam gerekiyordu.

"Diğer Kâhinlerde de Bırakılan niteliği var mı?"

"…Evet."

"Toplam kaç kişi?"

"O…" Lee Sungkook bir an tereddüt edip cevap verdi. "Bildiğim kadarıyla şimdiye kadar doğrulanmış yaklaşık kırk sekiz kişi var."

Kırk sekiz mi? Birinci bölümün 1.200 görüntülenmesi ve onuncu bölümün 120 görüntülenmesi olduğunu düşünürsek, beklediğimden azdı. En az yüz kişi olacağını sanmıştım.

Sonraki sözleri merakımı giderdi.

"Aslında daha çok Kâhin vardı ama çoğunun ilk senaryoyu geçemediğini düşünüyorum."

"Geleceği bilmelerine rağmen mi öldüler?"

"Şey… Vahiy'i aldık ama gerçek olduğunu ancak yakın zamanda fark ettik."

Şimdi biraz daha mantıklı geliyordu. Birinci senaryoyu yaşayıp on yıl önce yayımlanmaya başlayan bir romanın gerçek olduğunu düşünebilecek okuyucu sayısı azdı.

Hemen hatırlamamış olabilirlerdi.

Bu açıdan bakınca Lee Sungkook'un hayatta kalmış olması oldukça tuhaftı.

Üstelik bu herif kendine [Bırakılan 9. Kişi] demişti.

Muhtemelen romanı okumayı bırakan en eski okuyuculardan biriydi. Nasıl hayatta kalmıştı?

"Ben de hayatta kaldığım için şanslıydım. O zamanlar yakınımda başka bir Kâhin olmasaydı ölmüş olurdum."

Onunla aynı yerde başka bir Kâhin mi?

"O—"

Lee Sungkook tam devam edecekken yer hafifçe sarsıldı.

[Ses Yalıtımı] hâlâ aktif olmasına rağmen titreşimi hissedebiliyorduk. Aynı anda çadırdan dışarı fırladık.

Kung!

Bir yan senaryonun geldiğini sandım ama durum bu değildi.

Sarsıntının merkezinde, karşı karşıya duran bir erkekle bir kadın vardı.

Erkeği tanımıyordum ama kadın…

"Önemsiz bir karakter bile değildin… ama bana laf yetiştirmeye mi kalkıyorsun?"

"Sen ne saçmalıyorsun lan, anasını siktiğimin iti?!"

…Tabii ki.

Jung Heewon değilse kim olabilirdi.

"Ne? Anamı mı—?! Seni lanet sürtük!"

Adam sırtından bir Dev Hwando çekti.

[Dev Hwando ya da 거환도 (geohwando: geo "dev" + Hwando). Toplam uzunluğu 154,8 cm. Hwando, Joseon Hanedanı döneminde kullanılan ve ilk kez Goryeo Tarihi'nde adı geçen bir Kore kılıcıdır. Bu kılıç muhtemelen Seul'deki Kyungin Güzel Sanatlar Müzesi'nden çalınmıştı.]

Yetenekleri ilk bakışta fena görünmüyordu ama "fena olmamak" yetersizdi.

Jung Heewon'un Çevikliği, aynı istatistik seviyesindeki bir cisimleşeni çoktan geride bırakmıştı.

Saldırısını zahmetsizce savuşturup kılıcını doğrudan ona doğrulttu.

[Kurgusal karakter Jung Heewon, "Mikazuki Munechika" eşyasının özel etkisi "Şinigami'nin Adımları"nı aktifleştirdi.]

[Şinigami, Japonya'da ölüm tanrılarıdır. Azrail'e benzerler ama tam olarak aynı değildirler.]

"Jung Heewon!"

Adamın kafasını uçurmasına ramak kala durdu.

Adamın boyun tüyleri diken diken olurken gözleri şokla kocaman açıldı.

Hız farkı gerçekten muazzamdı. Müdahale etmesem ölmüş olurdu.

İrkilen Lee Sungkook koşarak geldi.

"Jung Minseob!

Şu an ne yapıyorsun?!"

Paniğini görünce bir şey fark ettim.

[Özel beceri "Karakter Listesi" etkinleştirildi.]

Ardından beklenen mesajlar belirdi.

[Bu karakterin bilgisi "Karakter Listesi" kullanılarak okunamıyor.]

[Bu karakter "Karakter Listesi"nde kayıtlı değil.]

Anlıyorum.

Bu herif de Kâhinlerden biri.



Birkaç dakika sonra başka bir Kâhin, Lee Sungkook'un yanında önümde diz çökmüştü.

"Özür dilerim. Buradaki arkadaşım bilmeden hareket etti… Hey, sen de özür dile!"

Ancak o zaman Dev Hwando'lu adam başını bana eğdi.

"…Özür dilerim."

Sözlerine rağmen yüzünde hâlâ bir öfke izi olduğuna bakılırsa gururlu bir tip olmalıydı.

Jung Heewon'a baktım. "Sana fevri davranma demiştim," dedim.

"Bu orospu çocuğu başlattı—!"

"Jung Heewon!"

İlk kez irkilmiş göründü.

"…Özür dilerim, Yoo Joonghyuk-nim."

Derinden eğilip arkasını döndü ve uzaklaştı. Lee Hyunsung bir an tereddüt ettikten sonra ne yapacağını bilmez halde peşinden seğirtti.

Onun sebepsiz yere kılıç çekecek biri olmadığını çok iyi biliyordum, ama içinde bulunduğumuz durumda dikkatsizce davranmak tehlikeliydi.

İkinci Kâhin bana baktı ve sordu. "Gerçekten Yoo Joonghyuk-nim misiniz?"

"Evet. Sen de bir Kâhin misin?"

"…Evet."

Bana ve uzaklaşan Jung Heewon'a sırayla bakarken kararsız görünüyordu.

Sonunda Lee Sungkook'a döndü ve dedi. "Affedersiniz, Yoo Joonghyuk-nim. Beni bağışlayın ama bir anlığına ayrılmam gerekecek. Sungkook-ah, gel benimle bir dakika konuş."

Lee Sungkook o herif çadırdan çıkarken bana gergin bir şekilde eğildi.

"Çok beklemeyeceğim," diye uyardım.

"Başüstüne efendim!"

Gerçek Yoo Joonghyuk böyle bir şeye asla göz yummazdı, ama benim sebeplerim vardı.

Lee Sungkook dışarı çıkıp varlığı uzaklaşır uzaklaşmaz hemen Bihyung'u çağırdım.

— 'Hey, Bihyung.'

— <@>'Ne var? Tam ilginçleşmeye başlamıştı, seni—'

— '2.000 jetona [İşitme Geliştirme].'

— <@>'…'

Şimdiye kadar buna alışmış olmalıydı.

Üç saniyeden az sürede bir reklam çıktı ve satın alma işlemim gerçekleşti.

[2.000 jeton tüketildi.]

[Özel beceri "İşitme Geliştirme" elde edildi.]

Bihyung mırıldandı.

— <@>'Hey, dördüncü senaryodan itibaren dikkatli ol. Bu tür büyük ölçekli senaryolar orta düzey dokkaebilerin yetki alanı…'

Onu görmezden gelip beceriyi hemen aktifleştirdim.

[Özel beceri "İşitme Geliştirme Sv.1" etkinleştirildi.]

[Ses Yalıtımı] ile korunan çadırın dışına çıktım ve cılız seslerini duydum.

Saklanmak için pek de uzak bir yer sayılmazdı.

"Hey, biraz tuhaf değil mi?"

"Ne?"

"Sence bu adam gerçekten yakışıklı mı görünüyor?"

"Ne diyorsun birden…?"

"Yazar Yoo Joonghyuk'un yakışıklı olduğunu söylemişti ama bu adamın yüz hatları biraz… bulanık…?"

Bu orospu çocuğu?

Neyse ki Lee Sungkook beni savundu.

"Her yazarın farklı zevki vardır… Kesinlikle Yoo Joonghyuk-nim. Pislik kişiliği uyuyor."

"Lan, sen sadece dokuzuncu Bırakılansın… Ne biliyorsun ki?"

"Sen…! Üstünden çok zaman geçtiği için neredeyse hiçbir şey hatırlamadığını kendin söyledin!"

"Hâlâ hafıza avantajım var, yani bazı sahneler oldukça net, tamam mı? Sen kendi avantajınla prologdan sonrasını bile hatırlayamıyorsun! Ben olmasam ölmüştün, piç herif…"

Bir süre çekiştikten sonra sesleri yaklaşmaya başladı.

"Nasıl bakarsam bakayım garip. Lee Hyunsung mantıklı ama o kadın da kim be? Yanlış hatırlamıyorsam 3. Regresyon'da onun gibi kimse yoktu."

"O zaman onu test et. Gerçek Yoo Joonghyuk mu bak."

"…Ya öyleyse?"

"Planımıza sadık kalırız. Yoo Joonghyuk'u burada saflarımıza katabilirsek, ellinci bölüme kadar okumuş o şerefsizlere düzgün bir darbe indirebiliriz."

Vay, ne güzel bilgiler akıyor.

Bunlar yorum kısmını başkahramana salak ya da enayi diyen küfürlerle dolduran heriflerin ta kendisiydi.

Ama şimdi burada, kendi hayatlarına dikkatsizce yaklaşıyor ve aynı duruma düştüklerinde el ayak çekiyorlardı.

İşte bu yüzden insanlardı.

Az sonra tekrar görüş alanıma yürüdüler.

"Uzun beklediğiniz için özür dilerim. İçeri geçelim."

Çadıra geri yürüdük.

"Yoo Joonghyuk-nim, az önceki saygısızlığım için özür dilerim. Sizi tekrar selamlamama izin verin. Ben Jung Minseob."

Zoraki bir gülümsemeyle başını eğdi. Şimdi daha iyi bakınca, Jung Heewon tarafından bir anda alt edilen biri için bu adamın oldukça iyi eşyaları vardı.

Boynundan asılı [Kaçak Maskesi] özellikle kullanışlıydı; kullanıcının yüz görünümünü serbestçe değiştirmesine olanak tanıyordu.

Doğrudan konuya girdim. "Sen kaçıncı Bırakılansın?"

Jung Minseob bir an Lee Sungkook'a sert bir bakış fırlattı.

Azar dolu gözleri, Bunu da mı söyledin? der gibiydi.

"…Ben [Bırakılan 1.089. Kişi]'yim."

Bin seksen dokuz. Birinci bölümün yaklaşık 1.200 görüntülenmesi ve onuncunun yaklaşık 120 olduğunu düşününce, bu adam yine de erken bir Bırakılandı.

Muhtemelen ilk senaryoda Lee Sungkook'u kurtaran kişiydi.

"Vahiy Kitabı'nı okumuş bir Kâhin olarak sizinle tanışmak hayatımın en büyük onuru, Yoo Joonghyuk-nim. Ancak… beni bağışlayın ama size birkaç soru sorabilir miyim?"

"Soru mu? Ne sorusu?"

"Şey, sizinle ilgili…"

"Gerçek Yoo Joonghyuk olup olmadığımdan şüphe mi ediyorsun?"

"…H-Hayır, asla, ama…"

Yoğun bakışım altında yüzü kızardı.

"Dene," dedim.

"Ha?"

"Dene."

Şaşıran Jung Minseob tereddüt ettikten sonra başını salladı.

"Şey… O zaman küstahlığımı bağışlayın."

Bu adamları düzgünce kandırmak istiyorsam birkaç şeyi netleştirmem gerekiyordu.

"Bildiğim kadarıyla Yoo Joonghyuk 3. Regresyon'da Hayalperest İblis Kim Namwoon'u yoldaş olarak almıştı. Ama şimdi yanınızda onun yerine yabancı bir kadın var."

"…"

"Kılıcı yüzünden Lee Jihye olabileceğini düşündüm ama yaşına bakılınca on yedili yaşlarında değil. Ayrıca ona farklı bir isimle seslendiğinizi duydum."

Hafızası ve gözleri oldukça keskindi. Jung Minseob'un dediği gibi, bu dünya ikimizin de bildiği 3. Regresyon'dan çoktan değişmişti.

Bu da demek oluyordu ki, değişmiş bu dünyayı en çok "zevkime uyacak" şekilde yeniden şekillendirmeliydim.

"Hayalperest İblis'i neden yanımda getirmediğimi soruyorsan, cevap basit. Bu regresyonda mevcut değil."

"…Ne? M-Mevcut değil mi? Yani… öldü mü?"

"Evet."

Yüzleri şokla buruştu.

Jung Minseob inanamayarak sordu. "Hayır, nasıl…? Kim Namwoon'u kim öldürdü ki?"

"Hayalperest İblis Kim Namwoon…"

Kavrayışla yavaşça ağızlarının açıldığını izledim.

Şimdi son çiviyi de çakacaktım.

"…senin gibi bir Kâhin'in elinde öldü."



RoS: Yalan değil.

🎨 Bu bölümün manhwa uyarlaması:

📖 Manhwa Bölüm 48
Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!