Bölüm 43: 10. Sahne — Gelecek Savaşı I
[Ana Senaryo #3 — "Acil Savunma" sona erdi.]
[Ödül olarak 1.000 jeton elde edildi.]
Bir sonraki ana senaryonun öğleden sonra başlayacağını varsaymıştım ama kahretsin, üçüncü senaryo bittikten on dakika bile geçmeden başlama belirtileri göstermeye başladı.
[Dördüncü ana senaryo başlamak üzere!]
Kahretsin, üçüncü senaryo biteli ne kadar oldu ki…?
Doğruca Lee Jihye'nin yanına gittim.
"Yoo Joonghyuk'la burada kal."
"…Emin misin?"
"Şimdi aşağı insen de pek faydanız olmaz. Hem bu herif uyanınca ayrı bir sorun olacak."
Lee Jihye baygın Yoo Joonghyuk'a bakarak başını salladı.
"Uyandığında haber ver. Gelip kafasının arkasına bir şaplak daha atarım."
Ardından, meteorları sayarken tamamen uykuya dalmış Lee Gilyoung'u taşıyarak Jung Heewon'la birlikte aşağı indim. Zindan sıradan bir sinemaya dönmüştü ve beşinci kattaki ödül odasındaki eşyalar sıradan sahne malzemelerine geri dönmüştü.
Sanki dün yaşanan her şey bir rüyadan ibaretti.
Derken Bihyung'un sesini duydum.
– <@>[…Ne söyleyeceğimi biliyorsundur, değil mi?]
– 'Evet.'
– <@>[Haah… Az kalsın kalbim duracaktı.]
Söylenmesi beni biraz rahatlattı. Takımyıldızları muazzam güce ve kaynaklara sahipti ama her şeyi bilen varlıklar olmaktan uzaktılar; çünkü senaryodan gelen tüm ses ve görüntüler yalnızca bir dokkaebinin "kanal"ı aracılığıyla iletiliyordu.
Yani…
– 'Düzgün filtrelendi mi? Fazla coşup planladığımdan çok daha fazla konuştum.'
– <@>[Tabii ki filtrelendi. Ne sandın, böyle şeyler yüzünden risk alıp kanalımı mahvettireceğimi mi? O düzeydeki bilgi otomatik olarak filtrelenir.]
Tahminim doğruysa, Yoo Joonghyuk'a söylediklerim takımyıldızlarına şu şekilde iletilmiş olmalıydı:
"Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? İlk ■■■■■■■ yaptığındaki sözünü tamamen unuttun mu?"
"Nasıl yalnızsın? ■■■■■■ ■■■■■■■■'nda aptal gibi ■■■■■■■■■, ölü ■■■ ■■■■■■■■■ tutarken gözlerin ■■■■■■■■■, ■■■■■ tarafından arkandan ■■■■■■■■■■ ■■■■■■■■■… İlk ■■■■■■■ insanla ■■■■■■■ olduğunda…!"
"■■■■■■■■■ yardım ettiğinde, kahrolası ■■■■■■■■■■■■■■■ savaştığında! Sonunda ■■■■■■■■■■■■■■■ karşısına ■■■■■■■■■■■ bile!"
Tam olarak ne kadarının filtrelendiğini bilmiyordum ama muhtemelen düşündüğümden fazlaydı. Orijinal romanda ilk senaryolarda Yoo Joonghyuk'un [Regresör] olduğu bilgisi yayıldığında da benzer şekilde engellendiğini belli belirsiz hatırlıyordum.
– <@>[Takımyıldızları hiçbir şey duymadı. Merak etme. Sorun şu ki ben de pek bir şey duyamadım.]
– '…Sen de mi duyamadın?'
Bu biraz tuhafdı. Dokkaebiların bile duyamadığı bilgi mi vardı?
– <@>[Aynen öyle. Sen ne halt ettin ki?]
Dokkaebiların bile bilmediği bilgi. Bir tahminim vardı.
Yoksa… "Olasılık" kısıtlamaları çoktan uygulanmaya mı başladı?
Doğal olarak TWSA'dan bir pasaj hatırladım.
「"Olasılık",
…Ama hatırlamak şu an pek işime yaramıyordu.
TWSA'nın tutmamasının nedenlerinden biri, yazarın bile tam olarak kavrayamadığı dünya inşası ayarlarının fazla olmasıydı.
– 'Takımyıldızları nasıl tepki verdi?'
– <@>[Ortalık toz duman. Şu an bile ne halt ettiğini öğrenmek için çıldırıyorlar.]
Mantıklıydı.
Takımyıldızlarının bakış açısından, izledikleri bir film aniden sessiz filme dönmüş gibi görünmüş olmalıydı. Yine de, akıllı olanları Yönetim Bürosu'na şikâyet etmek yerine benim potansiyelime dikkat etmeye başlamış olurdu. Sözlerimin filtrelenmesi, şu an açığa çıkmaması gereken bir bilgiye sahip olduğum anlamına geliyordu.
[Sırların peşindeki birkaç takımyıldızı varlığına dikkat kesildi.]
[Takımyıldızı 'Gizemli Entrikacı' varlığını ilgi çekici buluyor.]
[2.000 jeton sponsor edildi.]
Bihyung, yeni aklına gelmiş gibi ekledi:
– <@>[Daha önce dolaylı mesajları göndermemiştim çünkü çok fazla geliyordu. Nedenini anlıyorsundur, değil mi?]
– 'Devam et. Sadece tonla para ödeyenlerin mesajlarını göster.'
– <@>[…Ben senin menajerin miyim?]
Biraz küsmüş Bihyung kısa sürede kayboldu.
Nasıl oluyorsa, bu herif zamanla daha sevimli oluyordu.
Bir mesele kapandı, diğerine gelince…
"Dokja-ssi, yorgun değil misiniz? Gilyoung-ie'yi ben taşırım."
"Ah, sağ olun."
Lee Gilyoung'u Jung Heewon'a verdim. Alışılmadık biçimde ciddi görünüyordu. Bir an tereddüt ettim, sonra dedim: "Heewon-ssi."
"Hı?"
"Seni rahatsız eden bir şey mi var?"
"Hayır, sadece…" kısa bir duraklama, ardından bir iç çekiş.
"…Tamam. Kendimi tanırım, nasılsa tutamam içimde."
Lafı dolandıran biri değildi.
"Sen tam olarak kimsin?"
"…Daha önce bir şey mi duydun?"
"Biraz."
O kadar uzakta olduğu için duyulmaz sanmıştım ama yanılmışım. Aslına bakılırsa Lee Jihye'den daha yakındaydı ve filtreleme insanlar arasında işlemiyordu…
Lee Gilyoung'un hafif horultusu havayı doldurdu. Yarı dürüst olmaya karar verdim.
"Gelecek hakkında biraz bilgim var."
"Ciddi misin?"
"Evet."
Bir süre düşünceli bir sessizliğe gömüldü. Sözlerimin doğru olup olmadığını tartıyor gibiydi. Sonra, bir sonuca varmış gibi, dudağını ısırarak sordu: "Yoo Sangah ya da Lee Hyunsung biliyor mu?"
"Henüz bilmiyorlar," diye ciddi bir şekilde cevapladım; bunun üzerine benden temkinli bir adım geri attı.
"…Şimdi bizi falan öldürmeyeceksin, değil mi?"
"Niye öyle düşünüyorsun ki?"
"Hani, 'Fazla şey biliyorsun' falan? Genelde öyle olur ya…"
Bu da ne?
Hangi dünyada "genelde öyle" oluyor?
Bir anda kendimi bir kötü adam gibi hissettim.
"Böyle şeylerin norm olduğu yeri bilmiyorum ama öyle olsaydı seni ve diğerlerini çoktan öldürmüştüm."
"Açıkçası, bu da biraz tuhaf."
"…Kötü niyetim yok. Tam tersi aslında."
"Tam tersi mi?"
Gözlerinin içine baktım ve dedim: "Gelecek senaryolar daha da tehlikeli olacak. Ölümle yüzleşmemiz gereken anlar olacak ve yolda değerli şeyleri kaybedebiliriz."
"…Yani?"
"Yani…" Giderek tedirginleşen gözlerini izledim, "bundan sonra yanımda kal."
"…Ne demek istiyorsun?"
"Yoldaşım olmanı istiyorum."
"Benim insanlarım"ı seçmeye başlamanın zamanı gelmişti — Bir hevesle ihanet etmeyecek, güvenilir insanlar.
Evrilmesine yardım ettiğim ve zihnini okuyabildiğim Jung Heewon mükemmel bir adaydı.
Şaşkın bir sessizliğin ardından dudakları seğirdi.
"Daha önce beni yoldaşın olarak görmüyor muydun?"
"Tam tersi. Birini yol arkadaşım olarak görmem, karşı tarafın da aynı şeyi hissettiği anlamına gelmez."
Gözleri hafifçe titredi. Kasıtlı olarak bir adım geri çekildim.
"Yoldaşlık fazla geliyorsa bir alışveriş olarak düşün. Senin gücüne ihtiyacım var, benim bilgim de sana faydalı olacak. Karşılıklı bir değiş tokuş. Önemli olan, bundan sonra ilişkimizin değişmemesi."
"Biraz ani oldu… Şimdi cevap vermem mi gerekiyor?"
"Hayır, gerekmiyor."
Onun gibi biri için, acele duygusal bir çağrıdan çok yavaş bir yaklaşımın gönlünü kazanma olasılığı çok daha yüksekti. Nitekim pek de rahatsız görünmüyordu.
[Kurgusal karakter Jung Heewon dürüstlüğünden dolayı rahatladı.]
[Kurgusal karakter Jung Heewon teklifini ciddi olarak değerlendiriyor.]
İç çatışması muhtemelen uzun sürmezdi. Evrilmesinde büyük rol oynamıştım, dolayısıyla varlığım bilinçaltına derinden kazınmış olmalıydı.
İkinci <Sponsor Seçimi> muhtemelen bu senaryo bitince başlayacaktı ve o da sonunda bir sponsor kazanacaktı. Asıl gücü o zaman ortaya çıkacaktı.
"O zaman bir şey sorabilir miyim?"
"Sor."
"Bildiğin 'gelecekte' ben ne yapıyor olacağım?"
Bulutsuz gökyüzüne baktım.
Bu kesin filtreleniyor, değil mi?
"Bilmiyorum."
"…Ha?"
"Bildiğim gelecekte 'Jung Heewon-ssi' diye biri yok."
"Ne dem—?"
"Bu yüzden bu anlaşmayı kabul etmen gerek."
Gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
Bu kadın orijinal romanda hiç ilgi görmemişti. Bizzat benim yetiştirdiğim bir değişkendi. Niteliği sağlamdı; tek ihtiyacı iyi bir "sponsor"du ve ardından gelecek senaryoları değiştirmede kilit rol oynayabilirdi.
Özellikle de bilmediğim "başka değişkenlere" sahip heriflerle savaşırsam.
Aşağıdan gelen bir kargaşa bizi böldü.
"İyice düşün. Hadi acele edelim."
Turnikelerden uçarcasına geçtik ve perona indik; orada büyük bir grup küçük bir grubu kuşatıp baskı uyguluyordu. Durumu anında kavradım.
Demek Toprak Ağası Koalisyonu hâlâ ders almamış.
"O kahrolası Kim Dokja nerede? Konuşun."
Dikkatli bakınca, Lee Hyunsung'un Koalisyon üyelerinin ortasında sıkışmış, gözle görülür biçimde tedirgin olduğunu gördüm. Kasıtlı olarak ayak seslerimi duyurarak onlara doğru yürüdüm ve yüksek sesle seslendim.
"Yoo Sangah-ssi! Lee Hyunsung-ssi!"
"Sen!"
4. Hat peronuna iner inmez üyelerden biri bağırdı. Yüzü oldukça tanıdık gelen bir toprak ağası amcaydı. Bütün gece süren şiddetli savaşın izleri herifin bedeninde duruyordu. Genel istatistiklerinin keskin biçimde yükseldiğini bir bakışta anlayabiliyordum.
Güzel.
"Gong Pildu."
Gong Pildu bana baktı ve <Silahlı Bölge>sinden en az sekiz mini taret yükseldi. Etrafında kümelenen Koalisyon üyeleri hep birlikte bana zafer kazanmış gibi baktı. Onları bağışlayarak gösterdiğim lütfu bilmiyorlardı bile. İnsanlar harbi dönek ha.
"Şu herif—!"
Sözleri, bedeni aniden kaskatı kesilince yarıda kaldı. Havada çatırdayan elektrik dalgalandı.
[Dördüncü ana senaryo 5 dakika içinde başlayacak!]
Sistem mesajıyla birlikte dokkaebi Bihyung kendini gösterdi.
[Hahaha! Nasılsınız bakalım, millet?]
İğrenç tonu karşısında insanların yüzleri asıldı.
[Herkes gayet iyi görünüyor!]
"N-Ne için geldin?!"
[Dördüncü ana senaryoyu duyurmak için, tabii ki.]
"Kahrolası…"
[Hey hey, bu kadar germeyin de dinleyin. En çok şikâyet edenin ilk geberdiğini biliyorsunuzdur, değil mi? Her neyse, dördüncü ana senaryo diğer istasyonlarla işbirliği gerektirecek. Oldukça heyecanlı bir hikâye sizi bekliyor, eminim bayılacaksınız!]
Diğer istasyonlarla çalışmayı duyunca herkesin yüzü daha da karardı. Tek başına Chungmuro bile kaos olmuştu; işin içine daha fazla istasyonu katmak felaketi daha da beter hale getiriyordu.
Bihyung kıkırdadı.
[Ama bu senaryoya başlamadan önce bir ön koşul var. Sadece daha fazla insan toplamak tımarhane yaratır, değil mi? Bu yüzden sizi yönetecek birine ihtiyacınız var. Başka bir deyişle, her istasyonun bir "Temsilci"si olmalı!]
Temsilci. Demek sonunda başlıyor.
[Bu yüzden küçük bir "ön çatışma" oyunu oynayacağız. Isınma turu gibi düşünün. Kurallara gelince… Çözersiniz artık!]
Herkesin önünde bir mesaj penceresi belirir belirmez sırıtarak kayboldu.
[Yan senaryo geldi!]
<Yan Senaryo — "Temsilci Seçimi">
Kategori: Yan
Zorluk: C
Tamamlama Koşulları: Peronun ortasına yerleştirilmiş "Beyaz Bayrak"ı ele geçirin.
Süre Sınırı: 30 dakika
Ödül: 1.000 jeton, Chungmuro'nun "Temsilci"si olma hakkı.
Başarısızlık: —
* İstasyonun "Temsilci"si, üyeleri üzerinde güçlü kontrol hakları kullanabilecektir.
Gong Pildu mesaj penceresi tam belirmeden <Silahlı Bölge>yi devre dışı bırakmış, peronun ortasındaki bayrağa koşuyordu bile. Bu herif gerçekten doğaüstü bir sezgiye sahipti.
"Herkes çekilsin yolumdan!"
Kontrolden çıkmış bir tren gibi, insanları savurarak ilerledi; bayrak neredeyse elinin altındaydı. Buna izin veremezdim. Kalın parmaklarının bayrağa ulaşmak üzere olduğu an dedim: "Gong Pildu, yere."
[Sponsor Sözleşmesi'nin şartlarına göre "Emir Hakkı" aktive edildi!]
"Ne—Akh!"
Yere düşen Gong Pildu'nun sırtına hafifçe basıp üzerinden geçerek [Beyaz Bayrak]ı aldım.
["Bayrak Direği"nden "Beyaz Bayrak" çekildi.]
[Chungmuro İstasyonu'nun "Temsilci"si oldunuz.]
["Kralın Yolu"nu yürüme hakkı elde edildi.]