Bölüm 166: 32. Sahne — Kim Dokja'nın Aşkı V
Yanımdaki Han Sooyoung dudaklarını büzdü.
"Sen ne ara o psikopatla bu kadar samimi oldun…?"
"O kadar yakın değiliz."
"Samimi olmadığın birine göre herife bayağı güveniyorsun ama."
"Hepten yanlış anlamışsın. O herife güvenmektense bir dokkaebi'ye güvenirim daha iyi."
Yoo Joonghyuk'ta güvenebileceğim yegâne şey kişiliği değil, tecrübesiydi. Yaşadığı Regresyonlardan edindiği bilginin yanı sıra 41. Turdaki Shin Yoosung'dan öğrendiği her şeyi de biliyordu. Üstelik 2. Turda Cennet'le ilgilenmesi gerektiğinde buranın üstesinden pekâlâ gelmişti. Bu kez işler çok daha sorunsuz ilerlemeliydi.
Yine de…
"…Biraz endişeleniyorum gerçi."
Herifin karakteri yüzünden içim bir türlü rahat etmiyordu. Ekibin Cennet'i kendi başına tamamlayabilmesi için çeşitli hazırlıklar yapmıştım ama her şeyi kusursuz biçimde garantiye alamazdım. Ben bir okurdum, yazar değil; Yoo Joonghyuk ise her an regresyona geçebilecek bir güneş balığıydı. Kendine gelmesine yardım ettikten sonra biraz düzelmiş olması bu gerçeği değiştirmiyordu.
Han Sooyoung'un yüzünde bariz bir "Biliyordum," ifadesi belirdi ve konuştu: "Madem içine bu kadar dert oldu, niye gidip bir kontrol etmiyorsun? Olan biteni anbean izleyebildiğin bir becerin var ya senin."
"…Bundan haberin var mıydı?"
"Bunca şeyden sonra parçaları birleştirememem için salak olmam lazım."
Geçen sefer Yoo Joonghyuk'un bedeninin kontrolünü devraldığımı görmüştü.
Bir an düşünüp dedim: "O zaman hemen gidip geliyorum. Burayı idare et."
"Ne kadar vereceksin?"
"Niye her seferinde jeton istiyorsun? Bir kere de hatırım için bir kıyak geç be."
"…Elini çabuk tut. Tek başıma baş edemeyeceğim biri üstümüze çullanırsa boku yeriz."
"Bir şey olursa uyandır yeter."
Gözlerimi kapatıp hemen uykuya daldım.
["Bilge Okuyucunun Bakış Açısı" özel becerisinin 3. Aşaması etkinleştirildi!]
Çok geçmeden zihnimdeki karanlık manzaranın içinden, beni düşünen insanların seslerini duymaya başladım. Birkaçını es geçip görüş alanı en geniş ekranı seçtim.
Cennet'in kalbinden sarsıntılar yayıldı. Şiddetli şok dalgası zemini sarsıp bütün sokak tezgâhlarını bir anda devirince, ana caddede yürüyen cisimleşenler dehşetle tökezledi.
"Vaaa! Ne oluyor lan!?"
"Canavar mı?"
Herkes bir ağızdan konuşuyordu ama kimse başlarına ne geldiğini tam olarak kavrayabilmiş değildi. Belki de haddinden fazla uzun süredir barışın tadını çıkarıyorlardı; bir vakitler en kötüsüne daima hazırlıklı olan zihinleri, artık en iyi ve en güvenli gelecekten gayrısını hayal edemez hâle gelmişti.
"Muhafızlar her şeyi halleder. Endişelenmeyin."
"Dayanın!"
Yoo Joonghyuk, patlamanın merkez üssünden cisimleşenleri izledi. Aralarında tanıdığı yüzler de vardı, tanımadığı yüzler de. 1. Turda onları kurtarmaya çalışırken ihanete uğramıştı. 2. Turda burayı kendi elleriyle yerle bir etmişti. Şimdi, 3. Turda ise…
Yoo Joonghyuk dumanların arasından çıkarken birkaç kişi üzerine çullanıp soru yağmuruna tuttu.
"O da neydi?! Neler oluyor böyle?!"
Daha birkaç dakika önce meyve satan ya da mahsul toplayan insanlar, korkunun pençesinde ona dik dik bakıyordu. Yoo Joonghyuk da onların bakışlarına karşılık verdi.
Bir şeyin senaryo olmaması, hikâye olmadığı anlamına gelmezdi. Bunu o da biliyordu. Cennet'i ilk gördüğünde Reinheit'in ideallerine katılıp burayı onunla birlikte korumak için savaşmasının nedeni de tam olarak buydu.
"L-Lütfen yardım et! Yalvarıyorum!"
Çabaları elbette nafileydi. Cennet'in senaryolardan zerrece farkı yoktu. Senaryolar nasıl cisimleşenleri sömürerek dönüyorsa, Cennet de onları gübre niyetine kullanarak ayakta duran bir yerden ibaretti.
Aynı yerin yıkımına defalarca şahit olduktan sonra Yoo Joonghyuk'un idrak ettiği bir hakikat vardı: Devasa Hikayeler, küçük Hikayeleri daima yutardı. Hikayelerin yegâne yasası da <Yıldız Yayıncılığı>'nın ilahî nizamı da buydu.
Yoo Joonghyuk insanlara seslendi: "Cennet yakında yok olacak."
"Efendim?"
"Kendi ellerinizle koruyabileceğiniz bir şey bulun. Sonra da onu koruyun."
GRAAAAAH!
Canavarlar, Yoo Joonghyuk ve diğerlerinin kaçmak için kullandığı geçitten itişe kakışa dışarı taşmaya başladı. Devasa tırpanlar ve pençeler toprağı yırtarak yüzeye çıkınca cisimleşenler çığlık çığlığa kaldı. Muhafızlar onları korumak için geç de olsa yetişti lâkin hızla kabaran canavar selini durduracak güçleri yoktu.
"B-Bunlar neden burada?"
"Lord! Lord nerede?"
Muhafızların birçoğu canavarların tek bir darbesiyle yere serildi. Kaptanları en azından dişe dokunur bir mücadele verdi lâkin o bile canını ancak zar zor kurtarıp kaçabildi.
Yoo Joonghyuk, yakınına sokulan ucubelerin uzuvlarını biçerken bir yandan da etrafı taradı. Jung Heewon ile Lee Hyunsung'un savaş alanının diğer ucunda dört bir yandan insanları tahliye ederek çarpıştığını fark etti.
"…Bunca zaman hayatta kalabilmiş olmaları tuhaf."
Kendi canlarının her an tehlikede olduğu bir hengâmede hiç tanımadıkları yabancıları kolluyorlardı. Bu, şüphe götürmez biçimde Kim Dokja'nın eseriydi. O kafayla buraya dek gelebilmeleri neredeyse bir mucizeydi.
"Hayır, tam da böyle insanlar oldukları için buraya dek gelebildiler."
Yoo Joonghyuk, sessizce yanına yaklaşan Yoo Sangah'a kaşlarını çattı.
"Vaktimi çaldın."
"…<Olympus>'la en son iletişim kurduğumda bana Dokja-ssi'nin burada olduğunu söylediler."
"Ya bilgileri yanlıştı ya da biri bize tuzak kurdu."
Belki de Kim Dokja bilgiyi bir şekilde manipüle etmişti. Hangisi olursa olsun, Yoo Joonghyuk vaziyetten hiç memnun değildi. Cennet böyle temizlenmemeliydi. Hatta şu an, burayı temizlemeye kalkışmak için bile mümkün olan en berbat vaziyetteydi.
GÜMMMM!
Devridaim'in dalları toprağı yarıp göğe yükseldi. Bu, İblis Marki Reinheit'in Hikayesiydi.
「 Ruhlarla beslenen Cennet—Devridaim. 」
Canavarlar dallara tırmanıp yeryüzüne dökülmeye başladı. Yeraltına kapatıldıkları için aç kalmış yırtıcılar kükreyip av gördükleri her yere dağıldı. Aralarında 5. Sınıf Karanlık Takipçiler, 4. Sınıf Lubel Kaplanları, hatta bilinmeyen bir 3. Sınıf iblis türü bile vardı.
"Aaaaargh!"
Cisimleşenler, bu dehşetengiz karnavalın ortasında çaresizce Lordlarını arıyor; kendilerini bu trajediden çekip çıkaracak yegâne kurtuluşun o olduğuna inanıyorlardı.
"Lordum!"
Tam o sırada devasa nebatat harekete geçti. Sarmaşıkları, kıvranan dokunaçlar misali ağır ağır uzandı; ardından hepsi birden ileri atılarak sivri uçlarıyla canavarların gövdelerini delik deşik edip Cennet halkını siper aldı.
GÜM! FIŞŞT!
Halk sevinç çığlıkları attı. Cennet'te bu güce sahip yalnızca bir varlık olduğunu biliyorlardı.
"Lord geldi!"
"Lord!"
[Lütfen, hepiniz müsterih olunuz.]
Sözleri, yüreklerini bir kez daha yatıştırmaya yetti.
[Zira bizim Cennet'imiz öyle kolay kolay düşmez.]
Hepsi buna inandı. Ta ki muhafız kaptanı, boğucu dumanların arasında bir şey fark edene dek.
"Lordum…?"
Bir sapın ucundan tomurcuk gibi filizlenen şey, hükümdarının tanıdık yüzüydü.
"V-Vaaah!"
Kaptan dehşet içinde yere düştü.
"C-Canavar! Bu bir canavar!"
Yıllar önce Reinheit'e sadakat yemini etmiş muhafız kaptanı, onun devasa bitkiyle bir olduğunu görünce bütün soğukkanlılığını yitirdi. İblisin gerçek bedeni işte o denli dehşet vericiydi.
[Ah, Heindel?]
"Y-Yaklaşma! Defol git başımdan lan!"
Muhafız kaptanı, Reinheit'ten yayılan olağanüstü Kudret karşısında dehşetle geriye sendeledi; korkudan pantolonu sırılsıklam olmuştu. Bütün bunlar, Reinheit'in Efsanevi Hikayesi [Umutsuzluk Cenneti] sayesindeydi.
[Tam vaktinde yetiştin. Zira toparlanmak için biraz besine muhtaçtım.]
TAK! FIŞŞT!
Kıvranan sarmaşıklar, muhafızlar da dâhil Cennet ahalisini yuttu. Cisimleşenlerin gövdelerine mızrak misali saplanıp küçük Hikayelerini emdiler; kimini mumya gibi kuruturken kimini de iblise çevirdiler.
"Hemen dur!"
Harurururuk!
<Cehennem Alevlerinin Azabı>'nın alevleri sarmaşıkların birkaçını yakıp kül etti. Ne var ki sarmaşıkların ardı arkası kesilmiyordu.
Jung Heewon haykırdı: "Burayı koruduğunu sanıyordum! Ne halt ediyorsun sen?"
[Öyleydi. Siz ortaya çıkana dek.]
Üst bedeni en yüksek daldan filizlenmiş olan Reinheit, Cennet'in manzarasını süzerek alaycı bir edayla konuştu.
[Cennet'in sonu geldi.]
Devasa Devridaim'in önünde, korkudan titreyen bir grup cisimleşen vardı. Daha birkaç dakika önce Lordlarına hürmet eden sakinlerden eser kalmamıştı.
[Küçük Hikayelerle ömür sürenlerin iflah olmamasının sebebi budur. Daha ulu bir ormanın parçası olduklarını idrak etmeksizin, tüm ömürlerini kendileri gibi cılız ağaçlara tutunarak heba ederler.]
Cisimleşenler, yaşadıkları dünyanın gerçek doğasını birer birer kavramaya başladı. Daha doğrusu, bir zamanlar yüz çevirmeyi seçtikleri gerçeği görmezden gelmeyi bıraktılar.
[Hâl böyle olunca başka çare kalmadı. Her şeye en baştan başlamalıyım.]
Reinheit'in sarmaşıkları göğe fışkırıp Cennet'in tamamını örten bir şemsiye gibi açıldı; sanki bütün şehri tek lokmada yutacaklardı. Jung Heewon, bu dehşet verici cüsse karşısında ezildiğini hissetti.
Bu kadar büyük bir şeyi alt edebilirler miydi?
Bir insan böyle bir şeyle savaşıp kazanabilir miydi?
Tam o anda—KVAANG!—sarmaşıkların bir yanı patlayarak yarıldı. Biri, Cennet'in tavanında devasa bir gedik açmıştı.
[Etkileyici. Sen…]
Reinheit'in sesi, yeni açılan boşlukta heybetiyle duran adama duyduğu içten hayranlığı yansıtıyordu. O adamın Yoo Joonghyuk olduğunu söylemeye bile gerek yoktu.
[…insanlığın ötesine geçtin.]
Kulağa sıradan bir mecaz gibi geliyordu; lâkin Reinheit gibi varlıklar için bambaşka bir anlam taşıyordu.
[Yalnızca dokuz senaryonun ardından bu mertebeye dek tırmanabildin, öyle mi? Kim Dokja da fevkaladeydi lâkin sen… Sen hakiki bir canavarsın.]
Yoo Joonghyuk'un bütün bedeninden yoğun Büyü Gücü dalgaları yayılıyordu. Gözleri kapalıydı; gücünün son zerresini bile ortaya çıkarıp sınırlarının ötesine geçiyordu.
「 [Ateş Kralı'nın Eldivenleri]'nden Kuvvete iki seviye daha. 」
「 [Gukryong'un Zarı]'ndan bir seviye. 」
「 Bulutları Toplayan Göksel Kılıç'tan dört. 」
「 Beceri güçlendirmelerinden de üç. 」
Kuvvet seviyesi 100 sınırını parçalayıp bedeni asil bir aurayla ışıldamaya başladığında, ustası Gök Yaran Kılıç Azizi'nin sözlerini hatırladı.
「 Aşkınlığın ilk adımı, bedenin sınırlarını aşmaktır. 」
Cisimleşenlerin çoğu, kendi çabalarıyla erişebilecekleri gücün bir sınırı olduğuna inanıyordu. Daha güçlü takımyıldızlarının gözüne girmek ve daha iyi sponsorlar edinmek için ellerinden geleni yapmalarının nedeni buydu.
Lâkin kâinat uçsuz bucaksızdı; böylesine engin bir âlemde o yoldan yürümeyi reddedenler de vardı. İyi bir sponsor bulamayanlar, hatta arkasında tek bir sponsor dahi bulunmayanlar… Mutlak bir varlığın lütfuyla değil, yalnızca kendi çabalarıyla kemale ermeyi düşleyenler.
「 İkinci adım, sahip olduğun her bir beceriyi son sınırına dek bilemektir. Dünyada var olan her beceri, bir başkasının ardında bıraktığı ve sonradan evrenselleştirilmiş bir stigmadan ibarettir. Her birinde varılabilecek en nihai haddeye dek ustalaş. Tıpkı bir merdiveni tırmanır gibi, sistemin sınırlarını adım adım ara ve keşfet. 」
Takımyıldızları Hikayeleri yutup nüfuzlarını genişleterek güçlenirken, bu varlıklar kendi varoluşlarını durmaksızın bileyerek tek bir Hikaye hâline getiriyordu.
「 Son adım, o merdiveni ayağının tersiyle itmektir. Bugüne dek inşa ettiğin her şeyi unut. Seviyelerini unut, becerilerini unut, Hikayeni unut. Sistemin sunduğu yol, yalnızca çoğunluğun 'evrensel' bellediğinden ibarettir. Mühim olan, senden başka kimseye ait olmayan bir 'Hikaye' bulmandır. 」
Talim et, talim et, durmaksızın talim et. Amansız idmanlarla becerilerinin sınırlarını aşanlar, başlı başına birer Hikayeye dönüşürdü. Bu, takımyıldızlarıyla boy ölçüşen ölümlülüğün zirvesiydi; kendi nevilerini katbekat aşan bir istidat ve gayrete sahip olanların, ancak ömür boyu adanmışlıkla erişebileceği bir mertebeydi. <Yıldız Yayıncılığı>, bu soylu gayretlerini onurlandırmak adına, takımyıldızı olmamalarına karşın onlara bir Makam (座) bahşetmişti.
「 Aşkın bir varlık olmanın asgari koşulları bunlardır. 」
Yoo Joonghyuk, önceki regresyonda zaten aşkınlığa ulaşmıştı; yeniden o mertebeye yükselmesi zor değildi. Yalnızca bedeninin gereken koşulları karşılayacak hâle gelmesi için vakte ihtiyacı vardı.
Asil altın aurası, Bulutları Toplayan Göksel Kılıç'ı çepeçevre sardı. Açıkça bir beceri kullanıyor olmasına karşın zihninde beceri etkinleşmesine dair tek bir bildirim dahi belirmedi. Zira bu güç 'sistemi' kullanmıyordu; onu Regresör Yoo Joonghyuk tek başına inşa etmişti.
"Reinheit, geçen Turda seni yanıma almıştım."
Yoo Joonghyuk iki kılıcını, tek bir fidanken çoktan devasa bir ormana evrilmiş olan Devridaim'e doğrulttu.
"Bu kez seni öldüreceğim."
Evet, uzun bir aradan sonra devam ediyoruz. Güncel çeviri 1 hafta önce çıktı ve ben de müsait olabildiğim ilk andan itibaren çevirmeye tekrar başladım.Tabii bu süreçte çok fazla şey oldu. Bütün yaz meşguldüm; vizeydi, taşınmaydı derken zaman epey hızlı geçti. Artık Türkiye’de değilim ama dünyanın neresinde olursam olayım çeviriye devam edeceğim.Özellikle bu ciltte çok güzel bölümler var. Hem sizlerin okurken hem de benim çevirirken zorlanacağımız kısımlar da olacak. Bu cildin sonunda sanırım romanın gelişme kısmına iyice giriyoruz diyebilirim. İlk üçte birlik kısmı, yani giriş bölümünü ve gelişme bölümünün başlangıcını tamamlamış olduk. Son sürat evreni tanımaya devam ediyoruz.
