title mobile

Bölüm 111: 22. Sahne — Üç Söz III

<Olympus>'un cevabını anında Yoo Sangah'ın yüzünden okuyabildim. Önce kızarmasını, sonra sararmasını, ardından ölü gibi beyaza dönüşmesini izledikten sonra talebimde aceleci davrandığımı fark ettim.

"Şey… Dokja-ssi…"

Duymuş olması gereken küfürlerin arasından cevabı kelimelere dökmekte zorlandı; ben ona acımaya başlayana dek bana bakmakla yetindi.

"Sponsorunun ne dediğini söyleyebilir misin?"

Bedeninden elektrik akımını andıran kıvılcımlar fışkırdı. Ariadne epey çileden çıkmış gibiydi, ben de durum yatışana dek başka soru sormamaya karar verdim. Üç Soru ve Cevap'ın artçı etkilerinin bu kadar ağır olacağı aklımdan hiç geçmemişti.

Kıvılcımlar kısa süre içinde dindi ve Yoo Sangah katmanlı bir sesle konuşmaya başladı.

"Zengin Gecenin Babası, kolayca görüşülebilecek biri değil…"

Zengin Gecenin Babası, Yeraltı Dünyasının Kralı Hades'e verilen niteleyiciydi. Olympus'un üç baş tanrısından biri olmasına rağmen kalıcı olarak Yeraltı Dünyası'nda ikamet ettiği için bulutsudaki On İki Olympus Tanrısı'na resmen dahil değildi, olamazdı da. Mertebesi muhtemelen Ariadne'nin yalnızca Tarihî takımyıldızı olarak temas kuramayacağı kadar yüce bir varlıktı.

[Hades, Antik Yunan'da ölümün ve yeryüzünün altında bulunan mineraller ile değerli taşlar dahil her şeyin tanrısıdır; niteleyicisi de buradan gelir. Antik Yunan mitolojisinde Hades ve iki kardeşi, babalarından iktidarı aldıktan sonra dünya üç diyara bölünmüştür. Hades, ölüler diyarı olan Yeraltı Dünyası'nın hâkimiyetini ele geçirmiştir.]

Önce minnetimi belirttim.

"Teşekkürler, Yoo Sangah-ssi."

"Dokja-ssi, yoksa…?"

Zekiydi; muhtemelen Zengin Gecenin Babası'nın Hades olduğunu çoktan çıkarmış ve onu neden aradığıma dair en azından belli belirsiz bir fikir edinmişti. Karısı Eurydike'yi hayata döndürmek için Yeraltı Dünyası'na inen Orpheus'un hikâyesi, Güney Kore'de bile meşhur bir efsaneydi.

[Yaygın Yunan efsanesine göre Orpheus, güzel karısını derinden seven olağanüstü bir müzisyendi. Karısının ölümünün ardından onu geri alabilmek için Yeraltı Dünyası'na inerek Hades'e ve kraliçesine yalvardı. Müziğinden ve lir çalma yeteneğinden etkilenen Hades, Eurydike'nin Yeraltı Dünyası'nın mağaralarından çıkarken Orpheus'un arkasından yürümesi ve bu sırada Orpheus'un dönüp ona bakmaması şartıyla bunu kabul etti. Orpheus kabul etti; ancak çıkış yolunda paranoyasına ve kaygısına yenik düştü. Bazı anlatılara göre bunu ona duyduğu sevgiden yaptı. Sonunda arkasına bakarak ikisinin de kaderini mühürledi.]

"…Mümkün mü?" diye sordu kendi kendine.

Prensipte ölmüş bir insanın diriltilmesi imkânsızdı. Mantıklılığım [Öldürmeyen Kral]ın faydasıyla düzeltiliyordu, ama çoğu durum — Shin Yoosong'unki dahil — bu tür ayrıcalıklardan yararlanamazdı. Her önüne gelen zırt pırt dirilebilseydi, Yoo Joonghyuk'un en başta regresyon yapmasına gerek kalmazdı zaten.

Yine de bir şekilde ruhuna ulaşabilirsem…

"Şu an detayları söyleyemem. Üzgünüm."

Gelecek planlarımı takımyıldızlarına sayıp dökmek istemiyordum; özellikle son numaramın bana daha çok hasım kazandırdığı bir anda. Yemi atmıştım, şimdi yutmalarını beklemem gerekiyordu. Önemli olan sabırlı olmaktı.

Etrafımdaki insanlara bakıp önerdim, "Burayı toparlamaya ne dersiniz?"

Ekip arkadaşlarım, sanki söyleyeceğim bir şeyi bekliyormuş gibi birer birer yanıma geldi. Lee Gilyoung gizli gizli Shin Yoosong'a göz atıyordu; Jung Heewon Lee Hyunsung'u destekliyordu; Lee Jihye ise birkaç adım ötede somurtuyordu. Sonra yukarıdan acemi dokkaebi'nin sesini duyduk.

[Ben dokkaebi Younggi. Ödül ödemesini işleme almakla geçici olarak görevlendirildim.]

Konuşurken ne kadar kasıldığına bakılırsa muhtemelen yeniydi.

[Şimdi beşinci senaryonun ek ödül ödemesini gerçekleştireceğim.]

Üst düzey dokkaebi'lerin tamamı küçük işleri ona bırakmıştı belli ki.

['Ellain Ormanı Esansı' eşyasını aldın.]

Her birimiz yukarıdan düşen küçük bir meyveyi yakaladık.

[Size <Yıldız Yayıncılığı>nın en popüler iyileşme eşyasını sağladık. Yaralarınız ne kadar ağır olursa olsun bunu yiyip uyuduktan sonra hızla iyileşebileceksiniz. Lütfen herkes alıp güzelce dinlensin.]

Bu kadar kibar bir dokkaebi'yi ilk kez görüyordum. Biraz tuhaf bile hissettirdi.

Younggi bana ve birkaç kişiye bakarak devam etti,

[Bu akşam temel katkıda bulunanlara ek ödüller dağıtacağız. Elinizden geleni yaptığınız için çok teşekkürler; bir sonraki senaryoda da aynısını yapmanızı diliyoruz.]

Dokkaebi'nin sesi sönerken ekibe döndüm. Hepsi elinde bir meyve tutuyordu.

Haberim olmadığı kurgusal karakterler yine ölmüş olacaktı. Tam o anda da birileri ölüyor olabilirdi. Ne var ki biz sağ kalmıştık. Ekip arkadaşları minnettarlık mı duymaları yas mı tutmaları gerektiğini ayırt edemiyor gibiydi. Böyle zamanlarda onların yerine birinin tüfeği omuzlaması gerekiyordu.

[Korece deyim 총대를 메다 = sorumluluk almak, öne çıkmak, durumun başına geçmek]

Onlara baktım ve dedim, "Hepiniz çok şey atlattınız."

Kelimelere dökülemeyen anlar, öylece kalıyordu — boşlukla dolu anlar olarak. Üzüntümüzü ya da sevincimizi değiştiremezdik, ama yüksek sesle söylemek en azından onları anlamla doldururdu.

"Cidden çok çalıştınız."

Yüzlerine yavaş yavaş rahatlama yayıldı, sanki bu basit sözlerim de bir tür ödülmüş gibi. Bunu sonuna kadar hak etmişlerdi. Ardından gelen sessizliği ilk Lee Jihye bozdu.

Dudakları titrek bir sırıtışa büküldü ve, "…Orada cidden müthiştin ahjussi. Belki Ustamdan minicik bir tık daha havalıydın, hadi bu hakkını teslim edeyim," dedi.

Lee Hyunsung ve Jung Heewon sırayla onu takip etti.

"…Cidden inanılmazdı."

"Resmen yıktın geçtin, biliyor musun?"

…Söylemek için bekledikleri şey cidden bu muydu?

Gürültülü bir şekilde gevezelik etmeye başlarken yüzümde alaycı bir gülümseme belirdi. Erken senaryoların en büyük krizini atlatmış, Seul'ü başarıyla korumuştuk. Seul, birkaç senaryo daha güvende kalacaktı.

Yan tarafımdan beni izleyen Yoo Sangah, parlak bir gülümsemeyle, "Sen de çok çalıştın, Dokja-ssi." dedi.

Belki de ödülüm budur.

Tup.

Bana bir şey çarptı. Alnını belimin yanına sürten Shin Yoosong'du. Lee Gilyoung biraz hoşnutsuzdu ama bir şey söylemedi. Elimi hafifçe başına koydum.

…Evet, bu da.



Ana katkıda bulunanlar için ek ödüller akşam dağıtıldı. Ben, Jung Heewon ve Yoo Joonghyuk, ödüllere hak kazanan, üç ana katkıda bulunandık.

[Ana Senaryo #5'in ek ödülü B-sınıfı bir beceridir.]

Böyle zorluklar yaşadıktan sonra ödül olarak B-sınıfı bir beceri almanın dengesizlik olduğunu söyleyenler çıkabilir, ama yanılırlar. Becerinin alfabenin gerilerinde bir harfle derecelendirilmiş olması, işe yaramaz olduğu anlamına gelmiyordu.

Ayrıca senaryo ödülü "serbest seçim" formundaydı. Bir başka deyişle istediğim herhangi bir B-sınıfı beceriyi seçebilirdim. Düşük sınıflar arasında bile elde edilmesi zor pek çok beceri vardı, ama gözüme kestirdiğim ve mutlaka almam gereken bir tanesi vardı.

[B-sınıfı becerilerin listesini görmek ister misin?]

On binlerce beceriden oluşan bir listeydi. Seçimimi çoktan yapmıştım, bu yüzden sayısız seçenek beni bunaltmadı.

[B-sınıfı 'Yalan Tespiti' becerisini ödül olarak almak ister misin?]

Başımı salladım ve önümde daha da parlak bir mesaj belirdi.

[Özel beceri 'Yalan Tespiti' edinildi.]

Hah, sonunda aldım işte. Onsuz işlerin ne kadar sarpa sardığını düşünmek bile asabımı bozmaya yetiyor…

Arkama dönüp Jung Heewon'un kendi seçimiyle meşgul olduğunu görünce yanımdaki Lee Jihye'ye sordum, "Hey, Yoo Joonghyuk'un nereye gittiğini biliyor musun?"

"Ah, Seolhwa-unnie ile bir yere gitti."

…Lee Seolhwa'yla mı?

Ne düşündüğümü biliyormuş gibi bana acıyan bir bakış attı.

"…Haah, sandığın gibi değil, ahjussi."

"…"

"Ciddiyim. Başından beri yanlarında olup onları izledim. O ikisi resmen birbirine yabancı, eminim."

Başımı yana eğdim.

Düşününce, 2. Regresyonda sevgili olduklarından eminim, ama 3.'de…?

Tam hatırlayamadım. Beklenmedik gelebilir ama Yoo Joonghyuk neredeyse her zaman hadım rotasını izlerdi. Peki o zaman hangi cehenneme gitmiş olabilir? Kız kardeşini almaya mı?

[Kore'de kullanılan mizahi bir tabir. Yalnızca bekâr kalmayı anlatmakla kalmaz; kabaca söylemek gerekirse Kim Dokja, Yoo Joonghyuk'un cinsel organını hiç kullanmadığını, dolayısıyla var olmasının da bir anlam taşımadığını ima etmektedir. Genellikle hikâye boyunca hiçbir romantik ilişkiye girmeyen başkahraman tipini tanımlamak için kullanılır.]

[Ana Senaryo #6, 3 gün içinde başlayacak.]

Sistem mesajı sorumu yanıtladı. Bir şekilde, Yoo Joonghyuk'un ne yapmaya gittiğini biliyormuş gibi hissettim.

Altıncı senaryodan itibaren nihayet diğer Kubbelerden cisimleşenlerle karşılaşacaktık. Dinlenmek nedir bilmeyen bir adam olduğu için muhtemelen son regresyonunda alamadığı gizli becerileri ve eşyaları almaya gitmişti. Seul Kubbesi'nde alabileceği hâlâ birkaç gizli senaryo vardı.

Bunların elimden alınması biraz canımı yakıyordu ama Yoo Joonghyuk'un onları kapması, rastgele birinin eline geçmelerinden daha iyiydi. Üstelik kalan senaryoları kolaylaştırmak için şu anki hâlinden daha güçlü olması gerekiyordu.

"Ha, sahi. Ustam sana bir mesaj iletmemi söyledi, ahjussi."

"Bana mı?"

Lee Jihye başını salladı, ardından yüzüne ciddi bir ifade takındı, kılıcının kabzasını kavradı ve ağırbaşlılıkla ilan etti, "'Kim Dokja, Yeminimiz sona erdi'."

Yüreğim hop etti. Varoluş Yemini. Tüm bu karmaşanın ortasında onu unutmuştum.

–– O zaman en azından beşinci senaryo bitene kadar bana zarar vermeyeceğine yemin et. Bunu bile yapamazsan sana cidden yardım etmem.

–– Yemin ederim.

Öyle bir Yemin etmiştik, evet… Acaba o piç beni şimdiye kadar bu yüzden mi öldürmedi?

Düşününce, o zaman da garip bir şey söylemişti.

–– Seni öldürmeyeceğim. Ama…

– Ama?

– Sana bir kere vuracağım.

Farkında olmadan yutkundum. Gitmesi bununla mı ilgiliydi? Beni tek darbede gönderecek canavar bir beceri öğrenmeye mi gitmişti?

"Yani… Ne tür bir Yemin ettiniz?"

"Bilmene gerek yok."

Evet, boşa panik yapmaya gerek yok. Shin Yoosong'un kullandığı [Canavar Lordu'nun Hassasiyeti] bende. Üstelik 3. seviye.

…[Yer İmi] üzerinden kullanabildiğim [Rüzgârın Yolu] da bende. Üstüne üstlük arkamı kollayacak güçlü yoldaşlarım var.

Lee Jihye'yle göz göze geldim.

Sırıttı ve dedi, "Ustam sana ne yaparsa yapsın yardım etmeyeceğimi biliyorsun, değil mi?"

"Senden zaten bir şey beklemiyordum."

Onun yerine her zaman güvenilir Lee Hyunsung'a baktım. Doğrusunu söylemek gerekirse Shin Yoosong'a Yoo Joonghyuk'un değil benim ekibimin parçası olduğunu söylediğinde gerçekten duygulanmıştım.

Lee Hyunsung sıkıntılı bir ifadeyle bakışlarımı karşıladı.

"Şey… Dokja-ssi…"

"Evet?"

"Açıkçası Yoo Joonghyuk-ssi'den biraz korkuyorum."

"…Ah, sorun değil. Anlıyorum."

Düşününce, Lee Hyunsung bu kadar güçlenmişti çünkü Yoo Joonghyuk ona kan ter döktürmüştü.

Lanet olsun. Pes etmek için hâlâ çok erken.

Bir de Jung Heewon vardı. Asıl romanda hiç parlama şansı bulamamıştı, ama kendi ellerimle yetiştirdiğim bir yoldaştı.

Yanağını kaşıdı ve dedi, "Niye bilmiyorum ama sponsorum aranızdaki kavgaya karışmamamı söyledi."

"…Ha?"

"Aranıza girmememi söyledi… Bu ne anlama geliyorsa."

[Takımyıldızı 'Alevin İblisvari Yargıcı' memnuniyetle gülümsüyor.]

Omurgamdan aşağı bir ürperti indi.

"Memnun" mu? Bu kanatlı velet ne karıştırıyor lan?

[Takımyıldızı 'Cennet'in Kâtibi' takımyıldızı 'Alevin İblisvari Yargıcı'na sert gözlerle bakıyor.]

[Takımyıldızı 'Alevin İblisvari Yargıcı' şaşkınlıkla zıplıyor ve ifadesini değiştiriyor.]

"Dokja-ssi."

Başımı şaşkınlıkla Yoo Sangah'a çevirdim. Bana sakince gülümsüyordu.

"Endişelenme. Joonghyuk-ssi kötü biri gibi görünmüyor."

"…İnşallah."

"İkinizin iyi arkadaş olabileceğinizden eminim."

Sözlerini duyunca iç çektim. Bu dünyanın nasıl işlediğini pek bilmiyordu. Niye bilmiyorum ama aklım Han Sooyoung'a kaydı. Yoo Joonghyuk'un nasıl bir adam olduğunu benden başka bilen tek şerefsiz oydu.

Eh, burada olsa beni koruyacak değildi zaten…

Senaryo bittiği için şu an ne karıştırdığını bilmiyordum.

Gece ilerlerken çeşitli işleri ve etraftaki eşyaları topladık. Yoo Joonghyuk hâlâ dönmemişti. Onun yerine Jung Heewon keşfe çıktı ve hayli sevindirici birkaç şeyle geri döndü. Şaşırdım.

"Hâlâ bu tür şeyler kalmış mı?"

Bize birkaç altılı bira paketi ve birkaç şişe soju getirmişti.

Gülümseyerek, "Böyle zamanlar kutlama gerektirir. Bir iki kadeh kaldıralım." dedi.

Yerleştik ve kamp ateşinin etrafında birbirimize yaklaşarak toplandık. Lee Jihye biraya uzandığında eline hızlıca bir şaplak indirdim.

"Sen reşit değilsin."

"…Ne diye benimle uğraşıyorsun? Artık yasa filan yok."

"Git çocuklarla gazoz iç."

Atışırken içkiler hızla tükendi. Jung Heewon'un yanakları kızardı ve sarhoş sarhoş söylenmeye başladı; Lee Hyunsung ise sadece iki kadar biranın ardından ayı gibi horladı. Alkole karşı göründüğünden daha zayıftı. Görünüşe göre bizim grup alkol fakirleriyle doluydu.

"İi şey işte buu…" dedi Lee Jihye, yüzünde parlak bir kızıllıkla arkasına yıkıldı; gizlice birkaç bardak yuvarlamıştı.

Şaşırtıcı biçimde Yoo Sangah'ın sıkı bir içici olduğu ortaya çıktı. Çoktan dördüncü soju şişesini yudumluyordu ama sarhoş olduğuna dair hiçbir belirti göremiyordum.

"İçkiye dayanıklıyım," diye açıkladı.

Doğru ya. Şirket dışı buluşmalarda bile çakırkeyif olduğunu hiç görmemiştim.

"…Dikkatsizce sarhoş olursam benim için kötü olur."

Sözlerindeki acılık beni vurdu. İşimiz, ondan faydalanmak için onu sarhoş etmeye çalışan piçlerle doluydu. Bu muhtemelen aklı rahat şekilde içebildiği ilk seferdi.

"Ama bugün biraz gevşememin sakıncası yoktur, değil mi?"

Her zamankinden daha solgun göründüğü için olsa gerek, garip bir biçimde gözlerimi kaçırdım.

Üstümüzdeki gökyüzünde yalnız bir ay asılıydı. Canavarların çığlıkları sessizleşmişti, en azından bu geceliğine. Onun yerine bizden biraz uzaktaki diğer içki grupları havayı eğlenceleriyle gürültüye boğmuştu. İnsanların böyle bir durumda hâlâ içebilmesi tuhaftı, ama belki onları içmeye iten tam da bu durumdu. Bu dünyada onsuz yaşayamazlardı.

Aniden bardağımın etrafında küçük kıvılcımlar parıldadı ve onu devirdi.

Çıt… Çuçuçu.

Yoo Sangah irkilerek bana baktı, ben de ona başımı salladım. Aslında içki içmemem iyi olmuştu.

Dökülen alkol, sanki biri bana eşek şakası yapıyormuşcasına yerde harf şeklini aldı.

[Takımyıldızı 'Şarap ve Esrime Tanrısı' seninle konuşmak istiyor.]

Olympus sonunda yemi yutmuştu.



RoS: Yeni Bihyung? Orijinali tercih ederim.

Önceki Sonraki

Hata ve önerilerinizi Discord Sunucumuza katılarak paylaşabilir ve yeni bölümler yayınlandığında anında haberdar olabilirsiniz!

Topluluğa katıl, teorilerini paylaş ve yeniliklerden haberdar ol!

Discord'a Katıl!