Bölüm 105: 21. Sahne — Değiştirilemeyenler III
Aslında Felaket'in bedenini ele geçirmeyi planlamamıştım. Her şeyi tamamen başka bir şekilde düşünmüştüm ama bilincim Shin Yoosong'un bedenine aktarıldığı an, planımı anında değiştirmeye karar verdim.
[Özel beceri "Bilge Okuyucunun Bakış Açısı" Aşama 3 etkinleştirildi!]
["Birinci Şahıs Yan Karakterin Bakış Açısı" etkinleştirildi.]
Açık olmak gerekirse, planı revize etmek zorundaydım.
「…Kabul edemem.」
「Peki ya ben? Yaşadığım o yıllar?」
「Benim regresyonumun karşılığında bana ne tazminat ödenecek?」
Düşüncelerinin girdaplı sellerinin altından dünyayı Shin Yoosong'un gözleriyle gördüm. Burnuyla nefes aldım, elleriyle insan öldürdüm. Düşüncelerini kendi sesiyle konuştum. Ben Shin Yoosong'dum.
["Dördüncü Duvar" şiddetle sallanıyor!]
Sonra Lee Jihye ile yüz yüze geldim. Karşılaştığımız andan itibaren burada öleceğini biliyordum. Bu yüzden daha önce hiç denemediğim bir şeyi denedim.
["Birinci Şahıs Yan Karakterin Bakış Açısı" kurgusal karakterin davranışına müdahale ediyor.]
["Dördüncü Duvar" uğursuz bir şekilde sallanıyor.]
Kafamın içinde elektrik akımları çakıp dayanılmaz bir acı getirdi. Buna rağmen, son darbeyi vurmaya hazırlandığı an Shin Yoosong'un sağ elini zayıflatabildim. Fark etmeyeceği kadar ince bir ayardı, ama kesinlikle başarmıştım — çünkü Lee Jihye ölmedi.
[Kurgusal karakter Shin Yoosong'u anlayışın arttı.]
Aynı şey Lee Hyunsung'la da tekrarlandı. Zihnim yavaş yavaş dağılmaya başladı ama bununla daha fazlasını yapabilirdim. Zihinsel gücümün daha fazlasını verip Shin Yoosong'un bedeni üzerindeki etki alanımı genişlettim. Ve sonunda, tam Lee Gilyoung'un boynunu kavrarken…
"K-Kimsin sen?"
…sağ elinin tam kontrolünü ele aldım.
[Kurgusal karakter Shin Yoosong'u anlayışın çok yüksek.]
Başka birinin kolu benim isteğime göre hareket ediyordu. Hayret verici bir deneyimdi.
"…Ahjussi?" diye sordu genç Shin Yoosong.
"Çık içimden!" diye haykırdı Felaket Shin Yoosong.
Kontrolüm altındaki kol kasılmaya başladı. Kararırken anormal bir şekilde büküldü. Damarları her an patlayacakmış gibi şişti. Genç Shin Yoosong kararan kola yapışmak için atıldı.
"Ahjussi, oradasın, değil mi? Ahjussi!"
Mantıklılık Fırtınası'nınkine benzer güçlü kıvılcımlar bağlantılarının çevresinde çıtırdadı. Şaşıran kalabalık bakmak için yaklaştı ama azgın kıvılcımlar onları savurdu. Felaket Shin Yoosong ile Genç Shin Yoosong göz göze geldi, anıların dalgaları kesişti.
「"Ahjussi."」
「"Kaptan."」
İmkânsızdı. Kopuk Film Teorisi doğruysa, ikisi aynı anda var olsalar bile tarihlerinin bağlantı kurabilmesi mümkün olmamalıydı.
「"Beni… öldürebilirsin. Hazırım."」
「"Hayatta kalmak istemiştim."」
Yine de bu teori sadece kurgusal karakterler için geçerliydi ve ben romanın dışından gelmiştim. Ya… varlığım anılarını birbirine bağlamada bir rol oynuyorsa? Birbirine bağlanmaması gereken iki film, kısa süreliğine de olsa birleştiyse?
Gözlerimi kapadığımda iki Shin Yoosong'un da elimi tuttuğunu hissedebiliyordum. 3. Regresyon ile 41. Regresyonun iki ayrı zaman çizgisi karşı karşıya gelmişti.

* Resmi roman görseli
「"Ben de yaşamaya layık mıyım?"」
「"Benim gibi bir hayatın ne değeri var?"」
"Hayır! Bu… Bu anılar…" diye kekeledi panikleyen Felaket Shin Yoosong, soluk dudaklarını ısırdı.
İçinde güçlü bir enerji toplandı; bir şeyin yırtılma sesiyle genç hâlini koldan uzağa fırlattı. Benden kurtulmak için umutsuz bir çabayla kendi etini sıkıp burktu.
Çek… Yırrt!
Yedi delikten kan akarken dövüş gücü hızla düştü. Pervasız Büyü Gücü kullanımı yüzünden zihni ile bedeni arasındaki denge çöküyordu.
「Shin Yoosong! Bekle! Yapma bunu!」
"AAĞHH!"
Başını kavradı ve beni bir şekilde dışarı atmak için tüm gücüyle uğraştı. Paylaştığımız duyular, acıyla karışmış kabaran mide bulantısından çıldırıyormuşum gibi hissettirdi. Bu yüzden saçları beyazlaşıyordu. Bir an düşündüm: Buna dayanmayı sürdürürsem Felaket Shin Yoosong…
…Lanet olsun!
.
.
.
Bilincim bedeninden ayrıldığı an tüm duyular kayboldu.
[Beceri çatışma hatası giderildi.]
[Özel nitelik "Öldürmeyen Kral"ın ertelenen faydası yeniden etkinleştirildi.]
[Bedenin ölümden diriltiliyor.]
…
Doğru seçim olmayabilir ama bir şans vermek istedim.
[Cinsiyet değişiminden hoşlanan bir takımyıldızı hayal kırıklığına uğradı.]
Yapmasam hep pişman olurdum.
[Etinin yeniden inşası başladı.]
[Özel beceri "Dördüncü Duvar" ölümünün neden olduğu psikolojik şoku dengeledi.]
["Bilge Okuyucunun Bakış Açısı" Aşama 3 kullanım ödülü hazırlanıyor.]
Ateş ejderhasıyla ölümümün ardından ikinci dirilişim böyle geldi.
Çevresel sinirlerimin titizlikle yeniden inşa edilmesinin verdiği hisle yine kıvrandım. Parçacık parçacık yeniden örülen ciğerlerim havayla doldu; ardından optik sinirlerim bir araya gelip bana yeniden görme yetimi kazandırdığında dünya önümde belirdi. Sonunda, zihnimin soyut işleyişi kusursuz biçimde beyin kabuğumun yumuşak kıvrımlarına nakledildi.
[Özel nitelik "Öldürmeyen Kral"ın faydası tamamlandı.]
[100 Karma Puanı tüketildi.]
[Bedeninin kirleri tamamen arındırıldı ve fiziksel performansın güçlendirildi.]
[Canlılık ile Büyü Gücü 2 seviye arttı.]
[Senaryonun genel stat sınırını aştın.]
Hahh… Neyse ki bu sefer edepsiz hâlimi kimse göremez.
Etrafa bakındım ve dağılmış eşyalarımla kıyafetlerimi buldum. Neyse ki kimse henüz almamıştı. Görülmekten korkarak kıyafetlerimi hızlıca toparladım ve giymeye başladım, derken arkamdan donmama yol açan bir ses duydum.
"…Kim Dokja?"
Ah, düşününce, bu velet hemen yanımdaydı.
Mahcup bir şekilde geri baktım ve Yoo Joonghyuk'un inanmazlık dolu gözlerle bana baktığını gördüm. Hâlâ Kükürt Mumyaları'nın sargılarıyla bağlı olduğu yerde omuzları titriyordu.
"Nasıl olur lan…?"
İçimi çektim. [Öldürmeyen Kral]'ı burada açıklayamazdım.
"…Bir daha beni öldüreceğini söyleme. Şimdi ölürsem gerçekten temelli giderim."
"Kim Dokja, seni piç—!"
"Açıklamaları sonraya bırakalım ve şimdilik birlikte çalışalım. Vakit yok."
Onu bağlarından kurtarmak için İnanç Kılıcı'nı savurdum. Mumyalar çığlık atıp gözlerini bana dikti; ben de [Yer İmi] üzerinden [Rüzgârın Yolu]nu etkinleştirmiştim bile.
Vışşt!
Yaralı Yoo Joonghyuk'u omzuma alıp donmuş Han Nehri boyunca süratle koştum. Yongsan İlçesi'nin üzerine siyah bir aura çökmüştü; cisimleşenlerin canavarlarla dövüştüğünü görebiliyordum. Felaket Shin Yoosong'un kesin olarak orada olduğu açıktı.
"Ahjussi?"
"Dokja-ssi!"
Bizi görür görmez ekibimdeki üyeler koştu.
Yoo Joonghyuk'u yere indirip emrettim, "Burada kal ve dinlen."
Doğruca Felaket Shin Yoosong'a yöneldim.
"Dokja-ssi, tehlikeli!"
"Sorun yok."
Lee Hyunsung'un beni durdurma çabalarını savuşturup yürümeye devam ettim.
"Shin Yoosong."
Bir zamanlar ezici güçteki Sellerin Felaketi yere yığılmıştı. Saçları tamamen beyazlamıştı, kanı etrafında birikmişti. Hâlâ yaydığı korkunç aura yüzünden cisimleşenler yaklaşmaya cesaret edemiyordu, ama hep birlikte çalışırlarsa şimdiki hâlini öldürebileceklerinden emindim.
"Sen… kim… sin?" diye sordu, titreyen gözlerle bana yukarı baktı. "Hepsi mahvoldu… senin yüzünden… Hiçbiri benim regresyonumda yaşanmamıştı."
Bin yıldan fazla dayanan ruh korkudan titriyordu.
"Evet, hiçbiri yaşanmamıştı."
Yoo Joonghyuk'un değiştiğini görünce inancı çatlamaya başlamıştı, genç benliğiyle temas kurduktan sonra ise tamamen dağıldı. Yoo Joonghyuk'a karşı duyduğu nefret ve bin yıl boyunca biriken öfke — o güçlü duygular, belki bu dünyanın değişebileceğine dair yeni bir umutla aldığı anıların ağırlığı altında çöktü.
O küçücük umut kıvılcımını gördü, o küçük ışıkla birlikte ezici umutsuzluğu da geldi.
Yanına durdum ve diz çöktüm. Yanan gözlerle bana baktı.
"Burada olmana sevindim."
Düşüncelerim, şu an en çok ne duymak isteyebileceğine takıldı. Bu TWSA'da yazmıyordu. Kelimeleri kendi başıma sıralamak zorundaydım.
Eğer Shin Yoosong olsaydım…
"Seni uzun zamandır bekliyorum."
Gözleri telaşla titredi.
"…Bekliyor musun? Kimsin sen ya?"
"Senin istediğin dünyayı isteyen biri."
Kaybolmuş görünüyordu.
「Ben…」
Yoo Sangah ben dikkat etmezken yanımıza yaklaştı ve elini omzuma koydu.
"Dokja-ssi."
Başımı sallayıp ayağa kalktım. Yoldaşlarımın hepsi bana bakıyordu.
Hepsine teker teker bakıp dedim, "Herkes,"
Sellerin Felaketi sahnesinden gerçekten zevk almıştım. Onda görünen tüm karakterleri sevmiş ve onları derinden önemsemiştim. Yine de tam da bu yüzden, bir parçam bunun hiç yaşanmamış olmasını dilerdi.
"Felaket'i öldürmeyeceğim."
İçimdeki düşünceler şuydu: Asıl 3. regresyonda, varlıkları birbirine bağlandıktan sonra Sellerin Felaketi genç Shin Yoosong'la birlikte ölmüştü. Ama belki o sahnenin başka bir olası sonu vardı — daha bilmediğim biri. Daha önce hiç denenmemiş bir şey.
"İtiraz kabul etmem. Bu seferlik, hepinizin inatçı isteğime göz yummasını umuyorum."
"Ahjussi, ne saçmalıyorsun?"
Beşinci senaryonun süre sınırı yoktu. O yüzden Sellerin Felaketi rolünden vazgeçerse ve biz de onu avlamazsak… bu senaryo kimsenin ölmesine gerek kalmadan devam edemez miydi?
Bazıları anlamış gibi bana bakarken, diğerleri sadece şaşkındı. İlk başını sallayan Yoo Sangah, ilk konuşan Lee Hyunsung oldu.
"Bir planınız olmalı. İsteğinizi takip ederim, Dokja-ssi."
"Sen istiyorsan benim için sorun yok, Hyung. Ama Titano'ya vurduğu için ben de ona vurabilir miyim?" diye sordu Lee Gilyoung.
"Sıçayım, ne istersen yap, Ahjussi," dedi Lee Jihye. "İstediğini ne zaman yapmadın ki? Ama bu cidden uygun mu?"
Yorumlarını dinlerken genç Shin Yoosong'a baktım.
"Ben…"
Gözlerinin köşelerinde yaşlar belirdi. Gelecekteki hâlinin yaşadığı her şeyi muhtemelen görmüştü. Bu yüzden fikrini sormak başlı başına zalimceydi. Çocuğun saçını nazikçe okşadım, sonunda Felaket Shin Yoosong'a tekrar baktım. Yüzü yaralı bir hayvanınki gibi çarpıldı.
"Beni bağışlayacak mısın?" diye sordu. "Güldürme beni. Bunu sen mi söylüyorsun?"
Her şeyini kaybettikten sonra ona kalan tek şey kırılgan gururuydu.
"Yaşadığım 41. regresyon yok artık. Hatırladığım insanlar bu evrende de hiçbir dünya-çizgisinde de yok. Bütün o yılları, bütün o zamanı ne bilirsin ki? Bütün bunları unutup öylece nasıl…!"
Yoo Joonghyuk'un ona baktığını fark edince aniden durdu.
"…"
İşte o zaman aslında ne söylediğini fark etti.
Dünyasını yitirmek. Sevdiklerini yitirmek. Buna rağmen o dünyada yine yaşamak zorunda olmak. Hüznünü anlayan tek bir kişi vardı.
"Her regresör, henüz yaşanmamış şeylerden nefret ederek yaşar," dedi Regresör Yoo Joonghyuk. "Şu kişi gelecekte kötü olacak, o yüzden onu öldürürüm. Bir başka kişi eninde sonunda yoldaşımı öldürür, o yüzden onları öldürürüm. Bazen yoldaşım olacağı için hayatını kurtaracağım birine rastlarım."
Gözlerinde açıkça okuduğum duygular, onu ilk kez yabancı hissettirdi bana. Daha önce bu kadar dürüst olduğunu hiç görmemiştim.
"Bunların hiçbirinin henüz yaşanmadığını biliyorum. Beni hatırlamadıklarını biliyorum, henüz yanlış bir şey yapmadıklarını da biliyorum. Yine de yapacaklarına inanıyor ve buna göre davranıyorum. Hepsi 'kesin olacak şeyler', çünkü aksine inanırsam yaşayamam."
Shin Yoosong'un gözlerinde tekrar öfke kabardı.
"Aynen! Sen böyle yaşadığın için ben ve yoldaşlarım—"
"O yüzden sen de böyle yaşamalısın, Shin Yoosong."
"…Ne?"
"Eğer öyle istiyorsan nefretini seve seve taşırım."
Sözleri beni hüzünden suskunlaştırdı.
"Beni öldürmek uğruna bu regresyonu yaşa."
Sonra sırtını döndü. Muhtemelen söyleyebileceği en sıcak şey buydu. Sırtının ve kalbinin ne kadar geniş olduğunu — kendi kalbimi ağırlaştıracak kadar geniş ve yalnız olduğunu — ilk kez fark ettim.
Shin Yoosong ağzı açık bir şekilde onu izledi.
Yoo Joonghyuk, dünyanın nefretine herkesten daha çok katlanmaya alışmış biriydi. Başkalarının unuttuğu geçmişleri hatırlamakla yükümlü bir varlık, ebedi yalnızlığa lanetli biriydi. Bir [Regresör]'dü.
Kaderin zalim cilvesiyle, bin yıl boyunca nefret ettiği adamı tam da yaşadığı binlerce yıl yüzünden anlamaya başladı.
"Kaptan… Bekle, Kaptan!" diye uzaklaşırken arkasından haykırdı.
Kalbinde yayılan dalgalanmaları açıkça hissedebildim.
「…Cidden böyle yaşamak normal mi?」
「Bu yeterli bir sebep mi?」
「Bu dünyadan vazgeçmek zorunda değil miyim…?」
Bazen öfke sönmez, hüzün de silinmezdi. Yine de yaşamaya devam ettiğin sürece kurtuluş eninde sonunda seni bulurdu.
Ona dedim, "Shin Yoosong, bu artık senin yeni 'regresyonun'."
Bir okur olduğum için hiçbir şeyi değiştirememiştim. Ama şimdi bunu, tam da bir okur olduğum için değiştirebilirdim.
En azından öyle sanıyordum… ta ki hepimiz orta düzey bir dokkaebi'nin sesini duyana kadar.
RoS: Tüyleri diken diken eden bir bölüm daha... Yüzlerce yılın yalnızlığı, aynı dünyayı tekrar tekrar yaşayan regresörün çaresiz yalnızlığı. Yoo Joonghyuk'u bu bölümlerde içten ve samimi görmek çok güzeldi. Konuştuğu her cümlede yalnızlığının ağırlığını, anlatılamayan çaresizliği hissedebiliyorum...
Umarım gelen Dokkaebi Bihyung'dur.